CRUİSE ile MALDİVLER*SRİ LANKA*HİNDİSTAN-6


     Mumbai-Bombay-1.gün

     Merhabalar; Goa’da geçirdiğimiz güzel bir günün ertesinde yine birlikteyiz. Gemimiz Victoria, 3 gün geçireceğimiz Mumbai’ye, benim bildiğim adıyla Bombay’ın Maharaştra limanına demir atmak üzere. Tarih 17 Ocak 2020 sabahı saat 07:12 ve ben şu harika gün doğumu ile de size günaydııın diyorum.

Mumbai- Maharaştra limanı
Mumbai- Maharaştra limanı

      Mumbai; M.Ö 3. Yüzyıl’da volkanik patlamalar sonucu oluşmuş yedi küçük adadan biri olan Salsette adası üzerinde kurulmuştur. Sonraları bu adalar doldurulmuş, Mumbai 7 tepeli olmuştur. Bu süreç 50 küsür yıl sürmüş. Tam bir mühendislik harikası yani. Maharaştra eyaletinin başkenti ve okuma yazma oranı en yüksek şehridir. Aynı zamanda merkezde 13 milyon, metropolde 20 milyon nüfusu ile de Dünya’nın üçüncü büyük şehridir.

     Mumbai adının hikayesi; Portekiz’liler 1534 yılında ele geçirdiklerinde *iyi koy* anlamına gelen Bom Bahia koydular. İngilizler Bombay dediler. Sömürge dönemi bittiğinde de yerli halkın koruyucu tanrıçası Mumba devi’nden esinlenilerek Mumbai adını almıştır. Bir laf vardır *fare sığamadığı deliğe sabun kalıbını peşinde götürürmüş* Portekizliler de kendileri yetmezmiş gibi Mumbai’nin 7 adasını o dönemde İngiltere Kralı II. Charles’a evlilik hediyesi olarak hibe etmişler. 🤣 Tarihi hikayesini de ara ara yazacağım.

     Hani derler ya; Bir kitap okudum hayatım değişti. Ben onu şöyle değiştirdim. Bir ülke gezdim hayatım değişti. Evet aynen öyle. Hindistanı gezdikten sonra bir lokma bir hırka felsefesini hayatıma kattım. Hindistan’ın daha önce kuzeyini gezmiştik. Çok merak ettiğimiz güneyini de bu vesile ile görüp yaşayacağız. Gezenler, güney kısmını daha zengin ve modern bulacaksınız demişlerdi. Görelim bakalım üç gün buradayız nasıl olsa. 💃💃💃

      Gemiden çıktık liman gümrüğünden geçeceğiz hep asker kontrolünde, cesaret edip fotoğraf çekemedim. 🥺 Otobüse bindik kısa bir şehir turundan sonra ilk durağımız Gateway of İndia-Hindistan Kapısı olacak. Wellington fountain’den geçiyoruz. Etrafa bakınırken İngiltere’nin Bath kasabasında gördüğüm George dönemi mimarisi olarak bilinen dairesel şekilde yapılmış evlerin benzeri ile Londra’daki Big Ben benzeri Rajabai Saat kulesini görmek çok hoş oldu. Şaşırmamam lazımdı ama zengin bir tüccar annesinin anısına yaptırmış. 💞 Yanındaki de iş merkezi sanırım.

      Çok merak ettiğim İngiliz kapısını görecek oluşum beni heyecanlandırıyor. Hele ki İngiltere’yi gördükten sonra onların sömürgesi yerleri görmek çok ayrı bir zenginlik benim için. Kuzey Hindistan’ı gezerken bu düşünceden ziyade Budizm ve dini ritüellerini, kültürlerini gözlemleme düşüncesindeydik. Ama burada daha farklı bir ortam olacağı düşüncesindeyim. Bir de tabii Bollywood var filmlerini izliyoruz haliyle şehri daha modern yapmıştır düşüncesi gelişti. Bakalım göreceğiz. 😇

     Sabahın erken saati olmasına rağmen trafiğin yoğun kalabalığın da çok olduğu bir yere geldik. Otobüsten inip karşıya geçerken etrafımızı hemen satıcılar sardı. Ellerinde şişirilmiş kocaman balonlar vardı. Biz böyle alış verişleri hep sonra yapardık ama bu kez torunumuzu düşünerek büyük balonlardan aldık. Torun olunca akan sular duruyor. 

     Hindistan kapısına girerken güvenlikten geçtik ve yine fotoğraf makinam X-ray cihazından kurtulamadı. Bizden önce öğrenciler gruplar halinde gelmişler. Photographer by Önder Kaplan

      Nihayet devasa Gateway of İndia karşımızda.

Mumbai- Gateway Of İndia-Hindistan Kapısı
Mumbai- Gateway Of İndia-Hindistan Kapısı

      Gateway of İndia;

      Önceki adı Wellington iskelesi olan şimdinin Apollo Bunder’ı (rıhtım) vaktiyle balıkçı iskelesi olarak kullanılıyordu. Sömürge döneminde İngiliz valiler ve diğer yetkililerin şehre giriş limanı yapıldı. Bazalt taş kullanılarak yapılan anıt kapı yüksekliği 26 metre. Alın kısmında da  yazdığı gibi Hindistan’ı 1911 yılında ziyaret eden ilk İngiliz Kral V. George’un ve Kraliçe Mary’nin anısına dikilmiş. Mimar George Wittet’in yaptığı tasarımla ilk temel taşı 1913’ te atılmış. 10 yıllık bir çalışma ile 1924 yılında tamamlanmış. Açılış sonrası yine sömürge dönemi şahsiyetler için Hindistan’a giriş kapısı olarak kullanılmış. Ama hiçbir zaman resmi geçit için kullanılmamış. Sadece Hindistan’ın bağımsızlığını kazandığı 1948 yılında son İngiliz birliklerinin törenle Hindistan’ı terk ettikleri zaman bir tören yapılmış. Sanırım öğrenciler de tarih dersi olarak gelip görüyor olmalılar.

      Sağı, solu, önü arkası özenle işlenmiş mimari tasarımı bence muhteşem. Hint- Saracenic mimari olarak adlandırılıyor. Bakınız.

      Deniz tarafında adalara giden gezi tekneleri kalkıyordu. Arkadaki alandan görüntülerde zamanın ve hala günümüzün en güzel binası ve oteli Tac Mahal tüm ihtişamı ile duruyor. 

Mumbai- Taj Mahal Otel
Mumbai- Taj Mahal Otel

     Hindistan’ın otomobil sanayiinin duayen adamı JN Tata Avrupa menşeli otellerden birinde kalmak ister. Bu otel Watson’dur. İsteği *bizde kalamazsınız* diye reddedilir. Tata Parsili yani yerli olduğu için otele kabul edilmemiştir. Hırs yapar ve 1899 yılında Watson Otelinden daha görkemli olmasını istediği bu güzel otelin Taj Mahal’in inşasını başlatır ve 1903’te otel açılır. Tata böylece Hindistan’da çok önemli işlere de imza atmış olur. Nedir bunlar; İlk kadın işçi çalıştırmış, çamaşır makinası kullanılmış, doktoru ve eczanesi varmış. Türk hamamı bile yaptırmış. Ve bağımsızlık mücadelesi verildiği dönemde görev alanları ücret almadan barındırmış. Ayrıca bir otelden çok daha ötesi, lüks mağaza ve Mumbai’nin ünlü restoranlarına ev sahipliği yapıyor. 2008 yılında geçirdiği terörist saldırıda yüzlerce kişi ölmüş bina da çok hasar olmuş ön cephe de yanınca restorasyon sırasında girişi şehir yönünden deniz yönüne doğru değiştirilmiş.

     Hemen yanında ek binası ile bir başka yan bahçede yüzü Gateway of İndia’ya bakan atlı heykel var. Chhatrapati Shivaji Maharaj Anıtı. 17. Yüzyılda kurulmuş olan Maratha İmparatorluğu’nun savaşçı kralıdır.

     Tekrar otobüse binmek üzere geri dönüyoruz. Etraf daha da kalabalıklaşmış. Burası sanki panayır yeri gibi hediyelik eşya ve yiyecek satanların yanı sıra ayakkabı ya da en çok terlik giyildiğine göre terlik tamircisi bile vardı. 😁 Ama unuttum tabii Gateway aynı zamanda diğer adalara giden motorların kalkış limanı. Bizim İstanbul Üsküdar vapur- motor iskelesi gibi. 😉

Yolumuz Chhatrapati Shivaji Maharaj Bulvarı üzerinden aynı isimli tren Garı’na doğru. Bulvar belli ki çok önemli resmi daire, Piskoposluk, banka ve oteller bölgesi zengin muhit yani. Binalar da tipik Victoria dönem mimarisi… Otobüsten bu kez iyi görüntü alamadık. Yine de iki örnek vereyim.

     Chhatrapati Shivaji Maharaj Tren Garı (istasyonu)

      Daha önceki adı Victoria terminus olan Chhatrapati Shivaji Maharaj tren garı Hindistan’ın hatta Asya’nın ilk en eski, Dünya’nın da en görkemli tren garıdır deniyor. Fotoğrafları görünce eminim siz de beğeneceksiniz, bence de çok muhteşem. Mumbai’nin en süslü bu Gotik binası Hindistan’nın simgelerinden biri olmuş durumda. Mimarisi Victoria dönemi, Hindu ve İslami mimarinin (Babürler dönemi) bir kombinasyonu gibi… Ve elbette Unesco Dünya Mirası Listesinde… 1850’li yıllarda var olan istasyon ticari amaçla kullanılıyordu. İngiliz sömürge döneminde Mimar Frederick Stevens tarafından yeniden tasarlanan binanın yapımı on bir yıl sürmüş. 1878-87 Zamanın Kraliçesi Victoria’nın altın jübilesinde açılıp Victoria adını almış. 1996 yılına gelindiğinde dönemin bakanı adını bu kez Chhatrapati Shivaji Terminus olarak değiştirmiş. Ama hala Victoria tren istasyonu olarak konuşuluyor. 

Mumbai-Chhatrapati Shivaji Maharaj Tren İstasyonu
Mumbai-Chhatrapati Shivaji Maharaj Tren İstasyonu

      Mahşeri kalabalığa nasıl gireceğiz de fotoğraf çekeceğim meraktayım.😳 Başlayalım…

Mumbai-Chhatrapati Shivaji Maharaj Tren İstasyonu
Mumbai-Chhatrapati Shivaji Maharaj Tren İstasyonu

      Yerel rehber kızımız ile gezeceğiz. Burası solda görüldüğü gibi trenlerin son noktası. Yolcular iniyor. Tavan süslerine bakınız.

Mumbai-Chhatrapati Shivaji Maharaj Tren İstasyonu
Mumbai-Chhatrapati Shivaji Maharaj Tren İstasyonu

      Diğerlerini slayt yapıyorum arada bizim grubun nasıl fotoğraf çektiğini de görürsünüz. 😁

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

      Mumbai’liler bize hiç aldırış etmedikleri gibi gülümseyerek selam da verdiler. Zaten herkes bir koşuşturma içinde sabah mesaisinde…

      Kalabalığa aldırmadan müthiş güzel olan tavan süslerini çekmeye başladım. Daha önce benzerlerini katedrallerde gördüğümüz tavan şekli…

      Viktorya -Gotik tarzı bu güzel istasyon İngiliz ve Hint ticaretine 18 demiryolu hattı ile hizmet etmiş. Şimdilerde Hindistan’a yıllık 2.2 milyar kişi taşıyarak hizmet ediyor. Belli ki daha geç döneme de tanıklık edecek. Daha gidecek yerlerimiz var diye acele edilince bir koşu dışarı çıkıp kolonlardaki hayvan figürlerini çekeyim dedim. Aslında girişte Büyük Britanya’yı temsil eden aslan ile Hindistan’ı temsil eden kaplan heykelleri vardı çekecek fırsat olmadı. En dışında çatı kısmına doğru korkunç yüzlü *gaygoyle* denen, türkçede çörten olarak bildiğimiz yağmur olukları ve hemen dış kapıyı süsleyen köpek, maymun, baykuş vs. gibi birçok hayvanla süslü sütunları da görülmeye değerdi. 

      Çok fazla fotoğrafım var  kıyamadığım için birer örnek verip sonrasını slayt yaptım. 🥰

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

      Otobüse binmeden önce yolun karşısında bir güzel yapı daha var görmek için nasıl gideceğiz. Trafik aman vermiyor derken alt geçit varmış geçtik. Çıktığımız yer de seyir terasıymış. Dar alanda kısa paslaşmalar misali eğilip bükülerek fotoğraflamak hayli zor oldu. Bu güzel bina da yine İngilizlerden kalma Brihanmumbai Belediye Binası. Gotik mimari tarzındaki binanın yapımına 1888 yılında başlanmış ve 1893 de bitmiş. 

      Öndeki heykel de Bombay’lı Sir Pherozeshah Merwanjee Mehta. Hindistanlı parsi olan Mehta ateşli bir hatip ve politikacıdır. Esas mesleği avukatlık olan Mehta hukukta yaptığı başarılı çalışmalarından dolayı İngilizler tarafından şövalyelikle onurlandırılmış. Dört dönem de belediye başkanlığı yapmıştır. 

 

Mumbai-Brihanmumbai Belediye Binası
Mumbai-Brihanmumbai Belediye Binası- Sir Pherozeshah Merwanjee Mehta Monument

      Tam yeri gelmişken Bombay’ın tarihinden bir kesit aktarayım. Mumbai’de ilk yerleşik halkın balıkçılar olduğunu söylemiştim. 17. yüzyıldaki yerli halk Budist, Hindu ve Müslüman krallıklar tarafından yönetilmiş. Elbette ticari olarak fazla bir gelişme olmamış. Esas gelişimi ve ticari yönden ilerlemesi Portekizli Vasco da Gama’nın 1498 yılında Calicut’taya ayak basması ile başlar. 1534 yılına gelindiğinde de Portekizliler adalarını koruması için askeri yardım karşılığında bu 7 küçük adayı zamanın sultanından satın alırlar. Başkentlerini de kuzey bölgesinde Bassein’de kurarlar.

      1661 yılında Portekiz kralı IV. John bu küçük adalar topluluğunu İngiltere kralı II. Charles ile evlenen kızı Bragançalı Catherin’e çeyiz olarak verir. II. Charles’da hediye adaları bir Hindistan şirketine kiraya verir. İşte ondan sonra gelecek vadeden Bombay’a Hollanda, Fransa dahi göz diker. Ama Hindistan şirketi adaları güçlü bir şekilde korur. Esas sahip İngilizler zamanla adaları köprüler inşa ederek birbirlerine bağlar toprak ıslahı da yapar. Bir zaman sonra da mühendislik harikası bir çalışma ile o yedi küçük ada tek bir kara parçasına dönüştürülür. Surlar yıkılır boş araziye gotik mimarisi binalar yapılmaya başlar. Hindistanın bağımsızlığını kazandığı 1947 yılında itibaren Bombay- Mumbai olarak yukarı doğru 😁 gökdelenlerle genişlemeye devam eder. Zenginlik ile fakirliğin iç içe olduğu birçok örnek var. 

      Bir viyadükten iniyoruz manzara muhteşem. Mumbai’nin 3 km. uzunluğu olan doğal plajı. Görünen o ki zengin bir muhite gidiyoruz. Yol bile genişledi 6 şeritli oldu. 😉 Arabada olmasak bu manzarayı da çekemezdim. 😁

Mumbai- Marine Drive
Mumbai- Marine Drive

      Çok güzel yerlerden geçiyoruz. Bu güzel bina Taraporewala Akvaryumu. İçinde 400 tür, toplamda 2 bin küsür balık varmış. Bilindiği gibi burada da 180 derecelik cam tünelden geçerken balıklar izleniyor. Binaya hayran kaldım haksız mıyım?

Mumbai- Taraporewala Akvaryumu
Mumbai- Taraporewala Akvaryumu

      Şık binaların olduğu yeşil alanı bol bir semtten geçiyoruz. Rehberimiz bir an bile duramayız ama iyi bakın size müthiş mimarisi olan bir apartman desem olmaz bina desem olmaz gökdelen vari ama tek bir aileye ait yapı göstereceğim dedi. İşte siz yapıyı görün ben kısaca anlatayım. Gerçi zenginin malı züğürtün çenesini yorar derler ama ben kısa keserim. 😉

      Efendim Antilia evi denen bu yapı Mumbai’nin süper zengin Holding sahibi Mukesh Ambani ve ailesinin konutu. Evet yüksek gördüğünüz binanın hepsi onlara ait… Şimdi aslında 27 kat ama tavan yüksekliği bizim evler gibi olsaydı 60 kat’a karşı gelirdi. İçinde yok, yok. En özel duyulmamış olanları yazayım. Ailenin özel tapınma mabedi, Hindistan’ın sıcağına inat tavanından kar yağan odası, 50 kişilik sineması, araba servis istasyonu. Son 6 katı ailenin konutu. Elbette 600 kadar da hizmetkar varmış. Helikopter pisti yüzme havuzu vs. bilinenleri yazmıyorum bile… 😁 Ah bir de adını Atlantik Okyanusunda var olduğuna inanılan gizemli ada Antilia’dan almış.

Mumbai- Antilia House
Mumbai- Antilia House

Otobüsle yola devamla deniz içine doğru uzanan bir taş yol sonunda bir cami gördük. 14. yüzyılda yaşamış aslı Özbekistan olan Ali Şah Buhari’nin türbesini ve onun anısına inşa edilmiş camii barındıran bir külliye, bir sufi dergah. Gel-git olayının yoğun olduğu bir saatte geçiyoruz.

Hakkında yoğun bir bilgi yok sadece hiç evlenmediği biliniyor ama her zamanki gibi çeşitli rivayetler, mucizevi hikayeler var. Daha önce Kolombo’daki Dewatagaha Camii’nde türbesi olan Evliya Seyedina As-Sheikh Seyed Usman Siddique Ibn Abdurrahman‘ın hikayesine benzer bir evliya hikayesi de burada var.

Hacı Ali Şah Buhari Semerkant’ta ıssız bir yerde namaz kılarken bir ağlama sesi duyar. Elinde boş bir tas ile hıçkırarak umarsızca ağlayan çaresiz bir kadın görür. Sebebini sorduğunda; tastaki bir miktar petrolün( Semerkant’a) döküldüğünü eve boş tasla giderse kocasının onu döveceği cevabını alır. – Gel der kadına nerede döküldüyse gidelim. Gittikleri yerde petrol toprağa karışmıştır. Hacı Ali parmağı ile toprağı oyar fışkıran petrolü kadının kabına doldurur. Kadın sevinçle evine yollanır. 

Mumbai- Hacı Ali Dergahı
Mumbai- Hacı Ali Dergahı

       Hacı Ali bir iyilik yapmıştır ama toprağı delerek tabiata zarar verdiğini düşünerek pişmanlık duyup çok üzülür. Üzüntüyü içinden atamayınca kardeşi ile birlikte birçok ülke dolaşarak Hindistana giderler. İslamın gezgin müridlerindendir. Hindistan’ı çok sevince kardeşini geri yollar kendi kalıp İslam’ı yaymaya başlar. Hacı olmak için Mekke’ye giderken bütün malını mülkünü dağıtır. Geri geldiğinde de müritleri çoğalır. Ölürsem beni gömmeyin tabutumu okyanusa atın diye vasiyet eder. 

       Hak vuku bulunca vasiyete uyulur ve tabut okyanusa atılır. Bir zaman sonra tabut burada gördüğümüz adacığın kıyına gelip takılır. Hacının geri geldiği düşüncesiyle tabutu açar Hacı Ali’yi de buraya gömerler. Türbe ve cami çok sonra yapılmış. Denizden ulaşım gel-git nedeniyle zor olunca 1944 yılında vakıf aracılığı ile taş bir yol döşenir. Fotoğrafımda görüldüğü gibi denizin en çok çekildiği zaman böyle yüksekte kalıyor.

      Bir mola vereceğiz. Ben de kısa bir kahve molası verip sizi yine çok renkli hatta rengarenk bir yerde bekliyor olacağım. Şimdilik sağlık ve sevgiyle takipte kalınız. 💞🧡 🤎💜💛💙💚

CRUİSE ile MALDİVLER *SRİ LANKA* HİNDİSTAN- 5

GOA-Mormugao

Merhabalar yine güzel bir ülkenin güzel bir şehrini birlikte gezeceğiz. Bugün gezimizin 6. günü tarih 16 Ocak 2020. Dün günü Hint Okyanusunun uçsuz bucaksız maviliklerinde bazen süzülerek bazen de dalgalarda sallanarak geçirdik.

Evet gemimiz Victoria, Hindistan’ın Goa eyaletine bağlı bir liman şehri olan Mormugao’da. Güzel bir sabah saat 07:00 ve limanda bizi gezdirecek otobüsler sıralanmış bekliyorlardı.

Hindistan- Mormugao Limanı
Hindistan- Mormugao Limanı

1885 yılından beri hizmet veren Mormugao Limanı, Hindistan’ın Goa eyaletindeki en eski ve doğal korumalı bir limandır. Fotoğrafta gördüğünüz yerden, Hindistan vizesi alınmış pasaportlarımızla kontrolden geçip otobüslere bindik.

Kah kıyıdan kah iç kısımlı toprak yollardan geçerek gidiyoruz. Yerel rehber ve tercüme eden bizim rehberimizden ön bilgileri alıyoruz. Mitolojik tarihi; Hindu tanrısı Lord Vishnu’nun enkarnasyonu olarak bilinen Parasurama’nın okyanusa attığı ok ile oluştuğuna inanılıyor. 🤷‍♀️

Goa Müslüman Adil Şah dahil birkaç kral görmüş. İşte Portekizlilerin Vasko De Gama’nın Hindistanı keşfi de bu döneme rastlar. Arada açıklama yapacağım.

Goa Hintçe *uzun çimen* anlamına gelir ve yerleşim tarihi on bin yıl öncesine dayanır. Oysa benim için tarihleri hippilerin keşfi ile 1965’li yıllarda başlar. 😉

Goa’nın en büyük şehri Vasko de Gama iken başkenti Panaji’dir. Para birimi Hint Rupi’si, resmi dili Konkani’dir. Ama İngilizce, Hintçe’nin yanı sıra bir de Maharati dili kullanılıyor ve konuşuluyor. O da uzun yıllar Portekiz sömürgesi olduğundan. Saat farkımız yine 2,5 saat ile Türkiye geride.

Goa, kişi başı gelirin en yüksek olan yemyeşil bitki örtüsü, upuzun sahilleri, tarihi kilise ve tapınakları ile de çok turist çeken bir eyalet. Zengin avrupalılar memleketlerini bırakıp yılın altı ayını burada geçirir olmuşlar. Öyle ki, 1.8 milyonluk nüfus oluyor 7-8 milyon, e hayat ucuz tabii.

Goa’da görülecek pek bir yer yok. Genelde deniz ve güneş için sahil şeridine gidilirmiş. Ama programda bir iki yer var. Yeşillikler arasına serpiştirilmiş evleri görüyoruz. Hadi buyrun bakalım şimdilik otobüsle gezelim.

Çocuk oyun parkı diye çektim St. John Manastırı çıktı. Yapı bakımlı…

Burası Goa eyaletinin Vasko Da Gama bölgesi ve başkent Panjin’e doğru gidiyoruz. Yolda geçtiğimiz otobüs tıklım tıklım doluydu. Pencereden el sallayanlara karşılık vermeyi hep sevmişimdir. Şu güzelliğe bakın.

Portekizlilerin yaptığı coğrafi keşiflerin kısa bir başlangıç hikayesi; 15. yüzyılda dönemin Kralların ilk erkek çocukları kral, ikincisi toprakların sahibi olur. Üçüncü evlat din adamı olur diğerleri de para kazanmak için başka işler yaparmış. İşte o dönem Portekiz kralı I. John’un dördüncü oğlu olan Dom Henrique (Denizci Prens Henry) de para kazanmak için Hindistan’dan karayolu ile gelen baharatları deniz aşırı ülkelere satıp daha çok para kazanmak istemiş. Bunun için de babasını ikna edip gemi satın almış. Doğuya giden yollar İspanyolların elinde olunca o da yönünü batıya çevirmiş. İlk fethi de 1400’lü yıllarda Kuzey Afrika kıyısındaki Müslüman limanı olan Ceuta olmuş. Sonra da Portekiz deniz ticaretinin başına geçmiş ve genişlemesine ön ayak olmuş. Keşiflerin babası olarak yeni kaşiflere yol açıp onlara kol kanat germiş. Bizim denizci Henry hiç yüzme bilmezmiş. Ama içindeki gezgin ruhu susturmak için çok çabalayıp yüzme bile öğrenmiş. Azmin zaferi. 

Neyse rehberimiz böyle anlattı. Portekizliler baharat alıp dönerken karantinada mutlaka 20-30 asker bırakırlarmış ki, o yörenin zenginlikleri nelerdir öğrensinler. Karantina, malum salgın hastalık varsa bulaşmasın diye önlem için belirli bir süre dışardan gelen yabancıların tutulduğu yer. Hemen limanın girişinde yer alır. Böylece bölgenin de envanterini çıkarmış oluyorlar. 

Zamanın kaşiflerinden olan Vasco De Gama da Hindistan’a gitmek istemiş ama dönemin kralı ölünce ertelemek zorunda kalmış. Nihayet yerine geçen yeni Kral I. Manuel, Vasco Da Gama’yı dört gemi ve 160 askerle Hindistan’ı keşfe ve Hıristiyan’lığı yayması için göndermeye razı olmuş. Vasco Da Gama, Ümit burnunu geçip doğruca Hindistan’ın batı kıyılarına gelmiş dolayısıyla da Hindistanı keşfetmiştir. Böylece doğrudan Hindistana gelen ilk kaşif olmuştur. 1496 yılında başladığı yolculuğu 1498’de yani iki senede tamamlamıştır. Portekizliler Goa’daki en büyük şehre Vasco Da Gama adını vermişlerdir.

Kıyı ,kıyı gidiyoruz bu bölgede de gel-git olayları var. Yollarda süslenmiş hintliler ailecek bir yerlere gidiyorlar. Rehber; Mutlaka bir kutlamaya gidiyorlar dedi. Bir de hala yılbaşı süsleri duran güzel bir ev dikkatimi çekti.

Goa’nın Bağımsızlığı; Portekizlilerin 450 yıl süren sömürge yönetimi ve sonrasında artan işkenceler sonunda sabrı taşan Hindistan Başbakanı Nehru Portekiz Diktatörü Salazar’a müzakere teklif ederse de Diktatör tarafından kabul görmez yıl 1955. Gelişen olaylar patlayan bombalarla 1961 yılına gelindiğinde Hindistan Başbakanı Nehru, Goa’yı son Portekiz valisi Silva’dan kansız bir askeri operasyon *Vijay Operasyonu* ile devr almıştır. Buna rağmen Portekizliler Goa’nın bağımsızlığını 1974 yılında * Karanfil Devrimi- Portekiz’in demokrasiye geçtiği kansız askeri devrimi* sonrası kabul etmiştir.

Devamla; Hala güney Goa’dayız. Arada deniz kıyısından ayrılsak da ağaçların arasından deniz görünüyor.

Goa’yı Güney-Kuzey diye ayıran en uzun ırmağı Zuari’dir. Birazdan Kuzey Goa’ya geçmek için Zuari üzerindeki köprüden geçeceğiz. Bana ters tarafta olduğu için çekemedim ama sağımızda da Zuari demiryolu köprüsü var. Kuzey Goa’ya geçip Kochi’ye doğru giden Zuari köprüsünün hemen yanında 2016 yılında yeni bir köprü yapımına başlanmış. Görelim.

Köprüyü geçtik artık Kuzey Goa’da ve başkent Panjin bölgesindeyiz. Yönümüz rengarenk evleriyle ünlü Portekizlilerin hala yoğun olarak yaşadığı yere doğru. Henüz otobüsten inmedik çevreye kısa bir bakışta güzel bir durak gördüm.

Evet adil olmayan yaşamdan bir kesit. Bir yanda okuyabilen şanslı çocuklar diğer yanda yükünün altında kaybolmuş çalışmak zorunda kalmış bir çocuk. 😔

Otobüsten inip biraz yürüyoruz. Bulunduğumuz yer Portekizli zenginlerin mahallesi hatta Panjin’in ve Asya’nın en eski en büyük Latin mahallesi nam-ı diğer *Fontainhas*. Asıl adı Fontain phonix yani *Zümrüt Çeşmesi* anlamındadır. Zümrüt denmesi de şimdi hala yerinde akan doğal kaynak suyundan geliyormuş. 

Giriş pek bir zenginlik göstermedi, öyle ahım şahım villalardan çok bence kültürel özelliklerine odaklanmak gerekiyor gibi… Bu evlerin yapımında deniz kabukları, yumurta, onların cuhunna dedikleri bir malzeme ile kireç taşı kullanılmış. Alttaki fotoğrafta Portekizlilerden kalma 2 adet top evin girişinde görülüyor.

Fontainhas’ın hikayesi çok eskilere dayalı; 1770’lerin sonunda bölgeyi zengin bir Portekizli satın alır ve araziyi çok para getiren Hindistan cevizi ve baharat ağaçları ile doldurur. Haliyle işçiler ve aileleri ile denizciler de gelip yerleşince bölgeyi işgal ederler. Bu dönemde Baş Piskopos, aristokratlar ve askeri erkan Eski Goa’da yaşıyorlar. Peş peşe birkaç salgın hastalık yaşayınca yani 18. yüzyıl civarında Eski Goa’yı terkedip Panjin’e yerleşirler. Panjin’i de başkent yaparlar. Ve şimdi gezdiğimiz Fontainhas neredeyse 450 yıllık Portekiz sömürge yönetiminin yaşayan kalıntılarıdır.

Rengarenk evler, kapı, pencere ve ferforjeleri ile çok güzel bir mahalle elbette.

Sabahın erken saatleri pek kimseler görünmüyor derken sarili bir hanıma denk geldik. 😉 

Bugün torununun torunlarına ( 7-8 kuşak neredeyse) veya akrabalarına miras kalan bu eski ama restore edilmiş evler yerli ve yabancı turistlerin cazibe merkezi haline gelmiş. Artık her ülkede birçok Unesco Dünya Mirası var ve burası da o listede yerini almış… En tanınmış merkezlerden biri de Portekizli bir ailenin torununun torunlarının işlettiği Panjin İnn otel. Hemen karşısındaki Gitanjali Sanat galerisi de onlarınmış.

Goa- Fontainhas- Gitanjali Sanat galerisi
Goa- Fontainhas- Gitanjali Sanat galerisi

Allta görülen evin önündeki ağacın süsüne inanamadım. Nasıl güzel bir yaratıcılık bayıldım. 

Goa- Fontainhas- Latin Mahallesi
Goa- Fontainhas- Latin Mahallesi

Evlerin renkleri çok canlı güzel ve yeni boyandığı belli. Evet evler çok eski ama Portekizlilerin evlerin cephe boyaları her sene yenilenmelidir geleneği hiç değişmemiş. 👌  Ne güzel bizde de öyle olsa keşke. Mavi evin önünde nişanlı bir çift wedding-düğün çekimi yapıyorlardı. 💞

Daracık sokaklardan geçtikten sonra aynı isimli caddede karşımıza St. Sebastian Şapeli çıktı. 1818’de yapılmış, önemi; engizisyon mahkemesi döneminden miras kalan ve gözleri açık yegane İsa heykelini barındırıyor olması. Sebebinin de mahkemede sapkın kişilerin yalan söylemesini engellemek *İsa izliyor*. 🤨

Goa- Fontainhas- St. Sabestian Şapeli
Goa- Fontainhas- St. Sabestian Şapeli

Daracık sokaklardayız. Korkuluklar zamanla şekil değiştirmiş. Enteresan çatıları muson yağmurları nedeniyle böyle yüksek üçgen şeklinde yapılıyormuş.

Sundurmaları, balkonları, kapılarını sevdim. Evin girişinde görülen mavi-beyaz bu çinilere azujelos deniyormuş ve eski zamanlarda Portekizde özel yapılıp geliyormuş. Kapıların önündeki ayakkabı giyme ya da bir nebze soluklanma yeri de çok hoş.

Çok şık özel pencerelerine hayran kaldım. Önce bakınız sonra da nesini sevdin? demeyiniz sebebini yazacağım. ☺️ 

Goa- Fontainhas- Shell Window
Goa- Fontainhas- Shell Window

Eveeet inanılmaz ama gerçek; Parlak gördüğümüz yerler istiridye kabuklarından yapılmış. Estetik değil elbette ama son derece akılcı. Bu istiridye kabukları içeriyi serinletiyor, klima görevi 👌hem de güneşi yeteri kadar geçirip camdan daha güzel aydınlatıyor. Bu tip pencereler eski kiliselerde de kullanılmış.

Gezmeye devam. Goa’da sadece Hırıstiyan değil Hindu evleri de var. Burada da Hıristiyan evinde bir haç ile kutsama köşesi var. Hindu evlerinin ise önünde tulsi bitkisi dikili olurmuş. Tulsi bize hiç de yabancı değil bildiğimiz mis kokulu fesleğen. Bizde de hint fesleğeni diye bilinir uç kısımları biraz bordo rengine çalar.

Karşıma kırmızı boyalı beyaz süslemelerle çevrili bir yapı çıktı. Sunağı var önünde kocaman bir kuyusu var. Ne olduğunu öğrenemedim ama kuyunun tepesinde iki tane horoz 🐓🐓 figürü gördüm ki, Portekizlilerin o çok özel sembolleridir. Bir yerde dilek kuyusu olabilir dediler gibi ama eğilip su var mı? diye bakmadık. 

Artık dönüyoruz. Bir kaç sokak sonra kahve molası verelim dendi. Confeitaria 31 de Janeiro’da soluklandık. 1930’lu yıllarda kurulmuş. Goan-Portekiz Mutfak Geleneklerini gerçekleştirme vizyonunu bugüne kadar getirdiklerini söylüyorlar… Burası tam bir Portekiz-Latin mahallesi, çatılara bakarsanız horozu görürsünüz. 🐓 

 

Fontainhas’ın labirent sokaklarında dolaşırken yolumuza çıkanlar çok çarpıcıydı sevdim. 

Ne kadar maharetli bir zanaatkar hayran kaldım. Eller, ayaklar çok çalışmaktan deforme olmuş. Ellerine, emeğine sağlık dedim. Bakışından anladığını umdum. 🥰

Goa- Fontainhas- Latin Mahallesi
Goa- Fontainhas- Latin Mahallesi

Otobüse binmek üzereyken sari satan bir güzelle karşılaştık. Fotoğrafını çekeceğimi anlayınca poz verdi. Çok güleç…

Goa- Fontainhas- Hintli bir güzel
Goa- Fontainhas- Hintli bir güzel

Yeniden otobüsteyiz. Bu kez adını Goa’nın geleneksel Hindu dansı olan Divjaa’dan alan çoklu bir kavşaktan geçiyoruz. Divjaa trafik çemberini çekemedim ama bu direklerden her yol sapağında ikişer-üçer tane vardı. Mandovi Nehri üzerinde kurulmuş adı Atal Setu olan çok güzel bir köprü gördük. Yolumuz bu defa Goa’nın 3. uzun Nehri olan Mandovi’yi takip ederek doğuya doğru. 

 

Nehir üzerinde yapılan arabalı motor taşımacılığı. Hedefte Bom Jesus Bazilikası var. 

Goa’nın en büyük Bazilikası olan San Francisco Xavier veya Bom Jesus * Bebek İsa * Bazilikasına geldik. Gruplar halinde gezileceği için bekleme yeri gölgelik yüzyıllık bir ağaç altı. Manzara çok güzel.

Goa-Bom Jesus Bazilika bahçesi
Goa-Bom Jesus Bazilika bahçesi

Önce San Francisco Xavier kimdir?

Yukarılarda bahsetmiştim Avrupalı kral ya da soyluların ikinciden sonra üçüncü, dördüncü ve sonraki çocukları din adamı olmak zorunda. İşte San Francisco Xavier veya Javier’de İspanya Kral’ının Konsey başkanının yani Aristokrat bir ailenin üçüncü oğludur. Ve kaçınılmaz sonuç din adamı olması gerekiyordu. Zorunlu olarak din eğitimi alması için Paris’e gönderilir. Orada yakın arkadaş olduğu Loyola’lı Ignatius ile birlikte İsa Cemiyeti’ni (Cizvitler tarikatı) kurarlar ve Papa III. Paul tarafından onaylanırlar.

    Xavier Papaz olarak önce Venedik’te çalıştı. Venediklilerle Osmanlılar arasında çıkan savaş sırasında Portekize döndü. 1542’de Papanın isteğiyle Goa’ya gitti. Tamil dilini bilmiyordu ama hemen tercüman bulup kısa bir Hıristiyanlık ilmihalini hazırlatıp köy, köy dolaşarak dinini tanıttı. İlk meditasyonu geliştiren kişi olarak da bilinir. Ayrıca olağanüstü iyileştirme (teröpatik) güçleri olduğuna inanılıyordu.

     Görev süresince 3o bin insanı vaftiz ettiği söylenir. Bir dönem O zamanın Malacca’sı şimdinin Malezyasında faaliyetlerde bulundu. Ordan Japonya’ya geçti ama Japonlara Hırıstiyanlığı sevdiremedi ve Hindistan’a geçti. Japonları kazanmanın yolunun Çin’den geçtiğini anlayınca da Çin’e gitmek için yola çıktı. Ama Çin’e girmek için en yakın Shangchuan adasında karantinadayken dizanteriden ölür. Ondan sonra Çin’e yabancı girişi yasaklanır. * tevekkeli ağızları yanmış hala yabancı alırken kılı kırk yarıyorlar * 😁

Ve Bom Jesus Bazilikası ve önemi;

Goa-Bom Jesus “Bebek İsa” Bazilikası
Bom Jesus “Bebek İsa” Bazilikası

Eski oluşu her halinden belli olan Bazilika Bom Jesus “Bebek İsa” Bazilikası olarak bilinir. Eski Goa’nın en büyük kilisesidir. 1594’te inşa edilmiş ve 1605’te zamanın Goa ve Hindistan Baş Piskoposları ve Papa tarafından kutsanmıştır.

Hıristiyan dünyasının yaşarken aziz olmuş ilk dini lideri, Katoliklerin koruyucu Azizi, İspanyol San Francisco Javier veya Xavier’in ölümünden sonra naaşından kalan parçalarının korunduğu bazilikadır. Bu nedenle dini önemi çok büyük olan bazilika Unesco Dünya Mirası listesinde de yerini almıştır. 

Bazilika 1950 yılı civarında yeniden restore edilirken kullanılan laterit taşı üstüne sıva kullanılmamış. Zamanla coğrafik etkilerle oksidasyona uğrayınca da böyle siyahla karışık kirli kızıl renk almış. 

Ön cephesindeki kalabalığın çoğunluğu yerli halk. Goa için çok önemli bir bazilika demiştim. Üçgen çatısının hemen altında IHS harfleri görülüyor. Cizvit tarikatının amblemi olan bu harfler aslında Kurtarıcı İsa’nın Yunancadan latinceye geçiş hali- İsa’nın bir anlamda monogramı imiş.

 

İçeri giriyoruz. Hemen karşımızda Francisco Xavier’in heykeli ve iki yanında zamanın tanınmış kişileriymiş.

Goa- Bom Jesus Bazilika-Aziz San Francisco Xavier
Goa- Bom Jesus Bazilika-Aziz San Francisco Xavier heykeli

Sağa dönüp dolaşacakmışız sıralara oturmak yasak. Dönelim bakalım. 😁

Goa- Bom Jesus “Bebek İsa” Bazilikası
Goa- Bom Jesus “Bebek İsa” Bazilikası

Karşıdaki ana dekorda Francisco Xavier’in birlikte tarikat kurduğu arkadaşı Ignatius Loyola’nın önünde bebek İsa heykeli var. Güneş gibi görülen çerçevede yine IHS harfleri ile üç tane çivi-çarmıhtaki çiviler temsil edilmiş. En üstte de Baba-oğul ve kutsal ruh temsil edilmiş. Fotoğrafın sağında bizim camilerdeki gibi mimber görününlü bir yer var orada da bir hayli çok bebek var. Sanki mimberi omuzlamışlar gibi. Aşağıda yakından fotoğraf koyacağım görürsünüz dört Evangelist; Matheus, Johannes, Lucas ve Mark adları yazılı bebekler ve İsa var.

Bazilikanın çok süslü iki de şapeli var. Önce soldaki kutsal ayin şapeli.

Goa- Bom Jesus Bazilika-Kutsal Ayin Şapeli
Goa- Bom Jesus Bazilika-Kutsal Ayin Şapeli

Sonra sağda Aziz Francisco Xavier’in kutsal kalıntısı olan tabutu saklayan camlı türbe. Naaşı süslenmiş şekilde içinde duruyor.

Goa- Bom Jesus Bazilika-Francisco Xavier'in Türbesi
Goa- Bom Jesus Bazilika-Francisco Xavier’in Türbesi

Yine sağdan devamla diğer kalıntı tabir edilen kutsal emanetlere geçmeden türbenin üstüneki yengeçe saplanmış gibi görünen kılıç’ın hikayesini anlatayım. Hikayeleri sevdiğimi biliyorsunuz. 😉

Aziz Xavier gemi ile şimdiki Malezya’ya giderken Okyanusta fırtınaya yakalanır ve dalgalar korkunçtur. Elinde tuttuğu haçını suya daldırır ve dalgalar dursun diye Tanrıya yalvarır. Ama dalgalar gemiyi salladığı için haçı elinden denize düşer. Sağ salim Malezya’ya indiklerinde kıyıda yürürken denizden çıkan ve kıskaçlarında denize düşürdüğü haçını tutan bir yengeçin kendisine doğru geldiğini görür. Bu bir mucizedir. Ve türbenin üstündeki kompozisyona dahil edilir.

Aziz Francisco Xavier’in naaşı neden kutsal?

Salgın hastalıktan ölenler bilindiği üzere kireçlenerek gömülür. Francisko’yu da bolca kireçle gömerler. Zaman içinde naaşı bulunduğunda hiç bozulmadan olduğu gibi durduğu görülür. Hıristiyanlıkta da bu bir mucize olarak görülür. Cenaze önce Portekiz’e gönderilir iki yıl sonra bu bazilikaya geri getirilir. Yine bozulma yoktur. Papa III. Paul Francisco, Xavier’in bir elini kutsal emanet olarak ister. O nedenle sağ eli veya kolu yoktur. Sonraları halka gösterildiği dönemlerde Aziz’in tedavi edici mucizelerine sahip olabilmek için bir kadın, parmağının birini resmen ısırarak 😳 koparır. Bazı parçaları Papa’nın izniyle Japonya ve Malezya’ya yollanır. Kısaca Aziz’i parça, parça bölüşmüş kutsal emanetler olarak değerlendiriyorlar. Bunlar neler derseniz bakalım derim.

 

Fotoğrafta görülen tabut 1744 yılında taşıması kolay olsun diye tahtadan yapılmış. Üstünde görülen 3 anahtarın biri başpiskoposta, diğeri zamanın Vali’sinde üçüncüsüde yöneticideymiş. Dışı gümüş kumaşla kaplı bu tabut 1953 yılına kadar halka her çıkarılışında kullanılmış. Sonra yukarda fotoğrafını paylaştığım camlı ( kristalmiş) tabuta taşınır. En son 2014 yılında Bazilikanın hemen karşısındaki Se Katedralinde sergilenmiş.

Goa- Se Katedrali
Goa- Se Katedrali

Her 10 yılda bir naaşı buradan alınıp karşısındaki bu Se katedralinde halka gösteriliyor. Se Katedrali de mucizeleri ile Portekizlilerin zafer kazanmasını sağlayan Aziz St. Catherine adanmış. En son 2014-2015 yılında (ziyaret Kasım- Ocak arasında sürüyormuş)  ziyarete açıldığında 5 milyon kişi ziyaret etmiş. Hıristiyanlıkta genel kabul görmüş azizler ile yerel halkın kabul ettiği azizler vardır. Hangisi olursa olsun her birine bir bayram adanmıştır. Bayrama Novenas denir. Aziz Xavier’in de ölüm günü olan 3 Aralık’ta kutlanır ve 44 gün sürer.

Çıkışa doğru gidiyoruz. Çok renkli insanlığın doğuşu, Adem ile Havva’nın yasak elmayı yemeleriyle insanların ölümlü olduğunu, İsa’nın çarmıha gerilmekle kurban edildiğini ve böylece tüm dünyanın günahını üstlendiğini anlatan bir pano hazırlamışlar. İsa’nın çarmıhtaki kanlı halinin plastik gibi bir madde ile heykelini koymuşlardı ama görüntü hiç hoş olmadığı için paylaşmıyorum.

Goa- Bom Jesus “Bebek İsa” Bazilika
Goa- Bom Jesus “Bebek İsa” Bazilika

Güzel bir de bahçesi vardı. Ama bahçeye çıkmadan önce adak mumları yakılan yerden geçtik. Ve bu kez bahçede yine Hıristiyanlığın doğuşu vs. temalı bir mizansen hazırlanmıştı. 

Son bahçe görüntülerini de paylaşayım. Bu kez yolumuz Goa’nın muhteşem baharat transplantasyonuna doğru.

Otobüsümüzdeyiz. Güney’e geldiğimiz yöne doğru dönüşe geçtik. Goa baharat ihracatında Hindistanın önde gelen Eyaletlerinden biri. Şimdi gideceğimiz yer de güney Goa’da güzel bir şehir olan Ponda’daki tropikal baharat bahçesi. 45 dk. sonra yemyeşil ağaçların altındayız manzara harika. Savoi Tropikal Plantasyon’dayız.

İçeri girerken başımızdan aşağı çiçek yaprakları serptiler, içerde nar suyu ikram ettiler çok hoştu doğrusu. Fotoğraftaki su testileri çok hoşuma gitti paylaşıyorum. Hindistan cevizi kabuğuna cam su şişesini boğaz kısmından kesip yapıştırmış iple de dekoratif süslemişler. Harika…
Savoi Baharat Plantasyonu eyaletin en eski ve en büyük baharat plantasyonu. Sakin bir göletle çevrili, teraslı bir vadiye sahip tam yüz dönümlük bir aile işletmesi. Shetye ailesinin 1819 tarihinden günümüze kadar gelen iki yüzbir yıllık çalışmasının güzel sonucu. Hala, aynı ataları gibi titizlikle çalıştıklarını görebiliyorsunuz. Hepsi güler yüzlü. Biraz manzara görelim.
Goa-Savoi Tropikal Baharat Plantasyonu
Goa-Savoi Tropikal Baharat Plantasyonu

 

Goa-Savoi Tropikal Baharat Plantasyonu
Goa-Savoi Tropikal Baharat Plantasyonu

Güzel bir yöresel öğlen yemeğinden önce plantasyonu gezdik. Genç kızlardan biri elindeki değişik tohumlarla bizi dolaştırırken gerekli bilgileri de verdi. En sevdiğim çarkıfelek bitkisinin kırmızı olanını da görmüş oldum. Bizde eflatun olanı vardı. Artık vakit tamam diyor  ve Shetye ailesine veda ediyoruz.

Limana geldik, Victoria demir aldı Mormugao’dan Goa’ya elveda dedik. Kültürel geziyi daha çok sevdiğimizden biz Goa’yı sevdik. 

Goa-Mormugao Limanı
Goa-Mormugao Limanı

Bir gün ve bir şehir daha bitti. Hep derim gezi yazılarım bol fotoğraflıdır diye. Bu kez daha da çoktu. 🤷‍♀️ Sanırım daha çabuk okumuş oldunuz yani sıkılmaya fırsatınız olamadı. 😁 Yeni bir yazı da görüşmek dileğiyle, Mumbai’ye kadar sevgiyle ve sağlıkla kalınız. 💞💞

CRUİSE ile MALDİVLER * SRİ LANKA * HİNDİSTAN- 4

Merhaba nerede kalmıştık? Ah evet Kolombo’da geziyorduk. Tarih aynı 14 Ocak 2020 ama saat 11:40 olmuş bile sanırım sabah 08:00 de gezmeye başlamıştık. (Türkiye’m ile buradaki saat farkımız + 2:30) Otobüsten Colombo City Center’ın hemen yanındaki bir park yerinde indikten sonra sola dönüp biraz yürüdük ve bayraklarla süslü renkli bir binaya geldik. Sri Lanka ile bütünleşmiş, hatta simgesi olmuş Budist bir tapınak; Gangarama Temple’deyiz.

Kolombo- Gangarama Temple
Kolombo- Gangarama Temple

Tapınağı gezmeden önce kısa bir ön bilgi vermek gerekirse: Budizm Din sayılsa da aslında bir öğretidir. Budizm öğretilerinin temelini; Meditasyon-içe bakış, reenkarnasyon-ölümden sonra ikinci yaşam ve karma- sebep sonuç kavramları oluşturur. Sanskritçe dilinde aydınlanmış anlamına gelen Buddha kelimesinden türemiştir. Kurucusu Buda, hikayesi de burada. Çektiği ıstıraplı hakikati arama yolculuğunda manevi anlayışa ulaşmış, aydınlaşmış dolayısıyla da Buda olmuştur. Buda’nın öğretileri Dharma olarak adlandırılır. Budizm beş yüz sene boyunca Uzakdoğu ve Asya’nın güneyinde yaygınken günümüzde tüm dünya ülkelerinde inananları vardır. Bu din ya da öğretiye inananlara Budist denir. Der ve Gangarama Temple kapısında neler var bakalım derim. 😊

Dış kapısında dev boyutta iki tane Budha heykeli iç kapısında ise iki tane aslan heykeli var. Parlak sarıya boyanmış tapınağın bu kısmına Vihara deniyor. Gemiden gelenlerle çok kalabalıktık. İngilizi, Çinlisi Hindistanlı bile çoktu. Sanırım gemi seyahati bizim herşey dahil oteller gibi ucuz olunca Mumbai’den binip geliyorlar. 😁 Hayli kalabalık bir gruptuk yani fotoğraf açısından pek elverişli olmayacaktı. Önce içeri nasıl girmemiz gerektiğini öğrendik. Ayakkabılar çıkacak, başörtüsü varsa çıkacak giysiler çok açık olmayacak vs.

Dış kapıda biraz daha bekledik biletler alındı bu arada karşıda harika kabarmalı bir kapı vardı hemen çektim tabii ama teller vs. görüntüyü biraz etkiledi. Tapınak 3 bölüm halinde geziliyor. Birinci kısım Vihara, Budha’yı anlatıyor, ikinci bölüm Chethiya – Pagoda ve üçüncü bölüm Bodhi ağacı ve en son müze. Kompleksin diğer bölümü Beira gölünde kurulmuş keşişler için toplantı salonudur. Orayı da gezeceğiz.

Sonra da fotoğrafta görünen çok kollu heykelin altında ayakkabılar çıktı. Tatlı bir yerel rehberimiz vardı hiç korkmayın ayakkabılarınıza bir şey olmaz dedi. Ama biz torbaya koyup yanımıza almıştık bile. 😁

Gangarama Temple; 19.yüzyılda yapılmış Kolombo’nun kalbinde yer edinmiş görkemli bir Budha tapınağı. Zamanın en zengin gemi sahibi, baharat tüccarı olan Don Bastian de Silva ve yine zamanın ünlü bilgin keşişi Sri Dharmarama thero için bir manastır inşa etmek ister ve bu tapınağın yeri ile çevresindeki bataklık araziyi satın alır. Çok geniş bir arazidir, tapınağı yaptırır ve Tapınağa da Gangarama Viharaya adı verilir. Tapınak bir ibadethane, keşiş yetiştiren bir öğrenim yuvası ve sanatsal faaliyetlerin yapıldığı bir kültür merkezidir.

İlk girdiğimiz yer göz alıcı renklerle bezenmiş Buda’nın hayatını ve öğretilerini ikonlar, rengarenk heykeller ve tablolar aracılığı ile anlatıldığı tapınak kısmı. Girer girmez neresini nasıl çekeceğim diye şaşırdım doğrusu bakınız. Ben bakınana kadar Önder çekmiş bile. Haydi gezelim.

Kolombo- Gangarama Temple
Kolombo- Gangarama Temple-Photo by Önder Kaplan

Buraya Vihara deniyor.

Kolombo- Gangarama Temple
Kolombo- Gangarama Temple

Renklerin ve kullanılan malzemenin parlaklığından gözüm kamaştı. Bir çok Budist tapınak gezmiş biri olarak ortam bana çok süslü geldi. 🤷‍♀️ En haşmetli Mudraları (duruş) ile temsil edilmiş Buda heykelleri.

Mudra nedir? derseniz; Sanskritçe duruş anlamına geliyor. Budizm ve Hinduizm’de de heykel ve resimlerde kullanıldığını biliyoruz. Ruh ve bilinç halini etkileyen, farkındalığı ve odaklanmayı derinleştiren ve bilinen 4 elemente (hava-su-ateş ve toprak) etki ederek vücudumuzun enerjisini de yükselttiğine inanılan ve parmakların pozisyonuyla isim alan el hareketleridir.

Burada Bodi ağacını temsil etmişler ki, Buda’nın altında aydınlanmaya ulaştığı ağaç kabul edilir. 

Kolombo- Gangarama Temple
Kolombo- Gangarama Temple-Budha

Yine bir slayt hazırladım keyifle izleyiniz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tavanda ve duvarlarda Budanın hayatını yaptıklarını anlatan resimlerle dolu. Burada çok kalabalık olduğumuz halde ortam sessizce dua edenlere engel olmuyordu, gerçi hiç ses yapılmaması tembihlenmişti. Dualar burada ediliyor, Nilüfer çiçeği sunuluyor ve inananlar tütsü ve mum yakmak için dışarıya çıkıyorlar. Biz de yan kapıdan avluya çıktık. Bu kez mermer bir yapı ile çevrilmiş bembeyaz Buda heykeli ile karşılaştık ki, Buda’nın yeşimden yontulmuş heykeliydi. Myanmar’lı bir mermer yontu ustası tarafından tasarlanıp yapılmış. 

Kolombo- Gangarama Temple-Samadhi-Budha heykeli-Photo by Önder Kaplan
Kolombo- Gangarama Temple-Samadhi-Budha heykeli-Photo by Önder Kaplan

Yanındaki fil dişleri de gerçekti. Hemen arkasında Chethiya – Pagoda var. Ama önce hediyelik eşya dolu bölüme çıkacağız. Budha zamanından beri gelen çeşitli heykeller, süs eşyaları, ‘Ven’ dedikleri budist keşişlerin seyahatlerinde verilen hediyeler. Aklınıza ne gelirse her şey varmış. Ve de çok doğru en başta Portekiz’lilerden kalma bir adet top kimden kalma bilmem ama gerçek bir fil’in doldurulmuş başı… Bakalım daha neler varmış… 

Kolombo- Gangarama Temple
Kolombo- Gangarama Temple

Ne kadar enteresan inanılmaz. Bakınız sağlı sollu iki şeytan sanki. Elbette Budizm’in doğa üstü varlıkları.

Karşımıza Tanrı Şiva’nın heykeli çıktı. Görünüşe göre Gangarama Budist bir tapınak olsa da Hinduizm’le ilgili materyallere de ev sahipliği yapıyor. O zaman Hinduizm’in en sevilen tanrısını hatırlatayım; Şiva; Hinduizm’in üç tanrısından, yeryüzüne insan olarak indirildiği kabul edilen tanrıdır. Evrenin yıkımını yok oluşunu ifade etse de ardından mutlaka yeniden doğuş gelecektir, dolayısıyla dönüşümü de temsil etmektedir. Zaten adı Sanskritçe siva (iyilik sever) anlamındadır. Kutsal metinler- Veda’ların koruyucusudur. Şiva aynı zamanda hem erkek hem de kadın olarak temsil edilmiştir. Fotoğrafta göreceğiniz gibi 💃💃💃 dansın da (Shiva Nataraja) kralı, piridir. Ateş çemberi içinde sonsuz yaşamı anlatan Tandava dansını yapmaktadır. Sol ayağı dönüşümü, yeniden doğuşu simgelerken sağ ayağı ile de insanları gerçeklikten uzak hayallere sürükleyen cüce Apasmara Purusha’nın üzerine basar. Dört kolludur kısaca bu heykelcikte temsil edilen herşeyin de bir anlamı vardır. 

Kolombo- Gangarama Temple- Shiva Nataraja
Kolombo- Gangarama Temple- Shiva Nataraja

Koridor boyunca bakınarak yürüyoruz, her yer eşya dolu. Süre gelen zamanlar içinde hediye edilen maun masa, sandalyeler bile çift çift. 😊 Elinde kılıç tutan kadın heykeli de sanki Hinduizm’de bir tanrının eşi olabilir sanırım Sati olmalı.

Geldiğimiz avlunun yukardan görünümünü paylaşmalıyım. 

Kolombo- Gangarama Temple
Kolombo- Gangarama Temple

İleri doğru yürüdüm manzara harikaydı. Bodhi ağacı ve bize aldırmadan huşu içinde dua edip kutsal metinleri okuyan insanlar. Rehberimiz dininiz ne olursa olsun bu sessizlikte bir süre durun, nefes alın dedi. Huzur yanınızda olur.. 💞

Kolombo- Gangarama Temple

Önce bu katı bitirelim sonra aşağı ineceğiz, zaten saat yönünde gidersek hiçbir şeyi atlamadan görmüş oluruz diyen rehberimizin peşindeyiz. 😊 Yol üstü hayli karmaşık ne buldularsa sıralamışlar. 😁 

Önden gidenler Buda’nın ayak izini göreceksiniz dediler. Her dinde olduğu gibi Budizm’de kutsal emanetler vardır hoş ayak izi emanet değil elbette. Ama bakın böyle kocaman ayak izi olur mu? 🤔

Kolombo- Gangarama Temple-Budha'nın ayak izi
Kolombo-Gangarama Temple-Budha’nın ayak izi

Sağdan devam ediyoruz bakalım yine neler var. Bir yarım kat indik ve Bodhi ağacı tüm ihtişamı ile karşımızda.

Kolombo- Gangarama Temple-Bodhi Ağacı
Kolombo- Gangarama Temple-Bodhi Ağacı

Gautama Buddha’nın aydınlanmaya ulaştığı ağacın adı bilgelik ağacı anlamına gelen Bodhi’dir. Bodhi’de bir çeşit Hint inciri türünde bir ağaçtır. Kral Ashoka’nın MÖ 3. yüzyılda Sri Lanka’da bulduğu orijinal Bodhi ağacının güney dalı tanınmış Budist rahibe Theree Sanghamitta tarafından Sri Lanka’ya getirilir ve Kral Devanampiyatissa tarafından Kolombo’ya yakın bir yer olan Anuradhapura’daki kraliyet bahçesine dikilir. Oradan alınan bir fidan da işte buraya dikilir. Bu güzelim köklü ağaç Jaya Sri Maha Bodhi adıyla kutsal bir ağaç olarak çok değerlidir. Bodhi ağacı tanrıların tapınağı olarak kabul edilir, yağmur yağdırdığına inanıldığı için ruhsal güçlere de sahiptir. Burada yapılan duaların ve adakların kabul olduğuna inanılır. 

Hemen arkamda da güzel bir Buda heykeli var. Sonra saat yönünden devamla karşıma çıkanları yine slayt yaptım.

Kolombo- Gangarama Temple
Kolombo- Gangarama Temple

Güzel bir pano var slayt içinde onu yazayım; **Öfkeyi sevgiyle, kötülüğü iyilikle, açgözlülüğü sadaka ile ve yalanı hakikatle yen**👌 Bodi ağacı çevresindeki kalabalık grup, Buda heykelleri ile dolu koridor, aşağı doğru inerken gördüğümüz her türlü eşya işle dolu camlı dolap; zamanın daktilosu hemen solda görülüyor ve yine çıkarken dikkatimi çeken manuel-elle çekilen asansör.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dışarıda bizi bekleyen çan şeklinde bir yapı var. Budizm’de genelde yuvarlak kubbeli olan Dagoba ve çan şeklinde katlı gibi yapılan Pagoda’lar hep Stupanın bir çeşitidir, burada Pagoda diye yazıyordu… Budizm için kutsal olan bu yapılar, Buda’yı yüceltmek ona tapınmak için yapıldığı gibi dini malzemelerin korunağı olarak da kullanılırlar. Buradaki Stupada bembeyaz ve çok güzel.

Bu Pagoda görüldüğü gibi etrafı kutsal öğelerle dolmuş sembol bir yapı. 

Avlunun hemen yanında kutsal kalıntı -emanetler bölümüne geçerken gördüklerim. Sağdaki fotoğrafta kabin şeklindeki dua yerlerinde Lord Vişnu’nun kadın heykeli ile altta fil başlı tanrı Ganeşa’yı gördüm, hindulara ait dua yeri olmalı. Bu tapınağın özelliği de o zaten din farklılığı önemli değil herkes istediği ibadeti yapar diyor.

 

Bir hareketlenme oldu burası aynı zamanda bir öğreti merkezi konumunda olduğundan etraftaki turuncu giysili Budist rahipler hazır ola geçtiler. Gelen Ven dedikleri Budist Rahiplerinden ve Gangarama Temple’nin baş görevlinin yardımcısı Ven.Dr. Kirinde Assaji Thera. Sosyal sorumluluk projesini yürütüyor ve aynı zamanda Sri Sumangala Dhamma Okulu’nun müdürüdür. Hemen fotoğrafladım tabii Önder’le birlikte. Kısa bir konuşma yaptı. Gençleri dini inançlarını sorgulamadan becerilerini geliştirmelerini öğretiyoruz dedi. Hayli esmer ve iri yarı biri. Ama güleç yüzlü. Ve biraz araştırdım Sri Lanka’da sözü geçen ikinci dini lider.

Kolombo- Gangarama Temple- Ven. Dr. Kirinde Assaji Thera
Kolombo- Gangarama Temple- Ven. Dr. Kirinde Assaji Thera ve Önder Kaplan

Bu güzel durumdan sonra gezmeye devam ettik ve demir parmaklıkla korumaya alınmış açık bir alana geçtik. Ne kadar çok heykel var.

Kolombo- Gangarama Temple
Kolombo- Gangarama Temple 

Bakır kabartmalar inanılmaz güzel. Kafamı kaldırınca gördüğüm manzaraya inanamadım. Bir sürü Buda heykeli sıralanmış arkada görülen uzaydan gelmiş gibi 😲 bir bina görüntüsü ve yanında başka bir binaya asılmış tapınak panosu. 🤔 Öğrendik elbette. Fotoğrafta görülen Budha’ların aynısı sağda da var. Yer dar olunca tamamını alamadık maalesef.

Önce gördüklerimi saydım arkaya doğru 6 sıra ve yan yana dizilmiş onlar da 6 sıra gibi tam ortada da var 7 oldu. Bence arkaya doğru da var gibi neyse 50 kadar Buda ile yanında da bir sürü küçük pagoda figürleri ile görüntü hayli etkileyici. Dünyanın en büyük Budist tapınağı Borobudur’un birebir değil ama ondan esinlenerek yapılmış hatta biz aslını görmedik ama herkes replikası diyor.. Aslı Endonezya- Java’da olan Borobudur’da ise tam 500 tane Buda heykeli varmış. 🤔 

Kolombo- Gangarama Temple
Kolombo- Gangarama Temple- Borobudur replikası olan Tapınak

Evet arkada görünen manzarayı açıklarsam; Hindistan’da ki Unesco dünya listesine girmiş olan Mahabodhi Temple-Budist tapınağın panosu, sağdaki de maketi imiş ben rehberimizin yalancısıyım, aynısını yapacaklar şeklinde söyledi doğrusunu bilen söylesin, çok enteresan değil mi?  Tapınak belirli dönemlerde arka görüntüyü farklı etkinlikler sebebi ile değiştirirmiş. Tapınağın hemen altında da yine değerli hediyelerin olduğu kutsal emanetler odası vardı.

 

Tapınağın altında ki bu odada aslı Tayland’da olan Zümrüt Buda’nın küçük bir kopyası ve yeşim taşından yapılmış değerli diğer hediyeler var.

Kolombo- Gangarama Temple- Yeşim Buda
Kolombo- Gangarama Temple- Yeşim Buda

Tapınağın hemen önünde içeri doğru yine göz kamaştırıcı devasa bir camekan. Herşey altın görünümünde, içinde yer alan emanetleri gösteren panoyu da ekledim ilk fotoğrafta görülüyor. Japon İmparatoru Hirohito’nun hediyesi hindistan cevizi çiçeği, Hindu tanrısı Lord Vişnu’nun mavi taşlarla süslü heykelciği, gülen Budanın Yakut heykelciği gibi… Hemen Buda heykelinin önündeki başka bir fanusun içinde de Buda’ya ait olduğu söylenen bir tutam saç vardı. Sağdaki fotoğraf.

Saat yönünde dönüyoruz. 😁 Hemen sağda doldurulmuş gerçek bir fil, Budizm’in kutsal kuşu Turna’ya binmiş Buda heykeli…

Artık dışarıya çıkmak üzereyiz son görüntüleri paylaşayım. Önce çekiminde çok zorlandığım mikroskobik Buda heykeli… Büyüteç değil benim lens işe yaramış. 😁

Kolombo Gangarama Temple-Mikroskopik Buda
Kolombo Gangarama Temple-Mikroskopik Buda

Sonra çıkışa doğru son camekan ve müze bölümü…

Tapınağın keşişlere ait toplantı salonu olan Seema Malakaya geçeceğiz çok uzak değil ama yine de otobüsle gidiyoruz. 

Sri Lankanın merkezinde yer alan Beira Gölünün hemen yanında otobüsten iniyoruz. Manzara muhteşem. Beira gölünde sömürge döneminde ve çok daha öncesinde de şehiriçi taşımacılık yapılmış. Kolaylık olsun diye de bir çok kanal açmışlar. Galle Face diye adlandırdıkları sahilden de Hint Okyanusu ile bağlanıyor. Hala sömürge dönemindeki Portekizce olan Beira adını kullanıyorlar, ortalama uzunluğu bir mil civarı.

Kolombo- Seema Malaka temple
Kolombo- Seema Malaka temple

Seema Malaka Temple; daha önce bahsetmiştim yüzyıl kadar önce Beira gölünün bataklık kısmını zengin bir tüccar satın almış, bataklık kurutulmuş sahip olunan yere inşa edilmişti. Yetmişli yıllara gelindiğinde bataklık çökmeye bina suyun içine doğru göçmeye başlamış. Yetmişli yılların sonuna doğru yeniden inşasına karar verilir. Sri Lankalı Müslüman karı- koca S. H. Moojavee’ler oğulları Ameer anısını yaşatmak için finanse edince ülkenin tanınmış mimarı Geoffrey Bawa tarafından tasarımı yapılarak yeniden inşa edilmiş tarih 10 Şubat 1976. Tapınak 3 parça halinde ve birbirlerine dubalar üzerinde ahşap köprülerle bağlanmışlar.

Burada yine birçok Buda heykeli var keşişlere ait olduğu belirtilen yapıya doğru yürüyoruz kutsal bir alana girildiği için ayakkabılar çıkıyor. Önümde Buda’nın dört taraflı altın heykeli olan platformu var. Diğer tarafa geçip merdivenden birkaç basamak çıktım fotoğrafladım. Buda’nın bana bakan yüzünde kucağında bir bebek vardı.

Burası ibadet yeri değil daha çok meditasyon yapılsa da ilerde Bodi ağacına ve önünde yer alan Buda heykeline budistler kadar hindular da saygılarını sunmak için geliyor adaklarını adıyorlarmış. Hemen ilerliyoruz ve dört bir tarafı farklı Mudra’lar ( duruş) sergileyen altın buda heykelleri ile çevrili ahşap bir yapı görüyoruz. Manzara Beira gölüne karşı harika ve meditasyon yapmak için çok uygun ama Keşişlerin toplantı salonu işte burası.

Kolombo- Seema Malaka Temple
Kolombo- Seema Malaka Temple

 

İçi boş değil yine Buda heykelleri konmuş dua yeri var elbette. Işık için karanlık sayılırdı fotoğraflarım net çıkmamış bir tane anca ekliyorum.😁

Kolombo- Seema Malaka Temple- Toplantı Salonu
Kolombo- Seema Malaka Temple- Toplantı Salonu

Toplantı salonun dışındaki buda heykellerinden başka hemen kenar duvarlarının üstü de heykellerle doluydu.

Kolombo- Seema Malaka Temple
Kolombo- Seema Malaka Temple

Toplantı salonunun çok güzel mavi bir çatısı var. Biraz yüksekten çektim harika. Son krallık olan Kandian dönemi mimarisiymiş. Arkadaki henüz bitmeyen gökdelen Kolombo’nun en yüksek binası ve adı Altair. Bittiğinde hem ticaret merkezi hem de rezidans olacakmış. 240 metre yüksekliği var, dikey kule 68 kat, eğik kule 63 kat olmuş. Görüntü geçmişin ve bugünün tarihini çok güzel anlatıyor.

Kolombo- Seema Malaka Temple
Kolombo- Seema Malaka Temple

Bu da Beira gölünden Kolombo manzarası. Bence şimdilik hayli güzel de bu sakinlik ve huzur çok sürmez. Zira gölün çevresi ticaret merkezleri ile dolmaya başlamış bile eski sakinliği kalmaz. Bakınız.

Kolombo- Beira Gölü
Kolombo- Beira gölü

Tapınak olurda Pagodası olmaz mı? Buldum işte… Hemen yanındaki Sandaka Pahan taşı üstünde duran yüzü şehre dönük Buda heykeli var.  Sandaka Pahan; Sri Lanka’nın Sinhalese mimarisinde ay taşı olarak bilinen çok özenli bir işçilikle yapılan dairesel taş. Genelde merdiven başlangıcına konurmuş. 

Kolombo- Seema Malaka Temple
Kolombo- Seema Malaka Temple

Budist tapınağı dedik, her dine saygılı dedik ve evet Pagoda’nın az ilerisinde Hindu tanrılarından Shiva ve Vişnu’nun adak yerleri vardı. 

Haydi alış- veriş zamanı gidiyoruz daha çay- kahve ile hanımlara ay taşı alacağız diyen rehberimize ayak uyduruyoruz. Seema’ya son bakış…

Kolombo- Seema Malaka Temple- Bodi ağacı
Kolombo- Seema Malaka Temple- Bodi ağacı

Meşhur Seylan çayı almak için gittiğimiz yer Kolombo’nun güzel bir banliyösü. Adını hiç unutmadım çok hoşuma gitmişti Bambalapitiya. Hint Okyanusu kıyısında üstelik denize sıfır. 😁 İngilizlerin yaptığı tren yolu. Ah bir de tren geçse ne güzel olurdu! dedim. Geçti geçmesine ama en son vagonundan ancak yakaladım. 😁😁

Çaylarımızı aldık otobüsümüze binip fort bölgesine geldik. Adı Duch Hospital- Hollandalı hastanesi olan bir yerdeyiz. Vaktiyle Hollanda’lıların yaptığı küçük bir hastaneymiş şimdilerde ise fast-food restoranların olduğu bir yer. Zaten saat 13.00 olmuş yanımıza verilen kumanyaları yedik.

Serbest zaman henüz bitmedi, magnetsiz gitmem dedim rehbere sorduk nerede satılır diye bilemedi. Biz eşimle hediyelik eşya satan yer varsa bakalım diye binanın arkasına çıktık. Sağa sola bakınırken yerli bir adam ne arıyorsunuz gibilerden işaretle yanımıza geldi biz de magnet dedik. Meğer adam köşedeki rikşa durağının patronuymuş.. Bir adamını çağırdı bu sizi götürecek dedi. Saati 1 dolar dedi şaşırdık ( çok ucuz yani) tamam dedik ve macera da başladı.

Kolombo- Rikşa'dan görüntü
Kolombo- Rikşa’dan görüntü

Macera dolu Kolombo seyahatinde görüp de fotoğrafını çekemediğim bir kaç yeri yakaladım mesela. Eski Parlamento binası. 1930 yılında yapılmış 1983 yılına kadar 53 sene hizmet vermiş. Bahçede Sri Lanka’nın önemli şahsiyetlerinin heykelleri vardı. Soldaki ikinci Başbakanları Dudley Senanayake, yanındaki üçüncü Başbakan General Sir John Kotalawela gibi.

Kolombo- Eski Parlamento Binası
Kolombo- Eski Parlamento Binası

Önce ünlü bir otelin önünden geçtik. The Kinsbury Hotel sonra önünde polis gördüğümüz güzel bir yapı, resmi daire ya da bakanlık gibi ama o da Galle Face Otelmiş 😁 yani çok ünlülerden biri daha.. Ve ikiz kuleleri ile Ceylon bank.

Rikşanın şöförüne habire hani çarşı nerede dedikçe adam bizi bir caddeden diğerine döndürüp durdu. 😅 O kadar çok yol gittik ki; Önder’e adam bizi kaçırıyor galiba dedim gülüştük. Hayır yani derdimiz bir magnet uğruna gemiye geç kalmayalım mazallah bırakıp giderler. Biz gülünce adam anlamış gibi bir yere girdi durdu. Biz uyduruk bir yer beklerken ahşap masklar satan güzel bir dükkana getirdi. Neyse magnet varmış aldık, yanında çocuklara ve kendimize de duvar süsü ünlü masklardan aldık. Tamam artık gidiyoruz derken de bizi bir başka yere götürdü. Lütfen almasanız da bir bakın dediği kıymetli taş satan bir nevi kuyumcuydu, hatır için girdik. Az buçuk ingilizcemizle almayız dediğimiz yerden kızlarıma ay taşından birer küpe alarak çıktık. 🤣 Şöföre de komisyon verin bari dedik. Vereceğiz dediler ve vermiş olmalılar ki ağzı kulaklarındaydı.

Güzel bir sahilden geçtik. Kolombo’nun Galle Face’i; Güzel kumlu plajı ile popüler sahil şeridi. İlk zamanlar Hollandalılar Portekizlerden korunmak için toplarını buraya sıralamış. Sonraları; at yarışı ve golf sahası olarak kullanılmış. Hatta kriket, polo velhasılı sömürgeci devletlerin sporları için kullanılmış. İlk gezinti yeri olmasını zamanın İngiliz Valisi Sir Henry George Ward uygun görmüş yıl 1859. Bugünlere gelindiğinde de halkın en popüler mekanı olmuş…

Kolombo- Galla Face
Kolombo- Galla Face

Tamam dönüyoruz derken yine hayli yol gittik. Ama yol tanıdık gelince stop dedik adama nereye? Aaa limana gelmişiz. Gemiye gitmiyoruz buluşma yerine, bizi aldığın Duch Hospital’a dedik. Tekrar döndü ve buluşma yerine yine de vaktinde yetiştirdi. Maceramız da burada bitti. 😊 Victoria bizi bekliyordu, günbatımının güzelliği ile Sri Lanka’ya elveda dedik.

4. günümüz böyle geçti. 5. gün denizde geçecek. Biz Sri Lanka’yı sevdik. Bol fotoğraftan sıkılmadığınızı umuyor ve Mormugoa/ Goa- Hindistan’da görüşünceye kadar sevgiyle kalın diyorum.

Sri Lanka- Kolombo- Elveda

CRUİSE ile MALDİVLER * SRİ LANKA * HİNDİSTAN-3

Sri Lanka- Kolombo

     Evet seyahatimizin 3. günü Hint Okyanusu’nda geçti. Costa Victoria’da 4. gündeyiz 14 Ocak 2020 ve sabah saat 07:00. Gemi, Sri Lanka’nın başkenti Kolombo’nun batı Eyaletindeki limanına demirlemek üzere. 😌

Sri Lanka- Kolombo Limanı
Sri Lanka- Kolombo Limanı

Hediyelik eşya tezgahları hazırlık yapmaya başlamışlar bile. Manzara çok renkli.

Resmi adı Sri Lanka Demokratik Sosyalist Cumhuriyeti, ama 1972 yılından önce hepimiz Seylan olarak bilirdik. Seylan adı da Zeylanicum- Tarçın’ın Latince isminden gelir. Hint Okyanusu’nda Hindistan’ın altında göz yaşı damlası gibi duran bu ada ülkenin yüz ölçümü 75.000 km²’dir. Sri Lanka 20 milyonu aşmış nüfusu ile de 9 eyaletten oluşmuştur. Bizim adını bildiğimiz Tamiller Kuzeyde yerleşmişler. Başkenti 2 milyon nüfuslu Kolombo’ dur. Para birimi Sri Lanka Rupee’sidir. Dini açıdan zengin bir mozaiğe sahip. Öyle ki, Budizm başta olmak üzere, Hinduizm, İslamiyet ve Hıristiyanlık eşit şekilde dağılmıştır. İşte bir tane ilginç yapısı ile Budist tapınağı-Stupası karşımızda duruyor. Sambodhi Chaithya.

Sri Lanka- Colombo Limanı
Sri Lanka- Colombo Limanı-Sambodhi Chaithya Buda Tapınağı

Toplam yüksekliği 80 metre olan bu Stupa Budha’nın Nirvana’ya ulaşmasının 2500’üncü yılı anısına 1956 yılında yapılmış. İçinde vaaz salonu da olan stupalara Chaithya deniyor. 11 katlı bu yapıya 258 basamakla çıkılıyor. Biz vakit kalırsa gideriz dedik. Ama kısmet olmadı. En kötü havalarda bile gemiler tarafından görülecek şekilde tasarlanmış.

Sri Lanka 500 yıl boyunca Avrupa güçleri arasındaki rekabetin merkezi olmuştur. Cazibesi elbette ki doğal güzelliği olduğu kadar ipek ve özellikle baharat yolundaki en önemli doğal limana sahip oluşudur. İngilizlerin el attığı yerlerden biri de Sri Lanka’dır. Sadece İngilizler değil elbette bir dönem tarçın aramaya gelen Portekizlilerin sömürgesi oldular. Onlardan kurtulmak için Hollandalılardan yardım istediler dolayısıyla bir dönem de Hollandalıların ve en sonunda da İngiltere’nin sömürgesi oldular.

Seylon- Seylan adını kullanan İngilizler yayılmacılığı çok kurnazca yaparlar. 😉 Şirin gözükmek için İngilizceyi resmi dil yapıp, köleliği de kaldırdılar. Müslüman halkı güvenli bulup arka çıktılar ve dinlerini yaşamaları için bazı kolaylıklar sağladılar. Sonra 19. yy’da İngilizler kahve yetiştiriciliğine başladılar ve Seylan kahve ihracatı ile meşhur oldu. Bir dönem kahveye mantar hastalığı gelince kahveden vazgeçip yerine çay ekmeye başladılar. Çayı 1830 yıllarında bir İskoçlu üretici getirmiş. Çay yetiştirmede hayli de başarılı olunmuş. Bu kez de Seylan çayı meşhur olup kahvenin sonunu getirmiş. Ama Sri Lanka hala tarçın üretiminde ve dünya tarçın ticaretinde %75 ile ilk sırada yer alır.

İlk geçim kaynakları pirinçtir, suyun aşırı sıcakta uçması ile devrilen pirinç bitkisine su sağlamak için barajlar bile inşa etmişler. Gittikçe yükselen ekonomisi; çay ve tekstil olsa da turizm ve değerli taşlarını unutmamak gerek.

İngilizler; 1947’de Hindistan’a bağımsızlığını vereceğini açıklayınca Sri Lanka biz de istiyoruz der ve İngilizler 1948’de onlara da bağımsızlıklarını verir. Seylan adı uzun yıllar sonra 1972 de resmen Sri Lanka olmuştur. Resmi dilleri artık Sinhalese’dir. Tamillerle kavga dövüş yapsalar da işler durulmuşa benziyor.

Colombo;

Kelani nehri ağzında, doğal bir liman şehri olan Colombo’ya bu adı Portekizliler vermiştir. Portekizliler Sri Lanka’ya geldiklerinde çokça güvercinle karşılaşmışlar ve buraya güvercinlik anlamında Colombo demişler. Latince: Columbiformes güvercinler demektir. 

Efsaneye göre, 500 yıl önce burada yaşayan ilk yerli halk Sinhalese’lerdir. MÖ 260 yıllarında adaya Mahinda adında bir Budist gelir ve Mahinda onları Budizm ile tanıştırır. Sonrasında Budizm Sinhalese kültürüne iyice yerleşmiştir. Bugün Sri Lanka’nın %70’i Budist’tir ve Budizm resmen kabul görür bir öğretidir hatta resmi olarak da kabul edilmiştir.

Şimdi otobüsle şehri panoramik olarak gezerken sömürge döneminden kalma yapıları göreceğiz. Fotoğrafların bir kısmı şehri tanımak adına otobüsten iPhone ile çekildi haliyle camlar kirli ve ön cam silecek engeli vardı PS de beni epey uğraştırdı, ama yine de güzeller ve en azından şehir hakkında fikir veriyorlar. Bir şehri tanımak için sokaklarını gezmek, çarşı-pazarını insanların yaşamını da gözlemlemek gerekir diye düşünüyorum. Fotoğrafların bir kısmı sevgili eşim Önder’e ait. Sonsuz teşekkürlerimle. 😍

Colombo
Colombo-Liman çıkışı

Fi tarihinde bir kaleye ev sahipliği yapmış buraya kale kalmamış olsa da Fort deniyor. Bölge daha çok Kolombo’nun kültür ve ticaret merkezidir. Resmi daireler ve bankalar ile daha da önemli hale gelince çevrede görülen bu yapılaşma hız kazanmış.

Kolombo Menkul Kıymetler Borsası, dünya ticaret merkezi hep buralarda. Yerel rehber İngilizce anlatıyor bizim rehberimiz de bize tercüme ediyor. Hala İngilizlerin yaptığı alt yapıyı kullanıyorlarmış. Sömürge dönemi yapılarla karşılaşmaya başladık. Bu saat kulesini İngilizler deniz feneri olarak yapmışlar. Solundan geçip gidiyoruz. Ah evet burada da trafik solda, arabaların direksiyonu sağda. 😁 

Sri Lanka- Colombo- Deniz feneri
Sri Lanka- Colombo- Deniz feneri

Yolumuz başkanlık sarayından geçti ama çok korunaklı ve demir kapısı kapalıydı. Çok güzel tarihi yapıları olan zengin bir caddeden geçiyoruz her taraf banka dolu. Sağımızda İndian bank devamında hem Çin hem İngiliz bankası olan muhteşem bina Cargills Ceylon Ltd. Bu nasıl bir güzelliktir! Adamlar sömürdükleri her yeri ihya etmişler az bir restorasyonla hala yeni gibi ayaktalar.

Kolombo- Cargills Ceylon Ltd.
Kolombo- Cargills Ceylon Ltd.

Başka bir caddedeyiz soldaki tarihi bina ünlü Grand Oriental Hotel. GOH diye anılan otelde kalmak için hayli zengin olmak gerekiyormuş. 🤑🤑🤑 Ve önünde yine  Grand Oriantal Hotel’in yaptırdığı sömürge döneminde Rickshaw’da (çekçek arabada) bir tüccar temsil edilmiş. 

Sir Baron jayatilaka Mawatha’da (cadde) karşımıza yine bir kavşakta saat kulesi çıktı. Khan Saat Kulesi 20. yy da Hindistan Bombay’dan Kolombo ‘ya gelip yerleşen ve burada petrol kuyuları çalıştıran tanınmış ve zengin bir aile olan Framjee Bhikhajee Khan’lar tarafından yaptırılmış. Kule’nin şimdi akmayan bir de çeşmesi var, fotoğrafta görülüyor. Khan ailesinin iki oğlu babalarının 45. ölüm yıldönümü anısına yaptırmış ve Kolombo halkına şükranlarının bir ifadesi olarak adamışlar. Kolombo’nun ticaret bölgesi olan Pettah Market’e girişi gösteren sembol bir saat. 

Kolombo- Khan saat kulesi
Kolombo- Khan saat kulesi

Kolombo’nun ticaret bölgesi olan Pettah Market’e doğru Khan saati solladık, keşmekeş bir trafikle gidiyoruz. Pettah kalenin dışı anlamındadır. 

Kolombo- Sea Beach Rd.
Kolombo- Sea Beach Rd.

Sağ taraf, dar sokaklarla ticarethanelerin olduğu yerlere çıkıyor. Bir iki dönülmez yoldan sonra güzel bir yapıya yine bir camiye gidiyoruz. Kırmızı Cami- Jami-Ul-Alfar Mosque veya kapısında yazdığı gibi Al Masjidh al Jamiul Alfar.

Geniş bir caddeden geçiyoruz. Kırmızı camiye gitmek için hayli yön değiştiriyoruz.

Nihayet otobüsten fotoğraf çekmek için indik şükür. Al Masjidh al Jamiul Alfar Camii Müslüman iş merkezlerinin olduğu yerde İngilizler döneminde yapılmış 600 yıllık bir camidir, kapıda yazan 1908 restorasyon yılıdır. Ticaret için dışardan gelen iş adamlarının ve yine Hindistan’dan gelen Müslümanlarında ibadet etmesi için İngiliz mimarisi ile Sri Lanka’nın kırmızısı örnek alınarak inşa edilmiş hayli görkemli bir cami. Günlük program dolu olunca ve trafik müsaade etmediği için gezmek ne kelime ezilmeden otobüse bindiğime bile şükrettim. 😁

Kolombo-Al Masjidh al Jamiul Alfar-Kırmızı Cami
Kolombo-Al Masjidh al Jamiul Alfar-Kırmızı Cami

Pettah bölgesi ticaret bölgesi demiştik. Rengarenk albenisi çok bu caddeyi yine de fotoğraflarla anlatmak isterdim. Görünüşe göre bizim İstanbul’daki Kapalı Çarşı, İzmir’in kemeraltı çarşısı gibi ne ararsan bulabileceğin daracık sokakları var. Trafik zorlayınca hemen otobüse bindik. 🤷‍♀️ Aynı yollardan tekrar geçerek giderken bir, iki sokak sonra durma imkanı olmayan daracık bir sokaktan geçerken inanılmaz renkli maviler içinde bir Hindu Tapınağına denk geldik ama durmadık. 😥  Kolombo’daki en eski, en büyük bu tapınak Shiva ve Ganesh’e adanmış adı da Sri Kailawasanathan Swami Devasthanam Kovil Temple. 

Kolombo- Sri Kailawasanathan Swami Devasthanam Kovil Temple
Kolombo- Sri Kailawasanathan Swami Devasthanam Kovil Temple

Panoramik gezmeye devamla karşımıza bir çan kule daha çıktı derken onun da bir Budist stupa olduğunu gördük. Budizmin resmi öğreti olduğunu söylemiştim sanırım daha çook tapınak ve stupa görecek ve gezeceğiz. Stupa daire şeklinde bir alan üstüne şemsiye veya buradaki gibi çan şeklinde yapılmış çatılı dini mekanlardır. Budha’yı yüceltmek adına yapılırlar içinde dini emanetler sergilenir. Aynı zamanda tapınaktır. Şanssız diyor yerel rehber trafiği çok yoğun ters bir yerde olduğundan ziyaretçisi diğerlerinden azmış.🤔

Kolombo-Sri Sambuddhaloka Maha Viharaya
Kolombo-Sri Sambuddhaloka Maha Viharaya -Stupa

Yapılaşma o kadar hızlı ki, her taraf inşaat dolu. Carlton Ritz bile muazzam bir rezidans inşası başlatmış. 

Karşımıza  kavşakta güzel bir bina çıktı. 1864 yılında İngilizlerin General Hospital olarak kurdukları Kolombo’nun 3000 yataklı önemli Devlet hastanesiymiş. Kavşağı dönünce bu kez de bembeyaz bir saat kulesi ile arkasında yine güzel yaldızlı binalar göründü ki onlar cami olmalı. Bakalım rehber ne diyecek.

Evet gerçekten o güzel binalar yanında türbe olan çok özel cami Dewatagaha Mosque. Yerel rehberden derlediklerimle Dewatagaha Camii 1847 yılında Kolombo’ da  inşa edilen en eski camidir. Yanındaki türbe de her dinden insanların önem verip ziyaret ettiği ve Hz. Muhammed tarafından Sri Lanka’ya gönderildiğine inanılan Evliya, Seyedina As-Sheikh Seyed Usman Siddique Ibn Abdurrahman’ın türbesidir.

Kolombo-Dewatagaha Mosque
Kolombo-Dewatagaha Camii (Mosque)

Hikayeleri severim bilirsiniz bu caminin de yapılışı ve adı ile ilgili güzel hikayesi var. Efendim çoğu hikayelerde kadın baş roldedir ya bu kez de öyle. Budist bir sinhala kadını geçimini Müslüman müşterilerine Hindistan Cevizi yağı satarak sağlar. Her gün Kolombo’nun tarçın ağaçları ile dolu ormanından koşarak geçer ve Maradana’daki pazara gidermiş. Ama bir gün ormandaki Kaju ağacının köküne takılıp düşmüş ve elindeki yağ küpünü kırmış. Her taraf yağ içinde, ormana saçılan yağları toplamak ne mümkün. Çaresizce bir ağacın dibine oturup ağlamaya başlar. 

-Ben şimdi eve nasıl giderde küpü kırdım yağ yok, para da yok derim diye ağlamaya başlar. Ağlar, ağlar uyuya kalır. Bir çıtırtı duyup uyanır. Yalnız olduğunu zannederken Dewata Gaha’nın (geçit yakınındaki bir ağaç anlamına gelir) yanında duran yeşil giysili, ak sakallı yaşlı bir adam görür korkar. 

Yaşlı adam ‘korkma, ağlama, sen koş bana yeni bir küp getir’ der. Kadın koşarak en yakın yerdeki mama dedikleri Müslüman bir kadının evine gider ve kendisine hemen bir küp vermesini ister, neden diye şaşıran kadına da gelince anlatırım der. Ak sakallı, yeni bir küple gelen kadına onu yere koymasını söyler ardından da kadının şaşkın bakışları arasında ayağını yere vurmasıyla yağ yerden toplanıp havada asılı kalır ve kadın küpünü doldurana kadar da öyle kalır. Ak sakalı adam kadına -şimdi küpünü doldurdun git ve bu olayı herkese yay, beni gördüğün bu yeri de Müslüman müşterilerine göster der kaybolur.

Kadın yağ küpünü kaptığı gibi koşar adım müşterilerine gider olayı anlatır. Kimse inanmaz tabii. Ama o ağacı da gösterince kanıt arayan Müslümanlar ağacın dibinde bir mezar etrafında da dökülmüş yağları görünce bu bir azizdir derler. Buldukları bu mezarın başına bir bayrak diker sonra da yanına bu camiyi yaparlar ve adını da Dewatagaha koyarlar.

Tabii ki azizin kim olduğu bilinmez. Mucizenin üzerinden tam 47 yıl sonra Maradana camii’ne  gelen başka bir din adamı bu mezarı ve mucizeyi duyar. Mezarı ziyaret edip dini bir takım kerametleriyle etrafta bulunanlara bu bir Evliyadır adı da (Seyed Usman Siddique Ibn Abdurrahman) Said Osman bin Abdurrahman’dır der. O gün bugündür tüm dinlerden insanlar ziyaret edip dilek adarlar. Fotoğrafta camiden fışkıran tarçın ağaçları görülüyor.

Kolombo-Şeyh Osman bin AbdurRahman Türbesi
Kolombo-Said Osman bin AbdurRahman Türbesi

Caminin etrafında döndük bu kez hemen arkasında  1927 yılında Fransızların yaptırdığı Belediye Sarayını görüyoruz. Bu güzellik yine arkadaki yüksek bina ile gölgelenmek üzere.

Kolombo- Belediye Binası- Town Hall
Kolombo- Belediye Binası- Town Hall

Belediye sarayının hemen karşında Victoria dönemine ait çok güzel bir parkın önünden geçiyoruz. Devasa boyuttaki altın Buda heykeli ve onu bekleyen bir de nöbetçi askeri var. Buda’yı bekleyen nöbetçi Buda’ya saygıda kusur edip arkasını dönenleri ikaz edermiş. Turistlerin fotoğraf çektirirken Buda’nın önünde duruşları onlara saygısızlık geliyor tabii. 😁

Kolombo-Vihara Maha Devi Park
Kolombo-Vihara Maha Devi Park

Burada da bir minik hikaye yakaladım. Park adını Kraliçe Vihara Maha Devi’den almış. Kraliçe’nin anlatacağım hikayedeki; ülkesi uğruna kendini tehlikeye atan cesareti ile Sri Lanka deniz kuvvetlerindeki kadın kolordusunun ambleminde yer almış. 

Vihara Maha Devi; Sri Lanka için önemli bir kral olan Dutugamunu’nun annesi, zamanın Kralı Kawanthissa’nın da sevgili eşiydi. Genç ve çok güzel bir prenses olan Vihara Maha Devi’nin babası Kral Kelanitissa işlediği affedilmez bir suçtan dolayı kendisi ve ülkesi Okyanusun dev dalgaları ile lanetlenir. Bu lanetin kalkması yani dev dalgaların adayı yutmasını önlemek için bir kurban gerekir. İşte prenses bu laneti kaldırmak, babasının krallığını kurtarmak için kurban olmayı kabul eder ve bir gemi ile Okyanus’un dev dalgaları arasına, enginlerine salıverilir. (Babalar ve kızları 💞💞) Gemi dev dalgalarla boğuşarak giderken Dovera, Kirinda’daki kıyılara ulaştığında Okyanus adeta süt-liman olur. Kıyıya en yakın liman da Ruhuna’dır ve onu yöneten Kral Kawanthissa’dır. Prensesin hikayesini öğrenip cesaretine hayran kalan Kral Kawanthissa ilk görüşte aşık olup onu sevgili Kraliçesi 👸 yapar. İki de çocukları olur. Oğul Dutugamunu’da 🤴 daha sonra Sri Lanka’nın en sevilen Kralı olur. Onlar erdi muradına biz devam edelim yolumuza… 😌

 Bir de parkın önünde yolları süpüren çöpçü kadına ve süpürgesine bayıldım.

Kolombo-Vihara Maha Devi Park
Kolombo-Vihara Maha Devi Park

Hemen yanındaki bu kuş yuvası görünümlü yapı; Nelum Pokuna Mahinda Rajapaksa Theatre- Sri Lanka’nın dört dörtlük, süper donanımlı sahne sanatları merkezidir. Bir ana oditoryum ve bir de açık hava amfi tiyatrosu var. Mimari yapısı gerçekten de çok güzel. Her türlü sanatsal etkinliğin yapıldığı gençlerin uğrak yeri. 

Kolombo-Nelum Pokuna Mahinda Rajapaksa Theatre
Kolombo-Nelum Pokuna Mahinda Rajapaksa Theatre

Panoramik gezi bizi bu kez başka bir tarihi önemi ve değeri olan Sri Lanka’nın bağımsızlığını anmak için yapılmış olan Independence  Square- Bağımsızlık anıtına ve meydanına getirdi. Binanın cadde tarafında İlk başbakanları ‘Ulusun Babası’ diye adlandırdıkları Stephen Senanayake’nin dört bir tarafı aslanlarla çevrili anıt heykeli vardı. Zaten bu binanın yapımını isteyip mimarlara ‘bu ülkenin tarihini ve yaşadıklarını en iyi şekilde anlatın’ diye emir veren ilk başbakan olan Senanayake’dir. Ön kısmında tadilat başlamış bizde olduğu gibi demir iskeleler konmuştu.

Kolombo-Independence  Square- Bağımsızlık Meydanı
Kolombo-Independence  Square- Bağımsızlık Meydanı

Cinnamon Gardens semtinde bulunan Bağımsızlık Meydanı’ndaki bu çok etkileyici bina Sri Lanka’nın İngiltere’nin boyunduruğu altında geçen 140 yıldan sonra ilk parlamentonun açılışını Gloucester Dükü Prens Henry’nin yaptığı yerde inşa edilmiş. Böylece Sri Lanka’nın İngiltere dahil diğer ülkelerce de neredeyse 500 yıl süren sömürülmesine son verilmiş olur. Parlamento yeni yerine geçene kadar senato ve meclise tören yeri olarak hizmet etmiş olan bina halen dini etkinlikler ve önemli toplantılar için kullanılıyor. Bahçesi de halkın gezdiği spor yaptığı güzel bir mekan.

Kolombo-Independence  Square- Bağımsızlık Meydanı
Kolombo-Independence  Square- Bağımsızlık Meydanı

Betonarme yapılan binanın dışı gücü temsilen sıra sıra aslanlarla çevrilmiş. Dört köşesinde de zenginlik ve refahı temsil eden adına ‘Punkasala’ dedikleri çanaklar var. Aslında tasarımında da bence bir gerçek gizli. ☺️

Şöyle ki; Sri Lanka’daki son krallık Kolombo’ya yakın bir yerdeki Kandy Krallığıdır. İlginç olan bu binanın tasarımının Kandy’deki zamanın kraliyet mahkemesi olan ‘Magul Maduwa’nın benzeri oluşu. 1815 yılında Kandy kabile reisleri egemenliklerini ve tahtlarını İngilizlere devrettikleri yer Magul Maduwa’ydı. Yani bence şimdi Magul Maduwa’da kaybettikleri hürriyetlerini Kolombo’daki bu benzer bina Independence Memorial’da geri almış oluyorlar.

Biz içeri girdiğimizde korumaların ve askerlerin ortalıkta dolaştığı çok özel olduğunu tahmin ettiğimiz bir toplantı yapılmakta idi. Zaten salon artık dini etkinlikler ve yıllık tatil kutlamaları için kullanılıyormuş. Salon her biri ayrı güzel ahşap oymalı 60 yakın sütun başlığı ile süslenmiş. Bu ahşap süslemelerin modeli 14. yüzyıl Gampola krallığının ünlü Embekke oymalarıdır. Bakınız duvarda Sri Lanka’nın tarihi gerçeklerini yansıtan kabartmalar da duvarları süslüyor. Slayt hazırladım bakması daha güzel.

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Bağımsızlık salonunun altında müzesi de varmış ama kapalıydı. İçeriği genelde kralların ve kahramanların heykelleri ile eşyaları şeklinde. Fotoğrafta alt katta görünen sağlı sollu iki kapı müze girişiydi.

Kolombo- Independence  Memorial Hall- Bağımsızlık Anıt salonu
Kolombo- Independence  Memorial Hall- Bağımsızlık Anıt salonu

Tüm gezilerde olduğu gibi burada da vazgeçilmezimiz alış-veriş için rehberimiz bizi doğal taş satan bir mağazaya götürdü. Sri Lanka, yüzölçümünün küçüklüğüne rağmen dünyada var olan 85 değerli taşın 40 tanesini topraklarında barındırıyor. Artık o doğal taşları almak için yurtdışına çıkmaya gerek kalmadı Türkiye’de her şehirde bir değerli taş mağazası var. Benim ilgimi çekmeyen şeyler olduğu için ben de içerde ve kapı önüne çıkıp fotoğraf çekmekle meşgul oldum. Ama magnet almadan gitmediğim biline.🤷‍♀️ Size de seyirlik olsun.

Kolombo-Bauddhaloka Mawatha Str. Laksala
Kolombo-Bauddhaloka Mawatha Str. Laksala

Burçlara göre taşlar meraklıları için çektim. 😉

Kolombo- Laksala hediyelik Eşya Mağazası
Kolombo- Laksala hediyelik Eşya Mağazası

Bu masklar da duvar süsü. Hepsinin bir anlamı var.

Mayura Raksha-*Tavuskuşu*-Barış, Uyum ve Refah.         

Gini Raksha*Ateş*-Düşmanları yenmek ve dostluk.     

Naga Raksha*Kobra*-Bütün tehlikelerden korur.             

Gara Raksha*Gara* Söz ve göz nazarından korur.

Gurulu Raksha*Gurulu* güç ve şöhret getirirmiş…

 

Hayat dışarıda var şu renklere bakın. Aslında yaşam da hep böyle renkli olsa… Otobüsün markası beni eskilere götürmeye yetti. Hatırlayan varsa Leyland marka belediye otobüslerimizdi hani arka kapının yanında biletçi oturur size elindeki lastikle sabitlenmiş bileti keser verirdi. Yıl sormayın gari.😉

Kolombo- Bauddhaloka Mawatha Street
Kolombo- Bauddhaloka Mawatha Street

İki tezat görüntü. Varlık ile yokluk, zenginlik ile fakirlik mi? Yoksa kast sistemi mi? ne derseniz *O* 🤷‍♀️  Neyse yazıyı güzel keseyim. Audi’de şoför yok değil mi? 🤔 Ben göremedim ya siz? 😉 Direksiyon sağda olunca göremezsiniz tabii. 😁😁

Kolombo- Bauddhaloka Mawatha Street
Kolombo- Bauddhaloka Mawatha Street

Bugün tempo yoğun. Sırada daha iki güzel tapınak var çokça da fotoğraf. Bu güzellikleri, rengarenk görüntüleri izlemek için benden ayrılmayın derim. Arayı fazla uzatmam hemen dönerim. Hatta bir ip ucu verip kaçayım.

Colombo
Kolombo’da bir güzel.

Budist tapınaklarda görüşünceye kadar hoşça ve sevgiyle kalın. 😌 💞💞💞

 

CRUİSE ile MALDİVLER * SRİ LANKA * HİNDİSTAN- 2

Maldivler-Male-2 

Evet nerde kalmıştık. 🤔 Maldivlerin Başkenti Male’nin haritaya göre sağ yarısını- Doğusunu gezmiştik. Bugün yine 12 Ocak 2020 sol yarısını-Batısını gezeceğiz. Grup arkadaşlarımızla anlaşıp 1 $’a taksi kiralayıp bindik. Turist kandırmayı öğrenmişler bile konuşmamızda Hulhule adasını gezmek de vardı, tamam bu kadara anlaştık dedi adayı tam tur yapıp bizi yine Cumhuriyet meydanında bıraktı. Neyse görmediğimiz yerlere gittik fena sayılmaz. Bilgisi de fena değildi habire anlatıyor. Unutmadan İngilizlerin sömürgesi olan her yerde olduğu gibi Male’de de trafik soldan işliyor, arabaların direksiyonu da sağda.

Başkanlık sarayı Mulee’aage’e geldik. Kapı duvar ama nöbetçi falan yok.

Maldivler - Mulee'aage Başkanlık Sarayı
Maldivler – Mulee’aage Başkanlık Sarayı

Kapıdaki tanıtım panosunda yazılan bilgiler; Kültürel miras sayılan Mulee’ge; ‘Muli’nin yeni evi’ anlamına gelir. İlk en eski bina Sultan III. Muhammed Shamsuddeen’in atalarının evi Mule’ge’dir ve 300 yılı aşkın süredir Sultan Dhon Bandaarain’in konutu olduğu için Dhon Bandaarain olarak da bilinir.

Fotoğraftaki bu yeni bina Mule’ge’nin yerine Sultan III. Muhammed Shamsuddeen Colombo Kraliyet kolejinde (İngiliz sömürgesi dönemi) okuyan oğlu Prens Hassan Izzuddin’e kraliyet sarayı olarak yaptırmış adını da Henveriu Ganduvarı demiş. Muli’li Kathib Mohammed Thakurufaanu tarafından 1914 yılında başlanan ve Maldivler’in geleneksel mimari yapısı örnek alınarak yapılan bina Prensin 1919 yılında Male’ye dönüşü denk getirilerek bitirilmiş.

Kendisine saray olarak yapılan bu binayı Prens hazretleri eğlence mekanına çevirince sürgüne yollanmış. Gerçek anlamda kraliyet sarayı olarak değil hep konut olarak kullanılmış. Sultan III. Muhammed Shamsuddeen de kraliyetten ayrıldıktan sonra burada oturmuş. Demir kapının önünde hatıra fotoğrafı çekildikten sonra ben kameramı demir kapının arasından uzattım bu kareyi alabildim. 😓 Yassah hemşerim diyen çıkmadı. 😅😅

2-IMG_4092
Maldivler – Mulee’aage Başkanlık Sarayı

1939 yılında Henveriu Ganduvarı olan adı Prens Hassan Faraed Didi tarafından Mulee’aage olarak değiştirilip İçişleri ve Savunma Bakanlığı olarak kullanılmış. Kraliyet 1952 yılında bitince Didi bu kez Cumhurbaşkanı olup burayı hem ofis hem de konut olarak kullanmış. İngilizler dönemi Kraliçenin yetkili kişisi de burayı idari bina ve konut olarak kullanmış.

Çeşitli yıllarda rejim sistemi değişse de konut Başkanlık konutu olarak kullanılmaya devam etmiş. Halen Cumhurbaşkanı olan Ekselansları İbrahim Mohammed Salih 2018’den beri konut olarak kullanmaktadır diyor rotamızı tarihi değeri büyük Male’nin en eski camisi Hukuru Miskiiy’e çeviriyoruz.

Hukuru Miskiiy-Cuma Camii; 1153 yılında ilk Müslüman Sultan Muhammed Bin Abdullah’ın yaptırdığı Hukuru Mıskiiy 1656 Yılında Sultan İbrahim I. İskender tarafından yıktırılmış. Gerekçesi de namaz kılmaya gelen halk için yeterli değil cami çok küçük. Yeni bir Hukuri Miskiiy camii yapılmasını emretmiş. İki yıl süren caminin dış yapımında sadece mercan kullanılmış.

Maldivler- Male- Hukuru Miskiiy- Cuma Camii
Maldivler- Male- Hukuru Miskiiy- Cuma Camii

Mercanlar bizim lüle taşı gibi yaşken yani donmadan önce istenen şekilde işlenebilir kuruyunca taş gibi sağlam olurlar. İç mekan ahşaptan yapılmış. Rivayete göre de ahşaplar parçalanmış gemi enkazlarından temin edilmiş. İç mekandaki bu ahşaplarda Kur’an’dan ayetler işlendiği için camide imamların Kur’an dersi verdiği de düşünülüyormuş. 1668’de Mekke’den dönüp hacı olan Sultan İbrahim camiye bir de minare inşa ettirmiş. Kapı girişinde upuzun beyaz bir silindirik yapı tepesindeki hoparlörü görseydim minare der fotoğrafını çekerdim. İkaz eden de olmayınca farkına bile varmamışım. 🤦‍♀️

Yıkılan ilk caminin kıblesi o zamanlar Budizm olduğu için doğuyu, güneşin doğuşunu görecek şekilde işaretliyken yerine yapılan yeni Hukuru Miskiiy’in kıblesi kuzeybatıya, Mekke’ye bakacak şekilde hesaplanıp yerdeki bir levhaya işaretlenmiş. Caminin içine girmedik ama minberi ve abdest almak için su kuyusu da varmış. Hukuru Miskiiy 17. yüzyıldan kalma türbe ve güzel mezar taşları ile çevrili. Camiye en yakın bu türbe Sultan İbrahim I. İskender’e ait.

Male-Iskandar Rasgefaanu Ziyaaraih
Male-Iskandar Rasgefaanu Ziyaaraih (türbesi)

Alttaki fotoğraflarda görülen türbelerden soldaki İbrahim Sultan’a sağdaki de Dhiyamigili Sultan’a ait. Öndeki mezar taşlarının sivri olanları kral ve prenslere yuvarlak olanların da Prenseslere ait olduğu sanılıyor.

Male- Shrine of İbrahim Sultan & Shrine of Dhiyamigili Sultan
Male- Shrine of İbrahim Sultan & Shrine of Dhiyamigili Sultan

Buradaki türbe de yine eski Sultanlardan Dhevvadhoo Sultana ait.

Male-Dhevvadhoo Rasgefaanu Ziyaaraih (türbesi)
Male-Dhevvadhoo Rasgefaanu Ziyaaraih (türbesi)

Maldivler kültürünün en belirgin özelliklerini taşıyan ve en eski yapısı olan Hukuru Miskiiy yapıldığı günden beri de ibadete açık. Bu çok özel camiyi 2008 yılında Unesco Dünya Mirası Geçici listesine almış.

Taksi ile gezmeye devam. Adanın diğer tarafında ki yapay plaj ve sosyal tesislerin olduğu Rasfannu’ya geldik. Diğer plaja göre daha canlı bir yer. Bu yazıları paylaşıyorum zira çok enteresan şekilleri var. Alfabelerinin adı yani yazım şekillerine Thaana diyorlar ve 16. yüzyılda Arap harflerinden geliştirmişler.

Kadın ve adamın giysili oluşuna dikkat. 

Male-Rasfannu yapay halk plajı
Male-Rasfannu yapay halk plajı

Çok güleç yüzlü insanlardı fotoğraf çektirmekten kaçınmadılar. İkizlere bayıldık.

Male-Rasfannu'da halk plajı
Male-Rasfannu halk plajı

Oyalanmaya vakit yok güneş zaten tepemizde yine yola devam. Biraz daha ilerde geçerken gördük sıra sıra hamaklar 🤔  keyfe bakın günbatımı  🌅 izleme mekanıymış. Ah keşke imkan olsaydı da biz de o keyfi tatsaydık. 🤷‍♀️

Çok değişik bir yere geldik. Burası yukardaki plaj fotoğrafında görülen gökdelenin arkası. Metal sütunu görünce şaşırdık. 2004 yılının Aralık ayında Endonezya’nın Sumatra adası merkezli deprem 8.9 şiddetindeydi. Depremin yarattığı 10 metrelik tsunami Maldivler dahil 8 ülkede 25 bin can almıştı. TV’den izlemek bile korkunçtu. Evet Male’nin yaşadığı tsunami faciasında hayatını kaybedenlerin anısına dikilmiş bir anıt olduğunu gördük, öğrendik ve ölenlere rahmet diledik. 

Male- Tsunami Binaa Maizaan
Male- Tsunami Binaa Maizaan

Çevrede çokça balıkçı teknesi vardı. Şansımıza burada hamakları gördük, siz de bakın ne güzel koltuk hamak demek daha doğru olacak.

Male- Tsunami Binaa Maizaan Park
Male- Tsunami Binaa Maizaan Park

Yola revan olduk. Şoför vakit doldu lafları ediyor şimdi geçtiğimiz cadde Boduthakurufaanu caddesi dümdüz gidince bu güzel kapıdan girip Sinemale köprüsünden Hulhule adasına geçiliyor. Hulhule adasında bizim indiğimiz havalimanı İbrahim Nasir -Velena var. Male’nin dünya ile irtibatını sağlayan tek havalimanı. Adını da Hulhumale isimli kertenkeleden almış.

Male- Sinemale köprü girişi
Male- Sinemale köprü girişi

Bu güzelim köprüden geçmeyi hayal ederken sola sapıp bizi aldığı yere bıraktı. Biz de soluklanmak için bir Kafe’ye girdik. İnternet vardı çocuklarla görüntülü konuştuk. Etraftan bakınırken motorların birbirine çarpmadan geçişlerini izledim.

Maldivler ‘in başkenti Male gezimiz böylece bitmiş oldu. Gemimiz Hindistan-Bombay’dan dönüp tekrar Male’ye gelecek. İstanbul’a dönüş uçağımız yine Velena Havalimanından olacak. Maldivlerin meşhur balayı turizmine ev sahipliği yapan atol- adalarından biri olan Kani’ye son gün gittiğimiz için dönüşte anlatacağım. Gece Hint Okyanusu’nda seyir halinde olacağız ve 3. gün olacak. Yolumuz Sri Lanka- Colombo.

Maldivler-Male
Maldivler- Male

Biz Costa Victoria’ya doğru gidiyoruz. Siz en iyisi benden ayrılmayın zira bu gezi bol fotoğraflı ve çok renkli. Sri-Lanka’da görüşünceye kadar sağlık ve sevgiyle kalın. 💞💞💞

CRUİSE ile MALDİVLER * SRİ LANKA * HİNDİSTAN-1

Maldivler- Male-1

Uzun soluklu bir gezi ile yine birlikteyiz. Nereye gidelim konusu açıldığında Önder hemen bir ön araştırma yapar. Hindistan’ı çok sevmiştik bu kez de güneyini görelim dedik. Çok güzel bir tur bulduk 12 günlük. Uçakla Bombay’a sonra otobüsle arada feribotla Sri Lanka’ya tabii hemen yazıldık. Şansımıza fazla katılım olmayınca acente haber vermeden turdan vazgeçti. Uzun uğraş sonuçta paramızı geri aldık. Allahtan bunlar hep bizim sıkı takibimiz sonucu erkenden düzeldi. Tekrar bir araştırma ile aynı destinasyon karşımıza Cruise gemisi ile çıktı derken hem 15 gün hem de bonuslu Maldivler var. Ve oleyyy şansımıza dış kabin ile biz bu geziye olur dedik. 💃💃💃

Gemi ile seyahati ben kilo aldırıyor diye sevmezken, eşim bavul aç- kapa derdi yok diye çok sever. Neticede gemiyle seyahati üçüncü kez yapmış olacağız. Biraz ön bilgi fena olmaz.

Hindistan vizeniz daha önceden olsa da (ki bizim vardı) yeniden ve şahsen almak durumundasınız. Ayrıca pasaport sürenizin turunuzun bitiş tarihi dahil en az 6 ay geçerliliği kalmış olmalı. Hindistan vizesi sadece İstanbul ve Ankara’dan veriliyor. Maldivler bizden vize istemiyor. Hindistan randevumuzu alıp yüz yüze vize için 3-4 gün erkenden İstanbul’a gittik bahaneyle çocukları ve torunlarımızı da görmüş olduk. 😍

11 Ocak 2020 Cumartesi günü İstanbul Havalimanına grupla buluşma saatinden çok önce geldik. Uçağımızın kalkış saati 01:55. Yeni havalimanını gezdik, ben çok modern buldum ve beğendim. 👍

Saat 01:55 İstanbul Havalimanından THY ile 8 saat sürecek olan uçuşumuz başladı. Maldiv’lere yaklaşırken Hint Okyanusunun ortasında Mercan adaları veya Atollerin görüntüsü büyüleyiciydi. Bakın bakın deniz içinde bungalowlar bile göründü inanılmaz güzellikteler. Hani hep derler ya Maldivler balayı için muhteşem bir destinasyon. 😁 Bakacağız tabii ama bence bu deniz içi bungalowlardan ibaret adalardan bahsetmiş olabilirler. Zira biz başkentini de gezeceğiz. Maldivler’in diğer yüzünü insanların yaşadıkları yerleri de göreceğiz. İlerleyen yazılarımda ne demek istediğimi anlatmış olacağım. Güzellikleri kaçırmayalım. 😉

Maldivler yaz saati uygulaması kullanmıyor, 2 saat farkımız var doğuya gittiğimiz içinde aynı gün ve sabah saat 11:55. Maldivler’in başkenti Male’nin -Velana veya İbrahim Nasir İnternational Havalimanına inmek üzereyiz. Hint Okyanusunun üzerinden iniş çok güzel ve 8 saatlik uçuşumuz böylece bitti. İbrahim Nasir krallık bittikten sonra seçimle başa geçen ilk devlet başkanının adıdır.

Maldivler- Male- ibrahim Nasir(Velana) Havalimanı
Maldivler- Male- ibrahim Nasir(Velana) Havalimanı

Maldivlere hoşgeldiik… Aceleyle birine de bizi çeker misiniz? demeyince durum budur. Yalnız bırakır mıyım? Photoshop ne güne duruyor. 😁 😇

Costa Victoria’ya giriş işlemlerinin yapıldığı yerdeyiz hayli kalabalık.

Biraz bekledikten sonra özel tender botlara bindik gemimize transfer olacağız. Bir selfie çekelim artık.

Alev&Önder KAPLAN Maldivlerde
Alev&Önder KAPLAN Maldivlerde

İstikamet Costa Victoria. Bot kaptanı da tipik Maldivli.

Gemiye girişte çok sıkı tedbirler almışlar fotoğraf makinamı bile çantasından çıkartıp her giriş çıkışta X-ray cihazına soktular. Gemiye giriş-çıkış da kalabalık olduğundan biraz acele davranmak gerekiyor. Neyse şimdi gemideki kabinimizin videosunu paylaşayım.

Ardından hemen olası tehlike anında nerede toplanıp nasıl davranacağımızın tatbikatına katıldık ki, mecburidir.

Tatbikattayım
Güvenlik tatbikatında ben

Akşam yemek salonunda yerlerimiz ayrılmıştı. Yemekten sonra toplantı yaptık ekstralara katılım ayarlandı, ertesi günün buluşma saatleri belirlendi, rehberimiz  biraz bilgi verdi. Aman özel bir otel dahi olsa giriş yapıp önünden denize girmeye kalkmayın. Bir kere kadınlar zaten giremez girseler de elbise ile girebilirler. Erkekler de tişörtleri ile denize girebilirler üstleri çıplak olamaz yasak dedi. Tam İslami bir devlet. Onun için daha ilk günden bir grup mercan adalarındaki özel tatil köyüne gitmeye karar verdiler. Biz eşimle önceliği Male’yi gezmeye verdik. Gemi bu gece limanda demirleyecek. Akşam yemeği ve geceleme gemide.

2. gün; 12 Ocak 2020 ve kahvaltıdan sonra teknelerle karaya çıkıp Male’yi gezmeye başladık. Hemen karşımızda Cumhuriyet meydanı ve çok güzel bir bina Shaheedh Hussain Adam Building Hükümet binası vardı.

Male-Shaheedh Hussain Adam Building
Male-Shaheedh Hussain Adam Building-Hükümet binası

Maldivler Cumhuriyeti nerededir? derseniz; Asya kıtasına 700 km mesafede olduğu için Asya kıtasında ve Hint Okyanusunda bir deniz devletidir diyebilirim. Hindistan ve Sri Lanka‘nın hemen güney batısında yer alıyor. Birçok adası olan Maldivler Hint Okyanusunda çok uzun yıllarca oluşmuş mercan adalarından meydana gelmiştir. Devletin takımadaları yani mercan adaları bildiğimiz toprak değil resiflerin parçalanması ile oluşmuş beyaz mercan kumudur ve üzerinde sadece Hindistan cevizi yetişir. 1200’e yakın mercan adasından meydana gelen Maldivler toplam 26 adet Atolün çevresinde oluşmuştur. Maldiv halkı bu adaların 191’inde yerleşiktir ve ülkenin 540 bin kişilik nüfusunu oluştururlar. Adaların 105 tanesi özel tatil köyü şeklinde konuşlanmıştır. 120 bin nüfusu ile Başkenti Male’dir. İkinci büyük şehri Gan’dır. Gerçek Maldiv halkı Divehi’lerdir.

Tarihte çok değişik ülkelerin hakimiyetinde yaşamış. Fransızlar Hindistan’ın Pondiçeri eyaletinde bir kaleleri varmış ve bir süre Male’ye Hindistan’ın istilasını önlemek adına asker yollamışlar. Hollanda, o zaman Seylan olan Sri Lanka’dan gelip yerleşmek istemişse de fazla kalmamışlar. Portekiz’liler Hint Okyanusuna kadar indiklerinde adayı 15 sene süre ile istila etmişler. Sonra 19. yüzyılın başlarında İngilizlerin Hindistan ve Hint Okyanusundaki hâkimiyetleri artmış. İngilizler burayı da sömürge yapmak istemişler. Sultan II. Mohamed Mueenuddeen 1887 yılında  Seylan’daki Kraliçe Victoria’nın temsilcileri ile anlaşarak Maldivler’in, bir sömürge değil de korunan bir devlet olmasını sağlamış bu koruma tam 75 yıl sürmüştür. Nihayet çok uzun bir geçmiş sayılmasa da 1965 yılında kendi bağımsızlığını kazanan Maldivler 3 yıl sonra 1968, İbrahim Nasir döneminde Maldivler Cumhuriyeti olmuştur. Yerel para Birimi Rufiyaa’dır. Kişi başına milli gelir 400-500 USD civarı. Gelir kaynaklarının çoğu turizm ve kurutulmuş balık ihracatından gelir.

Ana dilleri Arapçaya çok benzeyen Maldivce-Divehi dilidir. İngilizler sayesinde İngilizceyi de ana dilleri gibi konuşuyorlar. Çok önceleri 7. yüzyıla kadar Budizm yaygınken daha sonra Hindistan’dan gelen kabilelerin gelmesi ile yerel halk İslamiyetle tanışır. Maldivler’in idari şekli Üniter Başkanlık Anayasal Cumhuriyet’tir. Müslüman bir ülkedir diyor gezmeye başlıyoruz.

Burası Cumhuriyet meydanı. Güvercin bolluğu bizim Eminönü’ndeki fotoğraf çekmeye gittiğim Yeni Camii hatırlattı ve sonraki kare Önder’in yakaladığı ‘an’ karesi, şaşkın bakışları ile beni izleyen bir adam. 😁😁

Hükümet binasının hemen yanında güzel bir bahçe içinde altın kaplama kubbeleri olan bir camii gördük. Külliye demek daha doğru olur. Cami var adı Cuma Camii, kütüphane, konferans salonu var ve İslami tüm etkinliklerin düzenlendiği bir yer. Tam adı As-Sulṭaan al-Ghaazee Muhammad Thakurufaanu al-A’uẓam veya As-Sultan Ghazi Muhammad Bodu Thakurufaanu.

Bir ekleme ve hatırlatma yapayım. Çok önceleri 7. yüzyıla kadar adanın Budist bir Sultanı varmış. 1154 yılında ticaret için adaya gelen faslı sufi Ebu’l-Bereket Yusuf el Berberi ile tanışan Sultan onun etkisiyle İslamı kabul edip adını da Muhammed el-Adil olarak değiştirmiş. Dolayısıyla adada İslamiyet hızla yayılır. Tarihten tanışık olduğumuz ünlü Arap seyyah İbn-i Batuta seyahatnamesinde bahsetmiş. 1343’te Maldivler’e gelmiş bir dönem Krallık yapan Sultan Davud bin Yusuf’un kızıyla evlenmiş. Birkaç yıl kaldığı dönemde din adamlarına İslamın kurallarını öğretmiş ve o tarihten sonra da ada İslam kanunlarıyla yöneltilmiştir. Ölüm cezası vardır.

Male-As-Sulṭaan al-Ghaazee Muhammad Thakurufaanu al-A'uẓam
Male-As-Sulṭaan al-Ghaazee Muhammad Thakurufaanu al-A’uẓam Külliyesi 

Külliye’nin adını aldığı Sultan Muhammad’ın bir de hikayesi var. Hikayeleri severiz. ☺️ Maldivler’i işgal eden Portekizliler Sultan VI. Ali’yi öldürürler ve Maldivler’i 15 yıl boyunca 1558-1573 yılları arasında işgal altında tutarlar. Bu süreçte adanın Portekizli valisi halkı Hıristiyan yapmaya zorlayıp kabul etmeyenleri işkence ile öldürtür. Öyle bir zaman gelir ki, Maldivler’in kanıyla yıkanan Hint Okyanusu neredeyse kıpkırmızı olur. O dönem Utheemu adası halkından olan Muhammed Portekiz’lilerle denizde yapılan vur-kaç gerilla savaşlarına katılır ve adanın Portekiz’li valisi tarafından iki kardeşi ile birlikte adadan sürgün edilir. Muhammad bu duruma son vermek için iki kardeşi Hasan ve Ali’yi de yanına alarak Hindistan’a yakın Minokoy adasına gider. Üç kardeş burada zamanın en büyük Maldiv gemisi olan Kalhuoffummi’yi inşa ederler. Bir grup taraftar ile her gece bir başka adaya çıkıp Portekiz askerlerini yok edinceye kadar savaşırlar. Komutan Muhammed en son Portekiz valisinin Male halkı’na ‘ya Hıristiyan olursunuz ya da topluca hepinizi öldürürüm’ deyip bir gün belirlediğini öğrenir. Yapılacak Male katliamından bir gün önce Muhammad ve taraftarı Male’ye ulaşır. Muhammad Portekiz valisini kendi tüfeği ile öldürür ve Male katliamını önler. Böylece Maldivler Portekiz işgalinden Muhammad sayesinde kurtulur. Maldivler’in kahramanı olan Muhammed Thakurufaanu’ya Gazi ünvanı verilir. Öldürülen VI. Sultan Ali’nin yerine sultan yapılır 1573. Tarih onu çevreci, insanları koruyup kollayan iyi bir insan ve ilk birleşik güç olan askeri orduyu kuran Sultan olarak yazar. 1585 yılında eceliyle ölmüştür.

Neyse günlük yaşama bir adım atalım ve soldan çarşı içine girelim. Yaya yürünse bile kısa sürede gezilebilecek bir başkent. Yüzölçümü topu topu 6 km² dir.

Maldivler denince aklımıza gelenler genelde Okyanusun çevrelediği kum ve güneş, lüks otellerle dolu bir cadde vs. Ama hiç düşüncemize uymayan bir yaşamla karşılaştık. Okulların çokluğu, modern birkaç dükkan, Vietnam-Hindistan kadar bol vasıta ama bu kez sırf motor ve sürekli hareket halinde insanlar. Ülke bir tatil cenneti değil. En azından başkenti değil. Cennet mercan adalarında yapılanmış lüks tatil köylerinde. Ada içinde açıkta alkol satılması ve içilmesi yasak olsa da Male içindeki otellerde ve diğer tatil köylerinde herşey serbest.

En hareketli ve önemli binaların bulunduğu Chandhanee Magu- şantiye caddesindeyiz.

Maldivler’in ilk ulusal müzenin önündeyiz. Maldivler’in 1952 yılının Cumhuriyet Bayramı’na denk getirip açılışını Başbakan Mohammed Amin Didi yapmış. Tarih 11 Kasım 1952. Eskiden saray binasıymış. Zaten hemen yanında Sultan Parkı var. Tarihi obje olarak sultanlardan kalan giysiler ve zırhlar. İslamiyet öncesi kalıntılar kısaca bize biraz zayıf geldi sonra gezeriz deyip sokakları keşfe devam ettik.

Male- International Museum
Male- International Museum

Müzenin hemen yanında peşpeşe iki okul Aminiya ve Iskandhar okulları kızlar tesettürlü ve çok güzel motorsiklet biniyorlar.

Male- Aminiya School
Male- Aminiya School

Eğitim ücretsiz. Okuryazar oranı %90 dan fazla. 250 ye yakın ilkokul, ortaöğretim ve az sayıda da meslek okulu var. Yüksek öğrenim için yurt dışına gitmek zorundayken 2011 yılında gerçek anlamda The Maldives National University Cumhurbaşkanlığınca onaylanıp kurulmuş. 1973 yılında sağlık bilimi koleji olarak atılan ilk temelden sonra Enstitü şeklinde gittikçe yükselmiş ve bugün tıp dahil birçok fakülte ve yüksek okulu içinde barındıran Maldiv Ulusal Üniversitesi olmuş.

Male- Iskandhar School
Male- Iskandhar School

Bir köşe başında rastladık bu park yerine. Male’in tüm özel binalarının simgelerini işlemişler ama yine saygısız insanların kirlettiği manzara olmuş. 😡 İstanbul Üsküdar’da da belediyenin yaptığı böyle park gibi bir dinlenme yeri var.

Male
Male

Diş kliniği yine gözüme takıldı kan çekiyor derim ya. 😁 Male’de diş hekimleri dahil toplam 150 doktor varmış özeller dahil 5 tane de hastane. Ve evlerin çoğuda rengarenk. Şu yeşile bakın bayıldım.

Male- Dental Care Center-Diş Kliniği
Male- Dental Care Center-Diş Kliniği

Bunaltıcı bir sıcak var. Üstelik daha sabahın 09:00’u. Güzel bir anne ile oğul’a denk geldik. Fedakar annelerden, oğlunun çantasını sırtlamış okula gidiyorlar. Biz nasıl da hamallık yapmışız peh. Ve yine bir okula denk geldik. Ahmadhiyya Uluslararası okulu. Öğrenimde başarı oranı yüksek görünüyor.

Ahmadhiyya okuldan aşağı doğru devam edince sağdaki sokakta meyve satanlar var. Önder sen çek ben şuradan bakayım sanırım adayı boyuna katettik dedim. Fotographer By Önder Kaplan 😘

Ve Güney yönündeki deniz göründü. Evet Male’nin 2 küsür km’lik boyunu kat etmiş bulunuyoruz. 💃💃💃 Eni de zaten 3 km. Bizde aralardan dolaşarak yarım tur geri döneceğiz demektir. Çıktığımız yer Male’nin Boduthakurufaanu (Magu) caddesi. Dümdüz devam edince diğer yapay adaya Velena havaalanının olduğu Hulhule adasına gidiyor. Etrafta tek bir ağaç yok.

Male- Boduthakurufaanu Magu
Male-Boduthakurufaanu Magu

Sıcak olabildiğince bunaltıcı, güneş neredeyse tepemizde. 🤯 Yok bu çıplak ağaçsız sahilde yürüyemeyiz diye kıyıdan, gölgeden gidelim diyerek ara yollara saptık.  Male’nin de öteki yüzünü görmüş olduk. Çok dar ve kesinlikle yalnız dolaşamayacağımız sokaklardan geçtik. Önümüze çıkan binalardan buraların sanayi bölgesi olduğu izlenimi edindik. Rehbersiz gezeceğimizi tahmin edemeyince dersimi de çalışmamıştım. 😅 Aslında ben gideceğimiz yeri önceden çalışmayı sevmem. Göreceğim yeni yerlerin heyecanını kaybetmiş gibi oluyorum.

Yollar yürümekle aşınmaz 😉 yürüdük yeniden silinmemiş izlerden. Ve en sevdiğim iki görüntü biri sokak arası diğeri çamaşırlı balkonlar.

Haritaya baktım da Ameenee Manu ‘da( caddesinde) yürümüşüz. Güzel bir okul anneler bekleşiyor, hemen karşısında da güzel bir çocuk Parkı vardı. İsimler pek garip 😁 Kuda Kudhinge Bageecha.

Male- Kalaafaanu School
Male- Kalaafaanu School

Male- Kuda Kudhinge Bageecha Çocuk Parkı
Male- Kuda Kudhinge Bageecha Çocuk Parkı

Male halkı insanın yüzüne bile bakmıyor hayret. Çok da konuşkan sayılmazlar ama birşey sorarsanız ancak güleç yüzleriyle cevap veriyorlar. Yine de fotoğrafınızı çekebilir miyim? diye işaret edince sessizce kafa sallıyorlar. 👍😁 Ben genelde çekmeden önce iyice onay alıyorum neme lazım.

Bu küçük yeri pek sevdim en üstünde Bar 2000 fotodaki tabelada da comfood-yemek yazıyordu. Böyle köşe başı dükkanlarda genelde çay içip hedhikaa dedikleri bir çeşit baharatla tatlandırılmış içinde balık olan hamur işi (bizim mantı benzeri)  yemek için gelirlermiş. 😁 Bu çay evleri artık azalmış. Yerini birkaç sokak ilerisinde denk geldiğimiz, kaçıncı kuşak bilemedim ama yeni model kahveciler neyse işte cafeler 😏 almış.

Nihayet deniz göründü. Hithigas caddesi ile (offf Manu dan sıkıldım sanırım 😁 ) Boduthakurufaanu caddesinin kesiştiği kavşaktayız. Hemen sağımda stadyum vari bir yer tam bize göre dinlenmelik yer dedik ki, zaten Newport Restoran zinciri sahiplerinin yaptığı Male’nin medar-ı iftiharı (tamam gençler Male’nin gurur duyduğu) Sinamale köprüsünün şu harika manzarasını seyir yeriymiş. 😂

Olsun biz de oturup biraz köprüyü temaşa ettik bir iki uçağın inişini seyrettik. Nasıl da güzeldi. Biliyor musunuz? Maldivler de Venedik gibi küresel iklim nedeniyle zamanla sular altında kalıp yok olabilirmiş. Bu ön görüyle Maldivlilere 2005 yılında Avustralya’ya sığınma hakkı verilmiş. Ve bu yüzyıllar içinde olabilir düşüncesi bile korkutmuyor ki, devasa gökdelenler dikilmeye başlamış. 🤦‍♀️

Male- Newport seyir platformundan Sinamale Köprüsünün görünümü.
Male- Sinamale Köprüsü

Yürümeye devamla Male’deki Artificial Beach’e geldik. Hint Okyanusundaki köpek balıklarına yem olmadan yüzebilmeleri için Male halkının denize girmesine olanak sağlayan yapay plaj. Etrafına ağaçlar dikmeye başlamışlar park henüz yapım aşamasında. Photographer By Önder Kaplan

Burada denize girenler yasaklara uymak zorunda. Kadınlar elbise ile erkekler şortlarının üstünde tişörtleriyle girebilirler. Manzara doyulmazdı.

Male- Artificial Beach- Yapay plaj
Male-Artificial Beach- Yapay plaj

A bir kadın yüzüyor bekleyip çıkarken çekeyim dedim. Oley.

Male-Artificial Beach
Male-Artificial Beach

Bu maviş camii yazmazsam olmaz. Cami çok modern. Bakınız 5 adet sipsivri dizayn edilmiş enteresan minareleri var. En son 5 minareyi Bitlis’te görmüştüm.😉

Maldivler’in 6000 kişilik 6 katlı en büyük camisi olacak olan bu maviş caminin yapımını Suudi Arabistan’ın sağladığı fon ile bir Türk firması üstlenmiş. Parasını veren düdüğü çalar misali adını da Suudi Kral Selman bin Abdulaziz’den almış. Bağışlanan fon Arapların Maldiv’lere bağımsızlıklarının 50. yılı hediyesiymiş.

Maldivler-Male- Selman Bin Abdulaziz Camii

Yürümeye devam. Bu kısımlar adanın resmi binalarının çoğunlukta olduğu yer. Neredeyse yerli nüfus kadar motosiklet olan Male’de çok garip tek bir korna sesi yok. 🤔 Görüldüğü gibi yine motosikletli bir hanım. Ona bakayım derken köşedeki eğri pencereli binayı atlamışım 🤦‍♀️ şimdi paylaşırken gördüm, aklıma Rotterdam’daki kübik evler geldi. 🤷‍♀️

Male sokakları
Male sokakları

Müslüman ülke olunca camii de bol oluyor. Duvarın ardına geçmedik artık. Adı Masjid Alnoor parlayan güneş misali kubbesi var minaresi de oya gibi.

Male- Masjid Al- Noor
Male- Masjid Al- Noor

Alimas Ufaa Carnival denilen bir yerdeyiz. Burası da Male’nin Arenası onlar Carnival diyorlar. Kapı girişi renkli ve onların Maldivce- Dihevi harflerini de göstereyim istedim.

Male-Alimas Ufaa Carnival- Arena
Male-Alimas Ufaa Carnival- Arena

Artık sıcaktan bunalmış vaziyetteyken sahile ulaştık sayılır. Fotoğraftaki ana-kız ile tur boyunca çok yerde karşılaştık. Arka fonda Costa Victoria bizi bekliyor.

Male'de turist olmak.
Male’de turist olmak.

Okyanustaki kirliliğe inanamadık. 😱 Aslında inandık nereye boşaltım yapacaklardı ki! Sadece akıntı yok herhalde olsa burada birikmezlerdi diye düşündüm. Hemen kenarda atık su boruları vardı ama temiz akıyordu, sanırım arıtma suyu idi. Yıllar önce yağmur sularını biriktirerek su ihtiyaçlarını karşılarken, teknoloji sayesinde Okyanus suyunu tatlı suya çevirerek kullanıyorlar. Neyse askeri kıyı koruma botları, balıkçılar, su altı dalış kayığı derken…

Artık iyice nemden ve sıcaktan da bunalınca ben 😓; Male’li, gençleri model alıp bugünkü perdeyi Costa Victoria ile kapatalım diyorum.

Şehrin öte yakası kaldı. Gemi ile dönüp dolaşıp geleceğimiz yer yine Male olunca 😁 diğer yarısını son gün gezeriz dedik. Ve öyle yaptık. Ama konudan uzaklaşmamak adına ben Male’yi aynı gün olarak sizinle paylaşacağım. İkinci yarıda görüşmek üzere sağlıkla ve sevgiyle kalın…💞💞💞

BİRLEŞİK KRALLIK ve İRLANDA-İngiltere-Oxford

Gezimizin sonuna yaklaştık. Tarih hala 6 Ağustos 2019 Stratford Upon Avon’dan çıktığımızda saat 14.43 idi. Dünyanın en meşhur ve prestijli Üniversitesi Oxford’un bulunduğu şehre Oxford’a bir saatlik yolumuz var. Yağmur kesintisiz devam ediyor. Umarım kesilir.

Oxford deyince benim aklıma önce Üniversitesi gelse de çocukluğumun romanı Alice Harikalar diyarının yazarı Lewis Carroll olarak bilinen matematikçi Charles Dodgson gelir. Ama artık bir çoğunuzun aklına hemen Harry Potter geliyor biliyorum! ☺️

Oxford; 200 bine yaklaşan nüfusu 8. yüzyıla kadar uzanan tarihi ile Dünya’nın en eski ve hala yaşayan 4. Üniversitesi Oxford’a sahip tarihle dolu bir şehir. Her başarılı öğrencinin hayalini süslediğinden eminim. Kim istemez ki? 😉  

Oxford dersleri İngilizce olan Dünyanın en eski ikinci Üniversitesidir. Birincisi İtalyan olan Bologna Üniversitesidir. Ama hala dimdik kalmış yaşayan ve hala öğrenci yetiştiren en eski dördüncü Üniversitedir. Oxford’un Ox’u ile Cambridge’nin Bridge’ini almışlar Oxbridge diye bir kelime oluşturmuşlar. Böyle bir terim duyduğunuzda Oxford ile Cambridge’nin ortak bir eğitim sisteminden ekolünden bahsedildiğini anlarsınız diyerek bilgi veren Sinan Ercan rehberimizi dinliyoruz.

İngiltere’deki Üniversitelerin çalışma sistemi bizimkilerden farklıdır. Burada 38 tane kolej var yani İngilizlerin koleji üniversiteye denk gelir. Bizde Amerikan sistemi kullanıldığından kolej liseye denk gelir. Kısaca bizim çocuk koleje gidiyor diyen bir İngiliz komşunuz varsa şaşırıp sakın -aaa koca adam hala lisede mi? demeyiniz ben söylemiş olayım.

Neyse bu kolejler birbirinden her yönden bağımsızdırlar. Yani Oxford içinde 38 tane mikro üniversite barındırıyor. Diyelim bizde de Oxford var ve siz tıp okuyorsunuz  🤣 aslında hangi bölüme girdiyseniz kolejiniz Oxford içinde ama siz girdiğiniz bölümün kolejinde okuyorsunuz demektir. Örneğin Edward koleji mezunusunuz sadece mezun olduğunuzda aldığınız diplomada Oxford yazar yoksa bir yere başvururken Edward koleji mezunuyum dersiniz. Buradaki 3 tane kolej 12. yüzyıldan beri var.

Henüz şehre gelmedik bunlar rehberimiz Sinan Ercan’ın yol boyu ön bilgilendirmesiydi. Oxford şehri de eski ve tarihi yapılarla doludur. Oxford Üniversitesinin bir kampüsü yoktur, her kolej ve öğrenci evi şehir içinde dağılmıştır. Oxford şehrinin sokaklarını gezerken aynı zamanda Oxford Üniversitesinin de içini gezmiş olacağız.

 Yağmur hafifler gibi oldu otobüsten indiğimiz yer o kadar güzeldi ki, zamanda yolculuk yaptık sandım. İnanılmaz yapılar bakın. Burası Magdalen Street East bölgesi.

Oxford Magdalen street east

Etrafa şöyle bir göz gezdirip yağmur artmadan çekim yapayım dedim. Bu güzel bina Ashmolean Museum of Art and Archaeology, Ashmolean sanat ve arkeoloji Müzesi.

Oxford
Oxford-Ashmolean Museum of Art and Archaeology

Karşımda görünen dantel misali işlenmiş kuleye hayran kaldım ki zaten Victoria döneminin şaheserlerinden. Martyrs Memorial- Oxfordlu şehitler için 1843 yılında kireç taşından yapılmış anıt. Bizde abide diye bilinir. Gördüğünüz gibi öğrencilerin buluşma, dinlenme yeri olmuş bile.

Oxford
Oxford-Martyrs Memorial-Şehitler anıtı

Kimdir bu şehitler, hikayeleri nedir?

Martyrs Memorial; 1550’li yıllarda tahta Kraliçe Mary geçer. Koyu Katolik olan Mary hayli çok Protestan idam ettirir. Yaptırdığı işkencelerden dolayı çok zalim bulunur ve Bloody Mary -Kanlı Mary olarak anılır. Hatırlatayım Kraliçe Mary bizim meşhur VIII. Henrynin veliaht veremediği için boşadığı Aragon’lu Catherine’den olan gayri-meşru kızıdır. İngiltere’nin sadece kısa bir süre yani Mary’nin 5 yıllık saltanatı süresince Katolikliğe döndüğü (1553-58) yılları arasında kendince sapkın bularak yakmak suretiyle öldürttüğü yüzlerce kişiden sadece üçü için dikilen bu anıttaki heykeller; Canterbury Başpiskoposu olan Thomas Cranmer, Londra Piskoposu Nicholas Ridley ve Worcester Piskoposu Hugh Latimer’e aittir. Oxford’daki Meryem Ana Üniversite Kilisesinde sorgulanırlar. Protestanlıktan vazgeçip Katolik olmayı reddettikleri için suçlu bulunurlar. Önce Ridley ve Latimer sur dışında hendekte kazıkta yakılırlar. Cranmer bizim çılgın VIII. Henry’e Aragonlu Catherine’den boşanması için Protestanlığı öneren ve boşatıp Anne Boleyn’le evlenmesini sağlayan Piskopostur. Mary’e karşı yeniden Katolik olmayı kabul ederse de birkaç ay sonra o da yakılmaktan kurtulamaz.

Hemen yanından yürüyor Saint Mary Magdalen kilisesini geçiyoruz. Mary Magdalen; İsa’nın arkadaşıdır bu kilise de ona adanmıştır.

Oxford
Oxford-Saint Mary Magdalene Church

Kafelerin, güzel dükkanların olduğu bu caddeden sola Broad St.’e dönüyoruz.

Oxford
Oxford-Broad Street

 Alttaki fotoğrafta görülen bu güzel binalar Balliol Koleji. Binaların henüz başında iken rehberimiz aman bastığınız yere dikkat edin diyor.

Oxford
Oxford

Asfalttan giderken önümüzde Arnavut taşlarla ortasında haç şekli olan bir parça yer çıkıyor. İşte Sinan rehberimiz ikaz etmese basıp farkına bile varmadan -bu ne şimdi asfaltın ortasında! deyip geçeceğimiz fotoğraftaki bu yer biraz önce bahsettiğim Piskoposların şehit edildiği yeri temsil ediyormuş.

Oxford
Oxford

Caddenin karşı tarafı tam bir tezatlar şehri olduğunu gösteriyor. Eski ve yeni bir arada. Bisikletler de öğrenci şehri olduğunu hatırlatıyor.

Oxford
Oxford-Broad Street

Balliol Koleje de geldik. Balliol Koleji; 1263 yılında kurulan en eski üç üniversiten biri sayılır. İskoç’lu bir toprak sahibi John I. Balliol Oxford’u geliştirmek için bu koleji kurmuş,sonuçta Oxford’un başlangıç koleji sayılır. Bu arada bizim meşhur Türk kökenli Boris Johnson-İngilizlerin Başbakanı da Balliol mezunudur. Nasıl güzel bir bina.

Oxford
Oxford-Balliol College

Hangi yana dönsem ortaçağ havası mevcut. Burası da öğrenci lojmanı.

Oxford
Oxford

Bu güzel tarihi bina Trinity Kolejin lojmanı. Yağmur damlası lensime gelmiş 🤷‍♀️

Oxford Trinity Kolej
Oxford-Trinity College guest room

Sağa-sola bakalım bişey kaçırmayalım derken yağmur artmaya başladı.

oxford
Oxford

Sağımızda kapısında kendisi gibi tarihi ve eski büstlerin bulunduğu History of Science Museum-Tarih Müzesini geçtik.

Oxford
Oxford-History of Science Museum

The Sheldonian Theatre’a gelince bahçesinden geçip yolu kısalttık yağmur hızlanabilir derken hızlandı bile. 🌧

Oxford
Oxford-History of Science Museum

Sheldonian Tiyatro buradan daha güzel göründü. Sheldonian Tiyatrosu 1664 yılında inşa edilmiş halen üniversitenin anma töreni için kullanılıyor. Adını yine zamanında üniversitenin rektörlüğünü yapan ve finansörü olan Gilbert Sheldon’dan almış.

Oxford
Oxford- Sheldonian Tiyatrosu

Hemen arkamı döndüğümde de Bodleian Kütüphanesi ve önünde de bir heykel gördük. 

Bodleian Kütüphanesi; Oxford Üniversitesi’nin ilk kütüphanesidir ve en eski tarihi kütüphanelerden biridir. Eski kütüphane yıkılmış 1602 yılında Sir Thomas Bodley tarafından yeniden kurulmuştur adını da ondan alır. Zaman içinde kendisine bağlı 27 kütüphanesi daha olmuş.  Bodleian ve ona bağlı 27 kütüphane toplam 13 milyondan fazla basılı esere ev sahipliği yapıyor ve Oxford’un bu müthiş kolleksiyonunu toplum hizmetine sunuyor. İngiltere’de basılan her eserin bir kopyasını ücretsiz alır koleksiyonuna dahil eder, o nedenle emanetçi kütüphane diye adlandırılıyor. Bir başka özelliği de kimseye eve kitap verilmiyor, hatta Kral I. Charles’e bile ödünç kitap verilmemiş. Üye olmadıkça ve ücretli gezi gurubu oluşturmadıkça da içeriyi göremiyorsunuz.

Pembroke 3. kontu Oxford’un Şansölyesi (Başkanı) William Herbert’e ait bu bronz heykelin sanatçısı Hubert Le Sueur. Heykel başlangıçta Wiltshire’daki aile koltuğundayken sonradan hayli el yazması eser hibe ettiği için buraya dikilmiş. Utanmışlar belli ki. 😉

Hemen fazla ıslanmadan ve kalabalık olmadan çekeyim derken bu kez de başka bir güzel manzaraya dahil oldu. 🤷‍♀️😄  

Oxford-Bodleian Kütüphanesi
Oxford-Bodleian Kütüphanesi

Buralar hep Oxford Üniversitesi diye geçiyor demiştim. Hadi yine sizi de Oxford’lu yaptım sayılır. ☺️ Oxford Üniversitesine gelmişken hemen biraz daha bilgi aktarayım.

Oxford’a ait en eski yazılı kayıt tarihi 1096 olduğundan üniversitenin de 1096 yılında kurulduğu varsayılır. O yıllarda adı henüz bilinmiyorken 1167 yılında Kral II. Henry Fransa ile savaşı bahane ederek İngiliz öğrencilerin Fransa’da Paris Üniversitesine gitmesini yasaklar, herkes Oxford’a gidecek diye ferman çıkartır. Tek Üniversite de Oxford olunca tüm öğrenciler Oxford’a yığılır böylece hayli kalabalıklaşan üniversitenin de popülaritesi artmış olur.

Bu arada Cambridge Üniversitesi kurulur. Bakalım nasıl kurulmuş dersiniz? 🙂 Yıl 1209 Oxford’da bir kadın öldürülür. Yetkililer cinayeti bir türlü çözemez, şehirde isyan çıkar. Halkı yatıştırmak için her zaman başvurulan yöntemle günah keçisi aranır ve iki akademisyen idam edilir. Ama bu kez işler ters teper ve olaylar iyice büyür. Soruşturma olmadan iki akademisyenimiz nasıl asılır! diye üniversite ayaklanır. Olay halka yayılınca da bir anda üniversite ile halk karşı karşıya kalır ve kaçınılmaz sonuç; çatışma başlar. Neticede akademisyenlerin bir kısmı üniversiteyi terk edip Paris’e bir kısmı Londra’ya bir kısmı Amerika’ya bir kısmı da İngiltere’nin küçük bir kasabası olan Cambridge gider. Olaylar iki yıl kadar sonra bitince giden akademisyenler geri çağırılır. Cambridge’ye gidenler hariç diğerleri Oxford’a döner. Cambridge’deki akademisyenler aynı Oxford sistemi ve ekolü ile Cambridge Üniversitesini kurarlar. İşte bu nedenle yukarda bahsettiğimiz Oxbridge şeklinde birlikte anılırlar. Neticede Cambridge Oxford’un çocuğu sayılır.

Unutmadan her iki şehirden de nehir geçtiğini biliyoruz. Thames nehrinin bir kolu sayılan Isis nehri Oxford’dan, Cam nehri de Cambridge’den geçer. Ama ezeli rekabetin çekişmesi Londra’nın Thames nehrinde yaptıkları bot-kürek yarışlarıdır.

Yağmur atıştırmaya devam ediyor biz de biraz hızlanalım dedik. Bahçeden çıkarken karşımıza gelen bina Herdford koleji ve yanında gözlerime inanamadım Venedik’te değiliz ki! 🤔 Bu ahlar köprüsünün burada işi ne? 😳

Oxford
Oxford- Herdford Kolej

Oxford
Oxford- Herdford Koleji, Bridge of Sighs(Ahlar Köprüsü)

Aslında adı Herdford- Bridge of Sighs (Ahlar Köprüsü). Evet sanki Venedik’teki ahlar köprüsünü buraya da yapmışlar gibi. Ama birebir aynısı değil tabii ki, sadece Herdford kolejinin iki bölümünü birbirine bağlayan köprü-ara geçit.  Herdford koleji 13. yüzyıldan kalmadır ve bakınız hala sapasağlam. Fotoğrafta karşımıza çıkan ikizlerin kıyafetleri de güzelmiş. Aynı gruplarla çok sık karşılaştığımızdan bazen tanışır gibi selamlaşıyoruz. 😊

Nihayet çok beğendiğim Radcliffe Camera’nın avlusuna Radcliffe Square çıktık. Şu muhteşem yapıya bakınız. Çabuk olmalıyım fotoğraftan bile yağmurun çizgileri görülüyor hız kesmedi aynen devam.

Oxford- Radcliffe Camera
Oxford- Radcliffe Camera

Tavaf eder gibi döndüm bina süper güzel. Venedikli mimar Palladio’ya ait ve onun adıyla anılan palladian stille bu şahaseri yaratan mimar da James Gibbs. Radcliffe Camera Oxford Üniversitesinin bilim kütüphanesidir. Binanın yapım ve bakım finansörü ölümünden sonra yüklüce bir miktar Sterlin miras bırakan zamanın tanınmış doktoru John Radcliffe’dir. Radcliffe Camera halen Bodleian Kütüphanesinin bir okuma odasıdır. Yerin altındaki okuma odalarında 600 bine yakın kitap varmış ve tünellerle Bodleian kütüphanesine geçiliyormuş. Yine bir rehber eşliğinde gezilmesi gerekiyor.

Oxford- Radcliffe Camera
Oxford- Radcliffe Camera

Hızlıca istikametimiz Bakire Meryem Üniversitesi ve Kilisesi yani; University Church of St Mary the Virgin. İlk resmi kaydı 1086 olan cemaat kilisesidir. Oxford Üniversitesi ilk bu binada kurulduğu zamandan 13.yüzyılın başlarına kadar üniversitenin idare binası olarak kullanıldı. Bu arada cemaatte kiliseye gelebiliyordu.

Kilise aynı zamanda daha önce bahsettiğim Kraliçe kanlı Mary’nin bunlar sapkındır diye kazıklara çakıp yaktırdığı Canterbury Başpiskoposu Thomas Cranmer, Londra Piskoposu Nicholas Ridley ve Worcester Piskoposu Hugh Latimer’in yargılandıkları yerdir. 1630’lu yıllara gelindiğinde artık sadece ibadet yeri olarak kullanılmasına karar verilir. Aynı zamanda Worcester Piskoposu ve ilahiyat doktoru olan Thomas Cobham’ın miras bıraktığı kitapları ile de Oxford Üniversitesinin ilk kütüphanesidir. Bana Sagra de familyayı anımsatan kulesine 127 basamağı göze alır da çıkarsanız manzara muhteşemmiş.

Oxford-
Oxford-University Church of St Mary the Virgin

Oxford Üniversitesinin doğuş binası demek daha doğru olabilir.

Çok enteresan dini kuralları var. 17. yüzyıla kadar akademisyenler bekar olmak zorundaydılar evlenemeleri yasaktı. Mevcut 38 kolejin her birinde mutlaka bir şapel-kilise var çünkü kolejler din adamlarının yönetimindeydi. Zaten isimlerine bakınca anlaşılıyor St. George, St. Peter, Maria Magdalena. Çok ilginç bir kolej ismi daha var Corpus Christi latince ‘İsa’nın ölü bedeni’ demektir. 18. yüzyıldan itibaren artık din adamları söz sahibi değiller.

Ayrıca 1200’lü yıllarda tamamen erkek öğrenci kabul ediliyordu. Hatırlarsanız bahsetmiştim burada Jean Austin erken dönemde eğitim alabilmiş sayılı kız çocuklarından biriydi. Victoria dönemine kadar kız çocukları düzenli bir eğitim alamazlardı.

Oxford 1880’ler de kız öğrenci almaya başlamışken Cambridge 1970’lerde ancak alabilmiştir. Oxford’da yoğun baskılar sonucu tamam kız öğrenci alırım, okuturum ama mezun olurken diploma vermem demiştir. Tam 50 yıl yani I. Dünya savaşı sonrasına 1920’lere kadar Oxford kız öğrencilere diploma vermemiştir. Kız öğrencilere diplomalarını Dublin Trinity Koleji yapılan bir protokol sonucu fahri olarak diploma vermiştir. Nihayet 1920’lerde tamam demiş ve Oxford kız öğrencilere diplomalarını kendi adıyla vermiştir.

Oxford ile Cambridge’nin her alanda aralarında ezeli bir rekabet vardır ve hala devam etmekte. Oxford’un 67 nobel ödülü Cambridge’nin 97 nobeli var. Oxford en çok Başbakan çıkaran Üniversitedir. Ama en büyük rekabet kürek yarışlarında demiştik. Cambridge’nin 84 galibiyetine karşılık Oxford’un 80 galibiyeti ile Cambridge burada bir adım öndedir.

Girmişken kiliseyi de gezelim vitrayları güzeldir dedi Sinan rehberimiz. Ama ben Köln’deki Dom Katedralinin vitraylarını görmüş biri olarak çok da beğenemedim. Yine de bir göz atalım derim. Bu salon ve tavanı da çok özelmiş. Tavanda bir özellik göremesem de karşıdaki heykel gurubu çok güzeldi.

University Church of St Mary the Virgin
University Church of St Mary the Virgin

Bence en güzel yeri devasa boyutlu kilise org’unun yeriydi. Orijinali II. Dünya savaşından bir süre sonra çıkarılan bir yangınla yok olmuş. 1986 yılında tanınmış İsviçreli org yapımcısı Metzler şirketi tarafından aslına uygun olarak ve orijinalinden kalan bir iki parça da eklenerek yeniden yapılmış. Ağustos ayında bazı günler özel olarak halk için resital düzenleniyormuş. Foto by Önder Kaplan

University Church of St Mary the Virgin
University Church of St Mary the Virgin

Yine de hatırı kalmasın bir kaç vitray pencere ekleyeyim. 😉

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dışarı çıktığımızda yağmur hafiflemişti. Şimdi High Street’e yürüyoruz. Boylu boyunca kafelerin olduğu alış veriş caddesi. 

Oxford High Street
Oxford High Street

Aaa kan çekince göz de hemen görüyor.  🙌

Oxford High Street
Oxford High Street- Dentist 😘

İlerde saatli bir kule gördük. 12. yüzyıldan kalma bu kulenin adı Carfax kulesi. Carfax Fransızcadan gelme Carrefull, türkçesi kavşak anlamına geliyor. Yeri de zaten tam Oxford’un merkezindeki en işlek kavşak. Zamanında St. Martin isminde bir kiliseymiş. Ama bugünlere ancak kulesi gelebilmiş. Üzülmeyin 99 tanecik üstelik bizim minareler gibi daracık basamakları çıkınca (kiloluysanız pardon çevreniz genişse 😁 çıkamazmışsınız) yine Oxford’un güzel manzarasını temaşa edebilirsiniz. Bir de yasası var ondan daha yüksek bina yok zira daha yükseğini yapamazsınız yasak. 

Oxford -Carfax kulesi
Oxford -Carfax kulesi ( St. Martin’s Tower)

Çanlara dikkat ediniz çok sevimli iki kukla-Quarterboys diyorlar. Biri çeyrekte diğeri saat başlarında çalıyor, dolayısıyla bir çanı küçük diğer çan büyük. 

Kuleden sağa döndük Oxford’un meşhur caddesi Cornmarket (Mısır Çarşısı) Street’en otobüsümüzün bizi alacağı ilk indiğimiz yere doğru gidiyoruz. Hemen solumuzda kapalı bir dükkan yerinin önünde sokak sanatçısı yine kumdan maymun yapmış. 👏

Oxford- Crownmarket Street
Oxford- Cornmarket Street

Burası markaların çoğunlukta olduğu alışveriş mağazaları ile hareketli ve oldukça da kalabalık olan Cornmarket caddesi demiştim. Yağmur hafifledi ben de birkaç kare alabildim.

Oxford- Crownmarket Street
Oxford- Crownmarket Street
Oxford- Crownmarket Street
Oxford- Crownmarket Street
Oxford- Crownmarket Street
Oxford- Crownmarket Street
Oxford- Crownmarket Street
Oxford- Crownmarket St. ‘ The Randolph Otel’

Evet şimdi bir başka önemli yere geldik evet buluşma yerimiz ama ardında gezilecek bir müze var Ashmolean Müzesi. Henüz müze kelimesinin bilinmediği bir dönemde bu görevi yerine getiren İngiltere’de kurulmuş ve Dünyanın en büyük müzesi. Kökeninde çiftçi olan baba ile oğlunun orijinal buldukları antika eşyaları kiler gibi bir yerde biriktirmeleriyle başlamış. Sonra bir şekilde Elias Ashmole’ye devrediyorlar ve ardında Elias da o sırada Oxford’da okumaktadır, Oxford’a devrediyor ve müze de bu şekilde 1683 yılında kuruluyor ve adını da ondan alıyor. 

Oxford- Ashmolean Müzesi
Oxford- Ashmolean Müzesi

Sinan rehberimiz bakınız size ne göstereceğim dedi ve anlatmaya başladı; Burası Londra’daki British Museum’un küçük bir benzeridir. Dünya’nin her bölgesine ait pek çok değerli ve eşsiz eser burada sergilenmektedir.

Antalya’daki Hadrian Kapısı’nin bronz yazıtının ‘Traiano’ yazan kısmı, Sümela Manastırı’ndan ahşap oyma bir kapı, Efes’ten bir asker mezartaşı, İzmir’den pişmiş topraktan tanrıça figürünü, Bizans İstanbul’undan büyük boy bronz haç, pek çok İznik çinisi örneği gibi pek çok da Anadolu kökenli eseri bu müzede görme şansınız var. Ama en önemli dediğim Fatih Sultan Mehmet’in 3 farklı madalyonunu sizlere göstereyim siz sonra dolaşın dedi.

Oxford- Ashmolean Müzesi- Fatih Sultan Mehmet'in madalyonları
Oxford- Ashmolean Müzesi

Fatih Sultan Mehmet Dünya’nın en güzel şehri olan ‘İstanbul’-Konstantiniyye’yi fethederek Roma/Bizans İmparatorluğu’na karşı tarihi bir zafer kazandı 29 Mayıs 1453’te. Bu büyük zaferinden sonra -Avrupalı çağdaşları gibi- Batılı tarzda resmedileceği madalyonlar yaptırmak ister ve bu sebeple Avrupa krallarından himayeleri altındaki sanatçıları İstanbul’a göndermesini istedi. Erken dönem Rönesans sanatının ünlü isimlerinden Bellini, Ferrera ve Giovanni 1470’lerde bu sebeple İstanbul’a gelerek Fatih’in tablo ve madalyonlarını yaptılar. Daha sonra başka Avrupalı sanatçılar da Fatih’in madalyonlarını yapmışlardır. 

İşte bu madalyonlardan 3 tanesi bunlar. Diğerleri Washington Ulusal Sanat Galerisi ve British Museum gibi önemli koleksiyonlarda sergileniyor. Dedi ve bizi bizimle bıraktı. Biz de gezmeye başladık ama 4 kat hangi birine gideyim de buluşma saatine yetişeyim bilemedim. Siz bana bakmayın video ekleyeyim daha iyi olacak gibi.

Ama önce müze sahibi Elias Ashmole’nin John Riley’in yaptığı yağlı boya tablosunu yakaladım ekleyeyim. Altta tek olan.

Oxford- Ashmolean Müzesi
Oxford- Ashmolean Müzesi

Buyrun kısa bir tur yapalım.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Böylece toparlanıp buluşma yerine gittik müzenin diğer yanı yani. Bizden önce gelenler de olmuş.☺️

Oxford- Ashmolean Müzesi
Oxford- Ashmolean Müzesi

Son kez etrafta birşey bulabilirmiyim diye bakınırken Oxford’lu üç güzeli kız yakaladım. En sona ekleyeceğim. 😉

Oxford’u da bitirdik artık otobüsteyiz. Sinan rehberimiz İngiltere’den ayrılmadan önce size bir sürprizim daha var dedi. Sizleri çook ünlü markaların outlet mağazalarına- Bicester köyüne götürüyorum dedi. Aslında hiç işim olmaz üstelik Sterlin paramıza kıyasla en pahalı dövizken. Size yine bir şekilde göstereyim. Ama inanılmaz şekilde alışveriş yapan insanlar vardı ve kıyafetlerinden de marka takip ettikleri belliydi. Bambudan yapılma bu fil ailesi hepsinden çok güzeldi. 

Bicester Village- Outlet Center
Bicester Village- Outlet Center

Bakınız önündeki yazı nedeniyle de çok özeller. Bu ironik filler Güney Hindistan’da yaşıyorlar. Ve yok olmamaları için yardım edin. Bu fil ailesi orman habitatını yok eden lantana camara  bitkisinden yapılmıştır. Ve büyük habitat-yaşam alanı kaybı Asya Fillerini evsiz bırakıp neslini yok etmekte ve son 100 yılda sayılarını %95 oranında azaltmıştır. Yardımlarınızı esirgemeyin. 

Ah işte genç olup Alice gibi düş kurup, harikalar diyarında gezer gibi Oxford’da okumayı kim istemezdi ki…    

Oxford Öğrencileri
Oxford Öğrencileri

Örneğin; bu fotoğraftaki kızlar gibi bir anıtın merdivenlerinde keyifli dost sohbetleri yapmak, hemen yanıbaşındaki kız gibi ders çalışmak, belki de aşık olmak… Dünyanın her yerinden gelen öğrencilerle aynı havayı solumak, okuduğun kolejde orta çağı hissetmek, tarihi binalarla çevrili sokaklarında gezip kafelerinde soluklanıp beş çayı içmek… Hadi ama hayal edin güzel oluyor… 😇

Siz hayal ede durun biz çok sevdiğimiz Oxford ile birlikte İngiltere’yi ardımızda bırakıp geldiğimiz Luton Havalimanından çook geç vakit (oo.25) uzun bir yolculukla Dünya güzeli memleketimize ve İzmir’e (06,15) Sunexpress’le uçalım. Hayli uzun olsa da artık sizi sıkmadığımı biliyorum. 😁 Hepimizin huzurlu ,keyifli, mutlu günleri olsun yeni bir yolculukta buluşuncaya kadar sevgiyle kalın. 💞💞💞

BİRLEŞİK KRALLIK ve İRLANDA -İngiltere – Stratford Upon Avon

Merhabalar; Bu kez çabuk geldim sayılır. 😊 Birmingham’dan ayrıldığımızda ( 6 Ağustos 2019) saat 12.00 olmuştu sanırım. Stratford Upon Avon’a 40-45 dk sürecek 60 km’lik bir yolumuz var.

Stratford Upon Avon İngilizlerin dünyaca ünlü şairi William Shakespeare’in 👨‍🎨 doğduğu evin bulunduğu 16. ve 17.yüzyıldan beri var olan küçük sevimli bir kasaba. Ağzımız kasabaya alışmışsa da ben böyle yerlere yine de kasaba demeyi seviyorum. 😍 Aslında Warwickshire iline bağlı sakin güzel bir ilçedir ve adını içinden geçen Avon nehrinden almıştır. Stratford, Kelt ve Sakson dilinde cadde ve nehir kıyısı anlamına gelir, Avon da yine Keltçe nehir demektir. Bu durumda Stratford Upon Avon; Nehir kıyısına giden cadde diye çevrilebilir.

Otobüsten indiğimiz yer Windsor Street hemen solumuzda bizi bu şakacı-palyaço karşıladı. Shakespeare’in ‘As you Like it’-Beğendiğin gibi veya ‘Size Nasıl Geliyorsa’ anlamına gelen komedi oyunundaki karakter, Jester Touchstone’dir. 

Jester-Palyaço
Stratford Upon Avon-Jester- Palyaço

Jester’in kaidesinde yazılanlar: Ey soylu budala! Saygın budala diye başlıyor. ‘Size Nasıl Geliyorsa’ oyunundan. James Butler R.A Kraliyet Akademisi tarafından önerilmiş. 22 Temmuz 1994 yılında Kraliyet temsilcisi Warwickshire Viskontu Daventry tarafından açılmıştır. Jester Anthony Bird OBE’nin doğduğu, yaşadığı, çalıştığı ve kendisine sayısız arkadaş, şans ve mutluluk sunan şehir olan, Avon nehri üzerindeki Stratford’a sevgisinin bir göstergesi olarak armağanıdır. Tercüme için Deniz’ime teşekkürlerle. Diğer yanında ünlü repliği ‘Budala kendini Bilge sanar. Bilge kişi ise kendini budala sayar’ diğer yanlarda yine aynı oyundan replikler yazılıydı.

Aşağı doğru Henley Street’te yürüyoruz.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Shakespeare’in hediyelik eşya satış yerine geldik.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Güzel kafelerin olduğu cıvıl, cıvıl bir cadde şimdilik hava güzel ama gri bulutlar dolanmaya başladı. 

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Hemen solumuzda yarı ahşap bu güzel ev Stratford Upon Avon’da, şöhreti ülkeyi aşmış ünlü şair ve yazar Shakespeare’nin doğum-evlilik dahil bir dönem yaşamını geçirdiği Henley Street’teki 250 yıllık evi. Gezmedik ama 16. yüzyılda orta sınıf bir ailenin yaşamını yansıtan bu iki katlı ahşap ev bir hayır kurumu tarafından 1847 yılında satın alınmış ve restorasyonlarla Shakespeare’in yaşadığı zamandaki her türlü eşya ve eserlerinin olduğu kütüphanesi birebir aynen korunmuş.

Stratford Upon Avon- W. Shakespeare'in doğduğu ev
Stratford- W. Shakespeare’in doğduğu ev

William Shakespeare, 1564’te bu evde ailesi ile 18 yaşına kadar yaşamış. Evine yakın bir okulda iyi bir eğitim almış. Zamanın İngiltere’sinde çocuklara erken yaşta Roma ve Yunan tarihi dersi verilir, Latince ve Yunanca öğretilirmiş. Shakespeare’de kendi tarihini, Roma tarihini, Latince ve Yunanca öğrenmiş. Bu sebeple yazdığı 38 oyunun birçoğunda tarihi işlemiştir. VIII. Henry- Marcus Antonius ve Kleopatra- Julius Sezar- Macbeth (İskoç kralıdır) Othello- Kral Lear gibi. Ayrıca 124 tane de sone (bir nazım şeklidir) yazmıştır.

Biraz hayatından bahsetmekte yarar var. Çok genç 18 yaşında kendinden yaşça hayli büyük olan zengin aile kızı 26  yaşındaki Anne Hathaway ile tanışır. Zamana hiç de uygun olmayan birlikteliklerinde Anne hamile kalınca da mecburen evlenirler. Evlendikleri zaman bu fotoğraftaki evde tüm aile birlikte yaşamaya başlar ve 6 ay sonra doğan kızlarından başka bir de ikizleri olur. Shakespeare ünlü olunca refah seviyeleri hayli yükselir. Shakespeare Stratford’un en büyük ve geniş olan evi New Place’i satın alır ve yeni evlerine taşınırlar. Shakespeare Londra’da yaşarken Anne hiç yanına gitmemiş. Shakespeare 1610 yılında emekli olunca Stratford’a döner ve ömrünün kalan bölümünü ailesine, torunlarına adayarak yaşar. Her ikisinin mezarı da Holy Trinity Kilisesi’nde yan yanadır. 

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon- Shakespeare’in doğduğu ev

Hakkında yazılı çok fazla bilgi- belge yoksa da eserlerini 1589-1613 yıllarında ürettiği bilinir ve ününe 1592 yılında Londra’da yaşarken kavuşmuştur. Bu eserleri Macbeth ve King Lear oyunlarıdır. Edebiyat eleştirmenleri, trajik hikayesi Hamlet’i en önemli eseri olarak görürken genel de herkesin tartışmasız ilk aklına gelen Romeo ve Juliet’tir. Shakespeare’in en çok oynanan oyunu şüphesiz ‘Bir Yaz Gecesi Rüyası’dır. İskoç General Macbeth’in hikayesini konu aldığı draması, tiyatro oyunu olarak dünya klasikleri arasındadır ve çokça da filmi yapılmıştır.

Tam bir kavşağa gelmiştik ki yağmur çiselemeye başladı. Eee burası İngiltere demiştik her an yağmur 🌧 yağabilir. Sığınacak bir yer ararken gözüme takılanlar.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon-Henley Street

Hemen solda Cafe Nero’ya girdik.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon-Cafe Nero

Fena sayılmazdı üst katına çıktık. Yağmur da zaten uzun sürmedi.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Yağmur dindi biz de gezmeye devam ettik. 

William Shakespeare 52 yaşında öldüğünde; Stratford Upon Avon’da vaftiz edildiği Holy Trinity Kilisesine gömülmüştür. Burada Sinan rehberimiz anlatırken güzel bir saptama yapmıştı: William Shakespeare’nin vaftiz tarihi 26 Nisan 1564 diye kayıtlı. Ölüm günü kesinlikle biliniyordu zira çok ünlü biri olduğu için kayıtlara 23 Nisan 1616 olarak geçmiştir. Bildiğimiz üzere o çağda Hıristiyanlar çocuklarını doğumundan itibaren en geç yedinci günde vaftiz ederler. Hele Elizabeth döneminde o kadar bile beklemezler hemen üç veya dördüncü günü vaftiz ederlermiş. Shakespeare de 26 Nisan’da vaftiz edildiğine göre muhtemel doğum günü 21-22-23 Nisan olmalı denmiş ve ölüm günü 23 Nisan olunca da doğumunu da 23 Nisan diye kayıtlara geçmişler. Yani Dünyaca ünlü Shakespeare bizim 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mızda doğmuş ve 52 yıl sonra yine 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mızda ölmüştür. Bence bu tarihi İngilizler gibi lehimize kullansak ve 23 Nisan’da W. Shakespeare’i de ansak 🤔 mı acaba? 

Neyse dışarda güzel bir hava oldu, yağmurun kokusu da güzeldir renkler de canlanır. Kafeden çıktık herkes yerini almış bile. 😍 Sokak performans sanatçısı ile köpeği hoş bir görüntü sergiliyordu.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Gezecek vakit yok ayrıca yakın bir yerde Hall’s Croft denilen Shakespeare’nin kızının evi, annesi Mary’nin doğduğu ‘Mary Arden’s Farm’ yani çiftlik ve biraz uzakça bir yerde de ‘Anne Hathawey’s Cottage’ denilen eşi Anne Hathaway’in doğduğu ev var. Hepsi gezilebiliyor ama tabii bilet almak gerekiyor.

Biz de yine kendimiz dolaşalım dedik. Henley Street’te aşağı doğru yürümeye devam ettik.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Güzel bir meydan hangi yöne gitsek ? 🤷‍♀️ Önce karşıya geçip kavşağın fotoğrafını çektim. Soldaki İngilizlerin çok uluslu evrensel bankaları Barclays var biz de o girilmez işaretli sokaktan çıkmıştık. Aaa saat 12.45 olmuş bile. 🤔

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Ardından bu fotoğrafın tam tersi istikamette yani High Street’ten yürümeye karar verdik. Chester’de gördüğümüz Tudor dönemi yapılarla yine karşılaştık. Hatırlarsanız bu iki katlı ahşap binalara The Row’s deniyordu. Sanki sedef kakma yapılmış gibi. Öyle görülüyor ki, Stratford’ta da çokça karşımıza çıkacaklar.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon-High Street-Old Bank

Köşede görülen sivri yapı çok özellikli bir banka. Neden özellikli? Önce yakın plan fotoğrafını ekleyeyim sonra anlatayım.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon- Old Bank-HSCB

Evet kapısının üstünde William Shakespeare’nin portresi var. Victoria döneminde inşa edilmiş Gotik bir yapı. Yapının üç bir yanında ve dikkatli bakarsanız portrenin üstünde de görülen kabarma rölyeflerin hepsi usta  yazar Shakespeare’nin oyunundan sahnelermiş. 

Hemen solumuzda da Belediye binası var. 1769 yılı yapımı eski bir bina. 

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon- Town Hall-Belediye binası

Ve yine binanın üstünde duvardaki niş içine yerleştirilmiş heykel de William Shakespeare. Londra’nın Drury Lane Tiyatrosu’nun yöneticisi ve aynı zamanda ünlü bir aktör olan David Garrick tarafından yaptırılmış. Onlara heryer Shakespeare. 😁 Sağdaki sokaktan gitmeye karar verdik. İlerde kilise var bakalım dedik. Sokağın adı da Shapel St.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Ooo esaslı The Row’s buradaymış ve evet Shakespeare Hostel. 😁

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon- The Shakespeare Hostel

Shapel’e doğru giderken yine aniden yağmur başladı hemen bir saçak altı bulduk . The Guild Shapel of the Holy Cross yani Kutsal haç Guild Shapel’in tam karşında durduk derken esas şansa bakın ki, Shakespeare’nin en son satın aldığı New Place’in tam karşındayız. Tahta bahçe kapısından giriş yapılıyor.

Stratford Upon Avon

Yağmur yine durdu. Heyhat biletsiz kapıdan bile baktırmadılar, ben de Guild Shapel’i keyfimce fotoğrafladım. 13. yüzyıldan kalma bir bina.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon- The Guild Shapel 

 Aynı yoldan geri döndük. Bu kez  Belediye binasının sağındaki Sheep Street’e döndük.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Yine çiçeklerle süslü Pub’lar.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Hani beni bilirsiniz ne varsa ara sokaklarda var derim ya işte böyle bir ara sokağa burnumu soktum. Renkleri herşeyi ile sanki masallardaki bir sokak. Karşımıza ‘Tudor World’ Tudor Dünyası diye dönemi bire bir yaşatan eski bir yapı çıktı.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Genelde Shrieve’s House diye bilinen Stratford’taki en eski ev adı da ilk sahibi Shrieve’den. Daha sonra Shakespeare’in oyun karakteri olarak model aldığı düşünülen meyhane sahibi William Roger’a aitmiş. Yerdeki kaldırım taşları bile o dönemden kalma. Burası evin ahır kısmı imiş şimdi müze. Tudor dönemi tarihinin  turistlere kostümlü oyuncular tarafından birebir canlandırıldığı İngiltere’deki tek yaşayan tarih müzesi. Ve bu canlandırmalar zamanın korkunç olaylarını da gözler önüne serdiği için İngiltere’nin en perili-korku evi olarak da ünlenmiş. Deneyim yaşayanların yorumlarını okudum da öyle pek korkunç değilmiş. Tabii böyle şeyler göreceli. Bir ara sokağa daha göz attım.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Sonra da bu güzel yol bizi fotoğraflık bir kavşakla Stratford’un harika parkına getirdi Waterside St.deyiz.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon-Waterside
Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon- Swan Fountain- Kuğulu Çeşme

Parkı geziyoruz, bir grup çocuklu aileler. Yakına gidince köpük baloncuk oyununun yeni model oyuncağının satıcısını gördük. Ben çocuklarıma yuvarlak tel büker verirdim, onlar da şişedeki sabunlu suya batırıp üflerlerdi. Şimdiki modern oyuncaklar nerdeee. Buradaki çocukların balonları da hayli büyük oluyordu bakın ne de güzel renkleri var.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Biraz sağa doğru yürüyünce güzelim çiçekleri çekeyim derken kuleli büyük bina topluluğuyla karşılaştık. Önde İngilterenin ünlü RSC-Royal Shakespeare Company var görünen kule de RSC’nin seyir terası 118 fit-(35-36 metre olmalı) uzunluğundaymış. Hemen arkasında da Swan Tiyatrosu varmış. 🤷‍♀️

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon-RSC-Royal Shakespeare Company

Yine parkta karşımıza Shakespeare’in bu heykeli çıktı. 

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon- Shakespeare heykeli

Yukarı doğru yürüyüp Avon nehri kenarına geldik. Bu kez yüzer dondurmacı 🍨 vardı ama yemek için hava hiç de uygun değildi.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Tam karşımızda bir anıt görülüyor artık oraya kadar gidip dönecek vakit yok. Shakespeare’in anıtı-Gower Monument hayli özel bir anıt. 1888 yılında Stratford’a Lord Ronald Gower tarafından hediye edilmiş. Anıtın üstünde sandalyede oturan Shakespeare var. Dört bir yanında oyun karakterlerinden; Falstaff, Lady Macbeth, Hamlet ve Prens Hal’ın heykelleri var. Nehir boyunca yürüyüş için vakit olsaydı çok keyifli olabilirdi. 😔

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Yüzer evler kapalı mekan gibiydi bir cazibesi yoktu çekmedim. 😄  Artık vakit tamam buluşma yerine doğru gidiyoruz.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Güzel bir kapı gördüm bakın nereye ait bir kapı çıktı. 😇 Funeral Directors- Bennett ve oğulları cenaze işleri. 😁

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Bu bölge halkı kızıl olur demiştik ya örneğine rastlayınca kaçırmadım. Maaile kızıl saçlı. 😍

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Yağmurla gelmedik ama Stratford gidişimize üzülmüş gibi arkamızdan ağlıyordu. 

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Yolumuz Oxford şehrine. Muhtemelen bir saatlik yolumuz var. Yol üstünde Oxford vardı biz de gittik. 😁 Sevgiyle takipte kalın.❤️💞❤️