Tarih 20 Şubat 2025
Bolivya-Uyuni La Joya Andina* El Alto* Havalimanındayız. La Paz’a uçmak üzere bekliyoruz. Havalimanı küçük ama uçağımız büyük. Salar de Uyuni’yi gökyüzünden de olsa kısmen çekebilmişim. Ve 1 saatlik uçuş sonrası La Paz *El Alto* havalimanındayız.



Havalimanından çıkıp otobüsümüze bindik. Rehberimiz Mert Songültekin ilk sorusunu sordu;
— Önce nasılsınız? Baş ağrısı olan var mı? Olan varsa da normalmiş. Çünkü havalimanının rakımı tam 4080 metre. “O yüzden sordum,” dedi. Yanında koka yaprağı olanlar çiğneyebilir. Merkeze indiğimizde rakım 3600 metreye düşecekmiş.
Bizim hiç nefes sorunumuz olmadı. Ve anlatıma devam…
Aymara dilinde La Paz’ın adı Chuqiyapu. İspanyolca anlamı ise Barış. Neden “Barış” derseniz… İspanyollar döneminde yaşanan karışıklıkların ardından oluşan barış ortamını Meryem Ana’nın sağladığına inanılmış. Bu nedenle şehre Nuestra Senora de La Paz — yani Barışın Anası Meryem Ana — adı verilmiş.
La Paz, Bolivya hükümetinin meclisine ev sahipliği yapıyor. Cumhurbaşkanlığı Sarayı da burada; yani yasama ve yürütme bu şehirde. Üstelik nüfusu yaklaşık 1 milyon. Ama başkent değil.
Milyonluk nüfusu bile olmayan Sucre ise yargıya sahip ve anayasal olarak Bolivya’nın başkenti kabul ediliyor. Yani burada gerçek bir kuvvetler ayrılığından söz edebiliriz.
Şimdi merkeze doğru araba ile iniyoruz. Yoldan manzaralar… Camdan yakaladığım kareler profesyonel değil belki ama anı kurtarır. 😉
Otobüsler Amerikalılardan kalma. Bir dönem bizde de vardı, Ankara’da hatırlarsınız. Sarı boyalı servis otobüsleriydi.



Mert rehberimiz anlatmaya devam ediyor…
4000 metreden aşağı doğru iniyoruz. Buralara El Alto deniyor. La Paz Kuzey ve Güney olarak ikiye ayrılıyor, İspanyollar şehri önce kuzey yamacında kurmuş. Sonra nehirden altın çıktığını fark edince — zaten dertleri altın — şehri aşağıya, nehir kenarına taşımışlar. Yukarıya ise işçiler yerleşmiş. Bugün de fakir halk genellikle tepelerde yaşıyor.
16.Yüzyılda nehirden çıkarılan altınlar İspanya’ya taşınırken, o dönemde Osmanlı’da bile büyük bir devalüasyona sebep olmuş. Akçenin değeri düşmüş. Sömürgecilikle Avrupa’ya akan altın ve gümüş arttıkça, değerli maden bolluğu paranın değerini etkiledi. Osmanlı’da akçenin altın karşısında değer kaybetmesi de bu sürecin bir sonucuydu.
Sömürgeci ülkelerin amacı zaten belli: İşgal ettikleri toprakların altınını, gümüşünü almak; halkı çalıştırarak sömürmek.
Neyse… Rehberimizin ikazıyla sağ tarafımıza bakıyoruz. Yamaç; inşa halinde ya da yarım kalmış gibi görünen, briketli evlerle dolu. Ama hayır…Evler bitmemiş değilmiş. Vergi vermemek için sıva ve boya yapılmayan, içinde yaşanılan evlermiş.😁
Aynısı değil ama benzeri Vietnam’da da vardı. Vergi vermemek için ön cepheyi üç metre eninde daracık yapıyorlar; tren vagonu gibi arkaya doğru ince uzun uzatıyorlardı.😁


Yavaş yavaş, bu inanılmaz manzaralar eşliğinde kenar mahallelerden geçerek merkeze doğru iniyoruz…
Ülkeden ülkeye değişmeyen tek şey belki de şu: Kadınlar…
Fiziksel görüntüleri değişiyor, statüleri değişiyor… Ama hayatın her alanında çalışan, yük taşıyan, üretmeye devam eden hep kadınlar. 🫶
Bolivya’da kadınların giysileri çok özel. Bizim gibi günlük kıyafetler giyenler de var; genelde gençler. Geleneksel kıyafetli kadınlar ise oldukça kısa boylu ve çok zarif görünüyorlar. Kat kat, kalın etekler giymelerine rağmen şaşırtıcı biçimde şişman görünmüyorlar.
Kafalarında İspanyollardan miras kalan melon şapkalar var. Artık melon bulamayanlar ise daha süslü şapkalar takıyor. “Pollera” dedikleri o kabarık etekler aslında İspanyollar tarafından zorla giydirilmiş. İspanya iklimine uygun belki… Ama La Paz’ın soğuğuna değil. Kadınlar da çözümü bulmuş: Hem ısıtsın hem kabarık dursun diye eteklerinin altına “enaguas” dedikleri kat kat iç etekler giymişler. Bu nedenle kalça kısmı kabarık görünür. Etek belden yukarıda, yüksek giyilmeliymiş.
Takılara çok düşkünler. Sırtlarından eksik olmayan şallarıyla, bohçalarında çocuklarını ve eşyalarını taşıyorlar. Bohçalarına *aguayo’* deniyor. Bu kadınlara da Cholita deniyor bahsetmiştim. Şapkaları düz duruyorsa evli; hafif yana yatıksa bekar ya da dul olduğu anlaşılırmış. Upuzun saçlarını da iki örgü yapıp uçlarını da bağlayarak kullanıyorlar. Saçlarının tek süsü iki örgüyü birbirine bağladıkları örgü bağcıklar.
Alttaki karelerde görebilirsiniz. Unutmadan Cholita’ların güreşi de çok meşhurmuş. 🤼♀️



Caddede yürüyoruz. Hava bulutlandı malum yağmur mevsimi henüz bitmedi. Birden yağmur indirdi ve bitti. Bizde kalabalık bir çarşının girişinde otobüsten indik.


Geldiğimiz yer meşhur Calle de las Brujas — yani Cadılar Pazarı.
İlk kareden sağa doğru çıktık. İstanbul’dan aşina olduğum, şemsiyelerle süslenmiş bir sokak karşımıza çıktı: Calle Jose M. Linares.


Grup halinde hem dinlenmek hem de rehberimizin bilgi vereceği daha turistik bir mekâna girdik.
Bolivya halkı tam bir grafiti ve mural sanatçısı. Duvarlar renkli, taşlı, tüylü… Festival kostümleri giymiş, bir kısmı maskeli mankenler o kadar gerçekçi ki insan bir an hareket edecekler sanıyor.
Pasaj içinde küçük küçük dükkânlar var. Çoğu hediyelik eşya satıyor ama isteyenlere Pachamama’ya sunulacak özel sepetler de hazırlıyorlarmış. Az sonra anlatacağım.


Hemen karşımda, üstü para ve çeşitli süslerle kaplı oyuncak bir adam: Ekeko.
Şans, bolluk ve bereket tanrısıymış. Ona küçük hediyeler verirsen o da sana şans getirirmiş. Paraları görünce inanamadım. “Kimse almıyor mu?” diye sordum. Meğer takipte olan görevliler varmış 😁
Ve Pachamama için hazırlanmış bir sepetin başında durup özelliklerini dinledik. Altta eklediğim fotoğrafa dikkatli bakarsanız sepetin ortasında bir lama fetüsü göreceksiniz…
Ah, ama tıklamayı unutmayalım 😉


Pachamama — Doğa Ana
And Dağları’nın güçlü ve kalıcı varlığı… Bereketli vadilerin doğa anasıdır Pachamama. Yerli halk için dünyanın özü; doğanın anası, hatta tanrıçası diyebiliriz.
Yerli rehberimiz Pachamama’yı (okunuşu paçamama) ilginç bir şekilde anlattı. “Temmuz ayına kadar çalışır,” dedi. Yani bahar gelir, toprak canlanır, üretim başlar. Temmuz sonunda ise Pachamama yorulur. Onun da dinlenmeye ihtiyacı vardır.
İşte bu nedenle 1 Ağustos’ta Pachamama’ya adaklar sunulur. Lama fetüslü hediye sepetleri hazırlanır. “Bizim için çok yoruldun, bunları sana getirdik” derler ve festivaller başlar.
Yerel rehber, lama fetüsü için “natural abortus” ifadesini kullandı; yani doğal düşük. Özellikle yaptırılmıyormuş. 🤷♀️ Fetüs burada doğumu temsil ediyor. Sepette koka yaprağı var; doğurganlığı simgeliyor. Şeytan figürü var; kötülüklerden korusun diye. Küçük bir süpermarket maketi koymuşlar; bereket istiyorlar. Güç, ev, kalp… Sevgi istiyorlar.
*Bu sene yağmur az yağdıysa yağmur diliyoruz* dedi rehber. Ama *Bu sene çok para istiyoruz, para da koyduk*. 💞
Dilekler gayet net yani. 😁 Şehir merkezinin dışında Pachamama anıtları da varmış. Önemli ritüellerinden biri suya girmek. Suya girerken bütün vücutlarını altına boyarlarmış.
*Neden konu hep üreme ve bereket üzerine? * diye sorarsanız… Yerel rehbere göre bunun sebebi reenkarnasyon inancı. Bu dünyaya tekrar geleceklerine inanıyorlar.
Ama bana kalırsa — bir tarım ülkesinde — bu ritüellerin ekim, hasat ve bereketle doğrudan ilişkisi var. Zaten İnkalarda ölüm diye bir kavramın olmadığı söylenir.
Rehber anlatırken biz de sokağı gezmeye başlıyoruz…
Yine kadınlar tezgâhta. 🫶 Burası Cadılar Pazarı ya; her yerde büyü malzemeleri, ritüel objeleri… Yanı sıra her türlü hastalığa iyi geldiği söylenen karışımlar da satılıyor.



Hangi sokağa girsek acaba diyoruz bir sağa bir sola bakarken önce karşı duvardaki murala takılı kalıyorum. Ayaküstü rehberimizden hemen kısa bir açıklama alıyorum.
Güney Amerika’nın eski medeniyetinde And Dağları Evren’in merkezi sayılırdı ki hala öyleymiş. Bu muralda anlatılan da o zamanki semboller. Keçua dili genelde sembollerle anlatılır. Burada da iki örgülü ve tipik şapkasıyla bir Aymara kızı var. Boynunda Chakana (Çakana okunur) İnka haçı diye bilinirmiş ve güçlü bir sembolmüş, hatta Tiwanaku’daki tarihi yere gidince görecekmişiz… Çakana gökyüzünde de takımyıldızı kabul edilir gece yönlerini ona bakarak bulurlarmış.
İnka’larda önemli 3 hayvandan biri olan puma fotoğrafta her iki yanda görülüyor. İkincisi alttaki mor kısımda And dağları üzerinde sembolize edilmiş yılan ve üçüncüsü kızın sol yanında uçan kuş bir çeşit atmaca olan Kondor. Sadece 4000 metre ve üstünde yaşarmış. Kısa bir anlatım belki tekrar konuya değinirim. Önündeki gençler çekilmediği için fotoğrafa dahil olmayan kızın elinde tuttuğu kalp var o da manyetik enerji demekmiş.

Bolivya’nın *kalamaya* denilen şifacıları da varmış. Bu sokakta onlarında ilaç yaptıkları bitkileri bulabilirmişiz. Sola yukarı doğru devam ediyoruz.. Genç bir kız el işi yapıyor. İtalyanmış, elişini satarak seyahatine devam ediyormuş. 🤷♀️ Hemen yanında yerel müzik aletleri satan bir dükkan. Baktık yokuş aşağı iniyor çok uzaklaşmayalım diye geri döndük.



-Önder hadi gel, sana bireyler bakalım, dedi.
Alttaki fotoğrafta kapının önünde bir lama heykeli de var.
Biz genelde grup harici alışverişe çıkarız; rahatça pazarlık yapabilelim diye. Çünkü gruplarda mutlaka çok rahat alışveriş yapanlar olur ve fiyatı en baştan yüksekten sabitlerler. 😁
Aslında alpaka yünü vardı… Menekşe rengi, harikaydı. Neden almadım diye şimdi hayıflanıyorum.

Her şey çok pahalıydı ama magnetlerimizi de aldık.

Bu çok renkli Cadılar Pazarı’nı ben çok sevdim. Her yeri fotoğraflık. O kadar çok çekmişim ki, son iki güzel kareden arta kalanları slayt olarak ekleyeceğim.
Alttaki ilk karedeki o güzel köşeden tekrar otobüse bindik. İkinci karedeki kadın ise çarşıyla neredeyse aynı renkte; kaybolacak gibi… Tam benlik. 🙌


Çarşının renklerini kelimelerle anlatmak mümkün ama yine de eksik kalır.
O yüzden biraz susuyorum…Ve sizi karelerle baş başa bırakıyorum. 🇧🇴
Otobüse bindik. Cadılar Pazarı’nın renklerinden ayrılıp La Paz’ın kalbine, Plaza Murillo’ya gidiyoruz. Renkler azalmıyor belki ama binalar ciddileşiyor. Plaza Murillo, La Paz’ın eski şehrinde; tarihi ve siyasi özellikleri olan binalarla çevrili, yaşayan bir park.
Karşıya geçip hemen arkamdaki güzel binayı çekeyim derken trafik memuru güzel kızımızı da iznini alarak kadraja ekledim. Görüp fotoğrafını çekmeyi çok istediğim o güzel bina, Ulusal Kongre Binası–Palacio Legislativo.
Neden özellikli birazdan yazacağım. Mesafe kısa olunca kadraja sığmadı sonra çekerim dedim ama tam 6 dakika sonra başlayan yağmurdan kaçıp Katedral binasına sığınmak zorunda kalım. Oradan da bu muhteşem görüntüyü yakaladım.
Ve evet… Dikkatli bakarsanız üzerindeki saatin rakamlarının ters olduğunu fark edeceksiniz.
Tersine işleyen saat. ⏰ 😁 İnanılır gibi değil.
Fotoğraftaki saat 2:41’i gösteriyor ve benim orijinal çekim saatim de 14:40. Yani nereden bakarsanız saat aynı. Değişen zaman değil.😉Fotoğrafa tıklayıp görelim.



Peki bu saat neden ters?
Efendim 2014 yılında Bolivya Dışişleri Bakanı Choquehuanca’nın emri ile saat bu şekilde değiştirilmiş. *Güney Saati* olarak adlandırılan sembolik bir hareket olsa da bakan Choquehuanca’nın savı; * Bolivya halkının yani yerli Aymara ve Quechua halklarının kültürel değerlerini yüceltmekmiş. Bence çok değerli olmuş…
Ama merak etmeyin… Saat yine aynı saati gösteriyor. 😉
Yağmur ben geliyorum derken güvercinlerin olduğu bu güzel alanı fotoğraflıyordum.



Ardından güneş kaybolurken parktaki *La Paz- Barış* anıtını da çekebildim. İlk fotoğraf halkın nasıl zevkle merdivenlerde oturduğuna bakın; gerçekten yaşayan bir ortam. Uzun yıllar önce Avustralya’dan özel olarak getirilen yüzlerce okaliptüs ağacı ile de parkı yeşillendirmişler. Yağmurlu manzarası da ayrı bir güzellik katıyor.
Parktaki anıtta yer alan heykel Bolivya’nın bağımsızlığında önemli rol oynamış bir vatansever olan Pedro Domingo Murillo‘ya ait. Kaidesinde -La Paz Belediyesi’nden Cumhuriyetin Kuruluşunun 150. yıldönümü minnettarlığı *General Armando Escobar Uria* diye yazıyor. Önündeki kitapta ise kısaca *Artık özgürlük zamanı geldi*, yanında da özgürlük savaşında emeği geçenlerin adları yazılı.
Yağmur bastırdığında 🌧️ sığındığım Katedralden şu güzel kareleri çektim, son iki kare. Yağmur renkleri bile canlandırıyor.



Parkın tam karşısında alttaki fotoğraf, Cumhurbaşkanlığı Sarayı var. Palacio Quemado adıyla bilinen ama halkın *Yanık Saray* olarak adlandırdığı bina tarihte iki kez neredeyse tamamen yanarak büyük hasar görmüş.

İlk fotoğraf Cumhurbaşkanlığı giriş kapısı. Ama artık başkanlık yeni bir binaya taşınmış; burası da müze olarak kullanılıyormuş.
Hemen karşısında ikinci fotoğrafta feci şekilde öldürülen Başkan Villarroe’ye ait bir büst var. Sağanak yağış engel olmasaydı nöbet değişimini de izleyebilecektik. Aynı fotoğrafta merdivenlerden bayrak ellerinde değişim için koşturan askerler görülüyor.


Yağmurdan kaçıp sığındığım ve bu güzel (altta paylaştığım) fotoğrafları çekmeme vesile olan muhteşem yapı ise Katedral. Yapımına 1662 yılında başlanmış ancak 1894 yılında tamamlanabilmiş; yani yaklaşık 70 yıla yayılan uzun bir yapım aşaması var. Adı oldukça uzun La Paz Meryem Ana Büyük Şehir Katedrali. Yine de resmi açılışını 100. yıla 1925 yılına denk getirmişler.
Derken yağmur bitti güneş göründü. 🌞 Ama size veda ederken yağmurun bıraktığı o güzel ortamdan bir kare ekleyip otobüse doğru gidiyorum.
Nasıl güzel kadınlar. 🌸 Karşıda da şemsiyelerini kapatmamış keyifle sohbet eden diğer kadınlar var. Aslında Bolivya’nın güçlü güneşinde şemsiyeli gezmek her yönden akıllıca…


Ama gün bitmedi gezi de bitmedi. La Paz’a gelip de şehri *Mi Teleferico* 🚠 ile yukarıdan temaşa etmeden dönmek olmazmış. Biz de önce öyle yaptık haydi teleferiğe… 🚠
Mi Teleferico; Rehberimiz anlatıyor;
La Paz’ı yürüyerek dolaşmak sadece siz turistler için değil, yerli halk için de çok zor. Aşağı ile yukarı şehir arası yükseklik farkı 400 metre. Her yer merdivenli, araba ile gitseniz bu kez yollar dolambaçlı ve sürekli yokuş. İşte La Paz, Mi Teleferico- Teleferiğim adını verdikleri bu sistem ile toplu taşıma sorununu 2014 yılında Evo Morales kökten çözmüştür dedi.
Hep beraber merkezdeki Kırmızı hatta gidiyoruz. Burada iki hat var; kırmızı ve turuncu. Biz turuncu hatta seyahat edeceğiz. Burada teleferik kabinlerine gondol diyorlar. Ben de gondolu beklerken, her zamanki gibi çevreye bakmayı ihmal etmiyorum. Ve elbette muralları kaçırmadım. Hele biri var ki… Kadınların katledildiği bir dünyada, onların güçlü duygularını anlatan bir mural. Fotoğrafı görelim…

Üzerinde şunlar yazıyor; *Güçlü, korkusuz, canlı ve özgürüz, korkmayacağız.* nasıl güzel bir mesaj değil mi? Ve toplumun kadınlara bu kadar duyarlı oluşu muhteşem…
Haydi gondola binelim, çok heyecanlı olacağı kesin. Ama önce bineceğimiz hat Linea Naranja- turuncu hat, güzel gondolu ve güzergahımızı da ekleyeyim (kendi sitelerinden alıntıdır). Son kare çıktığımız merkezin görüntüsü.



Teleferik yavaşça yükselirken La Paz’ın tamamı ayaklarımızın altına seriliyor.
İlk hissettiğim şey şaşkınlık. Şehir uzaktan bakınca sanki bitmemiş bir inşaatlar denizi gibi görünüyor. Kırmızı tuğlalı evler… Çoğunun sıvası yok. Bazılarının üst katları yarım kalmış gibi. Bir an insanın aklına şu geliyor: Burada hayat durmuş mu?
Ama dikkatli bakınca tam tersi olduğunu anlıyorsunuz. O evler aslında yarım değil 2. fotoğraf. Sanırım La Paz’da da insanlar da bizler gibi evlerini yıllar içinde kat kat büyütüyorlar. Bu yüzden şehir yukarıdan bakınca sanki hiç bitmeyen bir inşaat gibi görünüyor.
Ama aslında bu görüntü bana şehrin yaşayan ve büyüyen şehir olduğunu anlatıyor. Tam o sırada gözüm hemen sol tarafa kayıyor. Orada bambaşka bir dünya var. Sessizler dünyası. La Paz’ın *La Llamita* mezarlığı. Ama ne büyük tezat… Sessizler dünyası dediğimiz bu yerde hayat sanki rengârenk akıyor.



Mi Teleferico ağı gerçekten çok uzun; 30 km’den bile fazla. Renklerle ayrılmış 10 hat üzerinde çalışıyor. Gondollar 10 kişilik ama biz zaten grup olduğumuz için yanımıza halktan gelen olmadı. Düşündümde, keşke bir Cholita binseydi. Aymaraca zaten bilemezdik ama anlaşmak için tarzancamız herhalde yine işe yarardı.
Elimde Canon’um — ben ona cananım derim — sürekli sağa sola bakıyorum. Gondol bazen evlere öyle yakın geçiyor ki neredeyse pencereden içeri bakacak gibiyiz.
İlk karede hayli fakir bir mahalle var. Biraz daha ilerleyince orta halli evler görünüyor ve son karede sanki bahar açmış gibi rengârenk boyanmış güzel bir ev. El Alto ile La Paz’ı bağlayan bu teleferik ağına hakkıyla binebilseydik, hatların tamamını gezmek 2–3 saat sürer ve El Alto’yu da görebilirdik.



Yaklaşık 10 dakika sonra yeni bir istasyondayız. Bu kez Linea Blanca-Beyaz hat. La Paz’ın daha mutena semtlerinden geçiyoruz. İlk karede tenis kortları, ikinci karede önemli bir cadde olan German Busch caddesi, son karede ise meydandaki anıt… Meğer bu anıt eski devlet başkanı General Busch’ un anısına yapılmış. Üstünde heykeliyle parkta dikkat çekiyor…



Evet beyaz hattın ana istasyonlarından birinden geçiyoruz. Bir durak sonra inecekmişiz.
Altta ilk fotoğrafta görüldüğü gibi hava yine kapattı. ☁️ İkinci fotoğrafta Plaza Triangular var -adında da anlaşılacağı gibi 3 yolun birleştiği bir alan. Karede pek seçilmese de önemi bir nokta. Burada Arjantin’in Bağımsızlık kahramanı General Jose de San Martin’in için yapılmış bir anıt da bulunuyor. Bir durak sonra ineceğiz.


Evet şimdi Linea Celeste-Mavi hattayız ama yeşil hatta geçmek için bir durak gidip sonra inmemiz gerekiyormuş. Mavi hattın girişine de bayıldım.
Alttaki ikinci fotoğrafta iki farklı kültür, iki farklı giysi… Biri Japon; saçını topuz yapmış tokasını takmış. Diğeri bir Cholita; saçlarını 2 örgü yapıp arkada toplamış, başında da meşhur melon şapkası var. Harika kompozisyon. Son kare yeşil hatta doğru gidişimiz.



Mavi hattan görüntülerle devam edeyim. Alttaki ilk kare yine istasyonun hemen yakınından. İkinci kare inanılmaz… Bu kadar uzun merdivenleri gördükten sonra teleferiğin kıymeti daha iyi anlaşılıyor. İnsan bu 100’den fazla basamağı her sabah inip akşam çıksa acaba 100 yaşına kadar yaşar mı? 😁
Son karede ise bir istasyon sonra Linea Verde – Yeşil Hat‘tayız. Ortamın nasıl birden değiştiğine bakın.



Yeşil hattan 4. durakta ineceğiz burası zaten hattın son durağıymış. Rehberimiz gezi bitmiyor sizi bu kez de şaşırtacağım dedi. Hadi bakalım. Ama önce yeşil hattın manzarasına bakalım. Burası La Paz’ın elit tabakasının yaşadığı yerler. Yani zengin her yerde zengin…



La Paz teleferik deneyimi, şehirdeki yaşamı ve mahallelerin birbirinden ne kadar farklı olduğunu görmek için gerçekten benzersiz bir fırsat. Kısa da olsa bindiğimiz her hat, fotoğraflarımdan da okuyacağınız gibi, bana şehri yukarıdan izlerken farklı duygular yaşattı. Umarım siz de bu karelere bakarken benzer hisleri paylaşabilirsiniz.
Evet şimdi tekrar otobüse binip La Paz’ın yaklaşık 10 km güneyindeki Ay Vadisi (Valle de la Luna) ne gidiyoruz. Rehberimiz buranın ilginç jeolojik oluşumlarıyla ünlü olduğunu söylüyor ama grupta geziye çok istekli olmayanlar da var. Grubun yarısı *Biz otobüste bekleyelim* deyince biz de az sayıda kişiyle şöyle bir dolaşmaya çıktık.
Rehberimiz yerel rehberden çevirerek anlattı; Uzaya ilk çıkan astronot Neil Armstrong uzaydan Salar de Uyuni-Uyuni Tuz Çölünü görmüş. Dünyaya döndüğünde de bölgeyi ziyaret etmiş. O zamanlarda bölge elbette turistik değilmiş. Ama La Paz’a gelince çevreyi gezerken burayı görmüş ve -Aynı ay yüzeyine benziyor demiş. Gerçi ben çevrede krater falan görmedim 🙈 ama… Neyse o zamandan beri de bölge Ay vadisi olarak anılır olmuş.
Bizim peri bacalarımıza benzetiyorlar ama asla aynı değil dedi. Ama yine de insan merak ediyor. Birkaç kişi indik. Girişteki kapıdan içeri girer girmez bu tuhaf manzara başlıyor. Bir de doğal kayayı adam büstü gibi çalışmışlar; alttaki yazıyı tam okuyamadım.


İlginç olan tarafı etraftaki yerleşim yerlerinin hemen dibinde olması. Gerçi dağlık kısımlarda da benzer oluşumlar görülüyor.
Nasıl oluşmuş derseniz, doğa ananın marifetiyle… Milyonlarca yıl boyunca rüzgâr ve yağmurun toprağı aşındırmasıyla yapısı kil ve kumtaşı olan bu oluşumlar meydana gelmiş. Ortaya çıkan sivri kuleler ve garip şekilli kayalıklar gerçekten de ay yüzeyini andırıyor.
Yürüyüş parkurları yapılmış. Rehberimizin dediği gibi her yer birbirine benziyor. Ama hayret Ay Vadisi’nde neredeyse kimse yoktu. Ne başka turistler ne de yerli halk… Belki saat uygun değildi, belki de La Paz’lılar için burası bizim düşündüğümüz kadar cazip bir yer değil.
Ben de kısa yürüyüş yolunu takip edip etrafı şöyle bir fotoğrafladım. Alttaki 3 fotoğrafı tıklarsanız göreceksiniz. 😉



Alttaki fotoğrafta bulutları benzettiğim gibi burada gördüğüm bir oluşumu da deveye benzettim bakalım siz benzetecek misiniz? Ve tam bir *Valle de La Luna* panoraması da yanında.


Belki çok uzun gezemedik ama La Paz gibi rengârenk ve hareketli bir şehrin hemen yakınında böyle bambaşka bir manzarayla karşılaşmak yine de ilginçti.
Bolivya’daki yolculuğumuz henüz bitmedi. yarın And Dağları’nın yüksek platosunda, gizemli taş kapılarıyla ünlü Tiwanaku Antik Kentini keşfetmek üzere yola çıkacağız. Gitmeden önce de La Paz’ı panoramik olarak gezeceğiz.
Tekrar görüşünceye kadar sağlık ve sevgiyle kalın. 💞💞💞

































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































Bu çarşı da önceleri kitapçıların yoğun olduğu yermiş. Bu nedenle adı Telpak Furushon değil *Kitab-Furushon*muş. Aslında Telpak koyun yününden yapılan bizim bildiğimiz kalpak anlamındadır dolayısıyla çarşıya * kalpak tüccarlarının çarşısı* da denebilirmiş. 🤔 Bence de uygun her yer kalpak dolu. Zamanla çarşıda incik, boncuk, şapka, kalpak, şal gibi eşyalar da satılmaya başlanmış. 
























































































