Bugün tarih 22 Şubat 2025. Peru gezimizin bir başka durağı, İnka İmparatorluğu’nun kalbi sayılan kadim şehir Cusco’ya doğru yola çıkıyoruz.
Puslu bir hava var… Otobüsün camları filtreli; Peru’nun sıcağında bu serinlik harika ama 6 saatlik yol boyunca gördüklerimi fotoğraflamak hiç de kolay olmayacak gibi…
Puno’dan sonra Cusco’ya varabilmek için altı saatlik bir yolumuz var demiştim ama bunu klasik, uzun bir yol gibi düşünmeyin… Çünkü her kilometrede manzara değişiyor. Bir anda geniş düzlükler yerini yemyeşil mısır tarlalarına, dağların arasına sıkışmış küçük yerleşimlere bırakıyor.
Yol boyunca Juliaca, Pucara, Ayaviri, Sicuani gibi kimi küçük kimi büyük yerleşimlerden geçiyoruz. Her biri kısa kısa görünüp kayboluyor ama hepsi o bölgenin ruhunu hissettiriyor. Bakalım mı?



Bir süre sonra yol bizi çok daha özel bir noktaya getiriyor: La Raya geçidi. Burası yaklaşık 4.400 m rakamıyla yolculuğun en yüksek noktası. Aynı zamanda İnka döneminde And Dağları ile Titikaka gölü arasında doğal bir sınır kabul edilen bir geçit.
Burada durduğumuz anda yükseklik kendini gerçekten hissettiriyor. Hatta gruptan bir arkadaşın nefesi bir anda tıkandı ve oksijen verilmek zorunda kaldı. O an, bulunduğumuz rakımın ne kadar ciddi olduğunu hepimize hatırlattı.
Burada sadece manzara değil, ortam da çok ilginçti. Bu kadar yükseklikte insanlar küçük tezgahlarda yöresel, turistik eşyalar satıyordu; kalpaklar el işi ürünler renkli dokumalar… Etrafta görülen bir iki evin de çalışanlara ait olduğu söylendi. Uzakta ise otlayan alpaka sürüleri vardı.
Altta eklediğim fotoğraflarda da görünüyor bakalım…

Kısa bir ihtiyaç molasının ardından tekrar yola devam ediyoruz… Bu kez And Dağları’nın eteklerinden ilerleyerek, yine küçük köylerin içinden geçiyoruz. Yol biraz daha yumuşuyor ama manzaralar hâlâ büyüleyici. Yazık ki yol boyunca çektiğim fotoğrafların hiç biri paylaşılacak gibi değil…
Yaklaşık bir saat sonra Perulu yerel rehber *sizi lamalarla tanıştırmak istiyorum* deyince kendimizi San Pablo’da güzel bir köy evinde buluyoruz. İşte tam burada… Yeni doğmuş hatta henüz tüyleri bile kurumamış bir lama yavrusunu sevmek mutluluğuna erişiyoruz.
Turistik bir durak olduğu belli ama o anın güzelliği her şeyin önüne geçiyor. Çok tatlı… 🥹



Bu kez bir teyzenin ve yerel rehberimizin de fotoğrafını çektim. Ardından biraz alış veriş yapıp arabamıza bindik.


Yaklaşık bir saat sonra Cusco’ya ulaşmış olacağız. Bu arada Cusco şehri için rehberimizden biraz bilgi ediniyoruz.
Cusco; Adı konusunda çok çeşitli söylemler var. Keçhua dilinde *göbek deliği* anlamındaymış. Göbek deliği de anne ile bağlantımız dolayısıyla da hayat bağı-hayatın başladığı yeri simgeler. Eskiden *Akamama-Chica’nın anası* diye söylenirken İnka İmparatorluğunda Qosco adını aldığı söyleniyor. İspanyolların dilinde Cuzco olmuş, zamanla da bugünkü şekliyle Cusco olarak kalmış. Ama yerel halk hala İmparatorluk dönemindeki Qosco’ yu (Kosko okunuyor) kullanıyormuş.
Cusco da İnka İmparatorluğunun kalbi sayılıyor. Kısaca imparatorluğu giden her yol Cusco’dan geçermiş. Bu yüzden de Cusco hem ekonomik hem de stratejik açıdan büyük bir öneme sahipmiş. Özellikle de altın ve gümüş madenleriyle zenginleşince de son derece öneme sahip güçlü bir şehirmiş.
Ancak bu kadar güçlü ve zengin bir imparatorluğun da sonu, insanın içini burkan bir hikâyeye dayanıyor. Rehberimizin anlattığına göre; Francisco Pizarro komutasındaki İspanyollar, sayıca çok az olmalarına rağmen İnka İmparatoru Atahualpa’yı Cusco’da bir hile ile yakalıyorlar. O anı düşündükçe insanın aklı almıyor… Koskoca bir imparator, hiç beklemediği bir anda esir düşüyor.
Ve sonra… İmparator Atahualpa özgürlüğü karşılığında bir odayı altınla doldurmayı teklif ediyor. Düşünebiliyor musunuz? Bir oda dolusu altın… Ve evet gerçekten de bir oda dolusu altını da toplayıp veriyorlar. Ama buna rağmen Pizarro sözlerini tutmuyor. Atahualpa’yı öldürüyorlar. İşte o an, sadece bir imparatorun değil, İnka İmparatorluğu’nun da kaderi değişiyor.
Bazen bir an, bir karar, koskoca bir tarihin yönünü nasıl da değiştirebiliyor… Ve bazen, bir şehrin taşlarında sadece ihtişam değil; yarım kalmış bir hikâyenin sessizliği de saklı oluyor.
Nihayet Cusco’dayız. Otelimize yerleştikten sonra fazla vakit kaybetmeden kendimizi dışarı atıyor ve yürüyerek şehri keşfe çıkıyoruz.
İlk ziyaretimiz; Cusco’daki en etkileyici yapılarından biri olan İnka Tapınağının ve İmparatorluk döneminden bugüne kadar gelebilen kalıntılarını koruyan *Qorikancha- Altın Tapınağı*na … Daracık bir sokaktan geçerek gidiyoruz. Ama o ne… Yağmur mu?… 🌧️ Tabii yağmursuz olur mu hiç. Ben de *şu güzelleri kadrajıma almadan asla geçmem* dedim. 😁 Alttaki ikinci kare lütfen üstüne tıklayınız.😉


Neyse ki giriş kapısına yakınız, çok ıslanmadan kurtarıyoruz. Kadınlar yerel giysileriyle kucaklarında lamalar ile fotoğraf çektirip para kazanıyorlar. Kapı girişinde de var. Ben mi? Fotoğrafçı sayılırım… Belli etmeden çektim… 😉


Rehberimizin bilet almasını beklerken etrafa bakınıyorum. Hemen karşımızda, tapınağın girişinde tapınağın orijinal halinin fotoğrafı asılı. Kapıdaki tabelada ise İnka ve İspanyol mirasının eşsiz kaynaşması anlatılıyor: Qorikancha, Santo Domingo manastırı, İnka güneş tapınağı. Buradaki Qorin-Altın Kancha da saray demekmiş.
Tarihi belgelerden öğrenildiği kadarı ile İnka tapınağının en önemli yapısı buradaymış. Ve yapı, Inti ya da Punchau olarak adlandırılan Güneş Tanrısı’ na adanmış. Inti Güneş, İnka da Güneş’in oğlu anlamındaymış.

Ve insan o an daha içeri girmeden şunu hissediyor; burada sadece bir yapı değil, üst üste yazılmış iki ayrı tarih duruyor.
Hemen solumuzdaki kapıdan geçip içeri giriyoruz. İnce uzun bir koridora çıkıyoruz ve bir anda kendimi El Hamra Sarayı’nın bahçesindeymişim gibi hissediyorum. Aynı kemerli ve çiçek dolu avlu hissi… Sanki başka bir coğrafyadan tanıdık bir an çıkıp gelmiş gibi.
Koridorun duvarlarındaki tablolar da ayrı ayrı hikâyeler anlatıyor; her biri geçmişten bir kesit sunuyor adeta.
Önce neden El Hamra Sarayı’na benzettiğimi görün derim. 🙂 Alttaki ilk fotoğrafta sağda görülen kapıdan girmiştik. Ortadaki havuz görünümlü taş tek parçadan oyulmuş bir çeşmeymiş ve İnka döneminde törenlerde ayinler yapmak için kullanılmış. İkinci fotoğraf tam avlunun görüntüsü ve koridordaki tablolar görülüyor. Son fotoğrafı büyütüp bakarsanız, camlı bölmenin önünde İnka kalıntılarını da görebilirsiniz.



Koridorun duvarlarında da tarih var demiştim ya; Dikkatli bakınca, içlerinde yazılar olduğunu gördüm. Eski İspanyolca ile yazılmış bu metinler, sahnede ne anlatıldığını açıklıyor aslında. Bir doğum, ardından yapılan bir ziyaret ve bebeğin vaftiz edilmesi… Yani gördüğümüz şeyler sadece bir an değil; baştan sona bir hikâye. Ve evet Dominiken tarikatının kurucusu Aziz Dominic de Guzman’ın hayatını anlatıyor. Sanatçısı da 17. yüzyılda yaşamış yerel bir sanatçı olan Jose Espinoza de los Monteros’muş. Kısaca; bakınca tablo, okuyunca hikâye. 💙 (Çok yüksekte olunca hepsi parlak çıkmış 🤷♀️)

Tam bir tur atıp paylaştığım 3. fotoğrafta gördüğünüz İnka kalıntılarına geldik. Sütunların arkasında yüzyıllara meydan okuyan o kusursuz taş işçiliği duruyor. Ne harç var ne boşluk… Taşlar birbirine öyle bir oturmuş ki insan hayran kalmadan edemiyor. Fotoğrafta sağ ve sol taraftan görünen kadar bir mesafedeler.
İlk fotoğraftaki oda Gökkuşağı Tapınağı; İnka tanrısı Güneştir. Güneş’in çocuklarından biri de Gökkuşağıdır. İkinci fotoğraftaki bölüm Şimşek Tapınağıdır. Şimşek de yağmurun tanrısıdır. Onlara adanmış tapınaklar.


Sağdaki fotoğrafta görülen bölümlerden birinde yapı taşları vardı. Altta fotoğraflarını paylaştığım bu taşlar sıradan taşlar değil… Bir zamanlar Machu Picchu’ nun kutsal alanlarında yer alan yapıların parçalarıydı; İnka İmparatorluğu döneminden günümüze sessizce ulaşan tanıklar…
Tanıtım pano ise bu sessizliği biraz olsun bozuyor; bu taşların, 1950 depreminden sonra çevredeki bölgelerden getirilmiş İnka dönemine ait farklı yapı elemanlarından—törensel nişler, duvarlar ve su kanallarından—geldiğini anlatıyor. Andesit, diyorit ve kireçtaşı gibi farklı taş türleri kullanılarak işlenmiş bu parçalar, Tawantinsuyo insanlarının taş işçiliğinde ulaştığı yüksek ustalığın da bir göstergesi…
Tawantinsuyo- Keçhua dilinde dört bölgenin diyarı anlamına gelen aynı zamanda da İnka İmparatorluğunun yerel adı olarak kullanılan bir sözcük.



Alttaki fotoğrafta görülen küçük İnka odaları ise halk arasında Gökkuşağı Tapınağı ve şimşek Tapınağı olarak biliniyormuş. Ortadaki sunak ve duvarlarda görülen nişlerin, muhtemelen adak eşyaları ya da törenlerde kullanılan nesneleri koymak için olabilirmiş. Ve düşünebiliyor musunuz? Tüm bu duvarlar som altınla kaplı. Her taraf güneş doğunca altınla kaplı her yer ışıl ışıl. İnanılması gerçekten de zor.

Yüksek tavanın altında, taş sütunların gölgesinde yürürken insan ister istemez yavaşlıyor.
Ve tam da bu noktada, önünde durup uzun uzun baktığım taş yapı: *Nicho Ceremonial Inca*… Bir zamanlar kutsal bir figürü ya da dini değeri olan nesneleri barındırdığı düşünülen bu niş, geçmişin inançlarına açılan sessiz bir kapı gibi duruyor.

Bir yanda az önce baktığımız tablolar, diğer yanda bu taşlar… Biri anlatıyor, diğeri susuyor. Ama bazen en çok, susan anlatıyor. 🤷♀️
İnka, Qorikancha- Altın Tapınağı’nda İnka Qorikancha’nın ölçekli bir de modeli vardı. Altta paylaştığım fotoğraflarda görülen model. İspanyol fethi öncesinde, İnka İmparatorluğunun en görkemli döneminde tahmini bir rekonstrüksiyonuymuş. Avlunun dört bir tarafında binalar varmış ama sadece az önce gezdiğimiz yapılar kalmış.


Fotoğrafta yaldızla boyalı duvarların üst kısımları silme altın kaplıymış. Çatıları yüksek ve suya dayanıklı ichu adı verilen yerli bir çim türüyle kaplıymış.
Dominikan kilisesine geçmeden önce arka bahçeyi görmeden geçmeyin diye bizi uyaran rehberimizi dinledik. 👍
Bugün Cusco Tarihi Merkezi’nin ana caddesi sayılan Avenida El Sol’un yerinde, eskiden Saphi Nehri akarmış. 20. yüzyıla gelindiğinde ise nehir yeraltına alınmış. İnka döneminde Qorikancha’yı güzelleştirmek ve yapısını güçlendirmek amacıyla, nehre bakan yamaçlara teraslı toprak setler yapılmış.
İnka İmparatorluğu’nun büyük bölümü dağlarla çevrili olduğundan geniş ovalar pek yokmuş. Bu yüzden ürün yetiştirmek, şifalı otlar ekmek ve tarım alanı oluşturmak için bu teras sistemlerini geliştirmişler. Fotoğrafta gördüğünüz teraslar da bunun güzel örneklerinden biri.
Tabii İspanyollar geldikten sonra bu yapıların ne anlama geldiğini bilmedikleri için, onları yalnızca süslü bahçeler gibi görmüşler. Terasların büyük kısmını bozup çıkan taşları da bahçe duvarlarında, yolların ve kiliselerin yapımında kullanmışlar.
İlk fotoğrafa dikkatlice bakarsanız, taşlarla daire şeklinde çevrilmiş yeşil alanın içinde üç özel figür göreceksiniz. Evet, İnka İmparatorluğu’nun üç önemli sembolü olan puma, kondor ve yılan çimlerle şekillendirilmiş.
Hatırlayalım:
Puma gücü ve yeryüzünü,
Kondor gökyüzünü ve yüksekliği,
Yılan ise ölümü ve yeraltını temsil ediyordu.
Günümüzde ise bu eski setler ağaçlandırılmış; Peru’nun ulusal çiçeği sayılan Cantua buxifolia yani Çan Çiçeği ile süslenmiş harika bahçelere dönüştürülmüş. 🌸
Ben en sevdiğim çiçeklerden biri olan küpe çiçeğini özellikle yakından çektim. Sağ tarafta ise Çan Çiçeği görülüyor. Hemen altta paylaşıyorum. 💞



Biraz nefes alma molası sonrası İnka’ların daha doğrusu And kültürüne ait bir sunak ve bir pano gözüme çarptı. Alttaki ilk fotoğraf bir sunak yanındaki tanıtım panosundan alıntıladım.
And Dağları’nda, İnka döneminden beri toprağa ve kutsal dağlara adaklar sunuluyor. Bereketli hasat, sağlık, bol su ve iyi bir yaşam dileğiyle yapılan bu törenlerin en önemlisi, ekim öncesindeki Ağustos ayında gerçekleştiriliyor.
Törenlere And rahipleri öncülük ediyor. Koka yaprakları, chicha, çiçekler, tahıllar, deniz kabukları ve tütsüler adakların önemli parçaları arasında yer alıyor. Tören sonunda sunular yakılıyor; külleri ise suya bırakılıyor ya da toprağa gömülüyor.
Bugün bile And topluluklarında bu kadim gelenekler, Hristiyanlıkla iç içe yaşamaya devam ediyor. İkinci fotoğrafta da yine And toplumlarının yıl boyunca süren ritüelleri anlatılıyor. Meğer her ayın; toprağa, berekete ve yaşama adanmış ayrı bir anlamı ve ritüelleri varmış.


Q’orikancha, İnka güneş tapınağı olarak bilinen yapı İspanyollar tarafından yıkılmış. Sonra Dominikan kilisesini İnka tapınağının en kutsal bölümünün bulunduğu bu yere alt sıradaki taşların üstüne inşa etmişler diye yukarda paylaşmıştım. Neden İnka kutsal taşlarının üstüne derseniz, İspanyollar benim dinim senin dininden daha üstün demek içinmiş.
Zamanında her yanı, gezdiğimiz odaların duvarları dahil saf altın kaplamaymış. Cusco’ nun fethinden on beş yıldan fazla bir süre sonra, İnka tapınağı Dominikan Manastırı’na dönüştürülmüş ve hazineleri yağmalanmış. 1650 depreminde yapı tamir edilemez şekilde harabeye dönmüş ve sonrasında yeniden inşa edilmiş. 1950’lerdeki depremden de etkilenerek bir kez daha restore edilmiş.
Ve şimdi bu katmanlı tarihin üzerine kurulmuş Dominikan Kilisesini görelim… Cusco’ nun altınlarını burada kullanmışlar galiba her yer altın varak kaplı.



Kalın taş duvarların arasında dolaşırken, İnka taş işçiliği ile kolonyal mimarinin yan yana duruşu insana zamanın üst üste biriktiği hissini veriyor. Bu hissi tam anlamıyla yaşamak için, içini gezdiğimiz Qorikancha’ ya bir de dışardan bakalım derim.

Ve ardından yeniden Cusco sokaklarına çıkıyor Pampa De Castilo’da yürümeye devam ediyoruz. Alttaki ilk fotoğraftaki muralda *Cusko’nun iki yüzüncü yılı* yazıyor. Buradan sağa doğru ilerliyoruz. Yol boyunca rengârenk boyanmış, yemek yenebilecek pek çok yer var ama benim dikkatimi özellikle ikinci karedeki mekân çekti.


Yolun sonuna geldik. Sağa veya sola dönecekken rehberimiz karşıdaki dar yoldan gideceğiz, duvar taşları antik dönemden beri var olan gerçek İnka taşlarıdır görelim dedi. İlk fotoğrafta sağda görülen daracık sokaktan geçiyoruz Adı Calle Loreto. İspanyollar her şeyi yıkıp yeniden yapmalarına rağmen bu kadim yolu genişletmeye kalkmamışlar.
Cusco’ nun kalbi Plaza Armas’a çıkan bu yol da yürüdük İnka taş sanatındaki harçsız, ara boşluksuz üstün işçiliği gözlemledik.
Bu da bize Calle Loreto’nun sadece geçip gidilecek bir yol olmadığını hissettirdi. Ve o tarihe bizde tanıklık edelim dedik.


Küçük bir mola verip el sanatları enstitüsünün bahçesi sayılan bir alana uğradık. Her yerde olduğu gibi burada da turistik eşyaların fiyatları biraz yüksekti. 🤷♀️
Ardından üçüncü karede görülen kapıdan geçip Plaza de Armas’a çıkıyoruz.



Ve bir anda karşımızda tarihi atmosferiyle Cusco Katedrali ve Plaza de Armas beliriyor. Şehrin kalbi sayılan bu meydan, ilk anda bile insanı içine çeken anlatılmaz bir enerji taşıyor. İnkalar döneminde adı Plaza del Guerrero’dur yani Keçhua dilinde savaşçı meydanı. İspanyollar gelince askeri birliklerin yerleşim yeri olunca da adı Plaza del Armas olur. İspanyolca tören alanı anlamındadır.

Cusco bizim Machu Picchu’ ya geçiş durağımız olduğu için Katedralini gezme fırsatımız olmadı. Zaten gezmek istesek de ziyaret saati bitmişti. Ama rehberimize yine de kulak verdik.
16. yüzyılda İspanyolların Cusco’ yu ele geçirmesinden sonra inşasına başlanan katedralin yapı taşlarının bir kısmı da yine çevredeki eski İnka yapılarından alınmış. Bu nedenle de dikkatli bakılırsa hem İnka taş işçiliğinin hem de İspanyol mimarisinin izlerini bulmamız mümkünmüş. Yapımın uzun yıllar sürdüğü ve zamanla yapılan farklı eklemelerle bugünkü görünümüne kavuşmuş.
Plaza de Armas’ ta gün kararmak üzere. İnka dönemlerinde dinsel törenlerin yapıldığı ve halkın toplandığı bu güzel meydan hala Cusco’ nun sosyal ve kültürel merkezi sayılıyor. İspanyollar döneminde de askeri toplanma yeri yani ordu meydanı olarak kullanılmış. Bakınız altta paylaştığım her karede meydanın ne kadar canlı bir atmosferi olduğunu göreceksiniz..



Alttaki kare Cusco’ yu tanımaya başlayacağımız sokakların ve mekanların ilk görünümü… Mavi cumbalı evler İspanyol zenginlerin eviymiş. Günümüzde çok beğenilen Plaza de Armas manzaralı kahve mekanları…

Plaza De Armas’ da karşımdaki bu güzel tarihi yapı da tarihi İsa Cemiyeti (Cizvit) Kilisesi. Hemen yanında ise Cusco tarihi mirası listesine alınan Cusco Üniversitesi bulunuyor. Yapılar birbirine o kadar benziyor ki insanın şaşırmaması imkânsız.


Kadim sokaklara doğru yürümeye devam ediyoruz. Alttaki ilk karedeki Cumbalı evler çok güzel; çoğu sanırım bugün otel olarak hizmet veriyor. Trafik ışıklarını beklerken kaldırımda yine dikkatimi çeken bir işaret vardı…
İnka İmparatorluğu’nun genel adı “Tawantinsuyu”, yani “Dört Bölgenin Birliği” anlamına geliyormuş. Burada gördüğümüz işaretler de imparatorluğun dört ana bölgesini simgeliyor: kuzeyde Chinchaysuyo, doğuda Antisuyo, batıda Kuntisuyo ve güneyde Qollasuyo. İnkalara göre Cusco ise bu dört yönün birleştiği merkez kabul ediliyormuş.
Üçüncü son kare de Cusco’ nun merkezi.



Şimdi biz Batıya- Kuntisuyo’ ya doğru yürüyeceğiz. İlk kare geldiğimiz yön ikinci kare tam karşısı yukarı doğru ve solda yine bir yapı bakalım kilise mi şapel mi? Görelim…


16. yüzyıl da yapılmış Church of Merced- Merhamet kilisesi ve manastırıymış. Alttaki ilk kare Manastırın bulunduğu meydan Espinar Meydanıymış. Adını Pasifik savaşı kahramanı Ladislao Espinar Carrera’ya adanmış nottan almış. Anıtı henüz göremedik. Manastırın önü sağlık sollu hep el sanatları ve hediyelik eşya dükkanlarıydı. İkinci karede ancak yarısını çekebildim. Işıklandırılmış bölmede sanırım Meryem ana heykeli var.


Manastırın fotoğrafını çekebilmek için dükkanların arkasına geçince o sırada küçük bir dini tören ya da dua buluşmasına denk geldik. Ne kutladıklarını tam anlayamasak da meydandaki sakin ve saygılı atmosfer oldukça etkileyiciydi. Ve ortadaki heykelin de az önce bahsettiğim Cusco kahramanı Ladislao Espinar Carrera olduğunu anladık.


Akşam iyice çökmeye başlamıştı ama Cusco sokaklarının hareketi hâlâ bitmemişti. Biraz daha yukarılara çıkıyoruz. İlk kare; bir köşede insanlar sohbet ediyor, diğer tarafta küçük dükkânların ışıkları yanıyordu. Eski taş binalar, ahşap balkonlar ve bulutlu gökyüzü birleşince şehir yine tam bir film sahnesi gibi görünüyordu.
Dar taş sokaklardan yürümeye devam ediyoruz. İkinci kare; Akşam serinliği çökmüş olsa da sokaklar hâlâ kalabalık. Bütün o renkli cumbalı evler birer müzikli lokanta, bar olmuş. Bir yanda rengârenk ışıklı barlar, diğer yanda yüzyıllardır ayakta duran eski yapılar… Cusco’da yürürken insan sürekli geçmişle bugünün yan yana aktığını hissediyor.
Sokağın sonunda artık dönmeliyiz dedik ve bir anda gözüme tepelerin üzerine yayılmış Cusco evleri çarpıyor. Şehir ışıkları da yanmaya başlamıştı. Taş sokakların arasından bu manzarayı görmek günün en güzel anlarından biriydi. 🌙



Artık başladığımız yere doğru geri dönüyoruz. Grupla buluşacağımız restorana geçeceğiz. Akşam iyice çökmüş, Cusco merkez ise hâlâ hareketliydi. En sevdiğim detaylardan biri de şehrin tarihi dokusunu neon ışıklı tabelalarla bozmamış olmalarıydı. Dükkân isimlerini çoğu yerde duvarlara sade metal yazılarla yerleştirmişler; bu küçük detay bile şehrin atmosferine çok yakışıyordu. 🌙
Arkadaşlarla buluşmadan önce Plaza De Armas’a doğru yürüdük. Gündüz fırsat bulup fotoğraflayamadığım fıskiyeli havuzu da çekeyim dedim. İlk karede gördüğünüz havuz 1800’lü yıllarda Amerika’dan sipariş edilmiş. Rivayete göre havuzla birlikte hediye olarak bir heykel de gönderilmiş. Ancak heykelin bir Apaçi savaşçısı olan Geronimo’yu temsil ettiği anlaşılınca, İnka halkını yansıtmadığı gerekçesiyle kaldırılmış ve yerine bugün gördüğümüz heykel yerleştirilmiş. Bu heykel de çoğu zaman gerçek İnka hükümdarı Pachacútec’in heykeliyle karıştırılıyormuş.
İkinci karede Plaza De Armas’ın gece hâli var. Şehir gündüz güzel ama gece bambaşka bir atmosfere bürünüyor. Meydana bakan balkonlarda kimileri kahvesini yudumluyor, kimileri de yerel bir içki eşliğinde akşamın tadını çıkarıyordur diye düşündüm. 🍷 Bakınız ne güzel…
Son kare ise artık arkadaşlarla buluşma yerine gidiyoruz Cusco merkezdeyiz. Yerel bir restoranda müzik eşliğinde yemeğimizi yedik. Günün yorgunluğunu atarken ertesi günün heyecanı da yavaş yavaş kendini hissettiriyor.



Çünkü sabah çok erken yola çıkacağız. Bir sonraki durağımız Peru denince ilk akla gelen yerlerden biri; yıllardır görmeyi hayal ettiğim Machu Picchu. Efsanevi İnka mabedinde görürüşünceye kadar sağlık ve sevgiyle kalın. 💞💞💞




























































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































