BİRLEŞİK KRALLIK- İSKOÇYA- Glasgow

İSKOÇYA

İskoçya büyük bir hevesle gezerek gaydalı, kiltli harika fotoğraflar çekmeyi hayal ettiğim bir ülke. Bizim Karadeniz’imizin tulumu gibi her yerde gayda çalan görürüm umarım diyor yola revan oluyoruz. Bakalım göreceğiz. Belfast limanından feribotla başlayan yolculuğumuz harika manzara eşliğinde çok güzel geçiyor.

1-img_4069-1

Yolculuğumuz, 2,5 saat sonra İskoçya’nın en güney batısında çok geniş bir körfezde yer alan Caırnryan limanında son buldu.

Büyük Britanya’yı oluşturan dört ülke var demiştik ve dördüncüsü olan İskoçya’ya da adım atmış olduk. Otobüsten inmeden, pasaportlar toplandı ama hemen geri geldi. Yine ortada olmayan gümrükten de geçtik 😉 Kuzey İrlanda’dan geliyoruz olsun o kadar yani…

Glasgow’a 1 saat 40 dk ‘lık mesafedeyiz. Yol üstünde Ayr kasabası var oraya kadar olan manzara harikadır, deniz kenarından geçeceğimiz için de İskoçyanın sahil kasabalarını görmüş olacaksınız diyen rehberimiz Sinan Aydın’dan ön bilgileri almaya başlıyoruz. Scotland yani skoçların adası toprağı, 80 bin km karelik bir alanı kapsar. Çoğu balıkçılıkla geçinen kasabalardan inişli çıkışlı ormanlardan, vadilerden geçecek olsak da bu bölge İskoçyanın kuzeydeki highland denilen yüksek dağlık bölgesi değil lowland yani alçak -düz kırsal bölgesidir.

Şu anda lowland’in en güzey kısmındayız. Girvan diye bir yerleşim yerinden geçiyoruz. Evler çok güzel. Birbirinin aynı ve hepsi de kırmızı tuğladan yapılmış. Ne anlayacaktık?-Victoria dönemi mimarisi 👍

3-IMG_4128

Gerçekten çok güzel yerlerden geçiyoruz yine güzel bir panoya denk geldim sanırım bir balıkçı dükkanı…

4-IMG_4134

Gezimiz lowland ile sınırlı ama esas hayalini kurduğunuz belgesellerde muhteşem doğasını seyrettiğiniz İskoçya highland yani kuzeyde imiş. Maalesef hiçbir tur acentesinin programında kuzey yer almıyor, çünkü turun en az 3 gün daha uzaması gerekir ki, o zaman da hayli maliyetli oluyor. Neyse bilgilere dönelim.

Ülkede toplam 7 tane şehir vardır başkenti Edinburg’dur. Burada da yine idari şekil farklıdır. Kontluklar vardır. Yani her kasaba bir şehire bağlı değil, kontluğa bağlıdır. Para birimi Paund Sterling’dir. Galliç dedikleri kendi İskoç dilleri vardır ama bugün kullanan çok azdır. 

Birleşik krallıkta 40 bin göl vardır bunun da 32 bini İskoçya’dadır. Birçoğuna da biz göl demeyiz küçücüktür. Ada olayı da aynıdır küçücük bir sürü 790 tane adası vardır ama sadece 52-53 tanesinde yerleşim vardır. İskoçya’nın tamamında nüfus 8 milyon iken tüm dünyada yaşayan İskoçyalı sayısı 50 milyon civarındadır. Hatırlayın 1800’lü yıllarda mezhep çatışmasından kaçıp Amerikaya, başka ülkelere göç etmişlerdi.  İrlandalılar gibi Skotish root denen İskoç kökenli Amerikalı da hayli çoktur. Hatta filmlerde görmüşsünüzdür cenaze merasimlerinde gayda falan çalınır hep bu nedenledir. Hep deriz ya Amerika country müziğinin kökeni İrlanda’nındır, resmi törenlerde kullanılan enstrüman da İskoç’ların gaydasıdır.

Eveet insan nüfusunun 8 milyon olduğu İskoçyada hayvan nüfusu ise 10 milyon civarındaymış. Yani İskoçya tam bir et, yün ve viski ülkesi halk geçimini onlardan sağlar. Koyunlar, evet her taraf koyun dolu maşallah. Yol boyunca manzara hiç değişmedi.

5-IMG_4115

    Ama ülkenin ekonomisinin en önemli gelir kaynağı; kuzey denizinde 1960-70 li yıllarda buldukları petrol yataklarından çıkardıkları petroldür. Tabi turizmi unutmamak gerekir. Maybole yerleşim yerinden geçiyoruz şato gibi yapı gözüme takıldı.                                                                                                                                                                                                                                                                               

6-IMG_4151-Maybole

İskoçların önemli sembollerinden biri deve dikeni-thistle-dir, diğeri etek-skirt-dir.  Aman sakın bir İskoç erkeğine neden etek giyiyorsun demeyin. Onlar Kilt giyerler, skirt’i yani eteği kadınlar giyer. Çok bilinen bir laf var; gerçek aşk aynı Kilt’i giymektir. Ve yine iskoçyalılık demek ekose demektir. Bizim zamanımızda ekose pileli etekler çok modaydı tabii mini etek zamanı bayılarak giyerdik. Ekose yün çoraplar, diz üstü battaniyeler hala revaçta. Ekose, Fransızca İskoç demekmiş dilimize de pek çok fransızca kelime gibi bu şekilde girmiş. Aslında İskoçlar bizim ekose dediğimiz kumaşa tartan derler. Ekose eski dönemde klan sembolü olduğundan 100’e yakın çeşidi vardır ve giydiğiniz ekose çeşidine göre hangi klandan olduğunuz bellidir. Şimdi pek bilinmiyor ama kartpostallarda ve anahtarlıklıklarda yaşatılıyor.

Aklımızı ev kiralarıyla bozmuşuz gibi nedense hemen ev kiralarını soruyoruz. Herşeyimiz para oldu ya. 🤭 Kasabalarda 3+1 evlerin kirası 800 Paund’muş hımm ucuz yani. 🤔

İskoçya golf sporunun anavatanıdır desek yanlış olmaz. Hemen hemen her kasabada bir golf sahası vardır. Viski üretimi ile de bilinir. Viski beş farklı bölgede çıkar dolayısıyla isli, meyve aromalı vs gibi lezzetleri de farklıdır. Viski İskoç lehçesinde * hayat suyu * anlamına gelir. Single Malt en kalite İskoç viskisidir ve İskoç sınırları dahilinde üretilip en az 8 yıl da meşe fıçıda bekletilmelidir. İskoçlar bu konuyu çok önemser yasa bile çıkartmışlardır. 1830 yılına kadar dünyada bilinmiyor sadece İrlandalılar ve İskoçlar tarafından üretilip içiliyordu. Çok sert bir içki idi bakır imbiklerde geleneksel tarzda üretildiği için de pahalıya mal oluyordu. 1831 yılına gelindiğinde adı Alainas Coffe olan bir İskoç üretici bugün bilinen sürekli damıtım imbiğini buluyor. Ve bu sistemle çok daha hızlı, daha rafine ve çok daha fazla üretim yapılabiliyor. Neticede 1850’den itibaren de tüm dünyaca tanınır oluyor.

 Viski adının ilk bilinen kayıtlı tarihi 1480’dir. İrlandada John Koor diye bir papaz –öldüğümde ardımdan en çok ağlayanlara viski yapılıp dağıtılsın demiş ve ardında 400 kg tahıl parası miras bırakmış. 🤭🤩 Neyse…. Bizim van gölü canavarı gibi yöre halkının Nessie adını verdiği efsanevi canavarıyla ünlü, 5 tane nehirle beslenen gölleri var Loch Ness. 

Bu arada Glasgow’a da geldik. Saat 20:22 inanmazsanız bakın. Kısa bir panoramik şehir turu yapıyoruz.

7-IMG_4161Glaskow

                 GLASGOW

                Glasgow İskoçyanın en büyük, Birleşik Krallığın da üçüncü büyük ve hareketli şehridir. Buna rağmen nüfusu 600 bin civarındadır.  Ortasından şehri ikiye bölen Clyde nehri geçer.. Sonra batıya doğru akarak greenock’tan geniş bir haliç yaparak denize dökülür. Haliç çevresinde de tersaneler vardır dolayısıyla Glasgow 1850 lerden beri gemi üretiminde ve sanayide hayli ileri durumdadır. İngilizceleri hayli ağdalıdır ve anlaması zordur. Eski Victoria dönemi binaları aynen duruyor ve yeni tip çok katlı yüksek binalar da yapılıyor. Merkeze gidiyoruz. Turistik bir şehir değil ama çok güzel bir meydanı var George meydanı burada ineceğiz.

8-IMG_4183

Victoria döneminde Kral George için düzenlenmiş bugünkü şeklini almıştır. 12 civarında çok güzel heykeli var. Aynı zamanda Britanyanın da en etkileyici Belediye binası da buradadır.

11-IMG_0679
Glasgow- George Square-city Chambers

Evet burada otobüsten indik gerçekten çok görkemli bir meydan ve belediye binası. Önünde de yine 1. Dünya savaşında ölen İskoçyalılar için yapılan anıt mezar- daha önceki yazımda anlatmıştım merak edenler bakınız Cenotaph. 

Meydanın ortasında yüksek bir sütun var üstünde de İskoçların manevi babası, ulusal lideri Sir Walter Scott’un heykeli var.

9-IMG_4185
Glasgow-George Square-Sir Wolter Scot monument

Kısa bir yürüyüş yapalım sonra ayrılırız dedik. Gueen Street caddesinden geçerken güzel bir bina ve önünde atlı bir heykel vardı.

12-IMG_0680
Glasgow- Gallery of Modern Art- Wellington monument

Atlı heykel; Napolyon’un yayılmacı politikasına son vermiş İngiltere’nin 1800′ lerde dünyanın süper gücü olmasına çok fazla katkısı olan İngiliz orduları komutanı, Waterloo Kahramanı Sör Arthur Wellesley- Dük of Wellington’a aittir. Wellington‘u daha önceki yazıma göz atarsanız çok güzel anlatmıştım. Burada heykelin tepesinde neden trafik kukaları var anlatalım. Ülke genelinde 30’dan fazla heykeli olan Wellington’un en çok bu heykeli ciddiyeten uzak, hatta çok da komiktir.

Tamam hikayesi geliyor: Bir grup genç, gece eğlence dönüşü içkili kafayla heykele tırmanır ve trafikte kullanılan barikat kukalarından birkaç tanesini heykele takar. Ertesi günü durumu fark eden belediye hemen kukaları kaldırsa da ilerleyen günlerde olay 1-2-3 gün defalarca sürer gider. Derken durum ulusal basına yansır ve olay “ciddi” bir mücadeleye dönüşür. Belediye böyle rezalet olmaz saygı nerede kaldı? dese de, meclis komisyonda bir karar alarak Sir Arthur Wellesley’in başındaki kukanın şehir kültürünün önemli bir parçası olduğunu kabul eder. Gençlik her zaman kazanır… 💃💃💃   Çok kısa bir süre içerisinde de “başı trafik kukalı Wellington Dükü” Glasgow’un yeni şehir sembolü haline geldiği gibi hemen önünde bulunduğu Modern Sanat Galerisi’nin de açık havada sergilediği bir çeşit “modern sanat eserine” dönüşür. Hakikaten de öyle bakınız. Sanat galerisine girerseniz de hediyelik eşyalar kısmında heykelin kukalı anahtarlık, magnet vs. bulabilirsiniz.

12A-IMG_0733
Glasgow- Modern sanat galerisi

Modern Sanat Galerisi 1778 yılında köle ticareti yapan Lord Lainshaw William’ın evi olarak yapılmış. Sonraki yıllarda farklı şekillerde de kullanılmış ve 1996 yılında da sanat galerisi olarak faaliyet göstermiş. Galerinin hemen solundan Royal Exchange  Square’den geçtik.

13-IMG_0683
Glasgow-Royal Exchange Square

Bir hayli çok eski, çoğu Singer marka dikiş makinaları ile dekore edilmiş bir mağazaya denk geldik. Öyle böyle değil inanılmaz miktarda dikiş makinası iki cephe vitrini kaplamıştı. Türk marka dikiş makinaları çoğunluktaydı şaşırdım. Mesela yine okuyabildiklerim eskilerden Zetina, Numan, Omega, Santral, Alemdar, Elmas vs. Rehberimiz Sinan Aydın  kendisi zaten Londra’da yaşıyor 1300 sayabilmiş en az 1500 tane vardı dedi.

14-IMG_0688

Buradan sola dönüp ileri doğru gidiyoruz nihayet Buchanan Street’teyiz. Yaya trafiğine kapalı alış-veriş caddesi. Ne gam zaten saat 21.00 olmuş mağazalar kapanmış. Ben fotoğraf peşindeyim. 💃💃💃

15-IMG_0691
Glasgow- Buchanan Street

Çok güzel Victoria dönemi binalar, birini ferforje Tavuskuşu ile süslemişler.

16-IMG_0693

Her zamanki gibi ara sokakları arşınladık. Hayır kaybolma ihtimali çok düşük bir şehir. 😀  Ara sokaklar hep bir şeyleri saklar derim ben işte güzel bir bar girişi yakaladım. 

Glasgow’un gece hayatı çok hareketliymiş. George meydanında da müzisyenler vardı. Buluşma yeri olan George meydanına doğru gidelim bakalım daha neler görürüz.

Arygle caddesine çıkmışız hayli kalabalık yine tam bir alış-veriş mekanı. Bu caddede de ünlü butikler özellikle Argyle Arcade İskoçyanın en büyük ve ünlü kuyumcularının olduğu merkezmiş.

19-IMG_0706
Argyle Street

İlerledikçe Merchant City bölgesine geliyorsunuz. Burası da tasarım butiklerin, yıldızlı gurme şefleri olan lüks lokantaların, özel barların bulunduğu kültürel bir mekan. Çok eskiden pazar yeriymiş. Glasgow Croos denen dörtyol ağzı-üçyol ağzı neyse benim dediğim olsun çoklu köşe ağzı. 😂😂😂

IMG_0707A
Glasgow-Merchant City-Trongate Steeple

Merchant City (Tüccarlar meydanı) bölgesinde iki tane saat kulesi vardı, biri  üstteki çanlı kule Trongate Steeple. Diğeri Alttaki Tolboot saat kulesi. Bu kule ilk kez 1600’lü yıllarda yapılmış yedi katlı. Tolbooth 1921’de yıkılmış sadece görünen bu kısmı kalmış. Eskiden Tolbooth şehire girişte bulunur, kim geldi kim gitti çetelesi tutulur gerekirse gelenlerin vergisi burada alınırdı.

IMG_4279
Glasgow-Tolboot stemple

Bu bölge daha önce pazar yeriymiş ya da ticaretin en yoğun olduğu yer, tüccarlar gelir mallarını burada tanıtır ve satarlar bir kontratlarını burada imzalarlardı. Kulenin önündeki üzerinde İskoçyanın sembolu olan unicorn -tek boynuzlu at var. Böyle yapıya Haç deniyor. Zamanında her pazar yerinde olan günlük bildirilerin okunduğu bir platform da denebilir.

Fotoğrafta görünen çocuk heykeli zamanında İstanbul sokaklarını da süsleyen inek heykelleri gibi etkinlik bildirisi için konmuş. Herhangi bir vakıf veya bir yardım kuruluşuna para toplamak amaçlı. Ara ara şekli de değişiyormuş. Geçen aylarda horoz heykeli varmış.

20-IMG_0713
Glasgow

İngram denen caddede bu güzel yapıya rastladık. Üstünde Savings Bank (vaktiyle merkez bankası olmuş olabilir) yazsa da lüks bir mağazaydı.

21-IMG_0720
Glasgow-Ingram Street-JIGSAW mağazası

Köşedeki bu bina da 19.yy’dan kalma lüks bir restoranmış uzaktan kilise sandım. Vaktiyle doğumevi olarak yapılmış. 😀 Bu arada caddenin adı John Street oldu. 🙄

22-IMG_0724
Hutchesons Restoran

Buluşma yerimize doğru gidiyoruz. Bu güzel kemerli kapılardan geçince güzel restoranlara geliyorsunuz zaten City Chambers’in arkası.

23-IMG_0725
Glasgow- John Street
24-IMG_0726
Glasgow-John Street

Yavaştan hava da kararmaya başladı. 

26-IMG_0734
Glasgow-Queen Street

 

27-IMG_0728
Glasgow-George Square

Bugünlük bu kadar diyor otele dönüyoruz. Otel çok güzeldi ve ertesi sabah (03-Ağustos-2019) Glasgow’un iki önemli merkezinin de otele yakın olduğunu gördüysek de gezemedik. Yolumuz Halk sarayına doğru. Önce hemen önümüzde bir sürpriz vardı. Adı Mezze evet mezeleri ile ün yapmış  halis muhlis Türk restoran&bar. 

28-IMG_0751
Glasgow-Mezze Restaurant&Bar

Hemen karşıda görünen ilk metal yapı, üçgenimsi olan Glasgow’un Armadillosu deniyor. Armadillo karıncayiyen’e benzeyen böyle üstü kabuk, kabuk bir hayvandır, düşman gördüğü zaman korunmak için tostoparlak olur.Bu yapıda ona benzediği için Glasgow’un Armadillosu diyorlar. Büyük konserlerin olduğu 3000 kişilik etkinlik salonu. Milenyum da Dünyanın heryerinde köprüler vs’ler yapıldı ya, işte bu salon da  2000 yılında şehrin sembol bir binası olarak yapılıp açılmış. İskoçya’nın *yetenek sizsiniz* yarışması burada çekilmiş.

29-IMG_0745
Glasgow-Armadillo– The SSE Hydro ARENA

Yanındaki yuvarlak bina da 2013 yılında yapılan çok amaçlı Arena, biz de de var gitmedim ama torunuma giderken yolda dikkatimi çeken İstanbul’da  Volkswagen Arena gibi. 2013 yılında ilk kez açılışı Rod Stewart konseri ile olmuş.

Yolumuz hemen yakında Halk Sarayına doğru bir yapıya gidiyoruz. Gösterişli olduğu için saray deniyor, saray değil elbette ama madem kontlar vs. sarayda yaşıyor halk da saraylara layıktır bu da halkın sarayı olsun diyor sembolik bu binayı yapıyorlar. Kısaca 1898 de Kraliçe Victoria döneminde yapılmış sanayi devrimi ile zenginleşen Glasgow’un halkına sunduğu yapılardan biri. Boş zaman geçirme binası gibi -çay kahve içer arkadaki güzel bahçede dolaşırlarmış. Genelde orta tabakanın rağbet ettiği bir yer.

IMG_0767
Glasgow- People’s Palace

Çok güzel kırmızı taştan yapılmış bir de fıskiyeli, havuzlu çeşme var. Üstünde de olmazsa olmazları Kraliçe Victoria’nın heykeli. 🤷‍♀️ Altında melekleri, bir altında koruyucuları heykelin en altında da dört yöne bakan dört kompozisyon var. Kraliçe Victoria’nın dünyadaki topraklarını ifade ediyor. Işık güzel olunca fotoğraf da güzel oluyor. 😍😍😍

IMG_0763
Glasgow- People’s Palace-Victoria çeşmesi

Üstteki fotoğrafın yönüne göre yazıyorum; görünen Avustralya, sol yanında Amerika, sağ yanına da Güney Afrika, tam arkasında da Hindistanlı kadın-erkek ve o ülkenin yerel özellikleri sembolize edilmiş. Alttaki fotoğrafta daha iyi görünecek. Çoook beğendim.

IMG_0757
Glasgow- People’s Palace-Victoria çeşmesi

İskoya’nın sembolik değeri yüksek yapılarından biridir. Heryerde olduğu gibi Glasgow’da da bir Trafalgar-Nelson dikilitaşı var. 1806 yılında Trafalgar kahramanı Koramiral Horatio Nelson onuruna, ölümünden iki yıl sonra dikilmiştir.

IMG_0768
Glasgow- Trafalgar Obelisk- People’s Palace

Bir yazının daha sonuna geldik sayılır. Ama  her ne kadar biz hanımları cezbetmese de Glasgow denince futboldan konuşmadan geçilmez. Evet hepimiz (erkekler hariç) hiç olmadı Glasgow Rangers-Celtics  adını duymuşuzdur. 120 yıldır İskoç ligi var ve 120 yıldır da İskoçlar bu ezeli rekabeti izliyor ve taraf tutuyorlar. Kim kazanıyor derseniz Rangers yani protestanlar bir adım önde. Evet anladınız! Celtics ise katolik.

Neyse bir de, bizde ve dünyada izlenen Mel Gibson’un Braveheart filmiyle tanınan( Gibson’ın hem oynayıp hem de yönettiği ve 5 dalda Oscar almış filmdir) bir de ulusal kahramanları vardır William Wallace. Filmde 1200’lü yılların sonlarına doğru yaşamış İskoçlu bir soylu veya kabile reisinin oğluydu. Anne-baba katledilince amcasının yanında Fransa’da büyüdü sonra da geri döndü şeklinde işlenmişti. İngilizlerin İskoçyayı işgali sırasında ve işgal ettikleri dönemde yaşamış bir isim. Toplumun lideri haline gelirse de soylular değil alt tabaka destekliyor. Zira *uzunbacaklı dedikleri* Edward’dan çok korkuyorlar. Daha önce anlatmıştım hatırlayalım İngilizlerin protestanlaştırma eziyetlerine katlanamayıp ilk önce İskoçlar protestan olmuştu. İngilizlerle Sitirling köprüsünde yaptıkları savaştan (2300 İskoçlu asker 10 bin İngiliz askerine karşı) galip çıkarlar. Ve William halk kahramanı olur, savaş da; Stirling köprüsü savaşı diye tarihe geçer.

Evet bir yazının da bu kez sonuna geldik. Glasgow benim İskoç hayallerime hiç uymasa da , şüphesiz tarihi binaları ile ilgimi çekti. Özellikle gidilesi bir yer mi? Gezin kararı siz verin. Renkler ve zevkler tartışılmaz. Bir güzele denk gelemedim affola. Sizde bu fotoğrafa bakarak bir hayır işleyin bari. 💃💃💃 Sevgiyle kalın. 💞💞💞

25-IMG_4224

 

BİRLEŞİK KRALLIK ve İRLANDA-Galler-Cardiff

Güzel Bath şehrini ardımızda bırakıp gri bulutlar altında arada yağmurla 🌨🌧 yolumuza devam ediyorken; bir saat sonra Galler sınırına gelmiş olacağız diyen rehberimiz Sinan Ercan’ı dinliyoruz. Birazdan geniş bir körfez olan Bristol körfezini uzunca bir köprü ile geçeceğiz. Bu köprü Gallerin sınırıdır. Bir ucu İngiltere diğer ucu Galler bölgesidir. Şimdi de küçük bir köyden geçiyoruz, köyün adını söylediğimde tanıdık gelecektir ama sakın sosyal medyaya biz oradaydık diye mesaj vs. atmayın maazallah dedi 🤔 ardından köyün adı Pensilvanya deyince bir kahkaha koptu haliyle. 😀 Haklı ama işgüzarın biri çıkar vay orda ne işi vardı der mi? 🤷‍♀️ Der! Yani…

Köprüyü geçiyoruz, 5 kilometre uzunluğunda olan bu köprü Severn nehrinin döküldüğü Bristol körfezinde yapılan ikinci köprü. Dünyanın ikinci Gel-git aralığına sahip bu körfezde bugün su hayli yüksekmiş birkaç saat önce geçseydik bu kadar uzun köprüye ne gerek var bile diyebilirmişiz. Neyse İngiltere’yi arkamızda bıraktık Galler bölgesine geçiyoruz.

Galler; Romalılar kurdukları bu şehirde yaşayanlara (Galli-yabancı anlamında) demişler biz Galler diyoruz ama İngilizler hem bölgeye hem de bölge halkına Wales derken Galliler kendilerine Cymry veya Cymru diyorlar.

Yüzölçüm olarak küçük bir ülke, 20.000 km düşünün ki bizim Konya bile 40.000 km karedir. Ülkenin nüfus yoğunluğu çok fazla tabii 3 milyon ve 350 milyonu da başkent Cardiff’te yaşıyor. Galler bölgesinde 6 şehir vardır ve bölgenin sadece güneyi gelişmiştir. Ana dilleri var Galce ama bin yıldır İngilizlerin yönetiminde ve resmî dil İngilizce olunca Galce unutulmaya başlamış. Galce çok zor bir dil, okuması da yazması da zor. Bir kelimede 4-5 tane L veya D, 10 tane sessiz harf bir araya gelebiliyor. Tabii bize göre sessiz harfler onlarda sesli oluyor. Yolumuz üzerinde küçük bir kasaba kasabanın adı tek bir kelime ama tam 55 harfli. Foto alıntıdır.

5678

Anlamı daha da enteresan. ”Mağara içindeki Azize Mary Kilisesinin yanından hızlı akan suyun dibindeki beyaz fındık ağacının yakınındaki Aziz Turillo Kilisesi” 🙄 Tabelaları hem İngilizce hem de Galce yazılı. Galliler kendilerini İngiliz kabul etmez Galliyiz derler. Cardiff, insanların İngiltere’de doğa turizmi için seçtikleri tek yerdir diyebiliriz. Burada çok önemli bir konuya değinmem gerekli.

Kraliyet ailesinden olan herkesin bir soyluluk ünvanı olmak zorunda. Bu ünvanların da dereceleri var. Bir ailenizden doğuştan aldığınız soyluluk ünvanları; Prens-Prenses gibi ve kimseye devredemezsiniz. Bir de Dük-Düşes, Baron- Barones, Kont-Kontes gibi Kraliyetin yararlı işler yapanlara verdiği ünvanlar vardır ki, bunlardan Dük-Düşes en üst seviye ünvandır, onun üstü zaten Kral-Kraliçedir 👸🤴

Kraliyet ailesinde Düklük de doğuştaki sıraya göre veriliyor.Kraliyet ailesinde de bir sürü Dük olunca bu kez bunların hangisi en üst düzey Dük diye bir sıralama var o da Edinburg Düklüğüdür. Kraliçe kocasını Kral yapamayacağı için en yüksek bu Edinburg Dükü ünvanını vermiştir. Sonra Galler Düklüğü gelir, Gallerin Prensi Charles’dır -Düşesi de Lady Diana idi (bu arada lady’lik bir hitap şeklidir unvan değildir saygın aile kızı anlamındadır) yeni Düşes eski Cornwall Düşesi olan Camilla’dır. Üçüncüsü ise Cambridge Düklüğüdür ve elbette 2.varis olan William’a verilmiştir Kate Middleton da Cambridge Düşesidir. Eveet Prens Harry’e de Sussex Düklüğü kalıyor, Meghan Markle da Düşesi. Bu düklük sıralaması aynı zamanda İngiliz Kraliyet ailesinin Birleşik krallıktaki ülkelere verdiği değeri de göstermiş oluyor.

Şu unvan konusunda bir saptama daha yapalım. Kraliyet ailesinden soylu bir kişi soysuz biriyle evlenemez. 🙄 Davul bile dengi dengine çalarmış ya. 😉  Eskiden kolaymış soylu bulmak 😀 şimdi öyle değil, gençler gönlünü kaptırdığı ile evleniyor. Evet William’ın eşi Kate, Harry’nin eşi Meghan soylu bir aileden gelmiyordu hiç dert değil!  Efendim düğünden birgün önce onlara Düşeslik ünvanı veriliyor, nikah kıyılırken de Dük ile Düşes evlenmiş oluyordu. 🤫 Şaşırmayınız bizim tarihimizde de örneği var araştırırsanız karşımıza Mihrimah Sultan ile Rüstem’in evliliği öncesi Rüstem’in Diyarbakır Beylerbeyi olması çıkar. 😁  İşte böyle artık şehre giriyoruz otobüsten gördüğüm kadar fotoğraf ekleyeyim.

1-IMG_3231
İngiltere-Galler-Cardiff

En iyi yaptıkları spor Rugby’dir. 🏉  Size Rugby nasıl doğmuş anlatayım. Rugby kentinde bir futbol karşılaşmasında rugbyli genç hakeme çok kızıyor ve topla birlikte kaleye giriyor. Hakem de kırmızı kart gösterip dışarı atıyor. Kısaca elle de müdahale edilmesi olabilir denip futbolu stilize ediyorlar. 😁 Böylece Rugby oyunu doğmuş oluyor. Prensibi de topa hem el hem de ayakla müdahale edilebilir. Stadyum 1999 yılında inşa edilmiş, uluslararası Rugby maçları ile tanınırsa da çok ünlü şarkıcı ve gruplara da sahne olmuştur. İlk ismi Millenium iken sonradan Principality olarak değiştirilmiştir.

2-IMG_3238
İngiltere-Galler-Cardiff- Principality Stadyumu

Gallerin en meşhur ismi Real Madrid’in dünyaca ünlü golcüsü Gareth Bale, benim hala çok beğendiğim şarkıcı Tom Jones   (Dalilah parçasını şuraya ekleyeyim dinlemenizi tavsiye ederim) tarihten bildiğimiz hatta filmini izlediğimiz Arabistanlı Lawrens Oxford mezunudur ama Gallidir. Bir de Türk düşmanı başbakan çıkarmışlar. 😡 Yunan hayranı David Lloyd George, İzmir Yunan işgaline sebep olan politikası tutmayınca İzmir’in kurtuluşunun ardında da istifa etmek zorunda kalmıştır. Henüz belgelenmese bile Kurtuluş savaşımızı kazanmamızın ardından yaptığı Konuşmada ATATÜRK için “İnsanlık tarihi birkaç yüzyılda bir dahi yetiştirebiliyor. Şu talihsizliğimize bakınız ki Küçük Asya’da çıktı. Hem de bize karşı. Elden ne gelebilirdi?” demiş. Bize Küçük Asya derlermiş.

Gallerin Birleşik Krallık’ta hiç yerleri yok sanki ikinci sınıf gibi muamele görüyorlar. Kendi kanunları bile yok çünkü hiç bağımsız bir devlet olamamışlar. İngiltere’nin bütün kanunlarını, bayrağını aynen almışlar. Ve buranın Başbakanı, İskoçya ve İrlanda gibi değil merkezden atanıyor ancak kabinesi seçilerek geliyor. Fotoğrafı editlerken fark ettim markette bayrağımız vardı sahibi muhtemelen Türk olmalı. 🇹🇷

3-IMG_3248
Galler -Cardiff

Doğru otele gidiyoruz şehri yarın gezeceğiz. Sabah otelimizden çıktık otobüsle şehre iniyoruz. Cardiff’in en güzel parkı olan Bute parkını spor niyetine doğayla iç, içe Taff nehri kıyısında Britanyalılar gibi keyifle yürümek üzere otobüsten indiğimiz yerde bu güzel evleri gördük, evler çok güzeldi ve beni çok gerilere götürdü. Çocukluğumda tahtadan bunlara benzer oyuncak evim vardı kapısı aynı böyleydi. Demek ki İngiliz eviymiş. 🤩🤩 Gezdiğin yerlerin sana birşeyler hatırlatması ne güzeldir.

4-IMG_0343
Galler- Cardiff

Parkın Millenium kapısından giriyor Taff nehrinin üstüne kurulmuş güzel köprüsünden geçip Bute parkına giriyoruz. Manzara ve hava şahane. Haydi birlikte yürüyelim.

6-IMG_0346
Galler- Cardiff Bute Park

Bute Parkının yapımı ve Cardiff Kalesinin ortaya çıkarılması için Bute isimli soylu bir aile; Sör William Burges adında bir mimarı görevlendirmiş. Sör William Burges, Cardiff Kalesinin Roma dönemine ait olduğunu ortaya çıkarmış. 1865 yılında projelendirdiği Bute Parkın 1890 yılında bitişini göremeden 1881 yılında ölmüş.

7-IMG_0349
Galler- Cardiff Bute Park

Bute Park bir arboretum olarak 3000’den fazla ve çok nadir ağaç cinsleri açısından İngiltere’de rakipsizmiş. 19.Yüzyıldan beri Bute ailesine ait olan Cardiff Kalesi ile Bute Park 1947 yılında şehir halkına hediye edilmiş. Şimdilerde Cardiff şehir konseyi tarafından idare ediliyor. Sabahın erken saati tek tük gezen insana rastladık. Her taraf yemyeşil. Hava da manzara da bizden yana. Daha önce yaprakları nedeniyle çınara benzettiğimiz bu devasa ağaçlara Şampiyon ağacı dendiğini burada öğrendik.

10-IMG_3259
Galler- Cardiff Bute Park-Şampiyon ağacı

Stonehenge benzetmesi dizilmiş taşlar, Gorsedd Stone Circle’ı  1978’de parka konulmuşlar. Yerli halkın hafta sonları mesire yeriymiş. Bu genç kimbilir 🤷‍♀️ neler düşünüyordu?

8-IMG_0350
Galler- Cardiff Bute Park

Bu direkler İngiltere’de 11 taneymiş bir tanesi de burada bulunuyor. Ağaç ve insana verilen değeri anlatan bu direk İngiltere’de yetişen meşe ağacından yapılmış.

9-IMG_0352
Galler- Cardiff Bute Park- Gezi dostlarım.

Parkı terk etmeden önce aklımda kalmasın; İlk yazımda bahsetmiştim Büyük Britanyayı teşkil eden dört ülkenin beş tane milli çiçeği var Galler’in ki Nergis ve Pırasa idi . Evet Galler’in özel St.Davit gününde tüm yerli halkla beraber Prens charles da yakasına Pırasa takarmış. Charles ara, ara yakasına Pırasa takılmış fotoğraflarıyla boy gösterir ve hayli espri konusu olurmuş. 😀  West Gate- Batı kapısından çıkıyoruz.

11-IMG_3263Orijinal duvar ve hayvanların taştan oyulması kalenin hemen dışında 1890’larda inşa edilmiş demiştik. Mimar Sör William ölünce Hayvan Duvarını yapmak eski asistanına kalmış ve Burges’in eskizlerine dayanarak yapmıştır. Buradaki 15 hayvanın bir kısmı egzotik bölgelere aittir- ve fotoğraflardan da göreceğiniz gibi gözleri dahi camdan özenle yapılmış sanki canlı gibi…

13-IMG_3276
Cardiff -Animal Wall

15-IMG_3281
Cardiff -Animal Wall

Bir slayt hazırladım diğer hayvanları da görmelisiniz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Duvar bitiminde kalenin saat kulesi sonra da girişi var. Vakit yok gezemeyeceğiz. Giriş ücreti de 12-13 Pound gibi bir şeydi. Kaleden şehrin manzarası çok güzelmiş. 😔

17-IMG_0357
Cardiff kalesi

18-IMG_0359
Cardiff Castel

Hemen karşı caddeye geçip mola vereceğiz. Ama biz yine caddeyi arşınlayalım bakalım neler var. 💃💃💃

19-IMG_3306

Şehir merkezinde turistik alış veriş için birbirine paralel topu topu üç sokak var. High Street, Duke Street ve Queen Street, biz Queen Street’te dolaştık.

20-IMG_0364Boydan boya Queen Street gezeliiim… Tavanı camlı güzel bir Avm var girelim.

IMG_3303

21-MG_0367Ufak çaplı bir hırsızlık vardı polis kadını kelepçeledi.

23-IMG_0373

Bu çok güzel Atlıkarıncada bir özellik dikkatimi çekti belki siz de dikkatlice bakarsanız bulabilirsiniz. 😊 Tamam Avrupadaki çok önemli yerlerin resimleri işlenmiş. Tam ortada Almanya Berlin’deki Brandenburg kapısı hemen solunda da bizim Ayasofya Camii’miz.  Sağında da Cardiff’in Millenium Stadı.

24-IMG_3307

Hayli uzun cadde devam…

26-IMG_0376

27-IMG_0377

Bu genç sokakta kahve satıyordu. Fikir güzel gençlere duyurulur.

28-IMG_0378

Öğlen olmak üzere. İngiltere’nin her yerinde bizim ucuz marketlerimiz gibi yaygın adı Tesco olan bir marketler zinciri var. Ama her yerde ve hayat kurtarıcı fiyatları var. Bir de hazır pişmiş tavuk vardı aldık çok lezzetliydi. Öğlen olmuştu bile ve grupla birlikte tekrar yürüyüp belediye binasını ve Cardiff Müzesini görüp otobüsümüze bineceğiz.

29-IMG_0381
Galler-Cardiff City Hall-Belediye

Binanın hemen karşımıza gelen tarafında Şiir ve müzik yazısı ile heykel grubu var. Alttaki fotoğrafta da birlik ve Vatanseverlik yazı ile ifade edilen heykel grubu var.

30-IMG_0387
Galler-Cardiff City Hall

31-IMG_0390
Galler-Cardiff City Hall

Baktık vakit daraldı aceleyle Müzeye de girelim dedik. Fazlaca gezemeyince pek birşey anlamadık. Zaten dışı restore ediliyordu. İçinde Cafe’si olan hoş bir yer.

32-IMG_0408
Galler-Cardiff Museum

34-IMG_0393

Gallerin jeolojik yapı ve tarihi ile eserlerin sunumu çok güzeldi. Aynı zaman da sanat galerisi olarak da hizmet veriyor. Giriş ücretsiz ama yine de bağış istiyorlar.

33-IMG_0403

Bulunan taşlar dünyanın oluşumundaki jeolojik katmanlarmış. En baştakinde Magma tabakasını tanıtıyor. Dünyanın derinliklerinde erimiş bazı kayalar volkanlarla yer yüzeyine çıkar. ‘Diğerleri katılaşır kabuk-Magma içinde granit gibi kayalar oluştururlar’ diye yazıyor.

35-IMG_0398
Galler-Cardiff Museum

Bu dinazor gallerde keşfedilmiş. Tabelasında Galli Dinazor yazıyor. Alttaki de devamında bulunan kemikler.

38-IMG_0401
Galler-Cardiff Museum

2015’te Portsmouth Üniversitesi’nde öğrenci olan Sam Davies düşen kayalar üzerinde bir çok fosil bulmuş. Bu fosilin de daha önce bulunan dinazorun sağ ayağının uzun kemiği olduğunu keşfetmiş ve Cardiff ulusal müzesine bağışlamış. Yazmıyor ama Arkeoloji öğrencisi olmalı.

39-IMG_0402
Galler-Cardiff Museum

Çevre eski mahalle imiş. Evler çok güzel ve hala görüntüleri güzel.

40-IMG_0411

Cathays Park, Cardiff’lilerin buluşma ve etkinlik alanı güzel bir park yine. Cardiff’e veda zamanı geldi. Sevdik mi? Biz sevdik sizin sevmeniz beklentinize bağlı. Öğrenci olsaydık çılgın gecelerine akmalıyız dermişiz. 😁😁 Biz gündüzki sakinliğini sevdik.

41-IMG_0414
Galler-Cardiff

Sırada İrlanda var ve  karşıya feribotla geçebilmek için Gallerin en kuzey batısındaki Holyhead’e 5-6 saatlik yolumuz var. Ayrıca 3 saatlik feribot yolculuğumuz sonucunda da  İrlanda’nın başkenti Dublin’e çok geç varsak bile tam merkeze geliyoruz doğruca otele gideceğiz diyen rehberimizle otobüsümüze binip yola revan oluyoruz.

Cardiff’de böyleydi işte… Umarım yine sınırlı bir zamanda gezdiğimiz halde keyif almışsınızdır. Evet hikaye yok ama fotoğraflar güzel. Yazımı bir güzelle bitirme geleceğim buralarda yürümedi. 😁 İrlanda’da görüşene dek sevgiyle kalın. ❤️❤️❤️