BİRLEŞİK KRALLIK ve İRLANDA-Galler-Cardiff

Güzel Bath şehrini ardımızda bırakıp gri bulutlar altında arada yağmurla 🌨🌧 yolumuza devam ediyorken; bir saat sonra Galler sınırına gelmiş olacağız diyen rehberimiz Sinan Ercan’ı dinliyoruz. Birazdan geniş bir körfez olan Bristol körfezini uzunca bir köprü ile geçeceğiz. Bu köprü Gallerin sınırıdır. Bir ucu İngiltere diğer ucu Galler bölgesidir. Şimdi de küçük bir köyden geçiyoruz, köyün adını söylediğimde tanıdık gelecektir ama sakın sosyal medyaya biz oradaydık diye mesaj vs. atmayın maazallah dedi 🤔 ardından köyün adı Pensilvanya deyince bir kahkaha koptu haliyle. 😀 Haklı ama işgüzarın biri çıkar vay orda ne işi vardı der mi? 🤷‍♀️ Der! Yani…

Köprüyü geçiyoruz, 5 kilometre uzunluğunda olan bu köprü Severn nehrinin döküldüğü Bristol körfezinde yapılan ikinci köprü. Dünyanın ikinci Gel-git aralığına sahip bu körfezde bugün su hayli yüksekmiş birkaç saat önce geçseydik bu kadar uzun köprüye ne gerek var bile diyebilirmişiz. Neyse İngiltere’yi arkamızda bıraktık Galler bölgesine geçiyoruz.

Galler; Romalılar kurdukları bu şehirde yaşayanlara (Galli-yabancı anlamında) demişler biz Galler diyoruz ama İngilizler hem bölgeye hem de bölge halkına Wales derken Galliler kendilerine Cymry veya Cymru diyorlar.

Yüzölçüm olarak küçük bir ülke, 20.000 km düşünün ki bizim Konya bile 40.000 km karedir. Ülkenin nüfus yoğunluğu çok fazla tabii 3 milyon ve 350 milyonu da başkent Cardiff’te yaşıyor. Galler bölgesinde 6 şehir vardır ve bölgenin sadece güneyi gelişmiştir. Ana dilleri var Galce ama bin yıldır İngilizlerin yönetiminde ve resmî dil İngilizce olunca Galce unutulmaya başlamış. Galce çok zor bir dil, okuması da yazması da zor. Bir kelimede 4-5 tane L veya D, 10 tane sessiz harf bir araya gelebiliyor. Tabii bize göre sessiz harfler onlarda sesli oluyor. Yolumuz üzerinde küçük bir kasaba kasabanın adı tek bir kelime ama tam 55 harfli. Foto alıntıdır.

5678

Anlamı daha da enteresan. ”Mağara içindeki Azize Mary Kilisesinin yanından hızlı akan suyun dibindeki beyaz fındık ağacının yakınındaki Aziz Turillo Kilisesi” 🙄 Tabelaları hem İngilizce hem de Galce yazılı. Galliler kendilerini İngiliz kabul etmez Galliyiz derler. Cardiff, insanların İngiltere’de doğa turizmi için seçtikleri tek yerdir diyebiliriz. Burada çok önemli bir konuya değinmem gerekli.

Kraliyet ailesinden olan herkesin bir soyluluk ünvanı olmak zorunda. Bu ünvanların da dereceleri var. Bir ailenizden doğuştan aldığınız soyluluk ünvanları; Prens-Prenses gibi ve kimseye devredemezsiniz. Bir de Dük-Düşes, Baron- Barones, Kont-Kontes gibi Kraliyetin yararlı işler yapanlara verdiği ünvanlar vardır ki, bunlardan Dük-Düşes en üst seviye ünvandır, onun üstü zaten Kral-Kraliçedir 👸🤴

Kraliyet ailesinde Düklük de doğuştaki sıraya göre veriliyor.Kraliyet ailesinde de bir sürü Dük olunca bu kez bunların hangisi en üst düzey Dük diye bir sıralama var o da Edinburg Düklüğüdür. Kraliçe kocasını Kral yapamayacağı için en yüksek bu Edinburg Dükü ünvanını vermiştir. Sonra Galler Düklüğü gelir, Gallerin Prensi Charles’dır -Düşesi de Lady Diana idi (bu arada lady’lik bir hitap şeklidir unvan değildir saygın aile kızı anlamındadır) yeni Düşes eski Cornwall Düşesi olan Camilla’dır. Üçüncüsü ise Cambridge Düklüğüdür ve elbette 2.varis olan William’a verilmiştir Kate Middleton da Cambridge Düşesidir. Eveet Prens Harry’e de Sussex Düklüğü kalıyor, Meghan Markle da Düşesi. Bu düklük sıralaması aynı zamanda İngiliz Kraliyet ailesinin Birleşik krallıktaki ülkelere verdiği değeri de göstermiş oluyor.

Şu unvan konusunda bir saptama daha yapalım. Kraliyet ailesinden soylu bir kişi soysuz biriyle evlenemez. 🙄 Davul bile dengi dengine çalarmış ya. 😉  Eskiden kolaymış soylu bulmak 😀 şimdi öyle değil, gençler gönlünü kaptırdığı ile evleniyor. Evet William’ın eşi Kate, Harry’nin eşi Meghan soylu bir aileden gelmiyordu hiç dert değil!  Efendim düğünden birgün önce onlara Düşeslik ünvanı veriliyor, nikah kıyılırken de Dük ile Düşes evlenmiş oluyordu. 🤫 Şaşırmayınız bizim tarihimizde de örneği var araştırırsanız karşımıza Mihrimah Sultan ile Rüstem’in evliliği öncesi Rüstem’in Diyarbakır Beylerbeyi olması çıkar. 😁  İşte böyle artık şehre giriyoruz otobüsten gördüğüm kadar fotoğraf ekleyeyim.

1-IMG_3231
İngiltere-Galler-Cardiff

En iyi yaptıkları spor Rugby’dir. 🏉  Size Rugby nasıl doğmuş anlatayım. Rugby kentinde bir futbol karşılaşmasında rugbyli genç hakeme çok kızıyor ve topla birlikte kaleye giriyor. Hakem de kırmızı kart gösterip dışarı atıyor. Kısaca elle de müdahale edilmesi olabilir denip futbolu stilize ediyorlar. 😁 Böylece Rugby oyunu doğmuş oluyor. Prensibi de topa hem el hem de ayakla müdahale edilebilir. Stadyum 1999 yılında inşa edilmiş, uluslararası Rugby maçları ile tanınırsa da çok ünlü şarkıcı ve gruplara da sahne olmuştur. İlk ismi Millenium iken sonradan Principality olarak değiştirilmiştir.

2-IMG_3238
İngiltere-Galler-Cardiff- Principality Stadyumu

Gallerin en meşhur ismi Real Madrid’in dünyaca ünlü golcüsü Gareth Bale, benim hala çok beğendiğim şarkıcı Tom Jones   (Dalilah parçasını şuraya ekleyeyim dinlemenizi tavsiye ederim) tarihten bildiğimiz hatta filmini izlediğimiz Arabistanlı Lawrens Oxford mezunudur ama Gallidir. Bir de Türk düşmanı başbakan çıkarmışlar. 😡 Yunan hayranı David Lloyd George, İzmir Yunan işgaline sebep olan politikası tutmayınca İzmir’in kurtuluşunun ardında da istifa etmek zorunda kalmıştır. Henüz belgelenmese bile Kurtuluş savaşımızı kazanmamızın ardından yaptığı Konuşmada ATATÜRK için “İnsanlık tarihi birkaç yüzyılda bir dahi yetiştirebiliyor. Şu talihsizliğimize bakınız ki Küçük Asya’da çıktı. Hem de bize karşı. Elden ne gelebilirdi?” demiş. Bize Küçük Asya derlermiş.

Gallerin Birleşik Krallık’ta hiç yerleri yok sanki ikinci sınıf gibi muamele görüyorlar. Kendi kanunları bile yok çünkü hiç bağımsız bir devlet olamamışlar. İngiltere’nin bütün kanunlarını, bayrağını aynen almışlar. Ve buranın Başbakanı, İskoçya ve İrlanda gibi değil merkezden atanıyor ancak kabinesi seçilerek geliyor. Fotoğrafı editlerken fark ettim markette bayrağımız vardı sahibi muhtemelen Türk olmalı. 🇹🇷

3-IMG_3248
Galler -Cardiff

Doğru otele gidiyoruz şehri yarın gezeceğiz. Sabah otelimizden çıktık otobüsle şehre iniyoruz. Cardiff’in en güzel parkı olan Bute parkını spor niyetine doğayla iç, içe Taff nehri kıyısında Britanyalılar gibi keyifle yürümek üzere otobüsten indiğimiz yerde bu güzel evleri gördük, evler çok güzeldi ve beni çok gerilere götürdü. Çocukluğumda tahtadan bunlara benzer oyuncak evim vardı kapısı aynı böyleydi. Demek ki İngiliz eviymiş. 🤩🤩 Gezdiğin yerlerin sana birşeyler hatırlatması ne güzeldir.

4-IMG_0343
Galler- Cardiff

Parkın Millenium kapısından giriyor Taff nehrinin üstüne kurulmuş güzel köprüsünden geçip Bute parkına giriyoruz. Manzara ve hava şahane. Haydi birlikte yürüyelim.

6-IMG_0346
Galler- Cardiff Bute Park

Bute Parkının yapımı ve Cardiff Kalesinin ortaya çıkarılması için Bute isimli soylu bir aile; Sör William Burges adında bir mimarı görevlendirmiş. Sör William Burges, Cardiff Kalesinin Roma dönemine ait olduğunu ortaya çıkarmış. 1865 yılında projelendirdiği Bute Parkın 1890 yılında bitişini göremeden 1881 yılında ölmüş.

7-IMG_0349
Galler- Cardiff Bute Park

Bute Park bir arboretum olarak 3000’den fazla ve çok nadir ağaç cinsleri açısından İngiltere’de rakipsizmiş. 19.Yüzyıldan beri Bute ailesine ait olan Cardiff Kalesi ile Bute Park 1947 yılında şehir halkına hediye edilmiş. Şimdilerde Cardiff şehir konseyi tarafından idare ediliyor. Sabahın erken saati tek tük gezen insana rastladık. Her taraf yemyeşil. Hava da manzara da bizden yana. Daha önce yaprakları nedeniyle çınara benzettiğimiz bu devasa ağaçlara Şampiyon ağacı dendiğini burada öğrendik.

10-IMG_3259
Galler- Cardiff Bute Park-Şampiyon ağacı

Stonehenge benzetmesi dizilmiş taşlar, Gorsedd Stone Circle’ı  1978’de parka konulmuşlar. Yerli halkın hafta sonları mesire yeriymiş. Bu genç kimbilir 🤷‍♀️ neler düşünüyordu?

8-IMG_0350
Galler- Cardiff Bute Park

Bu direkler İngiltere’de 11 taneymiş bir tanesi de burada bulunuyor. Ağaç ve insana verilen değeri anlatan bu direk İngiltere’de yetişen meşe ağacından yapılmış.

9-IMG_0352
Galler- Cardiff Bute Park- Gezi dostlarım.

Parkı terk etmeden önce aklımda kalmasın; İlk yazımda bahsetmiştim Büyük Britanyayı teşkil eden dört ülkenin beş tane milli çiçeği var Galler’in ki Nergis ve Pırasa idi . Evet Galler’in özel St.Davit gününde tüm yerli halkla beraber Prens charles da yakasına Pırasa takarmış. Charles ara, ara yakasına Pırasa takılmış fotoğraflarıyla boy gösterir ve hayli espri konusu olurmuş. 😀  West Gate- Batı kapısından çıkıyoruz.

11-IMG_3263Orijinal duvar ve hayvanların taştan oyulması kalenin hemen dışında 1890’larda inşa edilmiş demiştik. Mimar Sör William ölünce Hayvan Duvarını yapmak eski asistanına kalmış ve Burges’in eskizlerine dayanarak yapmıştır. Buradaki 15 hayvanın bir kısmı egzotik bölgelere aittir- ve fotoğraflardan da göreceğiniz gibi gözleri dahi camdan özenle yapılmış sanki canlı gibi…

13-IMG_3276
Cardiff -Animal Wall
15-IMG_3281
Cardiff -Animal Wall

Bir slayt hazırladım diğer hayvanları da görmelisiniz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Duvar bitiminde kalenin saat kulesi sonra da girişi var. Vakit yok gezemeyeceğiz. Giriş ücreti de 12-13 Pound gibi bir şeydi. Kaleden şehrin manzarası çok güzelmiş. 😔

17-IMG_0357
Cardiff kalesi
18-IMG_0359
Cardiff Castel

Hemen karşı caddeye geçip mola vereceğiz. Ama biz yine caddeyi arşınlayalım bakalım neler var. 💃💃💃

19-IMG_3306

Şehir merkezinde turistik alış veriş için birbirine paralel topu topu üç sokak var. High Street, Duke Street ve Queen Street, biz Queen Street’te dolaştık.

20-IMG_0364Boydan boya Queen Street gezeliiim… Tavanı camlı güzel bir Avm var girelim.

IMG_3303

21-MG_0367Ufak çaplı bir hırsızlık vardı polis kadını kelepçeledi.

23-IMG_0373

Bu çok güzel Atlıkarıncada bir özellik dikkatimi çekti belki siz de dikkatlice bakarsanız bulabilirsiniz. 😊 Tamam Avrupadaki çok önemli yerlerin resimleri işlenmiş. Tam ortada Almanya Berlin’deki Brandenburg kapısı hemen solunda da bizim Ayasofya Camii’miz.  Sağında da Cardiff’in Millenium Stadı.

24-IMG_3307

Hayli uzun cadde devam…

26-IMG_0376

27-IMG_0377

Bu genç sokakta kahve satıyordu. Fikir güzel gençlere duyurulur.

28-IMG_0378

Öğlen olmak üzere. İngiltere’nin her yerinde bizim ucuz marketlerimiz gibi yaygın adı Tesco olan bir marketler zinciri var. Ama her yerde ve hayat kurtarıcı fiyatları var. Bir de hazır pişmiş tavuk vardı aldık çok lezzetliydi. Öğlen olmuştu bile ve grupla birlikte tekrar yürüyüp belediye binasını ve Cardiff Müzesini görüp otobüsümüze bineceğiz.

29-IMG_0381
Galler-Cardiff City Hall-Belediye

Binanın hemen karşımıza gelen tarafında Şiir ve müzik yazısı ile heykel grubu var. Alttaki fotoğrafta da birlik ve Vatanseverlik yazı ile ifade edilen heykel grubu var.

30-IMG_0387
Galler-Cardiff City Hall

31-IMG_0390

Baktık vakit daraldı aceleyle Müzeye de girelim dedik. Fazlaca gezemeyince pek birşey anlamadık. Zaten dışı restore ediliyordu. İçinde kafesi olan hoş bir yer.

34-IMG_0393

Gallerin jeolojik yapı ve tarihi ile eserlerin sunumu çok güzeldi. Aynı zaman da sanat galerisi olarak da hizmet veriyor. Giriş ücretsiz ama yine de bağış istiyorlar.

33-IMG_0403

Bulunan taşlar dünyanın oluşumundaki jeolojik katmanlarmış. En baştakinde Magma tabakasını tanıtıyor. Dünyanın derinliklerinde erimiş bazı kayalar volkanlarla yer yüzeyine çıkar. ‘Diğerleri katılaşır kabuk-Magma içinde granit gibi kayalar oluştururlar’ diye yazıyor.

35-IMG_0398

Bu dinazor gallerde keşfedilmiş. Tabelasında Galli Dinazor yazıyor. Alttaki de devamında bulunan kemikler.

38-IMG_0401

2015’te Portsmouth Üniversitesi’nde öğrenci olan Sam Davies düşen kayalar üzerinde bir çok fosil bulmuş. Bu fosilin de daha önce bulunan dinazorun sağ ayağının uzun kemiği olduğunu keşfetmiş ve Cardiff ulusal müzesine bağışlamış. Yazmıyor ama Arkeoloji öğrencisi olmalı.

39-IMG_0402

Çevre eski mahalle imiş. Evler çok güzel ve hala görüntüleri güzel.

40-IMG_0411

Cathays Park, Cardiff’lilerin buluşma ve etkinlik alanı güzel bir park yine. Cardiff’e veda zamanı geldi. Sevdik mi? Biz sevdik sizin sevmeniz beklentinize bağlı. Öğrenci olsaydık çılgın gecelerine akmalıyız dermişiz. 😁😁 Biz gündüzki sakinliğini sevdik.

41-IMG_0414

Sırada İrlanda var ve  karşıya feribotla geçebilmek için Gallerin en kuzey batısındaki Holyhead’e 5-6 saatlik yolumuz var. Ayrıca 3 saatlik feribot yolculuğumuz sonucunda da  İrlanda’nın başkenti Dublin’e çok geç varsak bile tam merkeze geliyoruz doğruca otele gideceğiz diyen rehberimizle otobüsümüze binip yola revan oluyoruz.

Cardiff’de böyleydi işte… Umarım yine sınırlı bir zamanda gezdiğimiz halde keyif almışsınızdır. Evet hikaye yok ama fotoğraflar güzel. Yazımı bir güzelle bitirme geleceğim buralarda yürümedi. 😁 İrlanda’da görüşene dek sevgiyle kalın. ❤️❤️❤️

 

 

 

BİRLEŞİK KRALLIK ve İRLANDA-İngiltere-5-

Merhabaaaa 😍  bu kez arayı açmamaya niyetliyim demiştim ve güzel gezimize görmeyi çok istediğim Stonehenge tarihi dikili taşlara doğru sizleri de götürerek başlıyorum.💃💃

Tarih 30-Temmuz-2019 Londra’dan çıktık iki saatlik yolumuz var ve maalesef  hava bulutlanmaya başladı 🌧🌧yağmur geliyor bu demektir ki, hiç şansım yok fotoğraf işi zor gibi, rehberimizi dinliyoruz. Bazı yerler vardır ki, görünce hayal kırıklığı yaşarsınız, Stonehenge için de aynı duyguları yaşayacaksınız bu benim samimi düşüncemdir ününü haketmiyor gibi… Ama inanın dünya üzerinde görülmesi gereken 5 tane tarihi yer söyleseniz biri mutlaka Stonehenge olacaktır. Girişin 21 pound ve on kuruş gibi küsuratlı bir ücreti var o nedenle kim görmek ister karar veriniz dedi. Yağmur çiseliyor boş bir arazide dikilmiş onbeş-yirmi  taş için ıslanmaya değer mi? Göreceğiz… 🤔

IMG_0258
İngiltere- Salisbury Stonehenge yolu

Önce fotoğraf çekemem diye üzülerek vazgeçmişken Önder’in buralara kadar gelmişiz Stonehenge’yi göremezsem üzülürüm hayalimdi, hem yazıma ne yazacağım diye mızmızlanırken şimdi vazgeçmek olmaz ayrıca şeker değilsin erimezsin de deyince el mahkum yağmurluğumu giydim makinamı sarıp sarmaladım bir de iPhone’un da yedek aldım gidiyorum.

STONEHENGE; Biraz bilgi vereyim hemen. 1986 yılından beri UNESCO Dünya Mirası listesinde yer almakta olan Stonehenge; İngilizce stanhen -hanging stones’ten (asılı taşlar anlamında) türediği kabul ediliyor ve dolayısıyla bu tarihi yere de adını vermiş oluyor.  Londraya bir saat mesafede Salisbury bölgesinde halen 17 si ayakta diğerleri yatık dairesel şekilde dizilmiş yüksekliği 5-6 metre, ağırlıkları 25 ton olan 30 adet taştan ibaret bu antik kalıntının tarihi bizim göbekli tepe meydana çıkmadan önce en eski olarak anılıyordu. Stonehenge M.Ö 3100 yılında yapılmaya başlamış Göbekli tepemizin çağı da M.Ö;10000 hatta daha eski. 🙌🙌 Günümüzde English Heritage tarafından işletiliyor-nam-ı diğer kraliyet ailesi tarafından yani.

Sinan rehberimiz keşke içine girebilseydik saklambaç oynasaydık diyemeyiz (böyle harika bir rehberimiz var) artık bir şerit var çevresinde bir tur atacağız. Ama üzülmeyin taşların portresini alabilirsiniz kimse çekilsin diye sıra beklemeyeceksiniz -bu iyi haber bana. 💃💃💃 Stonehenge’ye yaklaşıyoruz giriş yapmayacak olanlar otobüsten kısa bir süre görebilirler aksi takdirde inilen yerden taşları görmek mümkün değil dedi. Hemen otobüsten gördüğümüz kadarı ile bir İphone fotoğrafı koyalım belki gitmem.

IMG_2839
İngiltere- Salisbury Stonehenge

İlk bulunduğunda kimse ne olduğunu anlamamış. Tapınak olduğu konusunda inanış çok. Dairesel şekli nedeniyle gökyüzü ile ilişkilendirilir. Ama tabii teoriler yine hayli çoktur. Gözlemevi olabilir, dairesel yapının bir yerinde kapı gibi bir aksı var orası tam da 21 Haziran’da ki gün doğumuna bakıyor. Dolayısıyla bahar ekinosuna bakılarak yapılmış gök cisimlerinin hareketlerini hesaplamaya yarayan bir kült yapı olabilir diye düşünülüyor. İşin ilginç tarafı İrlanda’nın bir adasında da newgrange denen dairesel planlı yapılmış bir tapınak var onun girişi de 21 Aralık kış gündoğumuna bakıyor dolayısıyla büyük bir ihtimalle burası yıldız hareketlerine- dünya ve ay hareketlerine bağlı olarak yapılmış bir ibadet yeri olsa gerek. Aynı şeyi bizim göbekli tepe için de söyleyebiliyoruz.

Burada yapılan kazılarda çevresinde çokça mezar ve ayrıca belirli mesafelerde özellikle açılmış 52 adet boş çukur bulundu. Yapılan incelemelerde çukurların yılın belirli dönemlerinde ayın dünyaya göre aldığı pozisyonu gösteriyordu. Mezarların da stonehengeden daha eski olduğu tespit edilince bir dönem mezarlık olarak da kullanıldığı belli olmuştur.

En popüler inanış; 17. ve 18. Yüzyıllarda Stonehenge’in Kelt rahipleri- Durid’ler’in dini ibadet yeri olarak yapıldığı idi. Bu inanışta Halen de günümüzdeki Druid toplumları Stonehenge’i hac yeri olarak görüyorlar ve belirli dönemlerde-yaz-kış gün dönümlerinde ziyaret ediyorlar.

Otobüsten indik yağmur başladı. 10 dk. Yürüme mesafesindeki anıt taşlara gitmek üzere shuttle binelim diyene kadar yağmur şemsiye ☔️☔️ falan dinlememecesine hızlandı. Benim yağmurluk kafadan giyme önü değil yanları açık. Makinam ıslanmasın mücadelesine başladım. Tam survivor’lık durumdayız. Shuttle sırası bekliyoruz.

3-2020
İngiltere- Salisbury Stonehenge

Taşları görmeden ıslandık bile. Shuttledan indik tura başlarken önümüze bu devasa kaya çıktı. Sinan Bey, eğer burası bir tapınaksa bu taşın bulunduğu yer de giriş olabilir dedi ve devam etti. Daire şeklinde planlı dizilmiş taşlar etrafında döneceğiz. Bu dönme olgusu eski zamanlardan beri insanlar için hep bir gizemdir. Yani bir kutsallık atfetmişizdir. Hayatta herşey dönüyor; Dünya 🌍 gezegenler, su, atomlar, mevleviler de dönüyor maddi alemden manevi aleme kolayca ulaşabilmek için dönüyorlar. Dönme sonsuzluğu ve manevi alemi, kutsallığı temsil eder. Kutsal mekanları hep dairesel yapmışlar tıpkı bizim cami kubbelerimiz gibi. Kısaca genelde bir dönme olayı var. Biz de döndüğümüze göre burada da hacı olduk sayılır. 😉

4-02-09 21.07.45
İngiltere- Salisbury Stonehenge

Taşlara en yakın mesafe 10-15 metre. Eskiden yanına kadar gidip taşlara dokunabilirmişsiniz. Ama insanlar orada da hatıra almak adına taşları kırmaya başlayınca ve bir iki yer de çökme olması nedeniyle artık uzaktan seyretmekle yetiniyorsunuz.

Yarı yolda artık her tarafımız ıslanmıştı ben makinam koruma adına yağmurluğa sarındıkça sadece rüzgarla açılan etek kısmından ıslandım. Çoğu arkadaş şemsiyeyi bile kapattı tepeden tırnağa ıslandı. Yanımdaki Profesör arkadaşım Seval ile (kulakları çınlasın) ıslandıkça gülmeye başladık bu kadar yoldan gel, ıslan yine de makinalar yerine telefonla fotoğraf çekmeye çalış diye, üstelik Seval bu ikinci gelişim deyince ben koptum. Birlikte selfisiz olmazdı.

5-IMG-40-07
İngiltere- Salisbury Stonehenge

Rehberimiz, meslek hayatımın*en ıslak * gezisini yaptım dedi. Herşeyimize kadar ıslansak da hayli eğlendik. Foto by Sinan Aydın 🤩

122
İngiltere-Salisbury Stonehenge’de biz

Bilgiye devamla…Modern zamanda yapılan incelemelerde de çok şaşırtıcı sonuçlar ortaya çıktı.  Stonehenge’de iki tür taş var ortadaki büyük taş sarsen taşı aslında *kafir* anlamındadır. İlginçtir ki, orta çağda avrupa medeniyetinde Türkleri ve müslümanları ifade etmek için kullanılır, Saraken diye yazılır sarsen diye telaffuz edilir. Ama Hırıstiyanlık öncesi dönemdeki putperest Keltler inşa ettiği için onlara da kafir anlamında sarsen diyorlar. Yakın çevrede bulunan bir taş. Burada ortadaki taşı da merkezi gibi görmüşler sarsen stone demişler. Diğer taşlar blue stone dedikleri maviliği ancak mikroskobik ortamda görülebilen hafif mavimtrak dolerit taşıdır. En son incelemelerle taşların 300 km öteden Gallerden geldiği tespit edilmiş. Bunu da Southhampton Üniversitesi’nden Dr. Josh Pollard açıklamış. Gallerde açılan bir maden ocağındaki kayalar çatlak sütunlar halinde bulunuyordu, işçiler çatlaklara yerleştirdikleri odun parçalarının yağmurlarla şişip blok halinde düşmesini sağlıyorlardı. Sonrada taş ve topraktan yaptıkları platformlara sürükleyerek getiriyorlar. E nasıl gelmişler. 😳 🤷‍♀️ İşte gizem tam da burada.

Yağmur son hızla devam ediyor. Artık ıslanmak sorun olmaktan çıktı son bir hamle ile bu karemi canon’um ile çekebildim.  💃 Aslı budur-Görseldeki özel çalışmamdır.💃 Taşlara ruh verdim. 😇

Görsel-IMG_0270
İngiltere- Salisbury Stonehenge

Büyük karede görebilseydiniz yağmur çizgi, çizgi gözüküyor. Ne yalan söyleyeyim hem yağmur hem yakınlarına gidememek bana o tarihi gizemi ve ruhunu yaşatamadı. Ama olsun 5000 yıllık tarihi, kendi tarihime not düşmüş oldum bu da bana yeter. ❤️❤️❤️

Çevreye de bir göz atalım deme fırsatımız olmadı zira yağmur göz açtırmadı yola devam ettik. Bath’e doğru 60-65 km dir, yaklaşık 1 saat kadar bir yolumuz var. yağmur devam ediyor ama Bath’de şehir içinde olacağımızdan bu kadar ıslanmayız. Etraf yemyeşil keyifli bir yolculuk olacak diyen rehberimiz Sinan Aydın arada bize İngiltere’nin yetiştirdiği ve 27 yaşında kaybettiği kadife sesli Amy Winehouse‘u  dinletiyor.

BATH; Bath’e geldik otobüsten indik; Sinan rehberimiz indiğimiz yerin adı Boq Island’ır, evet 💩 yanlış duymadınız boq, okunuşu bizdeki ile aynı dedi. Ama burada tuvalet, pis kokulu çamurlu yer anlamına geliyor.  Zamanında bu indiğimiz yer bataklıkmış ve pis kokarmış,kanalizasyon da muhtemelen oraya akıtılırmış. Sonradan buralar restore edilipde turizm şehri olunca şehrin tam ortasında otobüslerin indir-bindir yeri olmuş. Hala şehirliler Boq Island diyorlar.

IMG_2941
İngiltere-Bath-Boq Island

   Güzel bir park ile başlayalım. Ama giriş ücretliymiş.

7-IMG_0327
İngiltere-Bath-Parade Garden

Sonra bilgi alalım toplanıp yürüyüşe geçelim. 🤩 Merak edenler elimdeki ses cihazıdır.🤩 notla başa çıkılmazdı. 😁

IMG_2975

 Bu çok güzel şehir Jane Austen’in şehri diye tanınır ama romanlarında çokça bahsettiği Bath’de Austen sadece 6 yıl yaşamıştır.

Bath’in ortasından Avon nehri geçer üstünde de Pultaney köprüsü inşa edilmiş. Pultaney köprüsü çarşıdır içinde dükkanlar var ve içinden araç geçen sayılı köprülerden biridir. Tarihi yapıları ile Bath 1987 yılında Unesco Dünya Mirası listesine alınmıştır. Öldükten sonra bile, Victoria döneminde (ve hala dünyada da) şöhretini kaybetmeyen Austen sayesinde Bath en popüler sahil kasabası oluyor. II. Dünya savaşında popülaritesi biraz azalsa da 1960 lardan sonra yeniden Britanya’nın yükselen yıldızı haline geliyor. Günümüzde de aynı şekilde Londra’ya yakınlığı nedeniyle en önemli sayfiye ve turizm merkezlerindendir.

Şimdi Bath meydanındayız hemen sağımızda Bath’in en eski yapısı Roma hamamı var  bu bina roma gibi durmakla beraber George’lar döneminde yapılmıştır, kapısı hayli kalabalık. Hemen yanında da Pomp room yazar yani pompa odasıdır. Artık suyu kaynağından çıkarmak için buhar gücüyle çalışan motorlar yerini sanayi devriminden sonra elektrikle çalışanlara devretmiş dolayısıyla burası da boş kalmıştır ve ikinci yarıda Victoria döneminde yapılmıştır. Şimdilerde Victoria döneminden güzel bir mekanda yemek yiyelim hem de eskiyi hayal edelim derseniz hamamın bir parçası olarak da kullanmış olursunuz. Benden söylemesi diyen rehberimizi takibe devam ediyoruz.

9-IMG_2966
Bath meydanı

İşte sıcak su da tam buradan çıkıyordu. Roma tarihi gizli kaynakları Bath’den bahsederken burada o pagan dönemde ay tanrısına tapıldığını söyler. Yöredeki sıcak akan suyun da ay tanrısının insanlara bir ihsanı olduğunu anlatır. Küçük bir de tapınma yerleri varmış. Romalılar M.S 42 yılında gelip Londra’yı kurduktan ve adayı ele   geçirdikten sonra 1.yy içinde Hadrian dönemine doğru yani M.S 120 gibi buraya kadar gelmişler. Roma döneminde hamamlar vardı ve romalılar için çok da önemliydi. Britanya’da da bu özelliklerini gösterip ay tanrısının tapınma yerinde büyük bir hamam inşa ettiler. Zaman içersinde 350 yıl boyunca yani Romalıların yaşadığı M.S 400 lü yıllara kadar bu hamamlar bütün Britanya’da Romalılık sembolü haline geldi. O çağda Roma’lılar Londra’dan buraya özellikle hamam için geliyorlardı. Dönemin İmparatoru Hadrian küçük bir hamam yaptı sonra Caracal dönemlerinde hamam büyütüldü ve Britanya’daki en büyük Roma hamamı haline geldi. Şimdilerde Roma hamamında hala kaynayan sıcak su var ama başka tesisler kullanır. Roma hamamı ise halen müze olarak kullanılmakta.

Güzel bir kare yakaladım. Yorumsuz. 🤣🤣🤣

10-IMG_0334
İngiltere-Bath city meydanı

Bu hamamların çok büyük özellikleri de var. Az çok tarihten bizim Efes harabelerinden bildiğimiz gibi hamamlar aynı zamanda bir sosyalleşme yeriydi. Gerçi Roma’lılara göre her yer sosyalleşmeye uygundur, tuvaletler bile 😁 Efes’i hatırlayınız. Romalıların bu durum için önemli bir sözleri vardır* her ne ki, doğaldır yakışıksız değildir*

Sabah girilen hamadan akşam çıkarsan sadece yıkanılmaz tabii yemek yenir, oyun da oynanırdı. Hamamın soyunma odası* apodyteriumları, sıcak banyo odası* caldarium, ılık banyo odası* tepidarium ve soğuk banyo odası *frigidariumları var. Gezmedik Flickr’dan fotoğraf arkadaşım Neil Howard‘dan alıntı bir fotoğrafla devam edeyim.

5733415899_5a218a8492_k
İngiltere-Bath-Roma hamamı-Photo credit by Neil Howard

Romalıların en büyük özellikleri hamam ve yol yapmaktır. Bugün bile hala Londradan çıkıp kuzeye İskoçya’ya doğru giden yollar hep Roma’lıların yaptığı yollardır. Romalılar buraları terk edince şehirler ve yollar kaldı ama hamam kültürünü devam ettirecek bir kitle kalmayınca hamamlar birer, birer kaderlerine terk edildiler. Eski prestijini kazanması M.S 1700 lere kadar sürdü. Şimdiki kraliçenin Almanya’dan gelen dedeleri George’un eşi Charlot’un bir deri hastalığı varmış, doktorlar hamam tavsiye edince, George ve ailesi buradaki hamam geleneğinden haberdar olmuş. Kraliçe Charlot 1740’larda buradaki hamamlara gelmiş kendini iyi hissedince de buradaki su şifalı demiş, ve Bath Kraliyet ailesi ve sosyetesi sayesinde eski ününe kavuşmuş.

14-IMG_2952
İngiltere-Bath city meydanı ve Katedrali

Kısaca; Tüm bu eşsiz yapılar 1750 ile 1780 arasında yani 30-40 yılda yapılmış.Bugün eğer Bath diye bir yer varsa George’lar sayesindedir.

15-IMG_2948
İngiltere-Bath city meydanı

Şehrin içine doğru yürüyoruz hemen karşımıza bir katedral çıkıyor Bath Katedrali.  Aslında 900 lü yıllardan beri Katedral var ama ahşaptan yapılmış bir kiliseyken sonra manastıra döner ve bahsetmiştik şehir statüsü varsa katedral de vardır. Kısaca Bath şehir olunca manastır da katedrale dönüşür.

IMG_0330
İngiltere- Bath-Bath Katedrali

Katedral iç savaş döneminde hayli yıkılmış sonradan tekrar yapılmıştır. Bin yıllık dış süslemeleri ve içi ile de çok güzel bir katedral. Fotoğraf yasak hem giriş ücreti de 8 pound olunca içine bile girmedim. 😇 Dış süslemesinde merdivenle yukarı çıkan melekler görülüyor.  Hikayesi de şöyle; Hz. Yusuf’un rüyasında böyle bir merdiven vardır ve meleklerin bu merdivenle öteki dünya ile bu dünya arasında gidip geldiğini görmüştür. Burada betimlenen de işte bu rüyadır.

IMG_0331aa
İngiltere- Bath-Bath Katedrali

Çarşının içinden geçiyor yukarı doğru çıkıyoruz. İngilizlerin meşhur pay ‘ın yani turtasının yapıldığı yer The Cornish Bakery. 😋 Turtayı sonra yeriz dedik.

18-IMG_2973
İngiltere-Bath-The Cornish Bakery

Caddeye çıktık sağa döndük alış-veriş için bir tek küçük bu caddesi var. yukarı doğru çıkıyoruz, herşeyin bir pound olduğu bizdeki bir milyoncu gibi yani sol arada kaldı malum magnet almadan dönemem. Kraliyet Mineral su Hastanesinden geçtik, malum sıcak şifalı sular ile romatizmal hastalıkları halen burada tedavi ediyorlarmış. Güzel kemerli bir yapının bizim Kilis taraflarında bolca görülen mimaride *kabaltı* diye anılan yapının altından geçiyoruz. The Raven diye güzel bir restorana denk geldik. Raven neydi ? hatırlamak isterseniz  tıklayınız. Raven

IMG_0310e
İngiltere-Bath-Quenn Street -The Raven

Quiet street- Wood street-Queen caddesinden devamla sağa dönüp adı Gay olan ama bildiğimiz mana da değil 😁 bir aile soyadı Sör John Gay Caddeden yukarı doğru çıkıyoruz hemen sağımızda merakla beklediğim Jane Austen Center ve Tea House. Evet yine İngiliz uyanıklığı ile Jane’nin hiç yaşamadığı bu evi tanıtım merkezi olarak kullanıyorlar.

19-IMG_0301
İngiltere-Bath- Jane Austen  Centre

Jane Austen; 1800’lü yıllarda yaşamış İngiliz edebiyatının en ünlü kadın yazarlarındandır. Bizde “Aşk ve Gurur” romanıyla tanınır. Austen Londra’nın güney batısında doğuyor, babası rahip ama çok ileri görüşlü bir adam. O çağlarda bir kız çocuğunu okutmak, eğitim aldırmak İngiltere’de bile imkansızken babası kızının yüksek seviyede eğitim almasını sağlar. Çok küçük yaşta babasını kaybedince maddi sıkıntıya düşerler. Austen alıştığı ortamdan uzak kalmasın diye 18 yaş civarında iken Bath’de 25 numarada yaşayan akrabalarının yanına gönderilir ve 1801-1806 yılları arasında altı yıl burada kalır.

Romanlarında da çokça çevrenin soylu kesim olduğunu, sessiz ve sakinliğin ona iyi geldiğinden bahseder. Daha sonra bu binalar yıkılıyor yerine birazdan göreceğiz sıra evler şeklinde, toplu konut gibi binalar yapılıyor, Jane Austen’in 25 numaralı evi artık yok. Ama bu gördüğünüz bina da anısını yaşatmak için oluşturulmuş(40 numara) yarı müze, yarı kültür merkezi  üst katta da bir victorian tarzı dizayn edilmiş hoş bir çay evi var.

Yukarıda çok büyük top gibi görünen bir ağaç Çınar tabii ki, etrafını çevreleyen muhteşem George dönemi mimari yapılar var. Haydi bakalım. 🙇‍♀️

-IMG_0293

Altına girdiğinizde büyüklüğünü daha iyi anlıyorsunuz.

-IMG_0283

Evet gelelim yapılara. Fotoğraf eklersem daha iyi anlatabilirim.

-IMG_0281
İngiltere-Bath- The Circus

The Circus; George dönemi mimarisinin muhteşem bir örneği olan bu evler tam dairesel planlıdır. 3 tane girişi olan bu yapılara The Circus, dairesel binalar deniyor. 1760-65 arası 15 yılda yapılmış. Bizdeki gayrimenkul yatırımcıları gibi o dönemde de kraliyetten alınan imtiyazlarla böyle yapıları yapıyor sonra da kişilere satıyorlar. The Circus bittiğinde çok iyi satış yapılınca on yıl sonra da birazdan göreceğimiz ikinci dairesel yapı olan The Royal Crescent yapılıyor.

Özellikleri şöyle; toplam 30 daire var. 1 numaradan başlıyor her birinde 10 daire olan 3 bloktan oluşuyor. Her biri 50 metrekareye oturuyor ve yukarıya doğru 3 kat var. Bunlar apartman değil her biri triplex daire yani. Günümüzde hala bir kısmı konut, bir kısmı iş yeri olarak kullanılıyor. Gogıl amcadan yardım alayım bakın şimdi daha iyi anlayacaksınız zira gerçekten çok enteresan yapılar.

Ekran Resmi 2020-03-25 20.09.31

Şimdi de The Royal Crescent’e doğru yürüyoruz 5-6 dk mesafe.

-IMG_0290
Bath-The Royal Crescent 

Royal-kraliyet, Crescent de yarım daire demektir. Crescent’te de 30 daire var. 1 No,lu daire müzeymiş giriş ücreti 8 paund. George’lar döneminde bir zenginin evinin nasıl olduğu hakkında bilgi edinmek isterseniz gezebilirsiniz. Panoramik görüntüsü de şöyle. Sağ tarafta görülen ağaçlık yerden geldik.

IMG_3024
Bath-The Royal Crescent

 Geri dönüşe geçtik hava kapanmaya başlıyor belli ki, yağmur gelecek. 🌧 Yol üzerinde cafeler ,dondurmacılar var.

IMG_0292

Geldiğimiz yoldan geri dönerken yoldan görüntülerle gezelim.Kitapçılar, kafeler çok güzel ve her taraf çiçek içindeydi.

28-IMG_0306

29-IMG_0308

Asterix’i çizgi roman kahramanını bilmeyen yoktur diye düşünüyorum.

27-IMG_0303

30-IMG_0313<akKlasik telefon kulübesi sardunya çiçekleri ile süslenmişti sevdim iyice görünür kıldım.😍

34-IMG_0326k

31-IMG_0315

Sokaklarda kaybolduk, arada ıslanıp bir kafeye sığındık tekrar yürüyüşle güzel bir parka çıktık. İngiltere havası böyle işte. Otobüse binmek için buluşma yerine Boq Island’a gidiyoruz. 🤭😁 Bath de güzel ve küçük bir şehir olarak anılarımızda yerini aldı. 

33-IMG_0321Yolumuz Galler bölgesinin başkenti Cardiff’e doğru ve 1.5 saatlik bir yolumuz var. Bu kez sizlere meraklı bir martı ile hoşçakalın ve takipte kalın diyorum sevgiyle. 😍 

 

 

BİRLEŞİK KRALLIK ve İRLANDA-İngiltere-Londra-4

İşte yine birlikteyiz ve bugün Londra’da son günümüz. Buckingham’ı gördük St. James parkından geçtik, resmi dairelerin, Downing street 10 numaranın önünden Başbakanı göremeden geçtik. White Hall’dan Trafalgar meydanına doğru devam edelim. Meydanı ve çevresini gezeceğiz keyif olsun. 😉

51-IMG_0179
Londra-The Clarence Restaurant
52-IMG_0180
Londra-Whitehall

Trafalgar deyince bir de tek kolu olmayan bu heykeli görünce hemen ünlü deniz savaşını ve kahramanı Nelson’u hatırlamam lazımdı. Trafalgar deniz savaşı İngilizlerin Napolyon’la yaptıkları deniz savaşıdır. Daha önce bahsetmiştim bu savaşta öldüğü için Trafalgar kahramanı Horatio Nelson, Waterloo kahramanı Dük Of Wellington’dan daha temiz diye anılır, çünkü Wellington daha sonra siyasete atılmıştır. Heykel, kaidesi ile birlikte 51 m. imiş ve bu yükseklik Kraliyet donanmasının birinci sınıf gemisi HMS Victoria’nın uzunluğuna eşitmiş.

53-IMG_0185AK
London-Trafalgar- Amiral Nelson monument

Ayrıca Napolyon’un Mısır’ı işgalinde, Osmanlı İmp. İngilizlerden yardım istediğinde bölgeye gidip Fransız ordusunu epey uğraş sonucu perişan edip Osmanlı’dan ilk üstün hizmet madalyası alan yabancı komutan olmuştur. Bu nişanla da gurur duyar ve birçok resminde yakasında ay-yıldızlı madalyası görünür. Kaidenin altında da Trafalgar savaşı anlatılmış dört bir tarafına da Arslan heykeli konmuş. Aslanlar konuş sebebi enteresan; kalabalık halk toplanmasını önlemek. 😁 Önünde Kral I. Charles’in bronz heykeli var.

Önceki dönemlerde adı IV. William meydanı olan Trafalgar’ın adını da 1800’lü yıllarda mimar George Ledwell Taylor önermiş.

54-IMG_0187
London-Trafalgar- Amiral Nelson Monument

Rehberimiz Sinan Ercan anlata dursun ben fotoğraf çekmeye kaçıyorum. 💃💃💃

54B-IMG_2717
London-Trafalgar-Rehberimiz Sinan Ercan

Ezilmeye imkan yok zira sürücüler adım attığın anda duruyorlar. Şu güzelim İngiliz klasik arabası siyah minicab (Austin FX4) bakınız iki katlı otobüslerinden sonra bu küçük arabalar Londra’nın simgesidir. Tesadüfen kadın şoförlerinden biri ile McDonalts’ta tanıştık. Arkada oturma koltukları yüz yüze bakıyor enteresan ama güzel yani yolda giderken karşılıklı sohbet keyifli olur. 😍

54A-IMG_0243
London taksi BlackCab -Austin FX4

Trafalgar Meydanı Londra’nın tam merkezidir. Çevrede yine bolca heykel var hepsi de önemli İngiliz Kral ve komutanlara ait. Hemen arkadaki güzel yapı National galeri halka açık ücretsiz. Bizim gezme fırsatımız maalesef olamadı. Geçerken gözüme çarpanlar. Pembe onlara çok yakışmış. 🌸🌸

55-IMG_0188
London-Trafalgar Square

Havuz, arkada St. Martin Kilisesinin saatli kulesi görünüyor. Görünen heykel de Napolyon savaşları sırasında İngiltere’yi yöneten Kral IV. George’un heykelidir.

56-IMG_0189AK
London-Trafalgar Square

Trafalgar’ın çevresindeki dört adet kaide heykelden biraz bahsetmem lazım. Efendim Trafalgar dörtgen bir alan dört bir tarafında da kaide üzerinde bir tanesi hariç heykeller var. Biri yukarıda paylaştığım Kral IV. Henry diğeri önünde Major General Henry Haveloc, Nelson anıtının bize göre sol önünde, üçüncü de General Charles Cames Napier var. Boş kalan arkadaki dördüncü kaide aslında Kral IV. William’ın at üzerindeki heykeli için hazırlanmış ancak bütçe yetersizliği nedeniyle yapılamamış ve kaide 150 yıl kadar boş kalmış. Sonra 1994 yılına gelindiğinde kraliyet Sanat Topluluğu Başkanı artık boş kalmasın diye öneri sununca; iki senede bir yenilenmek kaydıyla ve yarışma açılarak Londra halkının oylarıyla seçilen heykel bu boş kaideye konmaktaymış.

IMG_2733
Trafalgar – The Fourth Plinth- 4. Kaide-Lamassu

Bizim gördüğümüz bu heykel Ninova Antik kentinde bulunmuş olan M.Ö. 700’den kalma insan suratlı kanatlı boğa Lamassu heykelidir. Terörist saldırı sonucu 2015 yılında parçalanana kadar Musul Arkeoloji Müzesinde sergilenmekteymiş. Yine enteresandır ki New York’lu heykeltıraş Rakowitz bu kez heykeli taştan değil savaşla birlikte üretim tesisleri yıkıldığı için yok olmak üzere olan ve Irak halkının çok sevdiği hurma şurubunun teneke kutularından yapmış. Mart 2020 de değişmek üzere. 

Sanatçı her yerde sanatını icra eder.

57-IMG_0192
London-Trafalgar Square

Bir başkası para kazanabilmek için Milletlerin bayraklarını çizmiş eh kazancı fena sayılmazdı.

58-IMG_0194
London-Trafalgar Square

National Portrait Gallery önünden geçerken Sır Isaac Newton *Lived in a house on this site* 1710-1727  yazılı bir binanın önünden geçtik. Newton bu binada kalmış şimdilerde Newton Enstitüsüymüş girişi ara sokaktan.

59-IMG_0198
London-The Newton Institute

Leicester Square- meydan soluklanmak ve serbest zaman için iyi bir seçimdi.

60-IMG_2754
Leicester Square

Bizi bekleyen sürpriz simit sarayı oldu. Ama ben yansımayı çok sevdim.

61-IMG_0200

Az bir soluklanmanın ardından ara sokaklara dalalım dedik.

61-IMG_2763
Londra- Piccadilly meydanına giden yolda gezi arkadaşımız Hüseyin bey.

Sağa gitsek Piccadilly meydana gidecektik, biz sola dönüp yukarı doğru çıktık ki karşımıza Soho semti çıktı. 😄 Çeşitli ülke restoranları ile bir de gazinosu da olan eğlence mekanı semtte Gay barlar da vardı. Her yer renkliydi yani.💃💃💃

62-IMG_0204
Londra-Lisle Street- So-Ho

Devamı bizi Çin mahallesine götürdü. Her yerde gördüğümüz gibi yine rengarenk bir ortam.

63-IMG_0211
Londra-Çin mahallesi-Chinatown

Bir sihirbaza ve kadın ressama denk geldik.

64-IMG_0212
London -ChinaTown
65-IMG_0221A
London

Artık otobüsümüze geçiyoruz gün bitmeden daha gezilecek yerler var. Ama Londra bizim için bu kadar. London bu elbette kısa olamazdı sizi fotoğraflarla oyalamaya çalıştım e buraya kadar gelmeniz bile benim için olağanüstü. Gelecek yazım da hayli güzel bekleyiniz derim. Yazımı her zamanki gibi bir güzel ile değil bir kaç güzelle kapatıyorum. Foto-Önder Kaplan.

Esen kalınız. 😍😍😍

IMG_2782

 

BİRLEŞİK KRALLIK ve İRLANDA-İngiltere-Londra-3

Merhabalar; arayı açmadığıma göre hep beraber Buckingham Sarayına doğru Constitution Hill’de (Adalet yolu anlamında herhalde) yürümeye devam edelim.🙌 Commonwealth Memorial Gates- Milletler topluluğu kapısı denilen sütunlu yoldan aşağı inerken de hangi milletlerin II. Dünya savaşına katıldığını öğrenmiş oluyoruz.😊

Buckingham; burası saray olarak 1775 yılından 1837 yılına kadar kullanılmıyordu. 1837’den itibaren Saray olarak kullanılmaya başlanmış. Kraliyet ailesi daha önce Kensington sarayında yaşıyordu. Kensington’da doğmuş, büyümüş ve 18 yaşında Kraliçe olan Viktoria, Kensington’un şehre çok uzak olduğunu fark edince buraya Buckingham’a taşınmış. Victoria sonrasındaki aileler ve halen de kraliyet ailesi burayı kullanıyorlar. İzleyemediğimiz bu nöbet değişimi yazın her gün, kışın da günaşırı yapılmaktadır.

24-IMG_0132
Londra-Green Park-Buckingham Sarayı

Çok güzel bir demir kapısı var bana St. Petersburg’daki Catherine Sarayının kapısını hatırlattı. Sağdaki sütunda fok balığı var ve Canada yazıyor burası Kanada kapısıymış demekki.

Saraya gelirken içinden geçtiğimiz Green Park. Burayı tam 14 metresi olan 🙄 II. Charles yaptırmış. Metreslerinin her birine de Manolya-Orkide gibi isimler vermiş. Kraliçe bundan o kadar rahatsız olmuş ki, burnunun dibindeki bu parkta dahi çiçek olsun istememiş her daim yeşil olan bitkileri diktirmiş. E kadın haklı yani Kraliçe intikamı da böyle oluyor demek ki, elinden anca bu gelmiş. 🤣 Green park adının nedeni de buymuş diyoruz ama şehir efsanesi de olabilirmiş. 😉

26-IMG_0126
Londra-Green Park-Buckingham Sarayı

Victoria anıtı; Sör Thomas Brock tarafından yapımına başlanan anıt 1911 yılında tamamlanmış. Çevresini beyaz mermer bloklarla mimar Sör Aston Webb yapmış.

Anıtta Victoria’nın avucunda tuttuğu bir küre var Dünya ve o kürenin üstünde de bir insan. Burada verilmek istenen mesaj da şöyle; Dünya’yı ayakları altına almış Kralları avucunda tutan Victoria. Güçlünün de güçlüsü yani.

25-IMG_0134
Londra-Green Park-Buckingham Sarayı-Victoria Memorial

Kalabalık iyice dağılmadan gruptan da kopmadan sağ tarafımızdaki St. James parkı en güzel parktır, içinden geçeceğiz diyen rehberimiz Sinan’ın peşinden parka doğru yürüyoruz.

St. James’in parkı bir zamanlar domuzların uğradığı bataklık bir çayırmış. Sık sık Tyburn Nehri taşkınları olduğundan bol miktarda balık da varmış. 13.yy’da kadınlar için kurulan St. James veba hastanesinin bahçesiymiş, yani 300 küsür yıllık bir yer.

Bir dönem 1532 yılında VIII. Henry tarafından yine satın alınmış ve Kraliyet geyik avlağı yapılmış. Tanıtım tabelasının yalancısıyım. Hastane sonradan saraya çevrilmiş. II. Charles Fransa’daki sürgün sırasında klasik Fransız tarzını görüp bu parka uygulatmış. Çok çevreci ve halktan yana bir kralmış galiba yine burayı da halka vermiş. 👏👏👏 Kendi küçük ama ortada büyücek gölü var ve Londra’da en çok hayvanı görebileceğimiz yer burasıymış.

27-IMG_0140
Londra-St. James Parkı

Her parkta olduğu gibi az bir güneşte İngilizler hemen çayır çimen yayılıyorlar. 😁

IMG_0138
Londra-St. James Parkı

Parkın sonunda çok güzel yapılar var daha sonra gezeceğimiz- Horse Guards Muhafız, süvari alayının yeriymiş. Hani daha önce gördüğümüz atlıların yeri.

IMG_0143
Londra-St. James Parkı

Aşağıdaki Süvari alayının yerinin etrafından dolaşarak gezimize devam ediyoruz.

IMG_0150
Londra-St. James Parkı-Horse Guards

Horse Guards caddesinden devam ediyoruz karşımıza yine bir taş anıt çıkıyor. 2002 yılında Bali adasındaki terörist saldırı sonucu ölen insanların anısına yapılmış. Yuvarlak topun üzerinde 202 tane güvercin kabartma şeklinde yapılmış ve ölenlerin isimleri yazılı. Güvercinler, ölen kişinin masumluğunu temsil ediyor. Hala böyle taşlara kazıyarak sonsuza kadar kalıcı olacak anıtları yapıyorlar. Görünen heykel İngiliz komutan Baron Robert Clive’e ait.

IMG_0151

Heykelin sağ tarafında da Churchill’in savaş odası diye geçiyor (Churchill war rooms)    müzesi var. Almanlar Londra’yı bombalarken parlamento açıkta toplanamayınca   Winston Churchill kabineyi bu binanın yani Hazine Bakanlığı’nın altındaki sığınakta toplamış ve II. Dünya savaşı boyunca da devleti buradan yönetmiştir. Şimdi bu sığınak müze olarak ziyaret ediliyor.

Evet Parlamento meydanına geliyoruz burası St. Great George caddesi diye geçiyor ve devamla karşımıza birazdan Big-Ben çıkacak. İstikamet ise Trafalgar Meydanı.

IMG_0153
Londra- St. Great George

Londra’nın nesi meşhur denince Tower Bridge’den sonra ilk akla gelen Kırmızı telefon kulübeleridir değil mi? İşte içinde telefonu yoktu ama gençler de zamana uydurmuşlar,  fırsattan istifade edeyim derken görüp bana böyle poz verdiler.

34-IMG_0155_1
Londra- St. Great George-Red Telefon

Bu güzel kapıyı atlayamazdım. Kapı-pencere ve detay severim.

35-IMG_2640
Londra- St. Great George

Neyse Karşımıza restorasyon için sarılıp sarmalanmış Big Ben çıktı, hevesim hepten kırıldı. 😏

IMG_0156
Londra- St. Great George

Köşeyi döndük güzel bir sokak girişi -Triple-Arched Bridge- üç kemerli köprü deniyor  harika bir yer King Charles caddesiymiş çıkmaz sokak gibi ama demin geldiğimiz James Parka çıkıyor. Bu binalar resmi dairelermiş Dış İşleri, Gümrük Bakanlığı vs. gibi.

37-IMG_0158
Londra-Triple-Arched Bridge

Şu alttaki muhteşem rölyefler Foreign and Commonwealth office’e aitmiş. Yabancılar dairesi ama vaktiyle Britanya’nın bir parçası olan devletler ve sömürgeler ile İngiltere’den oluşan (elli küsür milletin) uluslararası toplulukmuş, göstermelik hadi sembolik diyeyim başkanı da Kraliçeymiş. Önünden geçtiğimiz cephedeki rölyeflerde dikkat ediniz ülkeler kadın olarak- eğitim (education) ve hükümet (government) erkek olarak temsil edilmiş. Fotoğraf birinci sol baş hükümet sonuncu fotoğrafta en sağda eğitim. Ayrıca ziraat, sanat , bilim, üretim, ticaret, edebiyat ve yasa. Ben 3 fotoğraf ekleyeyim yeter.

38-IMG_0167
Londra-Foreign and Commonwealth bina cephesi

Foreign and Commonwealth bina cephesinin tam pencereli hali. Her ülke özellikleri ile işlenmiş. Örneğin; Asya-fil, Avrupa denizcilik-at, Afrika çocuk-gergedan-muz ağacı, Amerika -özgürlük heykeli,

39-IMG_0168
Londra-Foreign and Commonwealth bina cephesi

Avusturalya- Kanguru -koyun ve evet gelelim erkek figürlere; Hükümet yaşlı bir kral iken eğitim genç bir delikanlı olmuş. 😁

40-IMG_0170
Londra-Foreign and Commonwealth bina cephesi

Sağa sola bakınarak gidiyoruz. Hemen arkamızda bir cenotaph I. Dünya Savaşının sona ermesi anısına düzenlenmiş anıt.

41-IMG_0166

Hala Wensminster şehrindeyiz demir kapılı çok kalabalık ve güvenlikli bir kapıdayız. Evet Downing street 10. İngiliz başbakanlığı ve konutu. 1680’lerde Sir George Downing tarafından inşa edildi.

10 numara yani. Yok, çok teşekkür edip -yolumuz uzun başka zaman deyip davete icabet etmedik. 😉

42-IMG_0171
Londra-Downing street NO:10 girişi

Zaten 10 numara daha çok içerdeymiş.

IMG_2668
Londra-Downing street NO:10 girişi

II. Dünya Savaşında çeşitli işlerde görev alıp esir düşen veya hayatını feda eden 350.000 kadının anısına yapılmış Cenotaph.

43-IMG_0173
The women of world war II -Cenotaph

Kraliyet süvari alayının binasına geldik. The Household Cavalry diye geçiyor. Boş zamanımızda gelip gezdik ama ben gelmişken konuyu işleyeyim ayrılmasın. İki atlı muhafız nöbet kabininde etrafları insan dolu sürekli fotoğraf çektiriyorlar. Atlar uysal üstündeki süvari uyuşmuş görüntü almak çok zor. Fikir versin diye ekliyorum atın kıza bakışı süper. Önder’in orijinal fotoğraflarından biri. 🤩

IMG_2679
The Household Cavalry

İçeri girelim müze varmış bakalım dedik burada da bir nöbetçi vardı.

45-IMG_0237
The Household Cavalry

Çok görkemli bir yapı ile karşılaştık ki, Kraliyet Deniz Kuvvetlerinin binasıymış-Royal Naval Division. Hemen sağda gözümüze ilişen bir top. Turkısh Gun evet Türk topu.

47-IMG_0224
Londra-Royal Naval Division. Kraliyet Denizcilik Binası

Önündeki yazı şöyleydi.

Turkısh Gun; III. Ahmet döneminde, top ustası Abdullah oğlu Murad tarafından 1524 yılında imal edilen Osmanlı topu.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde hala Osmanlı toprağı olan Mısır’dan 1801 yılında İngiliz deniz kuvvetleri tarafından alınıp buraya getirilmiş o tarihten beri aynı yerde sergileniyormuş zaten burası da Amirallik- Denizcilik binasıydı. Topun altındaki taşıyıcı araba İngiltere yapımı üstündeki motiflerle de Mısırdan getirildiği betimlenmiş. Bir tane de Fatih’in topu varmış biz görmedik. Velhasılı kelam bizden başka her millet tarihimize bizden daha çok sahip çıkıyor. 😏

48-IMG_0229
Londra- Kraliyet Denizcilik binası ile Atlı Muhafız Birlikleri Kışlası önünde TÜRK TOPU

Atlı saray Muhafızları müzesi ilgimizi çekmedi girmedik önünde de yine İrlanda kökenli İngiliz Mareşallerinden biri Viscount Wolseley’in anıtı vardı.

46-IMG_0223
Londra-Atlı saray muhafızları kışlasında-  Mareşal Viscount Wolseley

Ziyaret saati bitmek üzere nöbetçi saatine baktı biz de zaten çıkıyoruz.

49-IMG_0239
The Household Cavalry giriş kapısı

Ben başka ne çekebilirim derdindeyim ama bir yandan da magnet satan küçük bir satış yeri görmüş Önder hadi deyip azıcık daha geri gidiyoruz. Yine güzel ama ucuz magnet alma rekoru bizde.💃💃💃 diyor rehberimizle gezmeye kaldığımız yerden devam ediyorum.

Evet cadde boyunca yürüyüşe devamla.

İngiliz Mareşal Earl Haig; I. Dünya savaşında Fransa’daki İngiliz birliklerinin komutanı.

44-IMG_0176
London-Mareşal Earl Haig monument

The Clarence rezervasyonsuz girilemeyen, Fish & Chips’i ile ünlü restoran&pup millet kuyrukta belli. Öyle ahım şahım çok özel bir İngiliz yemeği yok ki, tutmuşlar bildiğin balık ile parmak patatesi aynı tabağa koymuşlar adını da Fish & Chips koymuşlar milletin dilinden de düşmüyor.

51-IMG_0179

Laf aramızda balık süper güzeldi sonra yazacağım. Fazla yormayayım sizleri ne güzel takiptesiniz ben de keyifle yazıyorum. Bu kez yazımı Buckingham sarayının trafik polisi güzelle kapatıyorum.  🚲 Görüşmek üzere sevgiyle kalın. 😍😍😍

IMG_2583

 

BİRLEŞİK KRALLIK ve İRLANDA-İngiltere-Londra-2

Günaydıııın diyorum ❤️ ama nerde kalmıştık demeyeceğim. Misss gibi bir Londra sabahındayız Hyde Park’a gidiyoruz. 💃💃💃 Yolda Londra’da yaşayan rehberimizden sosyal hayatlardan kesitler dinledik. Hiç acelesi olmadan yaşayan rahat insanların ülkesindeyiz, hiç bize göre değil. Triplex bir evi kat kat bölüp üç daire yapıyorlar. Al otur 45 metrekare 1200 pound. Ama böyle evlerde 800’ü kira 400 de elektrik, su her türlü gideri sayıldığı için ucuz geliyormuş.

Hoş sohbet rehberimiz Sinan Bey güzel bir olay anlattı. İngiltere için bir fikir versin diye size aktarayım. Önce şartlı, şurtlu temizlik yapacak kadınlar çok para kazanıyormuş. Sanırım bunu ancak bizden olanlar bilir, aynı bezle hem yer hem mutfak tezgahı silinmez gibi. Neyse asıl önemli olan diyelim çocuğunuz bir kedi istedi; 🐱 orada da belediyeden veya pet shoptan alabilirsiniz. Ama hemen alıp eve götüremezsiniz sadece beğendiğiniz 3 tane kediyi belirliyorsunuz, evinize bir görevli geliyor bahçeyi, evin içini eşyaları kontrol edip gidiyor. Sonra size kediyi getiriyorlar bir de bakıyorsunuz ki 2 no’lu kedi gelmiş. Sebebi de var misal koltuklar deri birinci olmazdı, bahçeniz uygun değil vs. hemen bir eğitimi verip haftaya geleceğiz her şey yolunda kedi evde mutluysa kalabilir deniyor. Ay tıpkı bizim gibi 🤔 mi idi?

Her neyse yorum yapmayayım. Tipik bir evlat edinme prosedürü uygulanıyor. Kısaca bir Türk olarak bizim gibi aceleci insanların buralarda yaşaması hayli zor, alışması ise zaman alır… Bu güzel sohbet bizi yemyeşil Hyde Park’a getirdi bile.

Rehberimiz Sinan Bey güzel bir sabah yürüyüşü yapacağız dedi ve Albert Gate kapısından Hyde Park’a giriş yaptık. İşaretlediğim yerde ileride Cafe’den fotoğraflar çektim. Kuşlar cıvıl cıvıl haydi gezelim.

6A-IMG_2453
London-Hyde Park

Yolları bile güzel bisiklet sürmek de keyifli olur tabi.  🚲 Duy sesimizi Aydın Büyükşehir Belediyesi. 🚲 🚲 🚲 🚲 🚲 🚲

2-IMG_0092
London-Hyde Park

Şu güzelliğe bakınız ufak da olsa bir su yolu mevcut.

1-IMG_0093
London-Hyde Park

Hani çılgın Bir Henry vardı Kral VIII. Henry işte bu kral zamanında Westminster manastırının malı olan 400 küsür hektarlık arazisi olan bu parka el koymuş. Ardından önce kendine geyik avlağı yapmış sonra kızı I. Elizabeth burayı belli ölçüde soylu ve saygın kişilere açmış. Elizabeth’ten sonra tahta çıkan I. James kapsamını genişletmiş, I. Charles da 1630’larda halka hediye etmiştir. Yani 390 yıldır halka açık. Her türlü aktivitenin yapıldığı bir park, koşu yapanları ile görülesi bir yer kısacası. 💃💃💃

5-IMG_0096
London-Hyde Park

İngiltere’deki sayısız parklardan biri ve en çok turist çekeni. Sadece yanındaki bulunduğumuz yerin kuzeyine düşen Kensington bahçeleri 150 hektarmış. 😳

Speech corner- Serbest kürsü; hepimizin az çok bildiği ya da duyduğu serbest kürsü, bulunduğumuz yerin ters istikametinde ve uzakta zaten bugün göremeyiz. 150 yıldır yaşayan bir gelenek ve sadece pazar günleri konuşma yapılıyor, belli bir saati yok. Konuşmak isteyen üç basamaklı bir açılır kapanır sandalye getirip üstüne çıkıp konuşuyor. Her konuda hiçbir kısıtlama olmadan herkesi eleştirebilirsiniz ancak küfür, hakaret yok. Papayı, kraliçeyi aklınıza kim gelirse eleştirebilirsiniz iki-üç polis gelir uzaktan bakar geçermiş.

3-IMG_0094
London-Hyde Park

150 hektar bir alana yayılıyor demiştim göz alabildiğine uzanan bu parktan yılan gibi kavisli giden ortasında da çok güzel bu göl var. Adı da zaten yılan gibi anlamında Serpentin. Kafede biraz dinlendik kuğular karşı kıyıda, gölde gezmek için botlar biraz ilerdeydi ama malum gezecek çok yerimiz var bugün oyalanmak kısa olacak.

6-IMG_0101
London-Hyde Park- The Serpentine
7-IMG_0099
London-Hyde Park- The Serpentine
8-IMG_0100 2
London-Hyde Park- The Serpentine

Bu gibi bir kaya daha vardı Holocaust Memorial- soykırım anıtı anlamına geliyormuş. Hitler zamanı Yahudilere yapılan soykırımı unutturmamak için dikilmiş.

4-IMG_0095
London-Hyde ParkRose

Rose garden-gül bahçesinden geçiyoruz, adı öyle ama bu dönemde ahım şahım güller yoktu bu gördüğümüz çiçekler de bizim saksı çiçeklerinden.

9-IMG_0106
London-Hyde Park-Rose Garden

A unutmadan Böyle bir öbek içine dikilmiş bolca bizim Aydınımızda yetişen Deve dikeni bitkisi vardı.

12-IMG_2511
London-Hyde Park-Rose garden

Yürüyoruz güzel çadır gibi bir ağaç var içine girdik, gezi arkadaşım sevgili Türkan Aydın Hanım altından çıkıyor 😍 çadır gibi içi çok geniş değişik bir ağaç tipi.

10-IMG_2500
London-Hyde Park-Rose garden

Yerdeki bu yön göstericide; The Diana Princess of Wales Memorial Walk-Galler Prensesi Diana anıtı yürüyüş yolu yazıyordu, bizim yolumuzun ters istikametinde de anıtı varmış.

10A-IMG_0104
London- Green Park-

Karşımıza çok güzel bir çeşme çıktı; The Huntress Fountain-Huntress çeşmesi veya Artemis çeşmesi de deniyormuş. Kanepede yatana dikkat ne güzel uyuyor.

11-IMG_0109
Hyde Park-The Huntress Fountain

Çeşme 1906 yılında İngiliz Kraliyet Heykeltraşı Kontes Feodora Gleichen tarafından yapılmış.

Haydi, Hyde Parktan bu kez Apsley Gate’ten- Knightsbridge caddesine çıktık. Bu kapı, henüz 25 yaşında genç mimar Decimus Burton tasarımı ve Portland taşından yapılmış. Tarih 1826-29 yapımı üç yıl süren bu kapı Atina’daki Panteondan kopya edilerek yapılmış.

13-IMG_2522
Londra-Hyde Park-Apsley Gate

Kapının hemen yanındaki bu evde aynı taştan yapılmış-Apsley Hause’ ve birazdan göreceğimiz büyük zafer anıtının da Mimarı yine Decimus Burton’muş.

14-IMG_0112
Londra- Apsley Hause

Bu ev önemli çünkü; daha birçok yerde göreceğimiz adı dilimize pelesenk olacak olan 1800’lü yılların başında Napolyon’a karşı mücadele eden İngiliz orduları komutanı, Waterloo Kahramanı Sör Arthur Wellesley- Dük of Wellington’un evi. Şimdi müze olarak kullanılıyormuş.

Hatırlayalım Dük Wellington; 1815 yılında bugün Brüksel’in yakınlarındaki Waterloo denen küçük bir köyde Napolyon’un ordusuyla İngilizler bir savaş yapar ve İngilizler kazanır. Tarihte okuduğumuz meşhur Waterloo savaşıdır ve Napolyon’u bitiren savaştır. Sonunda Napolyon, sürgün halinde St. Helena adasına gönderilir ve hazin son, orada da ölür.

Adı Waterloo olan bir şarkı vardı şimdi anımsadım ve evet 1974 Eurovizyon şarkı yarışması birincisi İsveç’li Abba grubu söylüyordu. Şuraya ekleyeyim dinleyen olursa.

Ve işte kıymetli atı Kopenhag’ın üstünde yönü evine dönük tasarlanmış anıtı ile Dük Wellington ve anlatmaya devam edelim.

IMG_2526
London-Dük Wellington Monument

Evet, Dük Wellington Napolyon’un yayılmacı politikasına son vermiş İngiltere’nin 1800′ lerde dünyanın süper gücü olmasına çok fazla katkısı olan kişidir. Aslında Irish’tir yani İrlanda’lı. Dublin doğumludur ama reddeder. İngilizlerin tarihinde İrlanda hep ikinci sınıf olarak görülmüştür, aralarında ciddi sorunlar vardır o yüzden Dük Wellesley İngiliz olmadığı için İngiliz’im de diyemez kendini hep British olarak lanse etmiştir. Al bir aslını inkar eden daha 😁 Bir de anısı var Sinan Rehberim çok güzel anlatıyor; Bir gün bu konunun hararetli bir tartışması yapılıyormuş birisi artık dayanamamış: Sör demiş yahu sen Dublin’de doğmadın mı? O da hemen İrlandalıları kızdıran şu çok meşhur sözünü söylemiş *ahırda doğmuş olmak eşek olduğunuz anlamına gelmez, o ahırda cins atlar da var *. Bilerek çok ağır konuşmuş. Ama İrlandalılar buna rağmen Artur Wellesley’i reddetmezler. İrlanda 1919’da Britanya’dan bağımsızlığını kazandığında Britanya İmparatorluğuna ait bütün alametleri, bütün anıtları patlatmış yok etmişler İrlanda’dan temizlemişlerse de bir tek Arthur Wellesley’in Waterloo anıtını ellemezler, öyle konuşsa bile bizdendir diye sahip çıkarlar.

15-IMG_0111
Dük Wellington Monument

Bitmediii 😁 bir lakabı da İron Dük’tür, ama bizim anladığımız güçlü kuvvetli anlamında değil. Bu da çok güzel bir bilgi; Zaferinden sonra daha 30 yıl yaşar ve Victoria döneminde Başbakanlık da yapar. Siyasete giren her insan gibi mecliste vergi yasası çıkacak imzası gerekiyor, karşı çıkan işçiler ve halk tarafından evi taşlanınca camlarını demirle kapatıyor. Bu sebeble ironik olarak alaycı bir şekilde ona İron Dük- Demir Dük diyorlar. Ülkenin her yerinde anıtı vardır. En önemlisi burada atının üstünde gösterilen anıttır, atının adı da Kopenhang’dır. Kopenhang Watorloo savaşında Wellesley’i 16 saat sırtında taşımış çok kıymetli atıdır öyle ki, öldüğünde Dük duygusal bir konuşma da yapar; Bugün Waterloo diye bir zaferimiz varsa benim olduğu kadar bu Kopenhang’ında zaferidir der, askeri törenle defnettirir.

Yukarıdaki fotoğrafta Wellington anıtın hemen sağında görülen siyah demir çubuklar da özel tasarım New Zeland- Yeni Zelanda savaş anıtıdır.

Altta da Royal Artillery Memorial-Kraliyet topçu anıtı, halkın yardımlarıyla 2011 yılında I. Dünya savaşı sırasında Kraliyet topçularının kayıpları anısına yapılmış. Açılışını Kraliçe II. Elizabeth yapmış.

16-IMG_0117
London-Royal Artillery Memorial

Anıtın arkasında görünen beyaz yapı eski St. George hastanesi günümüzde oteldir ama kapısında otel yazmaz, Londra’nın en pahalı otellerinden biridir. Nerede kaldığının bilinmesini istemeyen çook zenginlerin tercih ettiği otelmiş. Bir adı varmış tabii ama ben o kısmı atlamışım. Bizden de çok zengin konuk ağırlamışlığı varmış. 😎

Biz bugün Kraliyet sarayının nöbet değişim merasimini de göreceğiz diyemiyoruz görmeye çalışacağız insanlar akın akın geliyor, korkunç bir kalabalık var ve atlı askerler geliyor en azından onları yakından göreceğiz.

17-IMG_0114
London- Kraliyet atlıları

Roma İmparatoru bir zafer kazandığında olmayan bir kapı inşa edilir ve o kapıdan ilk defa İmparator muzaffer bir komutan olarak şehre girer sonradan da o kapılar-taklar böyle zafer anıtı olarak kalırmış. Bizim İstanbul’da da Roma döneminden kalma hoş bizde de Çemberlitaş’ ta, Fatih’te Kıztaşı denilen yerlerde de benzer yapılar vardır.

Roma döneminden sonra unutulan bu yapıları Napolyon tekrardan kendisini bir Roma İmparator gibi görüp kendince böyle bir tarz geliştirip Paris Şanzelize’de *Arc De Triomphe * altından hiç geçmediği zafer anıtını yapar. Sonra İngilizler Napolyon’u yenince o geleneği alır kendilerine adapte ederler. Londra’da iki tane var, biri Marble Arch yani mermer kapı diğeri alttaki fotoğrafta gördüğünüz Wellington Arch.

18-IMG_0120
London-Wellington Arch- Quadriga of War

Kral IV. George için İngilizlerin Napolyana karşı kazandıkları zaferi anmak için mimar Decimus Burton’un yaptığı bu kapı Buckingham sarayına giriş kapısı olarak yapılmış ve 1846 yılında tepesine Wellington Dükü’nün atlı heykeli konmuş. Kapı üç katlı yapılmış bir dönem karakol olarak kullanılmış şimdilerde müze olarak gezilebiliyor. Çok güzel üzerinde kraliyet arması olan demir kapıları var.

19-IMG_0118

Kemerin tepesinde o devasa heykelin duruşu hayli komikmiş ve alay konusu bile olmuş. 1882 yılında tak şimdiki yerine taşınırken heykel kaldırılmış ve uzunca bir süre yerine yeni bir heykel vs. konmamış. 1911 yılına gelindiğinde yeni bir heykel konmuş. Dört atın çektiği bir Roma savaş arabası üstünde kadın figürü-yani barış- ve arabayı kullanan genç bir çocuk temsil edilmiş. Adı da bu yüzden Quadriga of War- Savaş arabasına binen barış olmuş.

Takın altından biz de geçtik Buckingham sarayına doğru Constitution Hill’de (Adalet yolu anlamında herhalde) yürüyoruz. Commonwealth Memorial Gates- Milletler topluluğu kapısı denilen sütunlu yoldan aşağı inerken hangi milletlerin II. Dünya savaşına katıldığını da öğrenmiş oluyoruz. Hindistan-Pakistan-Sri Lanka- Bangladeş gözüme çarpanlar. Hepsi de sömürge ülkeler.😡

20-IMG_2572
Commonwealth Memorial Gates

Evet eski sömürge ülkelerinden gelip savaşa katılmış gönüllülerin anısına dikilen anıtlar diyeyim.

21-IMG_2567
Commonwealth Memorial-Constitution Hill

İsimleri yazıyor.

22-IMG_0122
Constitution Hill-Cenotaph

Aileler ziyaret ettikçe de özellikle gelincik çiçeğinden yapılmış, notların da iliştirildiği böyle çelenkler koyuyorlar, bunlara da anıt mezar anlamında Cenotaph deniyor.

23-IMG_0123
Constitution Hill-Cenotaph

Green Parkta yürüyoruz, hayli erken geldik ama yine de çok kalabalık var merasimi izlememiz mümkün değil. Sağa sola koştuk görelim diye nafile, polisler karşıdan karşıya bile geçirmiyorlar. Kaderimize deyip Saraya doğru yürümeye başladık. Sarayı yeni bir yazı olarak paylaşacağım. Sıkmadığımı umuyor yazımı yine bir pardon iki güzelle bitiriyorum. 😍😍😍  Sevgiyle kalın.

IMG_0667

BİRLEŞİK KRALLIK ve İRLANDA-İngiltere-Londra-1

Yeni bir gezi yazımla birlikteyiz. Zamanımızda Monarşinin tam karşılığı olmasa da sosyal yaşantılarını ve yıllardır Kraliçe olan II. Elizabeth’in ülkesini hep merak etmişimdir. Bu kez de şanslıyız ki, sadece Birleşik krallık değil yanında İrlanda bonusumuz oldu. Yine bol fotoğraflar eşliğinde birkaç ülke gezecek çok değişik tarihi bilgi ve hikayeler öğreneceğiz. 🤩 İlk göz ağrımız İzmir kökenli *Vertigo Tur* ile yaptığımız İngiltere- Galler- İrlanda-Kuzey İrlanda ve İskoçya turumuzun ilk ayağı İngiltere idi.

Biraz bilgi vermeliyim zira yeşil pasaportunuz da olsa vize gerekiyor. Haydi biraz bilgi yarışması yapalım gezi yaparken kıymetli rehberimiz Sinan Ercan da bize yapmıştı hangi Ülke? İngiltere, hangi Devlet? Birleşik krallık bu nedenle İngiltere değil Birleşik Krallık vizesi demek daha doğru zira; Birleşik Krallık İngiltere, Kuzey İrlanda, İskoçya ve Galler’den oluşuyor ve seyahat etmek isteyen kişilerin buralara giriş yapabilmesi için almaları gereken tek bir vize var. Ama arada İrlanda var. İrlanda Cumhuriyeti’ne İngiltere vizesi ile giriş yapılamıyor çünkü İngiltere Schengen üyesi değil. Ancak geçerli ve kısa süreli İngiltere turistik gezi vizesi ile öncelikle İngiltere sınırları içinden giriş yapmaları koşuluyla geçiş izni veriliyor. Zaten biz de İngiltere’den geçip İrlanda-Kuzey İrlanda üzerinden İskoçya sonra aşağıya yine Londra’ya dönüyor olacağız.

Biz vize alma şehrimizi torun sevdasına İstanbul olarak seçtik. Başvuru formu vs internet üzerinden İngilizce dolduruluyor (teşekkürler İlkbaharım-Deniz’imiz) prosedürü çok ve hayli zor işlemler, ücret ödeniyor mail ile onay aldıktan sonra randevuyu da Deniz aldı gittik. Uzun sürmedi 6 aylık en kısa olan vize için kişi başı 113 Dolar ödemiştik pasaportlar 15. günde verdiğimiz adreste elimize ulaştı. Rotamızı paylaşayım.

Ekran Resmi 2019-09-02 21.37.43

28-Temmuz-2019 sabah 11.30 İzmir Adnan Menderes havalimanında SunExpres’in giriş kapısında bile kontrolden geçtik enteresandı, sadece İngiltere uçuşunda yapılan bir muamele hepimiz çok yer görmüş gezmiş bir gruptuk kimsenin başına böyle bir olay gelmemiş. Şöyle; görevli eldivenli elinde bir kağıt parçasını üstümüze, çantamıza, telefonumuza benim fotoğraf makinama sürdü sonra gidip bir cihaza kağıdı gösterdi tamam geçin dedi. Ben nedir bu? Ne arıyorsunuz? Bir şey bulduğunuz oluyor mu? diye sorduysam da söyleyemeyiz dedi.

Ek bilgi; bu satırları yazarken tesadüfen NG de Havalimanlarındaki güvenlik ve nasıl aranıyoruz gibi bir konu vardı ve bu işleme süpürme deniyormuş. Üstümüze sürdükleri kağıdı bir cihaza okutuyorlar patlayıcı madde veya esrar varsa kokusu bu kağıda siniyor makinada o kokuyu bir şekilde değerlendiriyor.

Neyse Konuyu dağıtmadan bir bardak su bile vermeyen SunExpress ile Londra Luton havalimanına vardığımızda saat 13.10 idi. 😁 (2 saat farkımız + batıya gidiyoruz yani)

2-IMG_1tt
Londra-Luton kasabası

Genel bir bilgi vereyim: Anadilleri İngilizcedir ama iyi İngilizce bilseniz bile İngilizleri anlamayabilirsiniz. Para birimleri Paund’dur ama biz Sterlin diye biliriz. Paund eskiden bir ağırlık birimiymiş sonradan değer birimi olarak kullanılmaya başlamış. Aslında Paunt Sterlin denirken paunt daha çok kullanılır olmuş. En pahalı para birimlerindendir. 1 Paunt veya İngiliz Sterlini GBP-7,5 ₺ dir. Devletin adı Kuzey İrlanda ve Büyük Britanya Birleşik Krallığı. Burada Britanya adanın adı, Büyük Britanya ise; İngiltere, İskoçya ve Galler’den oluşan bu adadaki siyasi birliğin adıdır. Başkenti 9 milyona yaklaşan nüfusuyla Londra’dır. Londra için dünyadaki bütün dillerin konuşulduğu şehirdir derler. Evet çok eski zamanlardan beri göç alan bir ülke burası. Hindistanlı göçmenler ilk sırada Türkler de resmi olmayan verilere göre 500 bin civarında ve çoğu da Kıbrıs’lıdır. Aslında Türkler değil türkçe konuşan topluluk diyorlarmış zira Türkçe konuşan başka memleketten (Azerbaycan, Türkmenistan vs.) insanlarda varmış. Ama Türkiye’den Kahramanmaraşlılar açık ara öndeymiş. Son zamanlarda da *Ankara antlaşması* çerçevesinde gelen gençler çokmuş. Yakın zamanda hakkında çok konuşulan Boris Johnson da (Temmuz 2019’dan bu yana Birleşik Krallık Başbakanı) Osmanlı’nın son döneminde İçişleri ve Milli Eğitim Bakanı olan Ali Kemal Bey’in öz torunu Stanley Johnson’un oğludur. Aslını inkar eden haramzadedir derler ya aynen öyle, Türk karşıtlığı ile bilinir. 😏

Büyük Britanyayı oluşturan dört  ülke var demiştik. Bunların da toplamda 5 tane milli çiçeği var. İngiltere’nin gül, İskoçya’nın deve dikeni, Kuzey İrlanda’nın üç yapraklı yonca, Galler’in Pırasa ve nergis.

Devamla şehrin ortasından akan Thames nehri 346 km. ile Britanya adasının ikinci uzun akarsuyu, birincisi 370 km. ile Severn’dir. Her ikisi de Galler bölgesinden doğarlar. Severn Atlantik okyanusuna, Thames ise Kuzey denizine dökülür. Thames’in genelde suyu bulanıktır. Der ve devamını ara ara yazarım. 😉

İngiltere’de yerleşik profesyonel tur Rehberimiz Sinan ERCAN ile buluştuk. Gümrük vs. çıkış bir saati buldu.

IMG_0007_1
İngiltere-London Luton havalimanı

Hava tahmin ettiğimiz gibi bulutlu, evet grinin birkaç tonu vardı. 😉 Otobüse bindik merkeze 1 saatlik mesafedeydik, yol boyunca diksiyonu ve ses tonu çok güzel olan Sinan rehberimizin anlattıklarına kulak verdik. Tabii ki sizlere de aktaracağım. Öncelikle Türkiyemizin 11 enlem kuzeyindeyiz biraz yukarısı kutup zaten dolayısıyla havamız biraz daha serin olacak. Amaaa dedi Sinan rehberim ayrıca havamız hayli değişkendir. Çarşamba’ya kadar sıcaklık 35 dereceydi işi olmayan sokağa çıkmasın diye anonslar edildi, güneşi alma açısı arttığı için çok da bunaltıcı oldu. Dün sürekli yağış vardı, bugün şanslısınız hava çok güzel ☀️ ama yarın da belki yağmur yağar. 🌧 Kısaca işte Londra budur.

Devamla; Londra’da 5 tane havalimanı vardır. Ana havalimanı, THY’nin de indiği Heathrow havalimanıdır. İndiğimiz Luton havalimanı Londra’ya 1 saatlik mesafededir ve Luton Britanya’daki 200 bin nüfuslu en kalabalık kasaba-town’dır. Türkiye-İzmir’den sadece bu havalimanına tek uçuş var onu da SunExpress yapıyor. Trafik bugün hem hafta sonu hem de Londra Triatlonu nedeniyle hayli yoğun o nedenle bugün sadece Tower Bridge tarafını göreceğiz esas Londra gezimiz yarın olacak. Unutmadan bizim otobüsümüz özel olduğu için direksiyon alıştığımız şekilde solda idi oysa İngiltere’de araç direksiyonları sağda ve buna uygun olarak da trafik soldan işliyor. Tek sıkıntı inerken çok dikkatli olmalıydık aksi takdirde trafikte mazallah. 😇 Rehberimiz sola bakın St.George’un heykeli biz ona Aya Yorgi diyoruz dedi fotoğraf malum otobüsten. Sağdaki de St.John’s Wood Church. St. John’s tahta kilisesiymiş.

IMG_1957A
Londra-St. George monument

Aya yorgi’nin altından birçok efsane çıktı. Artık biliyorsunuz efsanesiz yazının tadı olmuyor. 🤷‍♀️ St. George anıtta; atının üstünde elindeki mızrakla kanatlı ejderhayı öldürmesi tasvir edilmiş. Pek seçemeseniz de…🤷‍♀️

Efsaneye göre: Krallığın birinde, halkın kuzularını hergün ikişer, üçer yiyen bir ejderha varmış. Öylesine oburmuş ki, ülkenin tüm hayvanlarını yiyerek yoksullaşmalarına sebep olmuş. Çaresiz kalan halk bu kez kızlarını ejderhaya kurban etmeye başlar. Kurban sırası kralın kızına geldiğinde aziz George beyaz atıyla gelir denizden çıkan kanatlı ejderhadan kızı kurtarmak için mızrağı ile ejderhayı yaralar sonra da atının ayakları altında ezer. Sevinen kral aziz George’u hediyelere boğar. Ama o hediyeleri istemez fakir halka dağıtarak çeker gider. Efsane bu tabii vurgulamak istenen kurtarıcı aziz George’un hristiyanlığın karşısında olanların (temsili ejderha) gücünü ezip kötülüğü yenmek (temsili genç kız) saf temizliği anlatmaktır.

Bir inanışa göre de Aya Yorgi çok uzaklarda Cappodocia’da (şimdiki Türkiye’mizin Kapadokya bölgesinde) doğmuştur ve yine enteresandır ki, MS 303’te Lydda’da (günümüz İsrail) Hristiyanlığı savunduğu için idam edilerek öldüğü biliniyor. Mezarının Lod’da olduğu buranın da Hristiyanların hac yeri olduğuna inanılıyor. Bizde heykeli değil ama kilisesi birkaç yerde var en bilineni 1751 de yapılan Büyükada’daki Aya Yorgi Rum Ortodoks Manastırı’dır. 

Neyse Thames nehri boyunca gidiyoruz güzel bir yapı var hemen söyleyeyim St. Paul Katedrali. St. Paul Katedrali; Londra’nın ana katedrali ve Londra Piskoposluğunun merkeziymiş. A evet hatırladım; Prenses Diana ile Prens Charles’ın düğününün yapıldığı 💍 💑Protestan kilise. Umarım gezme fırsatımız olur. Yine de öğrendiklerimi yazayım.

Katedra; Piskoposluk tahtı demektir ve her şehirde bir tane olur. Zaten bir yerleşim yerinde katedral varsa orası şehirdir. Londra’da da bir tane var gibi ama: Çok ilginçtir ki, Londra tek bir şehir değil şehir içinde şehirdir 🙄 biz şu anda Londra’ya hem geldik hem gelmedik dedi rehberimiz. Bir katedral yapılacaksa parlamento tamam burası şehir deyince katedral yapılırmış. Yani Londra’da halen iki tane Katedral var diğeri şehir içinde şehir olan Westminster’de.

1666 yılındaki yangında tamamen yanan St. Paul eski katedralin yerine yeniden inşa edilmiştir ve dünya Katolik katedrallerinin en büyüklerinden biridir. St. Paul Katedralini Kraliyet ailesinin ne düğün ne de cenaze törenleri için pek tercih ettiği dini yapı değildir. Çoğunlukla Westminster’i tercih ederler çünkü 1666’dan beri çoğu kral ve kraliçeler ölünce oraya gömülmüşler. Ancak Prenses Diana ile Kayınvalide savaşlarında Diana galip gelince düğün St. Paul katedralinde yapılmış.

St. Paul katedralini genelde sanatçılar ve askerler tercih eder. İngiltere tarihinde adından sıkça söz edilen Arthur Wellesley Wellington Dükü- Waterloo kahramanı, Amiral Horatio Nelson- Trafalgar savaş kahramanıdır. İkisinin de mezarı buradadır. Yine Birinci Dünya savaşında adı geçen çok tanıdık sima Arabistanlı Lawrance’in büstü, Florence Nightingale’in mezarı, İngiliz şair John Donne Anıtı da bu Katedralde yer alıyor.

1-IMG_2091
İngiltere-Londra-St. Paul Katedrali

Londra’yı pek çok yeri kurdukları gibi Romalılar kurmuş ve Lunpinyum adını vermişler. Londra adı; Londin ya da linden kelimesinden geliyor ve anlamını kimse bilmez. Tarihte Roma öncesi dönemde burada bir kral Lud var ve buraya Lud’un şehri anlamında Luden demişler zamanla Lundene sonra da London’a dönmüş. Pek çok farklı şekilde söylense de aslı budur da diyemiyoruz. Yine Şehrin ortasındaki semtlerden bir tanesinin de adı Ludgate. Efsane ye göre Kral Lud ölünce oraya gömülmüş. Daha sonra surlar yapılmış surlara da bir kapı yapılınca adı da Ludgate olmuş. Semtin adı da hala aynıdır. 

Otobüsle geçtiğimiz için trafikte pek çevre fotoğrafım yok Önder’in telefon fotoğraflarından bir iki ekleyeyim yazıya boğulmayalım. 🤷‍♀️

1-IMG_2093
Londra-Westminster

Thames nehri boyunca gidiyoruz demiştim.

2-IMG_2104
Londra-Westminster bölgesi-sağda Tate Modern sanat galerisi

Londra bu ne zaman yağmur yağacağı belli değilse şemsiye mağazasının da görünür yerde olması çok normal. 😀

3-IMG_2016
Londra-Westminster

Arada fotoğrafını çekemediğim aslında romanını merakla okuduğum Tapınak şövalyelerinin manastırını geçtik. Alıntı olan bir fotoğraf ekleyeyim.

ak
Temple Church, London – Temple Church, image by MPP Image Creation

Tapınakçılar-Tapınak şövalyeleri Fransız asilzade Hugues de Payen’in 1119’da kudüs’teki krallığın ve Hristiyan topluluğunun korunması amacıyla 9 şövalye tarafından kurulmuş olan bir topluluktur. Şimdi tapınakçılar yok (mu acaba? aynı kafada olan zenginler var deniyor da 😉) zamanın tapınağı da yok ama önemli toplantılara ev sahipliği yapan bir kilise var ve adı hala The Temple olarak duruyor.

Evet büyük bir heyecanla beklediğim London Tower Bridge’a gelmek üzereyiz. Bir iki Londra bilgisi daha aktarayım köprüyle de ilişkili zira. Londra aynı zamanda köprüleri en bol şehirlerden, otuza yakın köprüsü var ve hepsinin görevleri farklı tabii. Tren-yaya-trafik şeklinde. Güzel anlatımı ile verdiği bilgileri için rehberimiz Sinan beye arada teşekkürlerimi ileteyim. 🤩 İki katlı otobüsleri göründüler.

IMG_2001
Londra-Westminster

Londra nasıl kurulmuştan devamla; Romalılar, İmparator Claudius döneminde küçük bir köy olan bu adaya M.S 42 yılında geliyor. Londra’yı önce Times nehri kenarında Tower Bridge-kuleli köprünün olduğu yerde askeri bir yerleşim yeri olarak kuruyorlar. Zamanla gelişip büyüyen köy bir şehire dönüşüyor ve Romalılar 400 yıl boyunca burada yerleşik olarak kalıyorlar. 400 yıl sonra da adadan çekiliyorlar. Mantıklı bir sebebi var tabii ki, Başkentleri Roma’dan İstanbul’a yani Kostantinopolis’e taşınmış adaya hayli uzak ve aşılması gereken denizler, barbar dedikleri çok savaşçı Keltler -İskoçlar var artık baş edememiş ve bıkmışlar neticede 1410 yılında Londra’yı terk-i diyar etmişler.

Londra aslında çook uzun yıllar 600 kusur yıl başkent olamamıştır. Ancak 1066 yılında başkent olmuştur. Öncesinde Londra’ya 1,5 saat mesafede olan Winchester başkentmiş. Sonra zamanın Kralı Edward 1066 yılında başkenti Londra’ya Times nehri kenarına taşımaya karar vermiş. Edvard çok dindar bir adammış ölünce *günahları temizleyen adam* yani Aziz ilan edilmiş. (Bazıları ölünce meşhur olur ya…) 🤨 Neyse bugünkü Westminster sarayının orada bulunan Big Ben saat kulesinin olduğu yerde Westminster manastırını kurmuş. Ömrü vefa etmemiş inşaat bitmeden ölmüş ama halkı vefalı çıkıp Kralları Aziz Edward’ı inşaatın içine gömmüşler yapıyı üstüne devam etmişler. Böylece Londra başkent olmuş 1066’da.

IMG_2086
Londra-Westminster- St. Nicholas Cole Abbey (The Wren Coffee)

Kuruluş dönemi 1066’dan 1500’lü yıllara gelindiğinde de Londra çok büyümüş ve gelişmişse de Avrupanın sayılı başkentlerinden olamamıştır. Çünkü; 1580 yıllara kadar Fransa ile sürekli didişen Avrupa için hiç önemi olmayan adı bile bilinmeyen bir ada ülkedir. Bizimle bile ilk ilişkisi; Osmanlı İmparatoru 3. Murad dönemindedir. İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth Almanya ile müttefik olan İspanyolların Britanya’yı işgalini önlemesi için o yıllarda doğunun büyük sultanı Grand Turco dedikleri Sultan Murad’a bir mektup ve çevresine de hediyeler yollayarak yardım istiyor. Oysa ki, o zamana kadar Osmanlı İngiltere’nin adını dahi bilmiyor. İspanyol ve Almanlar iki güçlü devlet, Osmanlı ise Cihan İmparatorluğu idi. İngiltere’nin şansı Katolik değil Protestan olmalarıydı yani puta tapmıyorlardı kısaca yardım edilebilir di. Ve yardım edilince İngilizler İspanyollardan kurtuldular. İspanyollar önemini kaybedince yerini İngiltere doldurdu ve 1600’den itibaren de İngiltere dönemi başlamış ve 200 yıl içinde de *üzerinde güneş batmayan Kraliçe Viktorya’nın muhteşem Britanya İmparatorluğu* olarak dünyanın tepesine çıkacaklar. Kaderimiz bu kime arka çıksak tepemize çıkmış. 😡😡

Güzel bir anıt gördük. İngilizler savaşlarda ölen kahramanlar için böyle anıtlar dikerlermiş. Şehrin birçok yerinde görebilirmişiz.

IMG_2081

Bu arada Londra 1600’lü bu yıllarda iki büyük felaket yaşar. Önce 1665 yılında büyük veba salgınından kırılır. 1300-1500’te ve 1665 ama 1665’te en büyük veba salgınını yaşıyor. Avrupa’nın tarihinde görülmüştür ki her 100 yılda bir vebadan kırılırlar. Vebadan bir yıl sonra 1666’da Londra tamamen yanmıştır. Bir tek London Tower denen Londra kulesi 1666’ya kadar gidiyor bunun dışında gördüğümüz hiçbir yapı çok eski değildir. Yangın etkisi 10 yılda onarılır ve 1700’lerden itibaren de Londra dünyanın merkezi haline gelir.

Bitmedi: Londra bir kere daha 1940-44 arasında yani 2. Dünya savaşında yıkılıyor. Hitler Britanya adasına çıkmıyor ama Alman uçaklarının ağır bombardımanlarıyla yıkılıyor. Yalnız Londra değil Manchester, Liverpool, Bristol, Cambridge de yerle bir oluyor. Ve tüm şehirlerdeki yapılar 1950’lerde aslına uygun olarak yeniden yapılıyor. Genel olarak tarihi şehir şimdi gezdiğimiz yerler yani Thames nehrinin kuzeyidir. Şehir 19. yüzyıldan sonra güneye yayılmaya başlamıştır. Londra tek bir şehir değil şehir içinde şehirdir 🙄 biz şu anda Londra’ya hem geldik hem gelmedik demişti ya rehberimiz. 🤔 Birleşik Krallık’ta 61 tane city statüsünde yükseltilmiş yerleşim bölgesi var. Şimdi biz Westminster şehrindeyiz. Aşağıdaki fotoğrafta duvar tabelasında işaretledim görünüyor.

IMG_1975
İngiltere-Westminster

Şehir merkezine giriş ücretli yola girerken yazıyor. Ücret 14 Paund günde 1 kere ödüyorsunuz akşama kadar geçerli. Sadece özel araçlara paralı ticari araçlara yok. Para gişesi yok kamera tespit edip plakanıza işliyor, zamanında öderseniz indirim var, 1-2 gün gecikmede faiz yok ama geçirilen her gün faiz artıyor kısaca ödememek gibi bir şansınız yok bundan kaçış sadece o sokak veya caddede oturuyor olmalısınız, daha neler neler var İngiltere’de.  🤨

Baker street caddesi karşımızda hızlı geçiyoruz. Nerden hatırlamalıyız? Evet Arthur Conan Doyle’un romanında yarattığı hayali dedektif Sherlock Holms’den. Meraklılarına alıntı bir fotoğraf ekleyeyim. (Wikimedia’dan alıntıdır.)

Sherlock Holms
Londra-Baker street caddesi

Maceraları tam dört roman ve epeyce çok öyküden oluşur. Severek okurduk. Hayli de filmi vardır. İzlemeyenlere tavsiye edilir. İngilizler turist avlama taktiğiyle Sherlock Holms ve romandaki arkadaşı Dr. Watson için sanki yaşamış gibi bir ev döşüyor sonra kapısına da burada yaşadılar diye bir levha asıp müzeye dönüştürüyorlar. Üstüne üstlük kapısına da Scotland Yard’dan bir polisi nöbetçi olarak dikiyorlar. Milletçe hala uyuyalım. 😴

Yok biz uyumayalım gezelim görelim. 😀 Büyük bir yeraltı parkında otobüsten indik ve işte buradayız.

8-IMG_2126

Alttaki fotoğrafta çizdim; Ok işareti boyunca gidip sarayın etrafını turlarken de Times üzerinde London Tower Bridge’i göreceğiz.

8a-IMG_0085

Sanırım tüm turistlerin gezi başlangıç yeri burası gibi. 😁 Bizde rehberimizi dinliyoruz.

9-IMG_2133

Burası Tower Hill semti karşımızda da Tower of London -Londra kulesi diye bilinse de Londra kalesi’nin de ilginç bir hikayesi var; dinliyoruz. Kale çok güzel görünüyor.

Tower Of London, City Of London’un kalbidir ve Londra’da göreceğimiz en eski yapıdır. 1066 yılında Westminster manastırını yaptıran Edward öldükten sonra çocuğu olmadığı için tahta kimin çıkacağı sıkıntı yaratır. Edvard’ın Kuzeni ile kayınbiraderinin kavgasından William galip çıkar. William’ın bir lakabı vardır Türkçemizde çok kaba bir tabir olsa da Avrupalı için o kadar da kötü olmayan William the bastard yani piç William. Kraliyet albümünde bile böyle yazar. Onlara göre sadece evlilik dışı doğduğu anlamına gelir. Ama tahta geçtiğinde Bastard değil Conqueror yani Fatih olacaktır. İşte bu William 1067 yılında Tower Of London’ı inşa ediyor.

10-IMG_0081
Tower Of London

17. yüzyıldan beri kalenin korucuları olan altı tane Kuzgun vardır. Bilirsiniz Kuzgunlar da hayli uzun yaşarlar. Bu kalede dolaşan kara kargalar-İngilizce Raven biz Kuzgun deriz- Kral II. Charles döneminde kalede büyük zararlara sebep olurlar. Kral da öldürülmelerini ister. Danıştığı bir alim Kuzgunların öldürülmesi durumunda krallığımıza uğursuzluk getirir kale düşer kraliyet de gider der. Bundan etkilenen II. Charles Kuzgunların kalede kalmasına müsaade eder.

Raven yani Kuzgunlar altı tanedir, Sinan bey belki dolaşırken görürsünüz dedi. Bir şanslı arkadaşımız görünce fotoğrafını çekmiş benimle de paylaştı. Teşekkürler, Ayşenur- Hasan Fehmi Ölmez.

 

kuzgun2
Tower of London-Raven

Neticede kalenin neredeyse korucusu sayılan bu altı tane kuzgun krallar gibi besleniyor, uçup kaçmasınlar diye de kanatları kesiliyor. Kaçsalar bile şimdi hepsinde gps var ayağında kırmızı renkli görülüyor, bulup getiriyorlar. Sonuçta krallığın düşme ihtimali var az şey mi?… Neyse her birinin de ayağında gördüğünüz gibi kırmızı bir halka var diğer (avam) 😀Kuzgunlarla karışmasınlar diye. Yeoman Warders-Raven Master denilen bakıcıları yani karga efendileri bile var. Onlar hala korunan bir geleneğin sonucu Tower Of London’un simgesi olmuşlar. Bir Raven master ben beyaz kuleyi çekerken önümden geçmiş benden kaçtı ama Önder’den kaçamamış. 😊

IMG_034Ak
Yeoman Warders-Raven Master-Londra

Ama buldum benim kareme de girmiş bakışa bakınız. 😇😇

IMG_0034 2
Yeoman Warders-Raven Master-Londra

Londra kulesini gezmeye devam..

13-IMG_0015
Tower Of London

Buradan bilet alıp aşağıdaki kuleden giriş yapılıyor. Kalenin hikayelerini de Rawen Master rehberlik yapıp anlatıyormuş.

11-IMG_0011

Kraliyet mücevherleri de ziyarete açıkmış. Öyle de olsa bu kalabalıkta gezmek mümkün değildi.

12-IMG_0012

Tower Bridge’e doğru gidelim merak etmiyor musunuz? ☺️ Bakın London Tower kapı girişinin durumu.

14-IMG_0017
Tower Of London-Girişi

Beyaz kuleye doğru giderken aklımda hep Tower Bridge vardı.

16-IMG_0020
Tower Of London

Ve işte maviş, maviş göründü. Neyse araya biraz kaynasın. 💃💃💃 Kuleyi yine anlatırım size.

15-IMG_0018

Kalabalığı yararak gidiyorum ezilmedim şükür dikkatli gidiyordu. Espri tabii hızlı gitmeleri yasakmış kağnı gibiydi. 😇

IMG_0021

Çocukluğumda tahta oyuncaklarımda vardı aklımda kalan böyle kuleler ama köprü değildi tabii bayıldım. Baksanıza tam ortaçağı yansıtıyor. Victoria döneminin şaheseri.

IMG_0030
London Tower Bridge

Yukarıdaki fotoğrafta görünen (özellikle çektim) taşlı kumsal bir zamanlar plajmış. Kıyıdaki tabelada: Kral V. George, denize gidemeyen Londralı çocuklar için serbestçe gidebilecekleri bir kumsal yarattı. 1934 yılında buradaki kıyı şeridi taşlık kumlarla kaplıydı ve kumsal Londra’nın aileleriyle popülerleşti. Plaj erozyon ve kirlilik nedeniyle 1971’de kapandı, ancak Thames şu anda dünyanın en temiz şehir nehirlerinden biridir diye yazıyordu.

Habire çekiyorum en güzeli olsun diye, derken eşim; Bak sana gelen biri var dedi. Sanırım herkes telefonla çekerken benim kocaman makinama o da şaştı.😁😁

IMG_0027_1
London Tower Bridge ve Martı

Sağ tarafı da alayım belki buralara dönemeyebiliriz. Vakit denk düşerse köprünün karşı yakasına geçmeye niyetimiz var.

Bu güzelim sivri bina Eski Londra köprüsü kulesi diye de bilinen 95 katlı metal ve camlı Londranın en yüksek sayılabilecek yapısı The Shard. İtalyan mimar Renzo Piano tarafından tasarlanmış. Restoranı ve seyir terasıyla ünlüymüş.

IMG_0031
Londra-The Shard Tower

Neden Londra köprüsü kulesi deniyor. Zira hemen yanında eski London Bridge var. Londra Köprüsü ve London Tower Bridge farklı yapıda halen mevcut iki ayrı köprüdür. Enteresandır aynı London Bridge’den bir tane de Arizona’da ki Havasu şehrinde var, evet Türkçede okunduğu gibi. Altında hikaye gibi gerçek bir başarı öyküsü var.

600 yıllık bu köprü Londra’nın tarihinde bir çok yangın geçirmiş, çok kez tamir edilmişse de 1973 yılında yeniden yapılmış. Eskisini yıkalım yenisini öyle yapalım denmişse de meclis üyelerinden biri satalım tarihi yapıdır ve hatta Amerika’ya ilan verelim mutlaka biri çıkar alır demiş. Amerikalı milyarder biri ilana ben alıyorum diye cevap vermiş ve almış. Mühendisleri gelmiş köprünün devasa taşlarını numaralayarak aslına uygun olarak Arizona’nın Havasu Lake bölgesine taşımışlar. Hikaye kısmı şöyle; güya zengin iş adamı taşınma sırasında Londra’ya gelir bakar a! London Tower Bridge yerinde duruyor. Ama benim aldığım bu değil ilerdeki kuleli olandı demişse de… iş işten geçmiş.Yıl 1968

Fakat harika bir zekası olan bu milyarder, Havasu Lake City’i çölde sıfırdan yaratmış. İnsanları orada yerleşmeye ve ev satın almaya ikna etmek için bizim şimdi İstanbul’da yemekli gezi teknesiyle ava çıkıyorlar ya; o da uçakla insanları o bölgeye taşımış yedirip içirmiş ve insanları ikna etmiş. Köprü de Londra’dan gelen tarihi yapı olarak şehrin havasını dörde beşe belki daha fazlaya katlamış. Yıl 1971 👏👏👏

Evet biz Tower Of London’a geri dönelim. Köprüyü üstüne çıkınca anlatırım. Bu Orta Çağ kalesi eskiden nehire sıfırmış. 🤓 Alttaki kapı St.Thomas Tower’ın Traitors’Gate- Hainler kapısı. Edward I tarafından yaptırılan St. Thomas kulesinin bir parçası olan bu kapı eskiden nehire bağlantılıymış ve birçok Tudor (İngiltere’yi yöneten hanedan mensupları) mahkumları bu kapıdan içeri sokulurmuş.

23-IMG_2180
Tower Of London-Traitors’Gate-

Önümden geçen Sih’i görünce çekmeden duramadım. Bana Hindistanı hatırlattı. İngiltere’de Sih nüfusu hayli çokmuş. Sih’ler de malum Hindistan da zengin bir topluluktur. Burada da aynı üst statüdeler.

24-IMG_0035

Evet kulenin şimdiki görüntüsü bu. Dünyanın önde gelen turistik yerlerinden biri olarak hala önemini koruyor. Tüm ziyaretçiler gittikten sonra anahtar seramonisiyle kapılar kitlenir ertesi gün yine bir seremoniyle açılırmış. Kule halen Yeomen Warders ve ailelerine, askeri bir garnizon ile yörenin valisine ev sahipliği yapıyormuş.

25-IMG_0037
Tower Of London

Kale eski roma surları kullanılarak sağlamlaştılmış ve büyük kule ortaya çıkmış 1075’te. Kule inşası çok uzun sürmüş. Kare şeklindeki bu kaleyi 1200’lü yıllarda Kral Edward I kraliyet sarayına çevirmiş ama hiçbir zaman saray olarak kullanmamış, herhangi bir saldırı anında kraliyet ailesinin korunmak için saklanacağı bir kale olmuş. III. Henry döneminde iyice görkemli ve korkutucu olmuş. Kule yapım sırasında Masonlar, Normandiya’dan gelip Fransa’dan taş getirmişlerse de esas parayı 1290 yılında Kral I. Edward Yahudileri İngiltere’den kovmadan önce aldığı ağır vergilerden toplamış.

Önündeki tabelada görülen eski hali de bu; yüksek duvarlar ve derin su hendekleriyle çevrilmiş Avrupanın en sağlam fethedilemeyen kalesi olmuş ve yine nehire sıfır. Bu laf çok hoşuma gitti biz hep deriz ya denize sıfır e burada da nehir var yani. 😁😁

IMG_2179 2 copy
Tower Of Londan

Kraliyet ailesini korumak amacıyla inşa edilen kalenin 500 yıl boyunca çok önemli ziyaretçileri olsa da bir kısmı buradan çıkamamış. Çok çarpıcı hikayeleri anlatılan kule zamanında saray-kale olmasının haricinde korkunç işkence odaları, hayvanat bahçesi, darphane- ki dönemin tüm sikkeleri burada yapılmış, Kraliyet mücevherleri burada saklanıyormuş, silah deposu olmuş, bir dönem Greenwich gözlemevi de oradaymış kargaları gitsin diyen zatı muhterem gök bilimcinin inadına Kral I. Edward; krallığım daha önemli lanetlenmesin kargalar kalsın senin gözlem evin gitsin diye Greenwich’i şimdiki yerine yollamış. 😀 Ayrıca infazlara da sahne olmuş, İngiltere’nin üç kraliçesinin; Anne Boleyn (VIII. Henry’nin aşkından tutuştuğu 2. eşi, yine Catherine Howard 5.eşi) ve Lady Jane Gray ile VI. Henry, 12 yaşındaki V. Edward ve onun küçük kardeşinin de idam edildiği yer olarak tarihte yerini almıştır. 😱 20 yüzyılda bile yakalanan Alman casuslarının vurularak infazı burada yapılmış. 1841’deki büyük yangında hayli tahrip olmuş. Ve yine 1381 yılında aşılamayan kale köylü isyanı sırasında asilerin açık kapıdan girmeyi başarmalarıyla aşılmış. Olmaz, olmaz demeyin 😇 olmaz, olmaz

Not: Bu VIII. Henry’i tarihte deli diye öğrenmiştik ya da çılgın her neyse ben lisedeyken 🤫 1965 yılında Herman’s Hermits şarkısı olarak ezberlediğimiz hatta okul gazetesinde yayınladığımız zamanımızın çok hareketli bir şarkısı vardı *I’m Henry the eigth ı’m* Güzel bir pop şarkıdır. Üzerine tıklayın izleyebilirsiniz.💃💃💃

Neyse gezmeye devam bir an önce köprüye çıkalım. Yol kenarında merdivenlerden çıkacağız gidiyoruz bir de yakından pozlayayım. Tarihe, sıradışı ve görkemli tarihi yapılara meraklıysanız buraya Londra’ya gelmelisiniz. Yakından bir daha bakalım.

27-IMG_0045
London Tower Bridge

Karşımıza çıkan bu toplar ile zamanında önemli günler için atışlar yapılmış. İlk atışlar Tower Of London kulesinden Kral VIII. Henry’nin ikinci eşi Anne Boleyn’in 1533 yılında taç giyme töreni için 41 kere yapılmış. Günümüzde Kraliçe’nin doğum gününde 62 pare  parlemento açılışında da 41 top atışı yapılmış. Kraliyet doğumlarında da bu seremoni yapılıyor. Şimdi daha modern toplarla tabiki.💃💃💃

28-IMG_0049
Tower Of Londan

Köprüye çıkma telaşım Önder’imin bakış açısından.

28B-IMG_2225

Köprüye çıkış yeri.

IMG_2220
London Tower Bridge giriş yolu

Ava giden avlanırmış.😇

28c-IMG_2249

London Of Tower’ın orta kapısını çekiyordum. Eskiden burası hep suyla kaplıymış.

29-IMG_0055
Tower Of London

Alttaki karede çocuk o kadar çok eğilip kalktı ki, ne oluyor diye fotoğrafladım. Meğer London Bridge’de ayakkabımı bağlıyordum pozu veriyor kız arkadaşı da olmadı tekrar diyormuş.. 🤣🤣🤣

34-IMG_0065
London Tower Bridge

Bu gencin bacağındaki kesin Titanik dövmesidir. Ortaya geçip sanatsal bir kare alacaktım oysa ki.🤩

36-IMG_2233
London Tower Bridge

Ben sanatsal, manatsal diye uğraşırken Önder çarpıcı bir kare yakalamış. 👏👏👏

35-IMG_2256
London Tower Bridge

Herkes hatıra fotoğrafı çektiriyor, selfi yapıyor. Orta refüje geçerken hayli korna yedim. Bana köprüde insan o büyüye kendini kaptırıyor dikkat et ezilme demişlerdi çok doğruymuş. Bu güzelliğin bir de Eski London Bridge köprüsüyle bağlantılı enteresan bir hikayesi var sonra anlatacağım.

30-IMG_0050
London Tower Bridge

Derdim şu kareyi çekmekti.

31-IMG_0053
London Tower Bridge

Biraz köprünün tarihinden bahsedeyim: Kraliçe Victoria’nın, sanayi devriminin muhteşem bir mimari harikasıdır demiştik. Adını iki kulesinden alan tüm dünyada en çok tanınan 125 yıllık köprünün yapımına 1886 da başlanmış. Baskül tipi köprülerin dünyadaki en meşhur örneğidir. Hala her gün bir açılır, bir kapanır toplam sekiz kere çalışır ve bir açılıp kapanması 1.5 dk. sürüyormuş. İki tane gemi var burada biri yandan çarklı diğeri yelkenli gezi gemileridir. Bunlar her gün gezi için çıktıklarında köprü açılıp, kapanıyor, bu kısa mesafede zira daha geçemeyecekleri bir sürü köprü. 🤷‍♀️

Gemilerin geçişinin yayalara engel olmasını önlemek için ikinci bir yaya yolu üstte yapılmış rağbet görmeyince kapatılmış, şimdilerde cam platformlu seyir terası olarak çıkılabilir bir yer. Karayolu trafiğinin gemi geçişine engel olmaması için o zamanlarda buharla çalışan hidrolik motor varken (hala orijinal motorlar ziyaretçilere açıkmış)  şimdilerde elektrikli motorların çalıştırdığı pistonlu açılır kapanır köprü ile karşı kıyıya bağlanmış. Ufak bir hikayesini yukarıda anlatmıştım. Hala biraz  London Bridge köprüsü ile karıştırılır. Oysa burası; alt fotoğrafa bakın neymiş 😇😇😇 Tower Bridge…

37-IMG_0062 copy

Sağ taraf manzarası; Londra’nın en yüksek binası olan The Sard yukarda anlatmıştım.

33-IMG_0061
Londra- The Sard

Sol taraf manzarası da böyle.

38-IMG_0064
London Tower Bridge manzarası

Görüldüğü gibi karşıya geçecek vakit olmadığı gibi karşıda da çok önemli görseller yokmuş. Biz de London Of  Tower turumuzu tamamlayıp buluşma yerine dönelim.

41-IMG_0068
London Of  Tower

Bu kalıntının içinde madeni paralar vardı.

IMG_2300

Bilgi tabelasında yazılar Almanca idi sevgili Onur Kalyoncu oğlum’un çevirisiyle (Tekrar teşekkür ederim) bu bir Orta Çağ geçidiymiş okuyalım.

Tower Hill’deki Orta Çağ Geçidi; Bu orta çağdan kalma geçit Londra Şehri’ne doğrudan girme imkanı sağlıyordu. Günümüze kadar şehir surları içinde ayakta kalmayı başaran orta çağ’dan kalma bilinen tek büyük geçittir. Yeraltı tünellerinin yapımı, geçidin kalan kısımlarının kazılıp kazanılmasına olanak sağlamıştır. Çok köşeli bir yapıya sahip bu geçidin girişinde (kaleyi korumayı sağlayan) 3 adet okçu delikleri hükmetmektedir. Kale iki tane ahşap kapı ve yuvası hala görülebilir bir parmaklıkla korunmaktadır.

Taş işçiliğinin mükemmel kalitesi, geçidin belki de 13. yüzyıl sonundan sonra Londra Kulesi’nde önemli değişiklikler yapan kraliyet taş ustaları tarafından inşa edildiğini göstermektedir. Paralar da her zaman ki gibi dilek parasıdır. 13.yy dan kalma ya.  ☺️☺️☺️ Siz de dileyin belki tutar.

42-IMG_0073
London Of tower- 13.yy.dan kalıtı ortaçağ kapısı

Son köşeyi dönüyoruz.

43-IMG_0077
London Of Tower

Son bir bakış. VE

44-IMG_0084
London Of Tower

End Of The Write Tower Of London ☺️☺️☺️

44-IMG_0079

Topu topu 1.5 saatte yine iyi gezmişiz. Otobüsümüze bindik uzaktan çocukluğumun dönme dolabını gördüm aaa derken rehberimiz anlatmaya başladı. İnip fotoğraf çekip yola devam ettik.

46-IMG_0088

Londranın Gözü- London Eye; Aynen Eyfel kulesi gibi geçici olarak beş yıllığına konmuştu. 2000 yılı Milenyum için ama o kadar çok para kazandı öylesine popülerleşti ve Londra’nın sembolü oldu ki, kaldırmaktan vazgeçtikleri gibi sonsuza kadar da kalacak diyorlarmış. 135 metreye kadar yükseliyor 32 kabini var ve bir turu toplam 35 dk. sürüyor. 25 pound ücreti var. Biletini hemen ordan da veya internetten de alsanız aynı sıraya giriyorsunuz. Sıra da tam 35 dk. sürüyormuş.

45B-IMG_0087
Londranın Gözü- London Eye

Bundan sonra otele kadar inmek yok otobüs gezisi. 🤷‍♀️ Parlemento binasının önünden geçiyoruz .Aaaa inanmıyorum biz de şans bu kadar zaten Big-ben de tamiratta. 😏  

Asıl adı Elizabeth Kulesi olan Kule 13 tonluk çanı ve saati ile tanınır. 1836 yılındaki yanan Westminster sarayı yeniden yapılırken daha görkemli olsun diye yanına kule (bunlarda kulesiz iş göremiyorlar 🤣 ) ve sesi heryerden duyulan çanı olan bir de saat eklemişler. Saate takılan ilk çan kırılmış sonraki çok ağır gelip tehlike yaratınca aynı sesi veren daha hafif bir çekiç takmışlar sesi heryerden duyuluyormuş. Ben duymadım ama.

Adını nerden aldığına dair birkaç rivayet var. Biri; İngilizlerin ağırsiklet boks şampiyonu Benjamin Caunt’un lakabı big ben imiş. O dönem kendi çapında ağır olan şeylere big ben demek adet olduğundan bu kocaman çanlı saate de big-ben denmiş. Halka açık olmayan kuleye çıkmak için İngilizler milletvekillerinden özel izin alırlarmış.

 

48-IMG_2366

Aslında taksileri siyah bu da bizim yeni moda mavi taksilerimiz gibi olmalı. 😁

47--IMG_2355

Bu güzel evler Victoria dönemi evlermiş. Tuğlalar kırmızı. Bacalar hep böyle upuzun.

49-IMG_2430

Londrayı yarın da gezeceğiz bugün zaten yoldan geldik yorgunuz sizleri de fazla yormadan yarın görüşelim diyorum. Umarım fazla geciktirmem. ☺️ Her zaman olduğu gibi yazımı bir güzelle kapatıyorum. Aynı Gan gam style değil mi? çok tatlı.

50-IMG_2328

Sevgiyle kalın.❤️ ❤️ ❤️

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Küba-Cojimar-Bölüm 3

Bugün Küba’nın olmazsa olmazlarını gerçekleştirecek, rengarenk eski model Amerikan arabalarıyla son Havana turu yapacak, Ernest Hemingway’in izini sürüp *Yaşlı Adam ve Deniz* romanını yazarken esinlendiği Cojimar isimli balıkçı köyünü gezeceğiz.

Kapının önünde rengarenk arabaları görünce bayıldık. Tabii önce selfiler vs. çekildi sonra arabalara binilip yola çıkıldı. Otelimiz Miramar’da Be Live Copacabana.

IMG_2583
Küba-Havana-

Bugün sadece gözlem var, Havana’nın modern mimarili bölgelerini ve konsoloslukların olduğu yerleri dolaşıyoruz. Gezi başlıyor. Bayraklı arabamızı çekebilmek için öne geçtik.

IMG_1344 2
Küba-Havana

Kırmızının en güzeli 1955 model Chevy İmpala bayrağımızla da uyumlu. ❤️❤️

3-IMG_1340
Küba-Havana

İnsanlar işe gitmek için otobüs bekliyor olmalılar. 🤔

4-IMG_1341
Küba-Havana

İyi korunmuş hala güzel evler de var.

5-IMG_1334
Küba-Havana

Allta ki fotoğrafı sıralanmış motorsikletler için çekmiştim. Tabela dikkatimi çekince araştırdım; teknolojik ürün ve hizmetlerin geliştirilmesi, üretimi ve satışı ile ilgili hayli de tanınmış bir telekominikasyon şirketi çıktı.

8-IMG_1350
Küba-Havana

6-IMG_1345
Küba-Havana

Küba’da 🐓 bile ithal diyenler 🤥 utansın adamcağız almış evine götürüyor işte. 😄

7-IMG_1349
Küba-Havana

Yol iyice yeşillendi daracık bir köprü altı tünelden geçerken park yazısını okudum. Evet meşhur Avatar filminin çekildiği Almendares; Parque Almendares veya Parque Metropolitano de La Habana.

9-IMG_2601
Küba-Havana

İşte Almendares parkı, arabalar ve bizler.

10-IMG_1369
Küba-Havana-Parque Almendares

Büyülenmiş gibiyim inanılmaz güzel bir manzara sanki ağaçlardan sarkan yeşil bir tül örtü altındayız. Büyülü bir ortam gerçekten çok değişik ve güzel. Hemen kenardan aynı isimli Almendares nehiri geçiyor.

Her taraf bu kadar yakında olabileceğini tahmin bile edemediğim hayli büyük akbabalarla doluydu. Ama tabii ki leş yiyen akbabalar kadar büyük değiller. Baksanıza bir dalda 6 tane saydım ben. Valla havamız yerinde içimizde yaralı da yok bizi beklemedikleri kesin. 😂😂😂

12-IMG_1363
Küba-Havana-Parque Almendares

Espri bir yana; Nehir kıyısı boyunca uzanan Havana’nın ve Küba’nın da bu en büyük kentsel ormanı 4 büyük şehir belediyesini kapsıyor, florası 87 türden oluşan tam bir tropik yağmur ormanı.

11-IMG_1361
Küba-Havana-Parque Almendares

Parkın dört eğlence kompleksi var: Almendares Parkı, Orman Parkı, La Tropik Bahçeleri ve çeşitli kültürel etkinliklerin sunulduğu La Polar Bahçeleri. Çok büyük etkinliklere düğün çekimlerine, filmlere, romanlara özellikle polisiye romanlara konu olmuş ve demiştim hepimizin bildiği Avatar burada çekilmiş. Kısaca evet büyülü bir atmosfer.

13-IMG_1360
Küba-Havana-Parque Almendares

Biraz daha oyalandıktan sonra yolumuza devam ediyoruz. Ama güzel bir araba gördüm hem de Ford. 💃💃❤️  Buldum; 1931 Model Ford A Deluxe Roadster.

14-IMG_1359
Küba-Havana- 1931 Ford

Mezarlık bölgesinden geçtik ışık ters olunca sadece Çinlilere ait bu kapıyı çekebildim. Çinlileri şöyle bir anlatayım. Sömürge döneminde Afrikadan nasıl çalıştırmak için köle getirmişlerse bir dönem de çinlilerden köle değil sanırım işçi almışlar. Çinliler de nasılsa çalışır para kazanır geri döneriz demişlerse de; hiçbir zaman paralarını alamadıkları için de dönememiş kaderlerine razı gelip mecburi Küba’lı olmuş geleneklerini yaşattıkları mahallelerini kurmuşlar. Öyle ki; Fidel’in ordusunda üst düzeye yükselmiş 3 tane Çinli komutan varmış. Kader kime şikayet etsinler. 😔

16-IMG_1408
Küba-Havana

Keyifler yerinde. Güzel bir yerden geçerken son anda dikkatimi çekti. Parktaki yazılı sütunda Fidel’in Che için söylediği *Hombre de ideas y de acción* Fikir ve eylem adamı yazıyordu resmi seçemedim ama mutlaka Che’nin olmalı.

17-IMG_1426
Küba-Havana

La Rampa bölgesinden geçip Malecon’a gireceğiz.

18-IMG_1427
Küba-Havana

Campismo diye kamu dairesi yine de resmi bir yer ama ben bayrak görüp konsolosluk sanmıştım. Yapının mimarisi de güzel.

19-IMG_1435
Küba-Havana

Havana bir bakıma anıtlar şehri sayılır güzel bir anıt daha. Bağımsızlık savaşının başkumandanı ve Havana’nın ilk belediye başkanı General Alejandro Rodriguez Velazco’ya ait.

IMG_1441
Küba-Havana-General Alejandro Rodriguez Velazco

Araba eski 1948 model Mercury Eight Convertible olsa da içindekiler bizim GENÇlerimiz. 😌

20-IMG_1450
Küba-Havana caddeleri

Malecon deyip duruyorum aslında 8 km uzunluğunda sahil bulvarı şehri gezmek için bu bulvardan geçmeyeni Küba’yı görmüş saymıyorlarmış. 😁 Bir çok kişi kordon boyu gibi dese de henüz ağaçlandırma olmadığı için bana çorak bir sahil şeridi gibi geldi. Gerçi biz gece görmedik,  günün her saati özellikle akşamları hayli eğlenceli gezinti yeriymiş. 🤷‍♀️

20A-IMG_1458
Küba-Havana Malecon bulvarı

Haksız sayılmam. Solumuza denizi alıp sağa bakarak gidelim.

21-IMG_1452
Küba-Havana Malecon bulvarı

Yine bir meydandan geçtik demir konstrüksiyonlarla süslenmiş ortada kucağında çocuk olan bir heykel vardı. Jose’yi çok seviyorlar. Küba Ulusal kahramanı ve aynı zaman da çok yönlü bir şahsiyet olan (hani devrim meydanındaki uzun anıtın önünde olan anıttaki Jose) Jose Marti’nin heykeli, eliyle alanı gösteriyor. Kültürel etkinliklerin yapıldığı bir platformmuş.

22-IMG_1463
Küba-Havana Malecon bulvarı

Yola devam, yeni ve yüksek apartmanların yanında hala çok eski evler de var ve dikkatli bakınca içinde oturanların olduğu da anlaşılıyor.

23-IMG_1471_1
Küba-Havana Malecon bulvarı

İspanya bağımsızlık savaşının en büyük kahramanlarından biri olan Antonio Maceo’nun anıtı. Vatanına çok düşkün olduğundan heykeli de denize değil de Havana’ya bakıyor ve etrafındaki figürler de hayatını ve vatanı için yaptıklarını anlatıyor. Kentin sembolü sayılıyor.

24-IMG_1476_1
Küba-Havana Malecon- Antonio Maceo anıtı.

Çekilin yoldan çılgın Türkler geliyor. Müzik güzel hava güzel hoplaya, zıplaya Cojimar’a doğru gidiyoruz.

25-IMG_1479_1
Küba-Havana

Cojimar Havanaya 10 km mesafede köyün girişindeyiz.

26-IMG_1484_1
Küba-Havana -Cojimar

Cojimar’ın küçük bir köy olduğu belli.

27-IMG_1486
Küba-Havana -Cojimar

1950’li yıllarda Hemingway’in teknesi Pillar’ı tahta iskeleye bağladığı ve teknesinin kaptanı Gregorio Fuentes ile balık avlamaya çıktığı şirin mi şirin tablo gibi bir balıkçı köyüdür. O yıllarda Hemingway kasabaya balık tutmak için gelsede; kasabadaki küçük ve sevimli bar-restoranın penceresi önünde manzaradan ve kaptanı Gregorio Fuentes’ten etkilenip * Yaşlı Adam ve Deniz* romanını yazar. Bu mütevazı bar-restoran *La Terraza*dır. Körfeze bakan köşe masasında oturup büyük boy bir daiquiri içmeyi sever, romanını da orada yazardı. Biz de o keyfi anımsamak adına La Terraza’da aynı köşeden manzarayı seyrederek daiquirimizi içtik.

28-IMG_1488
Küba-Havana -Cojimar

Bar-Restoranın içi Önder Kaplan’ın perspektifinden. Sol duvarda Hemingway’in portresi var. Herkes orada oturup fotoğraf çektiriyormuş. Barın üstünde de dış görünümü ile balıkçıların denize açılışının yağlıboya tablosu var ve mekan hayli sevimli.

31A-IMG_2689
Küba-Havana -Cojimar- La Terraza bar

Hemingway’e 1954 yılında Nobel ödülü getiren * Yaşlı Adam ve Deniz* romanının filmi de çevrilmiş ünlü aktör Spencer Tracy oyunuyla hayli başarılı olmuştu.

Size azıcık hatırlatayım: Romanı okuyanlar veya filmini izleyenler hatırlar konu kahramanı ihtiyar Santiago (ki demiştim kendi kaptanı Gregorio Fuentes’ten esinlenmiştir) can dostu yoldaşı onu karşılıksız seven çocuk Manolon’u (bu çocuk da barın sahibinin küçük oğlu Manolin’den esinlenerek yazılmış) yanına almadan kendi başına balık tutmak için Gulf Stream’in sularına açılır. Çok uzun süre beklediği halde balık avlayamamış tam umudunu yitirdiğinde oldukça büyük bir kılıç balığını zor zahmet yakalamıştır. Kılıç balığı küçücük tekneye sığmayınca teknenin yanına bağlı köyüne dönerken, bu kez etrafını kan kokusuna gelen köpek balıkları çevirir. Zorlu bir mücadele sonunda canını kurtarırsa da elinde balığın sadece iskeleti ile köye döner. 

Romanın birçok yerinde sürekli * Keşke çocuk da olsaydı* serzenişi bana; 80 yaşındaki balıkçının yaşlılığın zor olduğu, gençliğini de özlediği izlenimini vermişti bir de asla vazgeçmemek gerektiğini. Hemingway 1954 yılında aldığı nobel ödülünü yine La Terraza’da Cojimarlı balıkçı arkadaşlarıyla daiquiri içerek kutlar. Sahil kenarından görüntülerle devam edelim.

34-IMG_1493
Küba-Havana -Cojimar

Hemingway’in izini süreceğim ya, hazırlık yaparken avlanmışım.☺️

31-IMG_2703
Küba-Havana -Cojimar

Köşede kıyıyı korumak için 1649 yılında inşa edilmiş, İngilizlerin işgalini önlemede etkili olmuş küçük bir İspanyol kalesi Torreon de Cojimar var. Şimdilerde sahil güvenlik kullanıyormuş.

35-IMG_2698
Küba-Havana -Cojimar-Torreon kalesi

Görülen eski iskele hala Hemingway dönemindeki iskele imiş. 🤷‍♀️ Yanında Cojimar balıkçılarının ölümünden bir yıl sonra Hemingway’in anısına diktirdikleri anıt var. Hemingway 1961’de Küba’dan ayrılırken teknesi Pillar’ı kaptanlığını yapan Gregorio Fuentes’e bırakmış. Tekne Fuentes ölünce sergilenmek üzere Havana’daki villasının bahçesine konmuş.

36-IMG_1498
Küba-Havana -Cojimar-Heminway büstü

Küba’lı heykeltıraş Fernando Boada Martin’e ısmarlanan bronz büstün yapımı için Kaptan Fuentes dahil olmak üzere köy sakinleri ile balıkçıların pervane ve çeşitli metal aksam toplayıp eritilerek büstün yapımına yardım ettikleri söylenir. Yüzü denize dönük olduğu için ben de böyle fotoğrafladım o çok sevdiği körfeze karşı. 

Evet Cojimar gezimizi bitirdik Havana’ya geri döndük. Arabalar bizi limanda bıraktı. A bakınız araba ile kızın elbise rengi ne kadar uyumlu olmuş. 🙌

37-IMG_2731
Küba-Havana -liman

Dönüş uçağımız gece olunca biraz daha sokaklarda kaybolalım dedik. Sizde gelin birlikte kaybolalım. 💃💃💃

38-IMG_1542
Küba-Havana -Sokakları

Sokak araları fotoğraf açısından hep güzel şeyler saklar.

39-IMG_1548
Küba-Havana -Sokakları

Berber dükkanı; ama tabelası yok. Ekonomik rekabet mi yok dersiniz? 🤔 Saklı gizli makinam belde çektim fena çıkmamış. 🤫

42-IMG_1551
Küba-Havana

Küba halkı fakir görünüyor ama devlet herşeylerine yardım elini uzatıyormuş. Sağlık hizmetleri bedava. Yine de alınan ücretler gerçekten çok düşük, zira hayat burada da pahalı. Turistler çok rahat para harcarken yerli halkın sadece bakakaldığı ortamlar var. Evler eski ve onarım istiyor, evlerin içini gördük az önce. Çok küçük ve eşya yok denecek kadar az. Kısaca yaşam şartları iyi değil. Fidel’in yerine geçen kardeşi Raul halka evlerini belli ücret karşılığı pansiyon gibi işletmelerine izin verince *Casa* denilen evler de iyi para kazandırmaya başlamış. Zaman içinde turist avlamanın yöntemlerini de çok iyi öğrenmişler. İnsanoğlu bu lükse ve rahata çabuk alışıyor. 😇😇

Sokaklarda kaybolmak çok güzeldir demiştim baksanıza pamuk şekerci var. Yanına gidip çekemedim. 😞

43-IMG_1553
Küba-Havana -Sokakları

Bu teyze bize dükkandan birşeyler alın diyordu şapka aldık sanırım. Erkek çocuk işte orada bile elinde oyuncak tabanca var. 😱

44-IMG_1555
Küba-Havana -Sokakları

Bu fotoğrafa yorum yapamayacağım lastik gibi çek çekebildiğin kadar. Neden 🤷‍♀️ demir parmaklıklar kapalı anlayamadık. 😔

40-IMG_1544
Küba-Havana -Sokakları

Küba’da çocuk olmak işte böyle arkadaşlarla yoğun sohbet demek. Tıpkı benim çocukluğum gibi. Fotoğraflarını sorarak çektim. Giyimleri farklı olsa da statü farkı yok. Devlet yardım yapıyor ve okuma oranı çok yüksek. 6-16 yaş arası eğitim zorunluymuş.

41-IMG_1546
Küba-Havana -Çocuklar

Acaba burada wi-fi’mi vardı, büyüklü küçüklü arada bir de kız var herkes gördüğünüz gibi telefonla meşgul. 😁 Biz de otele gidince kullanmaya çalışıyoruz. Eskiden o bile yokmuş.

45-IMG_1557
Küba-Havana -Sokakları

Bir güzel sokak daha… İnsanlar kapı önünde oturuyor.

46-IMG_1558
Küba-Havana -Sokakları

Burdan sonra otele dönüp; Küba’ya gelirde hanımlara Alicia krem almadan döneni dövüyorlarmış esprisiyle kremin peşine düştük. Efendim plesantalı gece-gündüz ve gözaltı kremi bulmak hayli zor mayıs ayında giderseniz bulma ihtimaliniz yüksek olurmuş. Biz zor zahmet büyük otelin birinde bulduk aldık. Eşyalarımızı kilitledikleri yerden alıp otobüse bindik. 20.30 da Air France ile aktarmalı İstanbul’a gideceğiz.

Ama önce; çok merak ettiğin Küba’da aradığını buldun mu? derseniz, kısmen evet 1970’lı yılları yeniden yaşadım. Günlük yaşamlarını izledim kendimizle kıyasladım. Yine de her zaman dediğim gibi gidilmesi, dönerken de Türkiyem gibisi yok demek en güzeliydi. Sabrınıza güvendiğimi, beğeninizle de mutlu olduğumu artık biliyorsunuz. Yeni bir gezide buluşmak üzere esen kalın. ❤️ ❤️❤️

Bu kez de bir güzelim var geleneğimi bozmadım. 😍😍😍

47-IMG_1538
ADIÓS CUBA