BİRLEŞİK KRALLIK ve İRLANDA-İngiltere-Oxford

Gezimizin sonuna yaklaştık. Tarih hala 6 Ağustos 2019 Stratford Upon Avon’dan çıktığımızda saat 14.43 idi. Dünyanın en meşhur ve prestijli Üniversitesi Oxford’un bulunduğu şehre Oxford’a bir saatlik yolumuz var. Yağmur kesintisiz devam ediyor. Umarım kesilir.

Oxford deyince benim aklıma önce Üniversitesi gelse de çocukluğumun romanı Alice Harikalar diyarının yazarı Lewis Carroll olarak bilinen matematikçi Charles Dodgson gelir. Ama artık bir çoğunuzun aklına hemen Harry Potter geliyor biliyorum! ☺️

Oxford; 200 bine yaklaşan nüfusu 8. yüzyıla kadar uzanan tarihi ile Dünya’nın en eski ve hala yaşayan 4. Üniversitesi Oxford’a sahip tarihle dolu bir şehir. Her başarılı öğrencinin hayalini süslediğinden eminim. Kim istemez ki? 😉  

Oxford dersleri İngilizce olan Dünyanın en eski ikinci Üniversitesidir. Birincisi İtalyan olan Bologna Üniversitesidir. Ama hala dimdik kalmış yaşayan ve hala öğrenci yetiştiren en eski dördüncü Üniversitedir. Oxford’un Ox’u ile Cambridge’nin Bridge’ini almışlar Oxbridge diye bir kelime oluşturmuşlar. Böyle bir terim duyduğunuzda Oxford ile Cambridge’nin ortak bir eğitim sisteminden ekolünden bahsedildiğini anlarsınız diyerek bilgi veren Sinan Ercan rehberimizi dinliyoruz.

İngiltere’deki Üniversitelerin çalışma sistemi bizimkilerden farklıdır. Burada 38 tane kolej var yani İngilizlerin koleji üniversiteye denk gelir. Bizde Amerikan sistemi kullanıldığından kolej liseye denk gelir. Kısaca bizim çocuk koleje gidiyor diyen bir İngiliz komşunuz varsa şaşırıp sakın -aaa koca adam hala lisede mi? demeyiniz ben söylemiş olayım.

Neyse bu kolejler birbirinden her yönden bağımsızdırlar. Yani Oxford içinde 38 tane mikro üniversite barındırıyor. Diyelim bizde de Oxford var ve siz tıp okuyorsunuz  🤣 aslında hangi bölüme girdiyseniz kolejiniz Oxford içinde ama siz girdiğiniz bölümün kolejinde okuyorsunuz demektir. Örneğin Edward koleji mezunusunuz sadece mezun olduğunuzda aldığınız diplomada Oxford yazar yoksa bir yere başvururken Edward koleji mezunuyum dersiniz. Buradaki 3 tane kolej 12. yüzyıldan beri var.

Henüz şehre gelmedik bunlar rehberimiz Sinan Ercan’ın yol boyu ön bilgilendirmesiydi. Oxford şehri de eski ve tarihi yapılarla doludur. Oxford Üniversitesinin bir kampüsü yoktur, her kolej ve öğrenci evi şehir içinde dağılmıştır. Oxford şehrinin sokaklarını gezerken aynı zamanda Oxford Üniversitesinin de içini gezmiş olacağız.

 Yağmur hafifler gibi oldu otobüsten indiğimiz yer o kadar güzeldi ki, zamanda yolculuk yaptık sandım. İnanılmaz yapılar bakın. Burası Magdalen Street East bölgesi.

Oxford Magdalen street east

Etrafa şöyle bir göz gezdirip yağmur artmadan çekim yapayım dedim. Bu güzel bina Ashmolean Museum of Art and Archaeology, Ashmolean sanat ve arkeoloji Müzesi.

Oxford
Oxford-Ashmolean Museum of Art and Archaeology

Karşımda görünen dantel misali işlenmiş kuleye hayran kaldım ki zaten Victoria döneminin şaheserlerinden. Martyrs Memorial- Oxfordlu şehitler için 1843 yılında kireç taşından yapılmış anıt. Bizde abide diye bilinir. Gördüğünüz gibi öğrencilerin buluşma, dinlenme yeri olmuş bile.

Oxford
Oxford-Martyrs Memorial-Şehitler anıtı

Kimdir bu şehitler, hikayeleri nedir?

Martyrs Memorial; 1550’li yıllarda tahta Kraliçe Mary geçer. Koyu Katolik olan Mary hayli çok Protestan idam ettirir. Yaptırdığı işkencelerden dolayı çok zalim bulunur ve Bloody Mary -Kanlı Mary olarak anılır. Hatırlatayım Kraliçe Mary bizim meşhur VIII. Henrynin veliaht veremediği için boşadığı Aragon’lu Catherine’den olan gayri-meşru kızıdır. İngiltere’nin sadece kısa bir süre yani Mary’nin 5 yıllık saltanatı süresince Katolikliğe döndüğü (1553-58) yılları arasında kendince sapkın bularak yakmak suretiyle öldürttüğü yüzlerce kişiden sadece üçü için dikilen bu anıttaki heykeller; Canterbury Başpiskoposu olan Thomas Cranmer, Londra Piskoposu Nicholas Ridley ve Worcester Piskoposu Hugh Latimer’e aittir. Oxford’daki Meryem Ana Üniversite Kilisesinde sorgulanırlar. Protestanlıktan vazgeçip Katolik olmayı reddettikleri için suçlu bulunurlar. Önce Ridley ve Latimer sur dışında hendekte kazıkta yakılırlar. Cranmer bizim çılgın VIII. Henry’e Aragonlu Catherine’den boşanması için Protestanlığı öneren ve boşatıp Anne Boleyn’le evlenmesini sağlayan Piskopostur. Mary’e karşı yeniden Katolik olmayı kabul ederse de birkaç ay sonra o da yakılmaktan kurtulamaz.

Hemen yanından yürüyor Saint Mary Magdalen kilisesini geçiyoruz. Mary Magdalen; İsa’nın arkadaşıdır bu kilise de ona adanmıştır.

Oxford
Oxford-Saint Mary Magdalene Church

Kafelerin, güzel dükkanların olduğu bu caddeden sola Broad St.’e dönüyoruz.

Oxford
Oxford-Broad Street

 Alttaki fotoğrafta görülen bu güzel binalar Balliol Koleji. Binaların henüz başında iken rehberimiz aman bastığınız yere dikkat edin diyor.

Oxford
Oxford

Asfalttan giderken önümüzde Arnavut taşlarla ortasında haç şekli olan bir parça yer çıkıyor. İşte Sinan rehberimiz ikaz etmese basıp farkına bile varmadan -bu ne şimdi asfaltın ortasında! deyip geçeceğimiz fotoğraftaki bu yer biraz önce bahsettiğim Piskoposların şehit edildiği yeri temsil ediyormuş.

Oxford
Oxford

Caddenin karşı tarafı tam bir tezatlar şehri olduğunu gösteriyor. Eski ve yeni bir arada. Bisikletler de öğrenci şehri olduğunu hatırlatıyor.

Oxford
Oxford-Broad Street

Balliol Koleje de geldik. Balliol Koleji; 1263 yılında kurulan en eski üç üniversiten biri sayılır. İskoç’lu bir toprak sahibi John I. Balliol Oxford’u geliştirmek için bu koleji kurmuş,sonuçta Oxford’un başlangıç koleji sayılır. Bu arada bizim meşhur Türk kökenli Boris Johnson-İngilizlerin Başbakanı da Balliol mezunudur. Nasıl güzel bir bina.

Oxford
Oxford-Balliol College

Hangi yana dönsem ortaçağ havası mevcut. Burası da öğrenci lojmanı.

Oxford
Oxford

Bu güzel tarihi bina Trinity Kolejin lojmanı. Yağmur damlası lensime gelmiş 🤷‍♀️

Oxford Trinity Kolej
Oxford-Trinity College guest room

Sağa-sola bakalım bişey kaçırmayalım derken yağmur artmaya başladı.

oxford
Oxford

Sağımızda kapısında kendisi gibi tarihi ve eski büstlerin bulunduğu History of Science Museum-Tarih Müzesini geçtik.

Oxford
Oxford-History of Science Museum

The Sheldonian Theatre’a gelince bahçesinden geçip yolu kısalttık yağmur hızlanabilir derken hızlandı bile. 🌧

Oxford
Oxford-History of Science Museum

Sheldonian Tiyatro buradan daha güzel göründü. Sheldonian Tiyatrosu 1664 yılında inşa edilmiş halen üniversitenin anma töreni için kullanılıyor. Adını yine zamanında üniversitenin rektörlüğünü yapan ve finansörü olan Gilbert Sheldon’dan almış.

Oxford
Oxford- Sheldonian Tiyatrosu

Hemen arkamı döndüğümde de Bodleian Kütüphanesi ve önünde de bir heykel gördük. 

Bodleian Kütüphanesi; Oxford Üniversitesi’nin ilk kütüphanesidir ve en eski tarihi kütüphanelerden biridir. Eski kütüphane yıkılmış 1602 yılında Sir Thomas Bodley tarafından yeniden kurulmuştur adını da ondan alır. Zaman içinde kendisine bağlı 27 kütüphanesi daha olmuş.  Bodleian ve ona bağlı 27 kütüphane toplam 13 milyondan fazla basılı esere ev sahipliği yapıyor ve Oxford’un bu müthiş kolleksiyonunu toplum hizmetine sunuyor. İngiltere’de basılan her eserin bir kopyasını ücretsiz alır koleksiyonuna dahil eder, o nedenle emanetçi kütüphane diye adlandırılıyor. Bir başka özelliği de kimseye eve kitap verilmiyor, hatta Kral I. Charles’e bile ödünç kitap verilmemiş. Üye olmadıkça ve ücretli gezi gurubu oluşturmadıkça da içeriyi göremiyorsunuz.

Pembroke 3. kontu Oxford’un Şansölyesi (Başkanı) William Herbert’e ait bu bronz heykelin sanatçısı Hubert Le Sueur. Heykel başlangıçta Wiltshire’daki aile koltuğundayken sonradan hayli el yazması eser hibe ettiği için buraya dikilmiş. Utanmışlar belli ki. 😉

Hemen fazla ıslanmadan ve kalabalık olmadan çekeyim derken bu kez de başka bir güzel manzaraya dahil oldu. 🤷‍♀️😄  

Oxford-Bodleian Kütüphanesi
Oxford-Bodleian Kütüphanesi

Buralar hep Oxford Üniversitesi diye geçiyor demiştim. Hadi yine sizi de Oxford’lu yaptım sayılır. ☺️ Oxford Üniversitesine gelmişken hemen biraz daha bilgi aktarayım.

Oxford’a ait en eski yazılı kayıt tarihi 1096 olduğundan üniversitenin de 1096 yılında kurulduğu varsayılır. O yıllarda adı henüz bilinmiyorken 1167 yılında Kral II. Henry Fransa ile savaşı bahane ederek İngiliz öğrencilerin Fransa’da Paris Üniversitesine gitmesini yasaklar, herkes Oxford’a gidecek diye ferman çıkartır. Tek Üniversite de Oxford olunca tüm öğrenciler Oxford’a yığılır böylece hayli kalabalıklaşan üniversitenin de popülaritesi artmış olur.

Bu arada Cambridge Üniversitesi kurulur. Bakalım nasıl kurulmuş dersiniz? 🙂 Yıl 1209 Oxford’da bir kadın öldürülür. Yetkililer cinayeti bir türlü çözemez, şehirde isyan çıkar. Halkı yatıştırmak için her zaman başvurulan yöntemle günah keçisi aranır ve iki akademisyen idam edilir. Ama bu kez işler ters teper ve olaylar iyice büyür. Soruşturma olmadan iki akademisyenimiz nasıl asılır! diye üniversite ayaklanır. Olay halka yayılınca da bir anda üniversite ile halk karşı karşıya kalır ve kaçınılmaz sonuç; çatışma başlar. Neticede akademisyenlerin bir kısmı üniversiteyi terk edip Paris’e bir kısmı Londra’ya bir kısmı Amerika’ya bir kısmı da İngiltere’nin küçük bir kasabası olan Cambridge gider. Olaylar iki yıl kadar sonra bitince giden akademisyenler geri çağırılır. Cambridge’ye gidenler hariç diğerleri Oxford’a döner. Cambridge’deki akademisyenler aynı Oxford sistemi ve ekolü ile Cambridge Üniversitesini kurarlar. İşte bu nedenle yukarda bahsettiğimiz Oxbridge şeklinde birlikte anılırlar. Neticede Cambridge Oxford’un çocuğu sayılır.

Unutmadan her iki şehirden de nehir geçtiğini biliyoruz. Thames nehrinin bir kolu sayılan Isis nehri Oxford’dan, Cam nehri de Cambridge’den geçer. Ama ezeli rekabetin çekişmesi Londra’nın Thames nehrinde yaptıkları bot-kürek yarışlarıdır.

Yağmur atıştırmaya devam ediyor biz de biraz hızlanalım dedik. Bahçeden çıkarken karşımıza gelen bina Herdford koleji ve yanında gözlerime inanamadım Venedik’te değiliz ki! 🤔 Bu ahlar köprüsünün burada işi ne? 😳

Oxford
Oxford- Herdford Kolej

Oxford
Oxford- Herdford Koleji, Bridge of Sighs(Ahlar Köprüsü)

Aslında adı Herdford- Bridge of Sighs (Ahlar Köprüsü). Evet sanki Venedik’teki ahlar köprüsünü buraya da yapmışlar gibi. Ama birebir aynısı değil tabii ki, sadece Herdford kolejinin iki bölümünü birbirine bağlayan köprü-ara geçit.  Herdford koleji 13. yüzyıldan kalmadır ve bakınız hala sapasağlam. Fotoğrafta karşımıza çıkan ikizlerin kıyafetleri de güzelmiş. Aynı gruplarla çok sık karşılaştığımızdan bazen tanışır gibi selamlaşıyoruz. 😊

Nihayet çok beğendiğim Radcliffe Camera’nın avlusuna Radcliffe Square çıktık. Şu muhteşem yapıya bakınız. Çabuk olmalıyım fotoğraftan bile yağmurun çizgileri görülüyor hız kesmedi aynen devam.

Oxford- Radcliffe Camera
Oxford- Radcliffe Camera

Tavaf eder gibi döndüm bina süper güzel. Venedikli mimar Palladio’ya ait ve onun adıyla anılan palladian stille bu şahaseri yaratan mimar da James Gibbs. Radcliffe Camera Oxford Üniversitesinin bilim kütüphanesidir. Binanın yapım ve bakım finansörü ölümünden sonra yüklüce bir miktar Sterlin miras bırakan zamanın tanınmış doktoru John Radcliffe’dir. Radcliffe Camera halen Bodleian Kütüphanesinin bir okuma odasıdır. Yerin altındaki okuma odalarında 600 bine yakın kitap varmış ve tünellerle Bodleian kütüphanesine geçiliyormuş. Yine bir rehber eşliğinde gezilmesi gerekiyor.

Oxford- Radcliffe Camera
Oxford- Radcliffe Camera

Hızlıca istikametimiz Bakire Meryem Üniversitesi ve Kilisesi yani; University Church of St Mary the Virgin. İlk resmi kaydı 1086 olan cemaat kilisesidir. Oxford Üniversitesi ilk bu binada kurulduğu zamandan 13.yüzyılın başlarına kadar üniversitenin idare binası olarak kullanıldı. Bu arada cemaatte kiliseye gelebiliyordu.

Kilise aynı zamanda daha önce bahsettiğim Kraliçe kanlı Mary’nin bunlar sapkındır diye kazıklara çakıp yaktırdığı Canterbury Başpiskoposu Thomas Cranmer, Londra Piskoposu Nicholas Ridley ve Worcester Piskoposu Hugh Latimer’in yargılandıkları yerdir. 1630’lu yıllara gelindiğinde artık sadece ibadet yeri olarak kullanılmasına karar verilir. Aynı zamanda Worcester Piskoposu ve ilahiyat doktoru olan Thomas Cobham’ın miras bıraktığı kitapları ile de Oxford Üniversitesinin ilk kütüphanesidir. Bana Sagra de familyayı anımsatan kulesine 127 basamağı göze alır da çıkarsanız manzara muhteşemmiş.

Oxford-
Oxford-University Church of St Mary the Virgin

Oxford Üniversitesinin doğuş binası demek daha doğru olabilir.

Çok enteresan dini kuralları var. 17. yüzyıla kadar akademisyenler bekar olmak zorundaydılar evlenemeleri yasaktı. Mevcut 38 kolejin her birinde mutlaka bir şapel-kilise var çünkü kolejler din adamlarının yönetimindeydi. Zaten isimlerine bakınca anlaşılıyor St. George, St. Peter, Maria Magdalena. Çok ilginç bir kolej ismi daha var Corpus Christi latince ‘İsa’nın ölü bedeni’ demektir. 18. yüzyıldan itibaren artık din adamları söz sahibi değiller.

Ayrıca 1200’lü yıllarda tamamen erkek öğrenci kabul ediliyordu. Hatırlarsanız bahsetmiştim burada Jean Austin erken dönemde eğitim alabilmiş sayılı kız çocuklarından biriydi. Victoria dönemine kadar kız çocukları düzenli bir eğitim alamazlardı.

Oxford 1880’ler de kız öğrenci almaya başlamışken Cambridge 1970’lerde ancak alabilmiştir. Oxford’da yoğun baskılar sonucu tamam kız öğrenci alırım, okuturum ama mezun olurken diploma vermem demiştir. Tam 50 yıl yani I. Dünya savaşı sonrasına 1920’lere kadar Oxford kız öğrencilere diploma vermemiştir. Kız öğrencilere diplomalarını Dublin Trinity Koleji yapılan bir protokol sonucu fahri olarak diploma vermiştir. Nihayet 1920’lerde tamam demiş ve Oxford kız öğrencilere diplomalarını kendi adıyla vermiştir.

Oxford ile Cambridge’nin her alanda aralarında ezeli bir rekabet vardır ve hala devam etmekte. Oxford’un 67 nobel ödülü Cambridge’nin 97 nobeli var. Oxford en çok Başbakan çıkaran Üniversitedir. Ama en büyük rekabet kürek yarışlarında demiştik. Cambridge’nin 84 galibiyetine karşılık Oxford’un 80 galibiyeti ile Cambridge burada bir adım öndedir.

Girmişken kiliseyi de gezelim vitrayları güzeldir dedi Sinan rehberimiz. Ama ben Köln’deki Dom Katedralinin vitraylarını görmüş biri olarak çok da beğenemedim. Yine de bir göz atalım derim. Bu salon ve tavanı da çok özelmiş. Tavanda bir özellik göremesem de karşıdaki heykel gurubu çok güzeldi.

University Church of St Mary the Virgin
University Church of St Mary the Virgin

Bence en güzel yeri devasa boyutlu kilise org’unun yeriydi. Orijinali II. Dünya savaşından bir süre sonra çıkarılan bir yangınla yok olmuş. 1986 yılında tanınmış İsviçreli org yapımcısı Metzler şirketi tarafından aslına uygun olarak ve orijinalinden kalan bir iki parça da eklenerek yeniden yapılmış. Ağustos ayında bazı günler özel olarak halk için resital düzenleniyormuş. Foto by Önder Kaplan

University Church of St Mary the Virgin
University Church of St Mary the Virgin

Yine de hatırı kalmasın bir kaç vitray pencere ekleyeyim. 😉

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dışarı çıktığımızda yağmur hafiflemişti. Şimdi High Street’e yürüyoruz. Boylu boyunca kafelerin olduğu alış veriş caddesi. 

Oxford High Street
Oxford High Street

Aaa kan çekince göz de hemen görüyor.  🙌

Oxford High Street
Oxford High Street- Dentist 😘

İlerde saatli bir kule gördük. 12. yüzyıldan kalma bu kulenin adı Carfax kulesi. Carfax Fransızcadan gelme Carrefull, türkçesi kavşak anlamına geliyor. Yeri de zaten tam Oxford’un merkezindeki en işlek kavşak. Zamanında St. Martin isminde bir kiliseymiş. Ama bugünlere ancak kulesi gelebilmiş. Üzülmeyin 99 tanecik üstelik bizim minareler gibi daracık basamakları çıkınca (kiloluysanız pardon çevreniz genişse 😁 çıkamazmışsınız) yine Oxford’un güzel manzarasını temaşa edebilirsiniz. Bir de yasası var ondan daha yüksek bina yok zira daha yükseğini yapamazsınız yasak. 

Oxford -Carfax kulesi
Oxford -Carfax kulesi ( St. Martin’s Tower)

Çanlara dikkat ediniz çok sevimli iki kukla-Quarterboys diyorlar. Biri çeyrekte diğeri saat başlarında çalıyor, dolayısıyla bir çanı küçük diğer çan büyük. 

Kuleden sağa döndük Oxford’un meşhur caddesi Cornmarket (Mısır Çarşısı) Street’en otobüsümüzün bizi alacağı ilk indiğimiz yere doğru gidiyoruz. Hemen solumuzda kapalı bir dükkan yerinin önünde sokak sanatçısı yine kumdan maymun yapmış. 👏

Oxford- Crownmarket Street
Oxford- Cornmarket Street

Burası markaların çoğunlukta olduğu alışveriş mağazaları ile hareketli ve oldukça da kalabalık olan Cornmarket caddesi demiştim. Yağmur hafifledi ben de birkaç kare alabildim.

Oxford- Crownmarket Street
Oxford- Crownmarket Street
Oxford- Crownmarket Street
Oxford- Crownmarket Street
Oxford- Crownmarket Street
Oxford- Crownmarket Street
Oxford- Crownmarket Street
Oxford- Crownmarket St. ‘ The Randolph Otel’

Evet şimdi bir başka önemli yere geldik evet buluşma yerimiz ama ardında gezilecek bir müze var Ashmolean Müzesi. Henüz müze kelimesinin bilinmediği bir dönemde bu görevi yerine getiren İngiltere’de kurulmuş ve Dünyanın en büyük müzesi. Kökeninde çiftçi olan baba ile oğlunun orijinal buldukları antika eşyaları kiler gibi bir yerde biriktirmeleriyle başlamış. Sonra bir şekilde Elias Ashmole’ye devrediyorlar ve ardında Elias da o sırada Oxford’da okumaktadır, Oxford’a devrediyor ve müze de bu şekilde 1683 yılında kuruluyor ve adını da ondan alıyor. 

Oxford- Ashmolean Müzesi
Oxford- Ashmolean Müzesi

Sinan rehberimiz bakınız size ne göstereceğim dedi ve anlatmaya başladı; Burası Londra’daki British Museum’un küçük bir benzeridir. Dünya’nin her bölgesine ait pek çok değerli ve eşsiz eser burada sergilenmektedir.

Antalya’daki Hadrian Kapısı’nin bronz yazıtının ‘Traiano’ yazan kısmı, Sümela Manastırı’ndan ahşap oyma bir kapı, Efes’ten bir asker mezartaşı, İzmir’den pişmiş topraktan tanrıça figürünü, Bizans İstanbul’undan büyük boy bronz haç, pek çok İznik çinisi örneği gibi pek çok da Anadolu kökenli eseri bu müzede görme şansınız var. Ama en önemli dediğim Fatih Sultan Mehmet’in 3 farklı madalyonunu sizlere göstereyim siz sonra dolaşın dedi.

Oxford- Ashmolean Müzesi- Fatih Sultan Mehmet'in madalyonları
Oxford- Ashmolean Müzesi

Fatih Sultan Mehmet Dünya’nın en güzel şehri olan ‘İstanbul’-Konstantiniyye’yi fethederek Roma/Bizans İmparatorluğu’na karşı tarihi bir zafer kazandı 29 Mayıs 1453’te. Bu büyük zaferinden sonra -Avrupalı çağdaşları gibi- Batılı tarzda resmedileceği madalyonlar yaptırmak ister ve bu sebeple Avrupa krallarından himayeleri altındaki sanatçıları İstanbul’a göndermesini istedi. Erken dönem Rönesans sanatının ünlü isimlerinden Bellini, Ferrera ve Giovanni 1470’lerde bu sebeple İstanbul’a gelerek Fatih’in tablo ve madalyonlarını yaptılar. Daha sonra başka Avrupalı sanatçılar da Fatih’in madalyonlarını yapmışlardır. 

İşte bu madalyonlardan 3 tanesi bunlar. Diğerleri Washington Ulusal Sanat Galerisi ve British Museum gibi önemli koleksiyonlarda sergileniyor. Dedi ve bizi bizimle bıraktı. Biz de gezmeye başladık ama 4 kat hangi birine gideyim de buluşma saatine yetişeyim bilemedim. Siz bana bakmayın video ekleyeyim daha iyi olacak gibi.

Ama önce müze sahibi Elias Ashmole’nin John Riley’in yaptığı yağlı boya tablosunu yakaladım ekleyeyim. Altta tek olan.

Oxford- Ashmolean Müzesi
Oxford- Ashmolean Müzesi

Buyrun kısa bir tur yapalım.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Böylece toparlanıp buluşma yerine gittik müzenin diğer yanı yani. Bizden önce gelenler de olmuş.☺️

Oxford- Ashmolean Müzesi
Oxford- Ashmolean Müzesi

Son kez etrafta birşey bulabilirmiyim diye bakınırken Oxford’lu üç güzeli kız yakaladım. En sona ekleyeceğim. 😉

Oxford’u da bitirdik artık otobüsteyiz. Sinan rehberimiz İngiltere’den ayrılmadan önce size bir sürprizim daha var dedi. Sizleri çook ünlü markaların outlet mağazalarına- Bicester köyüne götürüyorum dedi. Aslında hiç işim olmaz üstelik Sterlin paramıza kıyasla en pahalı dövizken. Size yine bir şekilde göstereyim. Ama inanılmaz şekilde alışveriş yapan insanlar vardı ve kıyafetlerinden de marka takip ettikleri belliydi. Bambudan yapılma bu fil ailesi hepsinden çok güzeldi. 

Bicester Village- Outlet Center
Bicester Village- Outlet Center

Bakınız önündeki yazı nedeniyle de çok özeller. Bu ironik filler Güney Hindistan’da yaşıyorlar. Ve yok olmamaları için yardım edin. Bu fil ailesi orman habitatını yok eden lantana camara  bitkisinden yapılmıştır. Ve büyük habitat-yaşam alanı kaybı Asya Fillerini evsiz bırakıp neslini yok etmekte ve son 100 yılda sayılarını %95 oranında azaltmıştır. Yardımlarınızı esirgemeyin. 

Ah işte genç olup Alice gibi düş kurup, harikalar diyarında gezer gibi Oxford’da okumayı kim istemezdi ki…    

Oxford Öğrencileri
Oxford Öğrencileri

Örneğin; bu fotoğraftaki kızlar gibi bir anıtın merdivenlerinde keyifli dost sohbetleri yapmak, hemen yanıbaşındaki kız gibi ders çalışmak, belki de aşık olmak… Dünyanın her yerinden gelen öğrencilerle aynı havayı solumak, okuduğun kolejde orta çağı hissetmek, tarihi binalarla çevrili sokaklarında gezip kafelerinde soluklanıp beş çayı içmek… Hadi ama hayal edin güzel oluyor… 😇

Siz hayal ede durun biz çok sevdiğimiz Oxford ile birlikte İngiltere’yi ardımızda bırakıp geldiğimiz Luton Havalimanından çook geç vakit (oo.25) uzun bir yolculukla Dünya güzeli memleketimize ve İzmir’e (06,15) Sunexpress’le uçalım. Hayli uzun olsa da artık sizi sıkmadığımı biliyorum. 😁 Hepimizin huzurlu ,keyifli, mutlu günleri olsun yeni bir yolculukta buluşuncaya kadar sevgiyle kalın. 💞💞💞

BİRLEŞİK KRALLIK ve İRLANDA -İngiltere – Stratford Upon Avon

Merhabalar; Bu kez çabuk geldim sayılır. 😊 Birmingham’dan ayrıldığımızda ( 6 Ağustos 2019) saat 12.00 olmuştu sanırım. Stratford Upon Avon’a 40-45 dk sürecek 60 km’lik bir yolumuz var.

Stratford Upon Avon İngilizlerin dünyaca ünlü şairi William Shakespeare’in 👨‍🎨 doğduğu evin bulunduğu 16. ve 17.yüzyıldan beri var olan küçük sevimli bir kasaba. Ağzımız kasabaya alışmışsa da ben böyle yerlere yine de kasaba demeyi seviyorum. 😍 Aslında Warwickshire iline bağlı sakin güzel bir ilçedir ve adını içinden geçen Avon nehrinden almıştır. Stratford, Kelt ve Sakson dilinde cadde ve nehir kıyısı anlamına gelir, Avon da yine Keltçe nehir demektir. Bu durumda Stratford Upon Avon; Nehir kıyısına giden cadde diye çevrilebilir.

Otobüsten indiğimiz yer Windsor Street hemen solumuzda bizi bu şakacı-palyaço karşıladı. Shakespeare’in ‘As you Like it’-Beğendiğin gibi veya ‘Size Nasıl Geliyorsa’ anlamına gelen komedi oyunundaki karakter, Jester Touchstone’dir. 

Jester-Palyaço
Stratford Upon Avon-Jester- Palyaço

Jester’in kaidesinde yazılanlar: Ey soylu budala! Saygın budala diye başlıyor. ‘Size Nasıl Geliyorsa’ oyunundan. James Butler R.A Kraliyet Akademisi tarafından önerilmiş. 22 Temmuz 1994 yılında Kraliyet temsilcisi Warwickshire Viskontu Daventry tarafından açılmıştır. Jester Anthony Bird OBE’nin doğduğu, yaşadığı, çalıştığı ve kendisine sayısız arkadaş, şans ve mutluluk sunan şehir olan, Avon nehri üzerindeki Stratford’a sevgisinin bir göstergesi olarak armağanıdır. Tercüme için Deniz’ime teşekkürlerle. Diğer yanında ünlü repliği ‘Budala kendini Bilge sanar. Bilge kişi ise kendini budala sayar’ diğer yanlarda yine aynı oyundan replikler yazılıydı.

Aşağı doğru Henley Street’te yürüyoruz.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Shakespeare’in hediyelik eşya satış yerine geldik.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Güzel kafelerin olduğu cıvıl, cıvıl bir cadde şimdilik hava güzel ama gri bulutlar dolanmaya başladı. 

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Hemen solumuzda yarı ahşap bu güzel ev Stratford Upon Avon’da, şöhreti ülkeyi aşmış ünlü şair ve yazar Shakespeare’nin doğum-evlilik dahil bir dönem yaşamını geçirdiği Henley Street’teki 250 yıllık evi. Gezmedik ama 16. yüzyılda orta sınıf bir ailenin yaşamını yansıtan bu iki katlı ahşap ev bir hayır kurumu tarafından 1847 yılında satın alınmış ve restorasyonlarla Shakespeare’in yaşadığı zamandaki her türlü eşya ve eserlerinin olduğu kütüphanesi birebir aynen korunmuş.

Stratford Upon Avon- W. Shakespeare'in doğduğu ev
Stratford- W. Shakespeare’in doğduğu ev

William Shakespeare, 1564’te bu evde ailesi ile 18 yaşına kadar yaşamış. Evine yakın bir okulda iyi bir eğitim almış. Zamanın İngiltere’sinde çocuklara erken yaşta Roma ve Yunan tarihi dersi verilir, Latince ve Yunanca öğretilirmiş. Shakespeare’de kendi tarihini, Roma tarihini, Latince ve Yunanca öğrenmiş. Bu sebeple yazdığı 38 oyunun birçoğunda tarihi işlemiştir. VIII. Henry- Marcus Antonius ve Kleopatra- Julius Sezar- Macbeth (İskoç kralıdır) Othello- Kral Lear gibi. Ayrıca 124 tane de sone (bir nazım şeklidir) yazmıştır.

Biraz hayatından bahsetmekte yarar var. Çok genç 18 yaşında kendinden yaşça hayli büyük olan zengin aile kızı 26  yaşındaki Anne Hathaway ile tanışır. Zamana hiç de uygun olmayan birlikteliklerinde Anne hamile kalınca da mecburen evlenirler. Evlendikleri zaman bu fotoğraftaki evde tüm aile birlikte yaşamaya başlar ve 6 ay sonra doğan kızlarından başka bir de ikizleri olur. Shakespeare ünlü olunca refah seviyeleri hayli yükselir. Shakespeare Stratford’un en büyük ve geniş olan evi New Place’i satın alır ve yeni evlerine taşınırlar. Shakespeare Londra’da yaşarken Anne hiç yanına gitmemiş. Shakespeare 1610 yılında emekli olunca Stratford’a döner ve ömrünün kalan bölümünü ailesine, torunlarına adayarak yaşar. Her ikisinin mezarı da Holy Trinity Kilisesi’nde yan yanadır. 

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon- Shakespeare’in doğduğu ev

Hakkında yazılı çok fazla bilgi- belge yoksa da eserlerini 1589-1613 yıllarında ürettiği bilinir ve ününe 1592 yılında Londra’da yaşarken kavuşmuştur. Bu eserleri Macbeth ve King Lear oyunlarıdır. Edebiyat eleştirmenleri, trajik hikayesi Hamlet’i en önemli eseri olarak görürken genel de herkesin tartışmasız ilk aklına gelen Romeo ve Juliet’tir. Shakespeare’in en çok oynanan oyunu şüphesiz ‘Bir Yaz Gecesi Rüyası’dır. İskoç General Macbeth’in hikayesini konu aldığı draması, tiyatro oyunu olarak dünya klasikleri arasındadır ve çokça da filmi yapılmıştır.

Tam bir kavşağa gelmiştik ki yağmur çiselemeye başladı. Eee burası İngiltere demiştik her an yağmur 🌧 yağabilir. Sığınacak bir yer ararken gözüme takılanlar.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon-Henley Street

Hemen solda Cafe Nero’ya girdik.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon-Cafe Nero

Fena sayılmazdı üst katına çıktık. Yağmur da zaten uzun sürmedi.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Yağmur dindi biz de gezmeye devam ettik. 

William Shakespeare 52 yaşında öldüğünde; Stratford Upon Avon’da vaftiz edildiği Holy Trinity Kilisesine gömülmüştür. Burada Sinan rehberimiz anlatırken güzel bir saptama yapmıştı: William Shakespeare’nin vaftiz tarihi 26 Nisan 1564 diye kayıtlı. Ölüm günü kesinlikle biliniyordu zira çok ünlü biri olduğu için kayıtlara 23 Nisan 1616 olarak geçmiştir. Bildiğimiz üzere o çağda Hıristiyanlar çocuklarını doğumundan itibaren en geç yedinci günde vaftiz ederler. Hele Elizabeth döneminde o kadar bile beklemezler hemen üç veya dördüncü günü vaftiz ederlermiş. Shakespeare de 26 Nisan’da vaftiz edildiğine göre muhtemel doğum günü 21-22-23 Nisan olmalı denmiş ve ölüm günü 23 Nisan olunca da doğumunu da 23 Nisan diye kayıtlara geçmişler. Yani Dünyaca ünlü Shakespeare bizim 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mızda doğmuş ve 52 yıl sonra yine 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mızda ölmüştür. Bence bu tarihi İngilizler gibi lehimize kullansak ve 23 Nisan’da W. Shakespeare’i de ansak 🤔 mı acaba? 

Neyse dışarda güzel bir hava oldu, yağmurun kokusu da güzeldir renkler de canlanır. Kafeden çıktık herkes yerini almış bile. 😍 Sokak performans sanatçısı ile köpeği hoş bir görüntü sergiliyordu.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Gezecek vakit yok ayrıca yakın bir yerde Hall’s Croft denilen Shakespeare’nin kızının evi, annesi Mary’nin doğduğu ‘Mary Arden’s Farm’ yani çiftlik ve biraz uzakça bir yerde de ‘Anne Hathawey’s Cottage’ denilen eşi Anne Hathaway’in doğduğu ev var. Hepsi gezilebiliyor ama tabii bilet almak gerekiyor.

Biz de yine kendimiz dolaşalım dedik. Henley Street’te aşağı doğru yürümeye devam ettik.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Güzel bir meydan hangi yöne gitsek ? 🤷‍♀️ Önce karşıya geçip kavşağın fotoğrafını çektim. Soldaki İngilizlerin çok uluslu evrensel bankaları Barclays var biz de o girilmez işaretli sokaktan çıkmıştık. Aaa saat 12.45 olmuş bile. 🤔

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Ardından bu fotoğrafın tam tersi istikamette yani High Street’ten yürümeye karar verdik. Chester’de gördüğümüz Tudor dönemi yapılarla yine karşılaştık. Hatırlarsanız bu iki katlı ahşap binalara The Row’s deniyordu. Sanki sedef kakma yapılmış gibi. Öyle görülüyor ki, Stratford’ta da çokça karşımıza çıkacaklar.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon-High Street-Old Bank

Köşede görülen sivri yapı çok özellikli bir banka. Neden özellikli? Önce yakın plan fotoğrafını ekleyeyim sonra anlatayım.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon- Old Bank-HSCB

Evet kapısının üstünde William Shakespeare’nin portresi var. Victoria döneminde inşa edilmiş Gotik bir yapı. Yapının üç bir yanında ve dikkatli bakarsanız portrenin üstünde de görülen kabarma rölyeflerin hepsi usta  yazar Shakespeare’nin oyunundan sahnelermiş. 

Hemen solumuzda da Belediye binası var. 1769 yılı yapımı eski bir bina. 

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon- Town Hall-Belediye binası

Ve yine binanın üstünde duvardaki niş içine yerleştirilmiş heykel de William Shakespeare. Londra’nın Drury Lane Tiyatrosu’nun yöneticisi ve aynı zamanda ünlü bir aktör olan David Garrick tarafından yaptırılmış. Onlara heryer Shakespeare. 😁 Sağdaki sokaktan gitmeye karar verdik. İlerde kilise var bakalım dedik. Sokağın adı da Shapel St.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Ooo esaslı The Row’s buradaymış ve evet Shakespeare Hostel. 😁

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon- The Shakespeare Hostel

Shapel’e doğru giderken yine aniden yağmur başladı hemen bir saçak altı bulduk . The Guild Shapel of the Holy Cross yani Kutsal haç Guild Shapel’in tam karşında durduk derken esas şansa bakın ki, Shakespeare’nin en son satın aldığı New Place’in tam karşındayız. Tahta bahçe kapısından giriş yapılıyor.

Stratford Upon Avon

Yağmur yine durdu. Heyhat biletsiz kapıdan bile baktırmadılar, ben de Guild Shapel’i keyfimce fotoğrafladım. 13. yüzyıldan kalma bir bina.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon- The Guild Shapel 

 Aynı yoldan geri döndük. Bu kez  Belediye binasının sağındaki Sheep Street’e döndük.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Yine çiçeklerle süslü Pub’lar.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Hani beni bilirsiniz ne varsa ara sokaklarda var derim ya işte böyle bir ara sokağa burnumu soktum. Renkleri herşeyi ile sanki masallardaki bir sokak. Karşımıza ‘Tudor World’ Tudor Dünyası diye dönemi bire bir yaşatan eski bir yapı çıktı.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Genelde Shrieve’s House diye bilinen Stratford’taki en eski ev adı da ilk sahibi Shrieve’den. Daha sonra Shakespeare’in oyun karakteri olarak model aldığı düşünülen meyhane sahibi William Roger’a aitmiş. Yerdeki kaldırım taşları bile o dönemden kalma. Burası evin ahır kısmı imiş şimdi müze. Tudor dönemi tarihinin  turistlere kostümlü oyuncular tarafından birebir canlandırıldığı İngiltere’deki tek yaşayan tarih müzesi. Ve bu canlandırmalar zamanın korkunç olaylarını da gözler önüne serdiği için İngiltere’nin en perili-korku evi olarak da ünlenmiş. Deneyim yaşayanların yorumlarını okudum da öyle pek korkunç değilmiş. Tabii böyle şeyler göreceli. Bir ara sokağa daha göz attım.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Sonra da bu güzel yol bizi fotoğraflık bir kavşakla Stratford’un harika parkına getirdi Waterside St.deyiz.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon-Waterside
Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon- Swan Fountain- Kuğulu Çeşme

Parkı geziyoruz, bir grup çocuklu aileler. Yakına gidince köpük baloncuk oyununun yeni model oyuncağının satıcısını gördük. Ben çocuklarıma yuvarlak tel büker verirdim, onlar da şişedeki sabunlu suya batırıp üflerlerdi. Şimdiki modern oyuncaklar nerdeee. Buradaki çocukların balonları da hayli büyük oluyordu bakın ne de güzel renkleri var.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Biraz sağa doğru yürüyünce güzelim çiçekleri çekeyim derken kuleli büyük bina topluluğuyla karşılaştık. Önde İngilterenin ünlü RSC-Royal Shakespeare Company var görünen kule de RSC’nin seyir terası 118 fit-(35-36 metre olmalı) uzunluğundaymış. Hemen arkasında da Swan Tiyatrosu varmış. 🤷‍♀️

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon-RSC-Royal Shakespeare Company

Yine parkta karşımıza Shakespeare’in bu heykeli çıktı. 

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon- Shakespeare heykeli

Yukarı doğru yürüyüp Avon nehri kenarına geldik. Bu kez yüzer dondurmacı 🍨 vardı ama yemek için hava hiç de uygun değildi.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Tam karşımızda bir anıt görülüyor artık oraya kadar gidip dönecek vakit yok. Shakespeare’in anıtı-Gower Monument hayli özel bir anıt. 1888 yılında Stratford’a Lord Ronald Gower tarafından hediye edilmiş. Anıtın üstünde sandalyede oturan Shakespeare var. Dört bir yanında oyun karakterlerinden; Falstaff, Lady Macbeth, Hamlet ve Prens Hal’ın heykelleri var. Nehir boyunca yürüyüş için vakit olsaydı çok keyifli olabilirdi. 😔

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Yüzer evler kapalı mekan gibiydi bir cazibesi yoktu çekmedim. 😄  Artık vakit tamam buluşma yerine doğru gidiyoruz.

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Güzel bir kapı gördüm bakın nereye ait bir kapı çıktı. 😇 Funeral Directors- Bennett ve oğulları cenaze işleri. 😁

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Bu bölge halkı kızıl olur demiştik ya örneğine rastlayınca kaçırmadım. Maaile kızıl saçlı. 😍

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Yağmurla gelmedik ama Stratford gidişimize üzülmüş gibi arkamızdan ağlıyordu. 

Stratford Upon Avon
Stratford Upon Avon

Yolumuz Oxford şehrine. Muhtemelen bir saatlik yolumuz var. Yol üstünde Oxford vardı biz de gittik. 😁 Sevgiyle takipte kalın.❤️💞❤️

 

BİRLEŞİK KRALLIK ve İRLANDA-İngiltere-Birmingham

Güzelim Orta Çağ havasını geri bırakalı bir buçuk saat oldu tarih hala 5-Ağustos-2019 ve saat 18.0o olmuş bile. Geri dönüş yaklaştı artık İngiltere’ye doğru inişe geçiyoruz. Biraz şehir hakkında bilgi aktarayım.

Birmingham ismi eski zamanların İngilizcesinde yerleşim yeri demektir. İlk yerleşimin M.S 6. veya 7 yüzyılda olduğu tahmin ediliyor. Gelişerek şehir oluşu ise 1889 yılına denk gelir. Aynı zamanda İngiltere’nin 2 milyon nüfusuyla en kalabalık ve çok turist çeken şehirlerinden biridir. Halkın çoğu göçmendir ve gerçek yerlileri kızıl, onları ‘brummie’ diye adlandırıyorlar. Sanayinin gelişmesi hayat seviyesini de yükselttiği için zengin bir şehir sayılır.

Birmingham’ın tarihine bakınca birçok ilklerin şehri olduğunu görürüz. İlk ‘pik – dökme demir’ burada elde edilir. Dünyada ilk pamuk fabrikası bu şehirde kurulur. En uzun demiryolu hattı buraya döşenir. İlk buharlı makine fabrikası da buraya kurulur gibi. Bir tane daha var öyküsü de çok güzel. Ama bir iki fotoğraf ekleyip konuya sonra geleceğim kısaca merakınızı gidereyim bizim zamanımızda çok kullandığımız haberleşme- mektuplaşmada zarfa yapıştırdığımız pulu ilk bulan, modern posta gönderimini hayata geçiren kişi Rowland’dır ve Birmingham’da doğmuştur.

Bu arada bir gün kalacağımız Birmingham şehrine geldik. Panoramik şehir turunun ardından otele geçtik. Sonra bir grup oluşturup şehri gezmeye başladık. Gönlüm Chester’da kaldığı için Birmingham beni an itibariyle pek sarmadı. Bakalım Sinan ERCAN rehberim neler gösterecek, neler anlatacak. Daha çok öğrenci şehridir tarihi yeri fazla değil dedi…

Birmingham
Birmingham-İkon Galery- York Cafe

Otelin hemen solundan eski binaları geçerek kanalların, cafe ve barların çok olduğu Birmingham’ın Broad Street’ine geliyoruz. Yukardaki güzel bina da şato değil İkon Galeri-York Cafe imiş. 😁 Bakın dedi Sinan rehber, Liverpool’un Beatles’i varsa Birmingham’ın da Black Sabbath’ı var. Burası West Side Birmingham’ın batı yakası. 2019 yani bu yıl ve iki ay önce Birmingham Belediyesi kuruluşlarının 50.yıl anısına bu köprüye onların adını verdi diye ekledi.

Geezer Butler, Tony Iommi, Bill Ward ve Ozzy Osbourne adındaki bu dört genç 1969 yılında fabrikada işçi olarak çalışmaktan sıkılır ve kurdukları grupla müzik dünyasını Heavy Metal ile tanıştırırlar. Dünyaca tanınan grup ilk önceleri Polka Tulk Blues Band and Earth adıyla kurulmuş sonra 1969’da Black Sabbath adını almışlardır. İlk albümlerine grubun ismini verirler Black Sabbath. Ticari anlamda iyi iş çıkaran ikinci albümleri ‘Paranoid‘dir. Beatles’ların fırtına gibi estiği bir dönem de Amerika’da bile bir seneyi aşkın liste başı olurlar, ben de beğendim. Netice de Birmingham onları artık şehirlerinde bu şekilde anacak. 

Bu arada fantastik roman severlerin yakından tanıdığı yazar JJR Tokien de Birmingham doğumludur. Birmingham futbolda da bir ilki yaşamıştır. Dünyadaki ilk futbol yarışmaları burada düzenlenmiş ve lig şekline dönüşmüştür. Tanınmış ve İngiliz Premier Liginde oynayan üç takımı vardır. Aston Villa-Birmingham City ve West Bronwich Albion.

Birmingham 'Black Sabbath'
Birmingham ‘Black Sabbath’ köprüsü

Yine çok güzel cafelerin olduğu bir yere geldik.

Birmingham
Birmingham

Sevgili rehberimiz buralardan birşeyler yiyebilirsiniz, sağdan giderseniz kanal bölgesine inersiniz, biraz gezin zaten otel çok yakın birkaç güzel yerini de yarın birlikte gezeceğiz dedi. E tabii biz de rehberimizi ikiletmedik ve bu güzel manzarayı köprü üzerinden izledik. Kanallara aşinayız artık Manchester City‘de anlatmıştım.

Birmingham’da ilk kanal 1769 yılında açılıyor. Sanayi iyice geliştikçe kanalların ticarette taşımacılığı önemli ölçüde kolaylaştırdığı görülünce de açılan kanalların uzunluğu 258 km’yi buluyor. Çevresinde görünen kırmızı binalar daha önceleri birer fabrika iken şimdi harika birer restoran, bar ve kafeye dönüştürülmüş. Kanalları birbirine bağlayan bir o kadar da köprüsü var galiba bayıldım. İlk baştaki sözümü geri alıyorum. Kanal ve yüzer ev dediniz mi! Ben orada kalırım. 💃💃

Birmingham-

Keşfetmeyi seviyoruz ya köprüyü geçip merdivenlerden aşağı indik. Buradaki köprü daha güzel gibi hem yine sevgililerin kilitleri asılmış haydi yukarı.

Birmingham
Birmingham Kanal bölgesi

Üstteki pembe kilit Hindistanlı olabilir. 😁 Kamel&Malak 20 July 2016 alttaki pembe nereli siz tahmin edin. 💑 Hassan&Zakia tarih yok bir üst sıra 2014’lü. Ne hoş acaba evlenmişler midir? 💑  Böyle şeyleri hep merak ederim.

Birmingham
Sevgi kilitleri

Sevgi kilitleri demişken Birmingham’ın ilklerinden olan konunun Rowland’ın hikayesine geleyim. ☺️ Haberleşmenin belki de en güzel yolu mektup yazmak, gidilen yerlerin kartpostallarına eklenen bir iki satır yazıydı. Tarihte bu yazılı kağıtları sahibine ulaştırmak için posta görevi kime verildiyse ücreti götürdüğü yerden alır miktarı da duruma göre yüklüce bir bahşiş şeklinde olurdu. İşte can alıcı nokta burada; ‘posta pulu’ olmadığı için bu tip haberleşme ücreti gönderilen yerden tahsil ediliyordu. Ücret önceden verilse postanın adres sahibine ulaşması da haliyle postayı götürenin insafına kalmış oluyordu.

İşte bu durumu anlatan kulaktan kulağa dolaşan bir hikaye var. Bana inandırıcı geldi size hikaye olsun. Rowland konaklamak için geldiği bir handa otururken hizmetini gören kıza bir postacı gelir elindeki mektubu uzatır. Mektubu alan kız kısa bir süre elinde evirir, çevirir sonra yeterli param yok diyerek mektubu geri verir. Uzaktan olayı takip eden Rowland istese de ”parasını ben vereyim mektubu geri çevirmeyin” deme cesaretini gösteremez. Bu kez kendi merak eder. Belli ki, uzak yerdeki sevgiliden gelen bir mektuptur, neden geri çevirdi? Dayanamaz kızla sohbet ederken araya sıkıştırdığı sorularla olayı öğrenir. İşin aslı sevgili ile önceden konuşup mektubu almamaya karar vermişler. Mektubun içi boş ama zarfın bir iki yerine koydukları özel işaretle sağ ve sağlıklı olduklarını anlıyorlarmış. ‘Aşk her şeye kadirdir’ boşa dememişler. 😍

İşte Posta hizmetlerini iyileştirme görevi verilen Rowland Hill’de çakan şimşek 💫 devlete pahalıya mal olan bu alıcıdan ücret alma işini nasıl çözeceğini göstermiş. Bildiğimiz ‘Posta pulu’. Evet hikaye dedik ama Rowland gerçekmiş yani Sir Rowland Hill 1897 yılında posta pulunun gerekliliğini anlatan bir kitap yazıp Kraliçe Victoria’ya sunmuş. Kraliçe takdir olarak ‘Sir’ ünvanını verdikten sonra Rowland’ı İngiltere’nin Posta Müdürü yapmış.

6 Mayıs 1840 tarihinde tedavüle çıkan ilk pul siyah&beyaz olduğundan adı ”Penny Black” üzerinde konan ilk resim de Kraliçe Victoria’nın resmi olmuş. Evet gerçeklere döndüğümüze göre geziye devam edebiliriz 

BirminghamÇok lüks kafeler, et lokantaları var başta açıklamıştım ya gelir düzeyi yüksekmiş diye, inanın makinam kocaman olmasa çaktırmadan fotoğraflarını çekerdim. Churchills barda Sih’ler diğerlerinde de çok şık insanlar vardı. Manzara buradan da çook güzel bakınız.

Birmingham
Birmingham

Kısa sayılan bu turdan sonra aynı yoldan geri otele döndük. Günün yorgunluğunu atmalıyız yarın Türkiye’mize dönüş var ve uzun soluklu bir gün olacak.

Ve tarih 6 Ağustos 2019 oldu. Sabah kahvaltısından sonra bavullarımızı otobüsümüze alıp Birmingham’dan ayrılmadan önce şehiriçi gezmemizi yapıyoruz.

Birminghamın şehir olması 1889 yılındadır demiştim. Çok geniş ve güzel bir meydana geldik. 1989 yılında Birmingham’ın şehir olmasının 100. yılı nedeniyle bu meydana da 100. yıl meydanı adı verilmiş. Etrafta inşaat vardı meydanı çok daha farklı ve güzel bir şekilde yeniden tasarlayıp yapımına başlamışlar.

100. Yıl Meydanı
Birmingham 100. Yıl Meydanı

Beyaz bina Baskerville House Belediyenin ek binası. Alt kat da olduğu gibi kütüphaneye ait. Sağdaki türbe gibi yapının ne olduğunu yanına gidince öğreneceğim.

Birmingham Kütüphanesi
Birmingham Library-Kütüphanesi

Meydanın en büyük özelliği fotoğraftaki Birmingham şehir kütüphanesi. 2010 yılında yapımına başlanmış 2013 yılında da halka açılmış. 200 milyon pound harcanarak yapılan ve ziyaretçi sayısı ile ilk sırada olan Avrupa’nın ödüllü tek kütüphanesi. İngiltere’nin kültür dünyasına armağan ettiği, bu hazine Birmingham’ın da gurur kaynağıdır.

Birmingham
Birmingham, (Baskerville House) Belediye ek binası

Grup önden gidiyor ben de rahatça fotoğraf çekebiliyorum. Binanın hemen yanında bir heykel var. Kraliçe Victoria’nın oğlu VII. Edward. Foto by Önder Kaplan💓

Birmingham
Kral VII. Edward

Evet türbe gibi dedim ama gerçekten de türbeymiş. Bina 1. Dünya savaşında hayatını kaybetmiş Birmingham’lılar anısına yine halkın inşa ettirdiği türbedir. Hall of Memory-Cenotaph diyorlar. Bu kez türbe gibi yapılmış, içine giriliyor sembolik bir tabut, sergilenen plaketler ve duvarlarda resimler var diyen Sinan rehberimizi dinlemeye devam ediyoruz.

Birmingham
Birmingham-Hall of Memory

Sanayi devrimini başlatan James Watt ile ortağı iş adamı Mathiyou Bulton’nun heykellerini göremedik geçici olarak kaldırılmışlar. Bu ikili 18. yüzyılda buhar makinasını bulup, fabrikasını da burada kurarak gerçek anlamda sanayi devrimi gerçekleştirmiş, Birmingham’ın ve elbette Büyük Britanya’nın gelişmesine neden olmuşlardır.

Yola devamla Edmund Street’e gelip köşedeki bu güzel sanat okulunun oradan Eden Place’e kadar yürüdük.

Birmingham Art School
Birmingham Art School

Bir köşeden döndük Victoria Square’e geldik. 100. yıl meydanı yapılmadan önce bu tarihi meydan kullanılıyormuş. Burada da inşaatlar devam ediyor.

Birmingham
Birmingham Council Hause-Belediye Meclis binası

Victoria döneminin görkemli binası Birmingham şehir meclisidir ve II. derece şehir koruması altındadır. Hemen solunda Roma mimarisiyle yapılmış ama çok da eski olmayan ama yine Victoria döneminde yapılmış Belediye Town Hall var. Burası da yine belediyenin sanatsal etkinlikleri, sergi, tiyatro vs. binası. Hemen yanında Kraliçe Victoria heykeli yine bir elinde asa diğerinde bir küre var. Dünyayı elinde tutan, idare eden Kraliçe anlamına geliyor. Çevre görüntüsünü bizim grupla birlikte vereyim. Roma tarzı Belediye binası da arkada görünüyor. Yine arkadaki kanatlı aslan heykelinden sağda da bir tane vardı.

Birmingham
Birmingham Victoria meydanı

Hemen karşıdaki New Street caddesinden devam ediyoruz. Birmingham’ın merkezi bir caddesi. Ünlü, ünsüz tüm markaları bulabileceğiniz alış-veriş merkezi.

Birmingham New Street

Serbest zaman verilince biz yine dolaşmaya başladık. Yolun sonuna doğru büyük bir avm ye geldik. Önünde devasa bir boğa heykeli vardı. Evet bizim İstanbul-Kadıköy’deki gibi burası da bir buluşma yeri havasında. Fotoğrafta görüldüğü gibi. 😉

Birmingham
Birmingham Bullring AVM

Ve alt kata inip modern olarak yapılmış Grand Central -Tren Garı’nda eşimle mola verdik. Fotoğrafta sağ tarafta aynı havalimanında olduğu gibi nereye gidecekseniz saatlerinizi takip edeceğiniz boardingleri görebilirsiniz. Gerçekten de çok büyük ve hareketli bir yer.

Birmingham
Birmingham Grand Central

Otobüse biniş yerimiz olan St.Philip’s Katedral’e giderken aniden bastıran yağmur bizi fazla ıslatamadı. 😁 Neyse İngiltere’de geziyorsanız her an yağmura yakalanabilirsiniz.

IMG_5035
Birmingham St. Philip’s Katedral

Katedralin önündeki heykel zamanının en etkili Anglikan teologlarından Oxford Piskoposu Charles Gore’a ait.  Az sonra bizim otobüsümüz de geldi. Gün çok uzun demiştik. Ama hala havalimanından uçağa biniş saatimize kadar yol üstünde uğrayacağımız iki- üç yer daha var. Birmingham’da hayat gece başlasa da gündüzünü biz sevdik. Sizin de sevdiğinizi umuyor Shakespeare’in köyü Stratford Upon Avon’da buluşalım diyorum.

Sevgiyle takipte kalın. 💞💞💞

 

Küba- Cojimar- Bölüm 3

Bugün Küba’nın olmazsa olmazlarını gerçekleştirecek, rengarenk eski model Amerikan arabalarıyla son Havana turu yapacak, Ernest Hemingway’in izini sürüp *Yaşlı Adam ve Deniz* romanını yazarken esinlendiği Cojimar isimli balıkçı köyünü gezeceğiz.

Kapının önünde rengarenk arabaları görünce bayıldık. Tabii önce selfiler vs. çekildi sonra arabalara binilip yola çıkıldı. Otelimiz Miramar’da Be Live Copacabana.

IMG_2583
Küba-Havana-

Bugün sadece gözlem var, Havana’nın modern mimarili bölgelerini ve konsoloslukların olduğu yerleri dolaşıyoruz. Gezi başlıyor. Bayraklı arabamızı çekebilmek için öne geçtik.

IMG_1344 2
Küba-Havana

Kırmızının en güzeli 1955 model Chevy İmpala bayrağımızla da uyumlu. ❤️❤️

3-IMG_1340
Küba-Havana

İnsanlar işe gitmek için otobüs bekliyor olmalılar. 🤔

4-IMG_1341
Küba-Havana

İyi korunmuş hala güzel evler de var.

5-IMG_1334
Küba-Havana

Allta ki fotoğrafı sıralanmış motorsikletler için çekmiştim. Tabela dikkatimi çekince araştırdım; teknolojik ürün ve hizmetlerin geliştirilmesi, üretimi ve satışı ile ilgili hayli de tanınmış bir telekominikasyon şirketi çıktı.

8-IMG_1350
Küba-Havana

6-IMG_1345
Küba-Havana

Küba’da 🐓 bile ithal diyenler 🤥 utansın adamcağız almış evine götürüyor işte. 😄

7-IMG_1349
Küba-Havana

Yol iyice yeşillendi daracık bir köprü altı tünelden geçerken park yazısını okudum. Evet meşhur Avatar filminin çekildiği Almendares; Parque Almendares veya Parque Metropolitano de La Habana.

9-IMG_2601
Küba-Havana

İşte Almendares parkı, arabalar ve bizler.

10-IMG_1369
Küba-Havana-Parque Almendares

Büyülenmiş gibiyim inanılmaz güzel bir manzara sanki ağaçlardan sarkan yeşil bir tül örtü altındayız. Büyülü bir ortam gerçekten çok değişik ve güzel. Hemen kenardan aynı isimli Almendares nehiri geçiyor.

Her taraf bu kadar yakında olabileceğini tahmin bile edemediğim hayli büyük akbabalarla doluydu. Ama tabii ki leş yiyen akbabalar kadar büyük değiller. Baksanıza bir dalda 6 tane saydım ben. Valla havamız yerinde içimizde yaralı da yok bizi beklemedikleri kesin. 😂😂😂

12-IMG_1363
Küba-Havana-Parque Almendares

Espri bir yana; Nehir kıyısı boyunca uzanan Havana’nın ve Küba’nın da bu en büyük kentsel ormanı 4 büyük şehir belediyesini kapsıyor, florası 87 türden oluşan tam bir tropik yağmur ormanı.

11-IMG_1361
Küba-Havana-Parque Almendares

Parkın dört eğlence kompleksi var: Almendares Parkı, Orman Parkı, La Tropik Bahçeleri ve çeşitli kültürel etkinliklerin sunulduğu La Polar Bahçeleri. Çok büyük etkinliklere düğün çekimlerine, filmlere, romanlara özellikle polisiye romanlara konu olmuş ve demiştim hepimizin bildiği Avatar burada çekilmiş. Kısaca evet büyülü bir atmosfer.

13-IMG_1360
Küba-Havana-Parque Almendares

Biraz daha oyalandıktan sonra yolumuza devam ediyoruz. Ama güzel bir araba gördüm hem de Ford. 💃💃❤️  Buldum; 1931 Model Ford A Deluxe Roadster.

14-IMG_1359
Küba-Havana- 1931 Ford

Mezarlık bölgesinden geçtik ışık ters olunca sadece Çinlilere ait bu kapıyı çekebildim. Çinlileri şöyle bir anlatayım. Sömürge döneminde Afrikadan nasıl çalıştırmak için köle getirmişlerse bir dönem de çinlilerden köle değil sanırım işçi almışlar. Çinliler de nasılsa çalışır para kazanır geri döneriz demişlerse de; hiçbir zaman paralarını alamadıkları için de dönememiş kaderlerine razı gelip mecburi Küba’lı olmuş geleneklerini yaşattıkları mahallelerini kurmuşlar. Öyle ki; Fidel’in ordusunda üst düzeye yükselmiş 3 tane Çinli komutan varmış. Kader kime şikayet etsinler. 😔

16-IMG_1408
Küba-Havana

Keyifler yerinde. Güzel bir yerden geçerken son anda dikkatimi çekti. Parktaki yazılı sütunda Fidel’in Che için söylediği *Hombre de ideas y de acción* Fikir ve eylem adamı yazıyordu resmi seçemedim ama mutlaka Che’nin olmalı.

17-IMG_1426
Küba-Havana

La Rampa bölgesinden geçip Malecon’a gireceğiz.

18-IMG_1427
Küba-Havana

Campismo diye kamu dairesi yine de resmi bir yer ama ben bayrak görüp konsolosluk sanmıştım. Yapının mimarisi de güzel.

19-IMG_1435
Küba-Havana

Havana bir bakıma anıtlar şehri sayılır güzel bir anıt daha. Bağımsızlık savaşının başkumandanı ve Havana’nın ilk belediye başkanı General Alejandro Rodriguez Velazco’ya ait.

IMG_1441
Küba-Havana-General Alejandro Rodriguez Velazco

Araba eski 1948 model Mercury Eight Convertible olsa da içindekiler bizim GENÇlerimiz. 😌

20-IMG_1450
Küba-Havana caddeleri

Malecon deyip duruyorum aslında 8 km uzunluğunda sahil bulvarı şehri gezmek için bu bulvardan geçmeyeni Küba’yı görmüş saymıyorlarmış. 😁 Bir çok kişi kordon boyu gibi dese de henüz ağaçlandırma olmadığı için bana çorak bir sahil şeridi gibi geldi. Gerçi biz gece görmedik,  günün her saati özellikle akşamları hayli eğlenceli gezinti yeriymiş. 🤷‍♀️

20A-IMG_1458
Küba-Havana Malecon bulvarı

Haksız sayılmam. Solumuza denizi alıp sağa bakarak gidelim.

21-IMG_1452
Küba-Havana Malecon bulvarı

Yine bir meydandan geçtik demir konstrüksiyonlarla süslenmiş ortada kucağında çocuk olan bir heykel vardı. Jose’yi çok seviyorlar. Küba Ulusal kahramanı ve aynı zaman da çok yönlü bir şahsiyet olan (hani devrim meydanındaki uzun anıtın önünde olan anıttaki Jose) Jose Marti’nin heykeli, eliyle alanı gösteriyor. Kültürel etkinliklerin yapıldığı bir platformmuş.

22-IMG_1463
Küba-Havana Malecon bulvarı

Yola devam, yeni ve yüksek apartmanların yanında hala çok eski evler de var ve dikkatli bakınca içinde oturanların olduğu da anlaşılıyor.

23-IMG_1471_1
Küba-Havana Malecon bulvarı

İspanya bağımsızlık savaşının en büyük kahramanlarından biri olan Antonio Maceo’nun anıtı. Vatanına çok düşkün olduğundan heykeli de denize değil de Havana’ya bakıyor ve etrafındaki figürler de hayatını ve vatanı için yaptıklarını anlatıyor. Kentin sembolü sayılıyor.

24-IMG_1476_1
Küba-Havana Malecon- Antonio Maceo anıtı.

Çekilin yoldan çılgın Türkler geliyor. Müzik güzel hava güzel hoplaya, zıplaya Cojimar’a doğru gidiyoruz.

25-IMG_1479_1
Küba-Havana

Cojimar Havanaya 10 km mesafede köyün girişindeyiz.

26-IMG_1484_1
Küba-Havana -Cojimar

Cojimar’ın küçük bir köy olduğu belli.

27-IMG_1486
Küba-Havana -Cojimar

1950’li yıllarda Hemingway’in teknesi Pillar’ı tahta iskeleye bağladığı ve teknesinin kaptanı Gregorio Fuentes ile balık avlamaya çıktığı şirin mi şirin tablo gibi bir balıkçı köyüdür. O yıllarda Hemingway kasabaya balık tutmak için gelsede; kasabadaki küçük ve sevimli bar-restoranın penceresi önünde manzaradan ve kaptanı Gregorio Fuentes’ten etkilenip * Yaşlı Adam ve Deniz* romanını yazar. Bu mütevazı bar-restoran *La Terraza*dır. Körfeze bakan köşe masasında oturup büyük boy bir daiquiri içmeyi sever, romanını da orada yazardı. Biz de o keyfi anımsamak adına La Terraza’da aynı köşeden manzarayı seyrederek daiquirimizi içtik.

28-IMG_1488
Küba-Havana -Cojimar

Bar-Restoranın içi Önder Kaplan’ın objektifinden. Sol duvarda Hemingway’in portresi var. Herkes orada oturup fotoğraf çektiriyormuş. Barın üstünde de dış görünümü ile balıkçıların denize açılışının yağlıboya tablosu var ve mekan hayli sevimli.

31A-IMG_2689
Küba-Havana -Cojimar- La Terraza bar

Hemingway’e 1954 yılında Nobel ödülü getiren * Yaşlı Adam ve Deniz* romanının filmi de çevrilmiş ünlü aktör Spencer Tracy oyunuyla hayli başarılı olmuştu.

Size azıcık hatırlatayım: Romanı okuyanlar veya filmini izleyenler hatırlar konu kahramanı ihtiyar Santiago (ki demiştim kendi kaptanı Gregorio Fuentes’ten esinlenmiştir) can dostu yoldaşı onu karşılıksız seven çocuk Manolon’u (bu çocuk da barın sahibinin küçük oğlu Manolin’den esinlenerek yazılmış) yanına almadan kendi başına balık tutmak için Gulf Stream’in sularına açılır. Çok uzun süre beklediği halde balık avlayamamış tam umudunu yitirdiğinde oldukça büyük bir kılıç balığını zor zahmet yakalamıştır. Kılıç balığı küçücük tekneye sığmayınca teknenin yanına bağlı köyüne dönerken, bu kez etrafını kan kokusuna gelen köpek balıkları çevirir. Zorlu bir mücadele sonunda canını kurtarırsa da elinde balığın sadece iskeleti ile köye döner. 

Romanın birçok yerinde sürekli * Keşke çocuk da olsaydı* serzenişi bana; 80 yaşındaki balıkçının yaşlılığın zor olduğu, gençliğini de özlediği izlenimini vermişti bir de asla vazgeçmemek gerektiğini. Hemingway 1954 yılında aldığı nobel ödülünü yine La Terraza’da Cojimarlı balıkçı arkadaşlarıyla daiquiri içerek kutlar. Sahil kenarından görüntülerle devam edelim.

34-IMG_1493
Küba-Havana -Cojimar

Hemingway’in izini süreceğim ya, hazırlık yaparken avlanmışım.☺️

31-IMG_2703
Küba-Havana -Cojimar

Köşede kıyıyı korumak için 1649 yılında inşa edilmiş, İngilizlerin işgalini önlemede etkili olmuş küçük bir İspanyol kalesi Torreon de Cojimar var. Şimdilerde sahil güvenlik kullanıyormuş.

35-IMG_2698
Küba-Havana -Cojimar-Torreon kalesi

Görülen eski iskele hala Hemingway dönemindeki iskele imiş. 🤷‍♀️ Yanında Cojimar balıkçılarının ölümünden bir yıl sonra Hemingway’in anısına diktirdikleri anıt var. Hemingway 1961’de Küba’dan ayrılırken teknesi Pillar’ı kaptanlığını yapan Gregorio Fuentes’e bırakmış. Tekne Fuentes ölünce sergilenmek üzere Havana’daki villasının bahçesine konmuş.

36-IMG_1498
Küba-Havana -Cojimar-Heminway büstü

Küba’lı heykeltıraş Fernando Boada Martin’e ısmarlanan bronz büstün yapımı için Kaptan Fuentes dahil olmak üzere köy sakinleri ile balıkçıların pervane ve çeşitli metal aksam toplayıp eritilerek büstün yapımına yardım ettikleri söylenir. Yüzü denize dönük olduğu için ben de böyle fotoğrafladım o çok sevdiği körfeze karşı. 

Evet Cojimar gezimizi bitirdik Havana’ya geri döndük. Arabalar bizi limanda bıraktı. A bakınız araba ile kızın elbise rengi ne kadar uyumlu olmuş. 🙌

37-IMG_2731
Küba-Havana -liman

Dönüş uçağımız gece olunca biraz daha sokaklarda kaybolalım dedik. Sizde gelin birlikte kaybolalım. 💃💃💃

38-IMG_1542
Küba-Havana -Sokakları

Sokak araları fotoğraf açısından hep güzel şeyler saklar.

39-IMG_1548
Küba-Havana -Sokakları

Berber dükkanı; ama tabelası yok. Ekonomik rekabet mi yok dersiniz? 🤔 Saklı gizli makinam belde çektim fena çıkmamış. 🤫

42-IMG_1551
Küba-Havana

Küba halkı fakir görünüyor ama devlet herşeylerine yardım elini uzatıyormuş. Sağlık hizmetleri bedava. Yine de alınan ücretler gerçekten çok düşük, zira hayat burada da pahalı. Turistler çok rahat para harcarken yerli halkın sadece bakakaldığı ortamlar var. Evler eski ve onarım istiyor, evlerin içini gördük az önce. Çok küçük ve eşya yok denecek kadar az. Kısaca yaşam şartları iyi değil. Fidel’in yerine geçen kardeşi Raul halka evlerini belli ücret karşılığı pansiyon gibi işletmelerine izin verince *Casa* denilen evler de iyi para kazandırmaya başlamış. Zaman içinde turist avlamanın yöntemlerini de çok iyi öğrenmişler. İnsanoğlu bu lükse ve rahata çabuk alışıyor. 😇😇

Sokaklarda kaybolmak çok güzeldir demiştim baksanıza pamuk şekerci var. Yanına gidip çekemedim. 😞

43-IMG_1553
Küba-Havana -Sokakları

Bu teyze bize dükkandan birşeyler alın diyordu şapka aldık sanırım. Erkek çocuk işte orada bile elinde oyuncak tabanca var. 😱

44-IMG_1555
Küba-Havana -Sokakları

Bu fotoğrafa yorum yapamayacağım lastik gibi çek çekebildiğin kadar. Neden 🤷‍♀️ demir parmaklıklar kapalı anlayamadık. 😔

40-IMG_1544
Küba-Havana -Sokakları

Küba’da çocuk olmak işte böyle arkadaşlarla yoğun sohbet demek. Tıpkı benim çocukluğum gibi. Fotoğraflarını sorarak çektim. Giyimleri farklı olsa da statü farkı yok. Devlet yardım yapıyor ve okuma oranı çok yüksek. 6-16 yaş arası eğitim zorunluymuş.

41-IMG_1546
Küba-Havana -Çocuklar

Acaba burada wi-fi’mi vardı, büyüklü küçüklü arada bir de kız var herkes gördüğünüz gibi telefonla meşgul. 😁 Biz de otele gidince kullanmaya çalışıyoruz. Eskiden o bile yokmuş.

45-IMG_1557
Küba-Havana -Sokakları

Bir güzel sokak daha… İnsanlar kapı önünde oturuyor.

46-IMG_1558
Küba-Havana -Sokakları

Burdan sonra otele dönüp; Küba’ya gelirde hanımlara Alicia krem almadan döneni dövüyorlarmış esprisiyle kremin peşine düştük. Efendim plesantalı gece-gündüz ve gözaltı kremi bulmak hayli zor mayıs ayında giderseniz bulma ihtimaliniz yüksek olurmuş. Biz zor zahmet büyük otelin birinde bulduk aldık. Eşyalarımızı kilitledikleri yerden alıp otobüse bindik. 20.30 da Air France ile aktarmalı İstanbul’a gideceğiz.

Ama önce; çok merak ettiğin Küba’da aradığını buldun mu? derseniz, kısmen evet 1970’lı yılları yeniden yaşadım. Günlük yaşamlarını izledim kendimizle kıyasladım. Yine de her zaman dediğim gibi gidilmesi, dönerken de Türkiyem gibisi yok demek en güzeliydi. Sabrınıza güvendiğimi, beğeninizle de mutlu olduğumu artık biliyorsunuz. Yeni bir gezide buluşmak üzere esen kalın. ❤️ ❤️❤️

Bu kez de bir güzelim var geleneğimi bozmadım. 😍😍😍

47-IMG_1538
ADIÓS CUBA

Küba-Pınar del Rio- Vinales- Bölüm-2

Nerede kalmıştık eveeet bugün 26 Aralık 2017 🎂💃💃💃 Küba’nın tarım merkezi sayılan yemyeşil Pınar Del Rio bölgesine (aslında vilayet) gideceğiz. Havana ile arası 164 km. ve sanırım 2.5 saatte gittik. Küba trafiğinde de hız sınırı var ve cezaları da hayli yüksekmiş. Hoş otobüsleri de eski, hız yapabileceği şüpheli yani. 😀

Pınar del Rio için Küba’nın tarım merkezi dedik açalım; Çokça tütün sonra şeker kamışı, mısır ve muz. Küba’nın o aranan purolarının kaliteli tütünü bu eyalette yetiştiriliyor, ihraç edilen şeker kamışı tarlaları yine burada. Ve bunlar ülkenin en önemli gelir kaynakları… Bölge oldukça zengin bir ekosisteme de sahip.

Pınar del Rio; Sadece bu bölgede bulunan endemik bitki türlerinden dolayı; Unesco tarafından özellikle Vinales vadisi flora ve faunadan zengin alanlarıyla Biyosfer Rezervi 🌲🌳🌴🌴🍀 ve doğal alanlarını mükemmel şekilde koruduğu için de Dünya Mirası ilan edildi. Bizde de; Karadenizde Karçal Dağları’nın eteklerinde bulunan Macahel bölgesi, özellikle de Camili Havzası var ama henüz Unesco Dünya Miras listesine aldı mı? Bilmiyorum. 🤷‍♀️
Yol manzaraları çok güzel. Yapılar sömürge döneminden kalmış olmalı ki, görüntü muhteşem.

1-IMG_2286
KÜBA-Pınar Del Rio yol manzaraları

2-IMG_2290
KÜBA-Pınar Del Rio yol manzaraları

3-IMG_2296
KÜBA-Pınar Del Rio yol manzaraları

Şükranı medyun oldukları Vladimir Ilıch Lenin’in fotoğrafını çok yerde gördük.  Burasıda adını verdikleri -escola primaria- yani İlkokul.

4-IMG_2305
KÜBA-Pınar Del Rio-Vladimir Ilıch Lenin İlkokulu

5-IMG_2308
KÜBA-Pınar Del Rio yol manzaraları

Küba’da Mural (Duvar resmi) sanatçısı çok ve harikalar yaratmışlar. Otobüste giderken çekilen anca bu kadar. 😟

6-IMG_2325
KÜBA-Pınar Del Rio yol manzaraları

Rehberimiz puro fabrikasına uğrayacağız deyince sevinmişken; fotoğraf çekmek yasak dediler moralimi bozdular. Olsun zaten manzara da hiç fotoğrafik değildi. 🤥 Okul sıralarında oturur gibiydiler üstelik puroyu tezgah üstünde sarıyorlardı, bacaklarında değil 😂😂😂😂 hep beraber gülmekten öldük. Neyse ciddi olduk orası devlete ait bir yermiş ve özellikle de en kaliteli tütün yaprakları bu fabrikalarda sarılıp puro yapılıyor, o çok beğendiğimiz marka etiketleri yapıştırılıp satışa sunuluyormuş. Tüm fabrikalar devlet malı olduğundan tütünlerin çoğu ve kalitelilerini kendilerine alıp çok az kısmını üreticiye bırakıyormuş yani kalitesiz kısmını. Hoş en kalitesizi bile mutlaka iyidir tütünde dünya birincisi adamlar. Onlarda evlerde sarıp ya içiyor ya da gelen turistlere satıyorlar. Fabrikanın içini gezdik satış yerleri çok güzeldi. Taneyle de satılıyordu hediyelik birkaç adet aldık. Önder de kime kızmışsa 😄 Çine’li Muhittin Yörük bey de sağlama yapıyor gibi. 😊

8-IMG_2335
Küba- Pınar del rio *Fabrika De Tabacos*

Satıcı da sarımsak gördüm bir diş aldım Aydın’da dikerim dedim. Bakalım çıkar diyorum ama. Küba’da muzlar hep yeşil satılıyordu. Yağda kızartarak yiyorlar ondan yeşilmiş. Bizde de son zamanların Türkiye sağlık trendi *muzun yeşilini yiyiniz* şeklinde benden söylemesi. ☺️

9-IMG_2338

Yola devamla; Vinales vadisine geliyoruz. Etrafta vadiye dağılmış hummocks veya “magot” olarak bilinen fazla yüksek olmayan karstik kayaları görmeye başladık.

9-IMG_2393

Vinales; 132 km karelik bir alanı kaplıyor. Pınar Del Rio’nun en yeşili bol, meşhur *Royal Palm* uzun bacaklı kral palmiyeleri ile dolu vadisi. Mehmet Aydın rehberimiz; Mevcut Flora, dünyada başka hiçbir yerde bulunmayan yaklaşık on yedi endemik botanik türe sahip olduğunu ve az sabırla vadinin çarpıcı en güzel manzarasını Vinales köyünden iki kilometre ötede, Hotel Los Jazmines’in seyir terasından izleyeceğimizi söyledi.

10-IMG_2369
Küba-Valle Vinales-Hotel Los Jazmines

Haklıydı; Manzara inanılmaz güzel.

13-IMG_1133
Küba-Valle Vinales-Hotel Los Jazmines seyir terası

Ve muhteşem manzarası. Ne kadar bakir. Tek, tük ev görünüyor, manzara var turizm iyi diye otelleri kondurmamışlar. 🤭 Vadideki tarlalarda hummocks’lara ve magotlardaki upuzun Royal Palm’lere dikkat dedi. Hummock, zeminin üzerinde küçük bir çıkıntı veya höyüktür yüksekliği 15 metreden azdır ve gruplar halinde veya alanlarda tek olarak görülebilirler. Royal Palm’lerin en dikkat çekici özelliği upuzun, incecik gövdeleri ve kırmızı meyveleri ile gerçekten de çok zarif bir görünüşleri var.

15-IMG_1128
Küba- Valle Vinales manzarası

Yine bir panorama yapalım. 1400 lü yıllarda Cristof Colomb bile bu eşsiz manzarayı görünce *İnsan gözünün görebileceği en harika manzara* demiş haksız sayılmaz.

14-IMG_2361
Küba-Valle Vinales-Hotel Los Jazmines seyir terasından temaşa.

Her yerde olduğu gibi ortamı çoşturan ritimleriyle Küba müzisyenleri.

11-IMG_1129
Küba-Valle Vinales-Hotel Los Jazmines seyir terası

Madeni heykellerle eğlenen, fotoğraf çektiren insanlar.

12-IMG_1127
Küba-Valle Vinales-Hotel Los Jazmines seyir terası

Asırlık ağacın gövdesinde ben. Bugün 26 Aralık.💃💃💃 Beni çok sık göreceksiniz.🤔☺️

16-IMG_2373

Fazla oyalanmadık zira gezip görecek hayli yerimiz varmış. İstikamet tütün tarlaları içindeki bir çiftlikte puro yapımını izleyeceğiz. Hevesim kırıldı buradan da pek fotoğraf çıkacağını sanmıyorum ya! 😃

17-IMG_1179
Küba-Valle Vinales

18-IMG_1144
Küba-Valle Vinales-Tütün tarlaları

19-IMG_1123
Küba-Valle Vinales-Tütün tarlaları içinde bir ev

Çiftliğe geldik çevre güzel, tavuk vs var ama yine de sessizlik hakim. Her zaman ki gibi etrafı kolaçan ediyorum tahminimde yanılmadım kayda değer bir şey yoktu. 🙃

Çifliğin tütün kurutma ve yapım atölyesi. Aslında fotoğraflara bakınca devasa üçgen bir tütün kurutma hangarı ile minik bir ev. Bu tip çiftliklere Vego, tütün üreticilerine de Vegero deniyor.

20-IMG_1149
Küba-Valle Vinales- Puro yapım çiftliği (Vego)

Vadideki ekip biçilebilir arazilerin hepsi devletin. Devletin çiftçiye verdiği arazi en fazla 50-60 dönümdür, onunda sadece kullanma veya işletme hakkını verir ki, üretime katkısı olsun toprak atıl kalmasın.

21-IMG_2400
Küba-Valle Vinales-Puro yapım çiftliği -Vego

Ben çevre fotoğraflayana kadar grup puro yapımını izlemeye başlamış bile pür dikkat. 😀

Önemli bir bilgi; puronun bitiminde kendilerinin yaprakları balla yapıştırdıklarını bazı üreticilerin ise reçine ile yapıştırdığını söyledi. Puronun nasıl içileceğini nasıl giyotinleneceğini (puronun ucunu kesecek alete giyotin deniyormuş) ve en son içerken ağız tarafında kalan son üç cm’lik kısmın içilmemesini çünkü nikotin ve kimyasalların burada biriktiğini söyledi.

22-IMG_1153
Küba-Valle Vinales-Puro yapım çiftliği

Ben yine çevre kolaçan etmedeyim. Tavana doğru tütünler asılmış ve kurutulmuş.

23-IMG_1156
Küba-Valle Vinales-Puro yapım çiftliği

Grup ikramları kabule ve yeniden puro almaya gidince puro kutulamaya devam eden Vegero’yu (tütün işçisi) fotoğraflamak da bana kaldı. 💃💃💃

24-IMG_1155
Küba-Valle Vinales-Puro yapım çiftliğinde bir Vegero(Tütün işçisi)

Tanınmış marka puroları yanılmıyorsam 20-25 tanesi yurtdışına çıkarabiliyorken buralardan alınan da sınırlama yoktu. Yoktu ama kimyasal koruyucu kullanmadıkları için çok çabuk bozuluyormuş aklınızda olsun dendi. 😇

Selamlaşıp ayrılıyoruz. Vinales vadisi karstik oluşumlar sonucu hayli çok mağaraya da ev sahipliği yapıyor. Bazıları çok derinmiş ve içinden de bir yeraltı nehri akarmış. Böyle birinde (alttaki fotoğrafta görüleceği gibi sanırım) kısa bir sandal turu yapacakmışız.

25-IMG_1145
Küba-Valle Vinales vadisinden görünüm.

Magot denilen bu karstik kireçtaşı kayalar zaman içinde yağmurlarla ,rüzgarla aşınıyor yıkılıyor ve mağaralar böylece ortaya çıkıyor. 3-5 km sonra gezeceğimiz Cueva İndio’ya geliyoruz. Upuzun bir turist kuyruğu var ve grup randevusu alınıp mağaraya öyle giriliyormuş, bizi de öğleden sonraya bırakınca bari yemek işini aradan çıkaralım dedik, vadideki güzel bir ev restoran-paladar’da yemeğimizi yedik. Gezen tavuğun 🐓🐓 lezzetini unutmuşuz. 😃 Paladarın sahibinin kızı çok candandı. İsmini sordum ama not almamışım.

26-IMG_1182_1
Küba’lı bir güzel kız

Evlerinin çatısından manzara, karşıda da bir yemek yeri var ama boş. Devlet böyle evlerden bir yıllık ruhsat ücretini peşin alıyor kazanç durumuna göre de vergiyi yıl sonunda yükseltebiliyormuş. Herkes kazanıyor yani.

27-IMG_1186
Küba-Valle Vinalesten ev manzaraları

Bu amca da bir tütün işçisi Vegero olabilir.

28-IMG_1199
Küba-Vinales vadide bir vegero-Tütün işçisi amca.

29-IMG_1206
Çocuk her yerde çocuk ve çok tatlılar.

30-IMG_1207
Çocuk her yerde çocuk ve çok tatlılar harçlık istiyor olabilirler.

Tekrar vadiye Cueva İndio’ya doğru gidiyoruz. Karstik oluşumlar doğal nedenlerle çöküp mağaraları oluşturuyor demiştik. Zamanında İspanyol istilacılar yerli halk olan Kızılderilileri çok çalıştırıyor çokça da işkence ediyorlarmış. Bu eziyetten kaçan köleler de bu mağaralara sığınıp oralarda yaşıyorlarmış. Her taraf yemyeşil olunca bu mağaranın girişi bile zor seçiliyor. Mağara çok eski ama ancak 1920 yılında keşfedilmiş çoğunun içinden ırmaklar geçiyor, küçük göletlere rastlanıyormuş. Bakın yakına gelmesek görülemez bile.

IMG_1167_1
Küba- Valle Vinales -Cueva İndio

Henüz vakit var etrafı gezelim. İlk girişte gördüğüm manzara masal kitaplarından fırlamış gibiydi bayıldım.

IMG_1161
Küba- Valle Vinales -Cueva İndio da

Kafe gibi yerde özel bir makinede (daha önce Hindistanda görmüştük) şeker kamışı suyunu sıkan bir işçi vardı. Şeker kamışı suyuna isteyen olursa rom koyuyorlar, artık öğrendik misket limon ekleniyor. Hani bir önce ki yazımda anlatmıştım  KÜBA- Havana-Bölüm-1  Ernest Hemingway’in sevdiği Mojito diye.

32A-IMG_1162 2

Bir hareketlenme oldu bekleşen gruptan kulübeyi merak edenler kapıdaki örtüyü kaldırdılar korkup kaçtılar. 🤔 Hayli gizemli ortamı, kulübe sahibi köle 😁 ortaya elinde garip bir hayvan ile çıkarak merakları giderdi. 😂😂

İstilacı ispanyolların köle olarak çalıştırdıkları yerli halk olan Kızılderililerin basit yaşamını biz turistlere sergileyip birkaç Cuc kazanmaya çalışan genç bir adam. Hayvanı ile fotoğraf çekimi ücretsiz ama gönülden kopana razı.

33-IMG_1171
Küba-Valle vinales- Cueva İndio’da Kızılderili yaşamı.

Çok araştırdım ehlileşmiş hayvanın adını bulamadım ama Cayman adalarından gelen farelerin akrabası imişler 7-8 kilo civarı olurlarmış.

34-IMG_1215 2
Küba-Valle vinales- Cueva İndio’da Kızılderili.

Tabii gösteri sonunda; yöresel bitki tohumlarıyla el yapımı kolyeleri satışa sundu. Ben daha önce Havana’dan almıştım çok güzeller. Aklınızda olsun mutlaka vernikleyin tohum oldukları için kurtlanıp sonra kelebek yapıyorlar. 🙈🤭😂😂

35-IMG_1210
Küba-Valle vinales- Cueva İndio’da Kızılderili.

Güzel makinamdan gerçek bir Kızılderili portresi…

36-IMG_1216
Küba-Valle vinales- Cueva İndio’da Kızılderili.

Nihayet mağaraya gireceğiz sıraya dahil oluyoruz.

37-IMG_1217
Küba-Valle vinales- Cueva İndio girişi

Hayli iyi ışıklandırılmış ama bizden önceki grup çok yavaş ilerlediği için dar bölgelerde biraz sıkıldık. Az indik, çok çıktık😀 Bakınız. 🙇‍♀️

38-IMG_1224
Küba-Valle vinales- Cueva İndio

Pek ahım şahım değil ama arada renkler güzel, sarkıt ve dikitler hayli kalın. Arada sarkıtları hayvan şekillerine benzetmeye çalıştık eğlendik.

39-IMG_1221
Küba-Valle vinales- Cueva İndio

Mesafe ne kadardı hatırlamıyorum ama 300-400 metre diyen oldu. Bir göle çıktık daracık ve kaygan bir merdivenden genişçe bir sandala bindik.

40-IMG_1230
Küba-Valle vinales- Cueva İndio

Merdivene bakınız hayli dik yani.

IMG_2469
Küba-Valle vinales- Cueva İndio

Tünelin ucu göründü. 💃💃💃 Kayıkla aslında süzülerek gittik işte 400 metre burası olabilir.

41-IMG_1247
Küba-Valle vinales- Cueva İndio

Cennete çıkmış gibi olduk. 😀😀

43-IMG_1252
Küba-Valle vinales- Cueva İndio

Çıkış hakikaten daracıkmış ama çok güzel bir deneyimdi.

44-IMG_1251
Küba-Valle vinales- Cueva İndio

Bizim Aydın’da sepetçiler sazdan yapar burada da yerel bitki yapraklarından yapıyorlar. Ben palmiye yaprağına benzettim. Satıcıların boynunda kimlik kartı olduğuna göre burası da devlete ait bir işletme olmalı ki, hiç birşeyde pazarlık yapamadık. 😁

46-IMG_1257
Küba-Valle vinales- Cueva İndio’da yerel hediyelik eşya satıcıları

Çiçeğimi almışım manzaraya karşı fotoğraf çektirmeyeyim mi! EVET bugün benim Doğum günüm. 🎂 Aaa ama lütfen hanımların yaşı sorulmaz. 😅😅😅😅😅 😅 ❤️❤️❤️❤️❤️❤️❤️🤔😂😂😂 🤫

45-IMG_2502
Küba-Valle vinales- Cueva İndio 26-12-2017-Doğum günüüüüm

Gurubumuzun güzel gönüllü gençleri; başta Meltem Bayraktar kızım ile diğer grup arkadaşım Rıza Erol bana gece gittikleri tavernada sürpriz kutlama yapmışlar. Tekrar hepsine ayrı ayrı çok teşekkür ediyorum. Hep mutlu olalım. Bakın videoyu kısaltıp ekliyorum. ❤️❤️

 

Kaldığımız yerden devamla; Turizmden para kazanmanın yollarını öğrenen Kübalı, mandasıyla fotoğraf çektirenden belli bir miktar para alıyor. Karadenizli yağız delikanlı Levent Kuruoğlu *Ata da binerim mandaya da* dedi. 😁 👍

47-IMG_1259
Küba-Valle vinales- Cueva İndio

Yine güzel dizayn edilmiş hediyelik eşya reyonu ve küçük kulübemsi yapıları ile güzel bir tatil köyündeyiz. Che posteri en başta.

IMG_2513
-Küba-Che posteri

48-IMG_1260
Küba-Valle vinales- Cueva İndio

Royal Palm- kral palmiyesinin yemişleri de çok güzel kırmızı ve gövdenin ortasında hayli zarif bir yapısı var.

49-IMG_1266
Küba-Valle vinales- Cueva İndio

Artık ayrılıyoruz otobüsümüze bindik fazla uzağa gitmeden dağa boyanmış tabloyu görmeye gidiyoruz. Görsel manzaralar hala güzel. Çoğu evler yeni boyanmış hepsinin varendasında iki adet sallanan sandalye var. Ah dedim -İşte hayalimdeki görüntüler nasıl mutlu oldum anlatamam. 😍😍😍😍

50-IMG_1270
Küba-Valle Vinales manzarası

Otobüsümüz yaklaştıkça dağdaki resim de büyüdü. Çok geniş bir çimenlikte durduk olağanüstü bir yerdeyiz bence. Herşeyi unuttum büyülenmiş gibi dağa doğru yürüdüm. Ama önce kimsecikler engel olmadan manzarayı fotoğraflamalıydım. O kadar çok fotoğraf çekmişim ki buraya sadece bir tane yükleyeceğimi unutarak. 🙈🤭🤷‍♀️

En güzeli bu- Geçmiş zaman ile şimdiki zaman bir arada. 😍 Klasik fotoğraflardan farkı olmalıydı.

IMG_1297
Küba-Vinales-El Mural de la Prehistoria

Bu mural; Sierra de los Organos’un altıyüz küsur metre yüksekliğindeki Sierra de Vinales’in eteklerinde çizilmiş.

Evet Küba; Duvar resimleri (Muralları) ve onların sanatçıları ile tanınıyor. Bu dağ muralda da *El Mural de la Prehistoria* tarih öncesini anlatan insan ve hayvan resimleri vardı. Yağlı boya ile yapıldığı belli, yüksekliği 120 metre var eni de 200 olmalı dediler.

Tanınmış mural sanatçısı, çevre bilimci Leovigildo Gonzales ki aynı zamanda Meksikalı Diego Rivera’nın da öğrencisi, 1961 yılında birkaç öğrencisi ile tasarlayıp başladıktan dört yıl sonra da bitirmiş. Amacı; Evrim teorisi eşliğinde geleceğin gençliğine çocuklarına çevre bilincini anlatmakmış.

Yakınına gittiğimizde dağa tırmanan gençleri gördük, henüz dağ sporları gelişmemiş kendi imkanlarıyla çıkıyorlarmış.

Bugünü de böyle bitirmek üzere otobüsümüze bindik Havanaya dönüyoruz.

52-IMG_1328
Küba-Valle Vinales’ten  manzara

Otobüsümüz teklemeye başladı zaten Çin yapımı eski. Yarı yolda kaldık mı? arasan da ikinci bir otobüs gelme şansı yok. Yol kenarında beklerken gün batmaya başlamıştı bile. Tütün tarlası kenarındayız bir işçi evine dönüyor olmalı birden gözüme korkuluk gibi gözüktü (dilim varmıyor ama azraile daha çok benziyordu) ve hemen deklanşöre bastım adam da şaşırdı. Biraz photoshop ile bakın ne güzel oldu. Duvarıma asılacaklar listesine girdi. Sonra sohbet ettik gençler birlikte selfi yaptılar.

53-IMG_1320alev kopyası

Vadinin her köşesi ayrı bir güzeldi. Arabamız şöförümüzün marifetli elleriyle tamir oldu.   Günün yoğunluğu haliyle yorulduk doğru otele. Yarın Havana da nostaljik arabalarla Malecon’da turlayıp Ernest Hemingway’in *Yaşlı Adam ve Denizi* yazarken esinlendiği balıkçı köyü Cojimar’ı ziyaret edeceğiz.

Bol fotoğraf az-öz yazı demiştim sıkılmadığınızı umarak bir güzelle veda geleneğimi sürdürüyorum. Bu fotoğrafımı düzenleyen yılların fotoğraf arkadaşı Hüsamettin Demirci’ye de gönülden teşekkürlerimi iletiyorum. Tekrar görüşmek üzere. Sevgiyle takipte kalın. 😍😍😍

IMG_1183-2

 

 

 

 

 

KÜBA- Havana-Bölüm-1

Küba’ya Fidel Castro ölmeden gelme hayalimiz vardı, Fidel’i göremezdik belki ama; sanki daha özel olur gibiydi, kısmet bugüne imiş. 19 Aralık 2018 tarihinde Tura Turizmle başlayan gezimizin ikinci ayağı Küba’ya, Meksika-Cancun’dan veda edip bir saat sonra Havana Jose Marti Havalimanına indiğimizde tarih 25 Aralık 2018 olmuştu. İnsan kuş misali bir saat önce nerdeydik şimdi neredeyiz. 🤷‍♀️ 😊 KÜBA🇨🇺💃💃💃 Minicik bir havalimanı var.

IMG_2022
Küba-Havana Jose Marti  havalimanı

Evet Küba; Che Guevara’sı, Fidel Castro’su, fakir ama rengarenk görüntülü halkı ve muhteşem ritimli müzikleriyle özdeşleştirdiğim bir ülke. Ayrıca Amerika’nın yıllarca uyguladığı ambargoya rağmen kendi yağı ile kavrulan büyük bir ada ülke…

Pasaporttan geçiyoruz. Otobüse binip otel saatine kadar panoramik şehir turu yapacağız.   Öncelikle para işini halletmeliyiz. Küba’da para birimi biraz farklıymış öğrenmiş olduk. Kübalıların kullandığı CUP (Cuban Peso) ve turistlerin kullandığı CUC (Cuban Convertible Peso) olmak üzere iki para birimi var. CUC yerel halkın harcadığı -CUP- Küba Pesosu’ndan yaklaşık 25-30 kat daha değerli bir para birimi ve 1 Amerikan Dolarına eşit. Rehberimiz Mehmet AYDIN biz CUC kullanacağız, alışverişlerde siz CUC verirsiniz üstünü CUP olarak verirler dikkat edin sakın almayın aldanırsınız dedi. Bu para konvertibl değil. Yani başka bir para birimiyle değiş tokuşu yapılamıyor.

Beklerken etrafa bakınalım. Taksiler ile sarıların uyumu. Ve Meksika Sambrero’suyla bendeniz.

IMG_iph
Küba-Havana -Jose Marti Havalimanı

IMG_İPH
Küba-Havana -Jose Marti Havalimanı

Biraz Küba ve Havana’yı tanıyalım: Küba’lı tabiriyle La Habana.

1492’de Kristof Kolomb’un keşfettiği ve İspanyol toprağı ilan edilen adanın ilk başkenti Santiago del Cuba. Yüzlerce yıl başkentlik yaptıktan sonra, yerini San Cristobal de la Habana’ya bırakmış, sonradan adı La Habana olarak kısaltılmış, Karayip Denizi, Meksika Körfezi ve Atlantik Okyanusunun kesiştiği yerde, 12 milyon nüfuslu sosyalist bir ada ülkesidir.

Havana 3 ana bölgeye ayrılıyor. Havana Vieja -Eski Havana, Centro Habana- Merkez Habana ve Vedado -yeni şehir diyebiliriz. İspanyolca konuşuyor ve çok güzel dans ediyorlar. Halk fakir, devlet ölmeyecek kadar yardım ediyor ama artık turistten para kazanmayı öğrenmişler. 🤣🤣

Biraz hikaye havasında vereyim; İstilacı İspanyollar iyice yerleşmeye başladıklarında hemen tütün işçisi olarak yerli halkı yani kızılderilileri çalıştırmışlar. Yapı olarak ufak tefek hayli zayıf olan kızılderililer bu ağır işte zorlanınca da Afrikadan köle getirmeye başlamışlar. Ama önce vahşice tüm yerli halkı bir tek kişi kalmayıncaya kadar kılıçtan geçirmişler 😱 evet tam bir soykırım. 🤬 Onların yerini Afrikalı köleler almış. Şimdiki Kübalı yerli halkın siyahi olanları Afrikalı kölelerin torunlarıymış. Daha açık renkliler bu kölelerin İspanyollarla olan evliliklerden beyaz tenliler ise İspanyol kökenlilermiş. Sanırım çok renkli oluşları bu nedenle yaşamlarına da yansımış. 😊 1900 ‘lü yılların sonunda Amerika-İspanya savaşında Amerika kazanınca; İspanyollar çekilmiş Paris Antlaşması ile Küba kısmen özerkleşmiş. Ama Amerika üs kurup iç ve dış ilişkilerde söz sahibi olunca da sömürme işini de haliyle Amerika üstlenmiş oluyor. Bir de Amerika destekli Batista başa geçince ülkede değişik bir yönetim biçimi oluşmuş rüşvet, yolsuzluk kumar, fuhuş almış başını yürümüş. Sonra da isyanları oynayan halk bilinen devrimi gerçekleştirmiş. Neyse kısaca özet geçeyim dedim kişisel düşüncelerimdir.

Otobüsle şehir turu yapıyoruz sonra tarihi yerleri yürüyerek gezeceğiz. Küba’da gezilecek dört tane tarihi önem taşıyan sömürge meydanı varmış. Plaza de la Cathedral- Plaza de Armas ve – Plaza de Vieja.

Şöför hemen yerel müzikler çalmaya başladı, ritimlerine hayran olmamak ne mümkün. Devrim meydanındayız rehberimiz şimdi fotoğraf çekin sonra devam edelim ertesi gün yine geliriz dedi.

Devrim meydanı-Plaza De La Revolucion:

1 Mayıs -Che Guevara -Fidel Castro ve devrim. Tek bir ülke ve insan var mıdır? ki bilmesin. İşte 1 Mayıs deyince milyonların koşup geldiği bu meydandayız. Upuzun bir anıt ile karşılaştık.

IMG_0911
Küba-Havana-Devrim meydanı-Plaza De La Revolucion:*Jose Martin Anıtı*

Ben Fidel’in kendi heykelinin yapılmasına müsade etmediğini bildiğimden bu anıttaki heykeli merak ettim. Havana’da Museo de Revolucion’un dışında görülecek hiçbir yerde Fidel’in fotoğrafı da yoktur diye okumuştum.

Zaten Mehmet AYDIN rehberimiz anlatmaya başlarken karşıdaki binada Che’nin silüeti ben buradayım diyordu. Anıttaki heykel daha doğrusu anıtın kendisi Küba halk kahramanı Jose Martin’e ait. Altında müzesi varmış belki sonra gidilir. Karşımızda; İç İşleri bakanlığı olduğunu öğrendiğimiz binada Che’nin silüeti ve altında da *Hasta la victoria siempre* daima, zafere kadar yazıyordu. 😍

IMG_0915
Küba-Havana-İç İşleri Bakanlığı-Che Guevara silüeti.

Devrim meydanında olup da Che’den bahsetmemek olmaz. Tam ismiyle Ernesto R. Guevara de la Serna, İspanyol ve İrlanda asıllı bir ailenin beş çocuğunun en büyüğü olarak 1928 yılında dünyaya gelmiş. Ailesi varlıklı olan Che’nin mesleği doktorluktu ve iki evliliğinden olan beş de çocuk babasıydı. Guevara’yı dünya Che diye tanımış olsa da bu isim değil halk arasında bir hitap şekliydi. Ama dostları Guevara’ya takılmak için kullandıkları bu seslenişi halkın benimsemesiyle Che bir isme dönüşmüştür.

Küba devriminde rol oynasa da aslen Arjantinlidir. 7 Şubat 1959’da kazanılan zafer sonrası özel kanunla *Doğuştan Küba vatandaşı* yapılmıştır. Tıptan mezun olduktan bir yıl sonra doktorluk için iş bulamayınca gittiği Guatemala’da bir çok politik olaylara karışmış, Kübalı devrimcilerle arkadaş olmuştur. 1953 yılında 26 Temmuz Devrimci hareketine katılmış. 1954 yılında Jacobo Arbenz, CIA tarafından devrildikten sonra Mexico City’e gitmek zorunda kalmıştır. Che 1955 yılında Meksika’da Fidel Castro ve arkadaşlarıyla tanışarak devrimciler safında yer alır(Bu arada bir baskında yakalanan ve 16 yıl ceza alan Fidel Castro, 21 ay hapis yattıktan sonra Batista’nın emriyle hapisten çıkmıştır). Che Bir süre sonra Grandma adlı yatla Meksikadan Küba’ya gider orada gerilla savaşçısı *Comandante* olur. Bu arada ilk eşinden ayrılır.

1958 yılına gelindiğinde Santa Clara’yı ele geçirirler ve Batista Küba’dan kaçar. 5 yıl 5 ay süren savaş sonrası *La Revolucion* devrim günüdür.

1959 yılında da hükümet kurulur. Che’ye üst düzey görevler verilir. Bu arada Che, Haziran 1959’da Küba Devriminin aktif bir üyesi olan ve 1958 sonlarından beri birlikte yaşadığı Aleida March ile evlenir.

1964 yılında Fidel’e bıraktığı mektubunda; Küba’daki işinin bittiğini, diğer mazlum durumdaki Latin Amerikalı vatandaşlara yardım etmek üzere ayrıldığını ve Küba vatandaşlığını da bıraktığını yazar ve Kongo’ya gider. Kongo’da gerilla operasyonlarına başlar. 1966 yılında saklandığı Prag’dan kısa bir süreliğine Küba’ya gelir ve yeni bir gerilla mücadelesine hazırlık yapacaktır ki, bu mücadele Bolivya için olacaktır. Amerika haber alır ve Bolivya Ordusunu eğitir. Che’yi yakalamak için de yoğun faaliyetler başlatmış hatta seferberlik ilan etmiştir.

Yeri tespit edilen Guevara, Bolivya’da yakalanıp apar topar yargısız infaz edilmiş. Çatışma esnasında ölmüş gibi göstermek için defalarca ateş edilmiş, basına fotoğraflar çektirilmiş ve daha sonra kimliği tespit edilmemesi için elleri kesilerek bilinmeyen bir yere gömülmüştür. 1997 yılında elleri olmayan iskeleti Bolivya’nın bir bölgesindeki uçak pistinde gömüldüğü öğreniliyor ve gömüldüğü bu yerden çıkarılıyor. Yapılan DNA tespitiyle teşhis edilip Küba’ya teslim ediliyor. 🇨🇺 Kader….

Ülkeyi 2006 yılına kadar Fidel Castro yönetti sonra 2008 yılında görevini kardeşi Raul Castro’ ya bıraktı. İyi bir hukukçu olan 1926 doğumlu Fidel Alejandro Castro Ruz iki sene önce 2016 yılında 90 yaşındayken hayatını kaybetti. Kimi devletlerce diktatör olarak anılsa, ABD tarafında ambargo uygulansa da ülkesini elli yıla yakın yönetmiştir.

Hemen sağındaki binada da (telekominikasyon binasıymış) en az Che kadar devrim için çalışmış, devrimin sessiz kahramanı Camilo Cienfuegos’un silüet vardı. Ondaki yazı da Vas Bien Fidel*Çok iyi gidiyorsun Fidel* yazıyor.

IMG_0926
Küba-Havana- Telekominikasyon binası ve Camilo Cienfuegos’un silüeti

Devrimin hemen sonrasında Küba’nın üçüncü önemli kişisi olmuştur. Meydandaki bu silüetteki yazının sebebi şöyle; Fidel bir konuşması sırasında Camilo’ya dönerek; Nasıl iyi gidiyor muyum? diye sorar, Camillo da Fidel’e *Vas Bien Fidel* der. Ve bu söz halk tarafından slogan olarak kullanılmaya başlar.

Camilo’nun çok genç yaşta bindiği uçağın Havana’ya gelirken Okyanus üzerinde kaybolmasıyla hayatını kaybettiği biliniyor. Gerçi tüm aramalara rağmen ne uçak ne de içindekilerin cesedine rastlanmamıştır. Camillo’nun anısına tüm okullar her yıl 28 Ekim’de bayraklarını yarıya indirirmiş. 🇨🇺🇨🇺🇨🇺

Önümüzden hayli eski model göz alıcı renkli arabalar geçip durdu. Ay fotoğrafını çekseydik derken meydanın kenarında taksilerin durduğu yer varmış orada bir tane çekebildim. Herkes inip biniyor turist çok.

IMG_0929sp

Bu şıkır şıkır ben buradayım diyen renklere bürünmüş Amerikan arabaları fotoğraftaki 1952 model Chevrolet Styleline 😍  babadan oğula miras geçerek bugünlere sağ çıkmışlar. Zaten bu yaşlı arabaların en yenisi devrim yılından olan 1959 model. Zira devrimden sonra araba almak bir hayalmiş ve elinizdeki araba ne olursa olsun kullanılabilir durumda olmalıymış o nedenle eski arabalar hala gıcır gıcır. 👍 Halk fakir demiştim ya işte herşey devletin olunca mal, mülk gibi miras kavramıda yokmuş. Tek bu arabalar devrim öncesi elinde olanlardan oğullara kalmış. Hal böyle olunca bizdeki gibi kavgalar da olmuyordur deyip gülüştük.. 🤣🤣 Maaşlar da çok azmış 20-30 $ vs.

Neyse otobüsle şehir turuna devamla gördüklerim…

IMG_0933

Aşağıda görülen çeşme (Hintli yerli demektir, Hintli Kız çeşmesi) diye anılır. Halk arasında Ana tanrıca Kibele’nin heykelidir. 1837’de Villanueva Kontu için Guiseppe Gaginni tarafından Carrara mermerinden yapılmış. Dört bir yanında ağzından su akan yunuslar var. Heykelin sol elinde Küba meyvelerinin temsili bereketi, sağ elinde de şehrin armasını taşıyan oval bir kalkan var. İnip yakından çekebilseydik güzelmiş.

Bu heykel aynı zamanda birçok şairlere ilham kaynağı olmuş bir sürü hikayeler yazılmış. Bir efsaneye göre de; çeşmenin açılmasından bir gece önce, şehirde bir fırtına kopmuş birkaç ağacı ve bazı evleri yıktığı halde heykelin açılış için üstüne kaplanan örtüyü milim kıpırdatmamış. 

Burası, içinde bulunduğu hareketli mahallenin sakinleri için gelip mutlaka oturulması gereken bir park olmuş. Burada oturur sohbet eder, hikaye yazarlar, aşık olurlar, kısacası heykeli yaşam kaynağı kabul etmişler. Ne güzel. 😍😍😍

IMG_0937gg
Küba-Havana-Fuente de la India Çeşmesi.

Şehir turumuz otobüsle devam ediyor. 🤩

1-
Küba-Havana -Paseo De Marti caddesi

Arabanın yan aynasındaki görüntü de harikaymış. 😍

2-IMG_2092
Küba-Havana -Paseo De Marti caddesi

3-IMG_2096
Küba-Havana -Paseo De Marti caddesi

4-
Küba-Havana -Paseo De Marti caddesi

Köşeyi döndük ve muhteşem bir yapı üstelik hiç de yabancı değil. Evet benziyor ama beyaz saray değil. 😃 Meşhur Capitol den geçiyoruz. Fakat restorasyon nedeniyle gezemeyeceğiz.

5-1-1
Küba-Havana- Capitol binası-Paseo de Marti caddesi

Prado Caddesi üzerinde, Eski Havana ve Merkez Havana sınırında bulunan bu büyük bina Washington D.C’deki Amerikan Capitol binasından kopyadır ve Küba Devlet Başkanı Gerardo Machado tarafından Amerika’ya şirin gözükmek için yapıldığı söylenir. Çok eskiden bataklıkmış kurutulup inşa edilmiş.

Beyaz kubbe 62 metre yüksekliğinde ve içinde devleti temsil eden 17 metre Jüpiter’in heykeli varmış. Bu, Latin Amerika’nın en yüksek ve dünyanın en büyük üçüncü iç mekan heykeliymiş. En mühimi de giriş salonunun merkezinde 24 karatlık bir elmas varmış yabancı bir sitede okumuştum…

IMG_1530
Küba-Havana- Capitol binası

Capitolio, şehir içinde kendinizi yönlendirmek için önemli bir dönüm noktasıdır.  Mehmet AYDIN Rehberimiz; Bina doğuya bakar ve önündeki her şey Eski Havana’dır. Merkez Havana mahallesi binanın batısında (arkasında) başlar. Biz yürüyerek Eski Havanayı gezeceğiz şimdi geçtiğimiz yerler Vedado bölgesi daha modern ve iş merkezlerinin olduğu yerler.

Capitolio’nun hemen yanında Havana’daki en güzel binalardan biri olan ve ulusal balenin sahne aldığı Gran Teatro de La Habana yer alıyor.

IMG_1532
Küba-Havana*Grand Teatro de La Habana*

7-img_2124-1
Küba-Havana*Grand Teatro de La Habana* Paseo De Marti caddesi

Birçoğu hala harap durumda olan evler ama içinde yaşayanlar var demiştim ya; Havana, 56 yıldır yani devrim gününden beri binalara tek bir çivi dahi çakılmamış gibi. Çünkü evler devlete aitmiş ve restorasyon lazımsa talepler sıraya giriyor dolayısıyla gecikiyormuş. Kısaca kira derdi yok. İnsanlar, bence tabii sadece boya yapabiliyorlar gibi. 🤷‍♀️

Ne kadar renkli boyanmış olsalar da çoğu bizdeki tarihi yapılar gibi yıkık dökük tam bir virane, ama inanın içinde yaşayan aileler vardı. Aklıma bizim eski Dolapdere geldi, oğlum Dr.Oğuz Derya’yı sağlık merkezinde çalışırken ziyaretine gitmiş gördüğüm manzaraya inanamamıştım. Gerçi şimdi çok modern olarak yeniden yapılandırılmış. İşte iki güzel örnek size, yanındaki yıkık yer de görülüyor.

IMG_0944

Çamaşır asılı balkonları fotoğraflamayı oldum olası sevmişimdir. Rengarenk görüntüleri cezbediyor olabilir. 🤷‍♀️

IMG_0945

Havana turu devam.

IMG_2049
Küba-Havana

IMG_2050
Küba-Havana

IMG_2126
Küba-Havana

Uzunca bir tünele (denizin altından gidiyoruz) girip çıktığımızda karşımıza bir kale çıkıyor, Castillo del Morro.

İtalyan mühendis Juan Bautista Antonelli tarafından tasarlanan kale, 16. yüzyılın sonlarında çevreden çıkarılan kayalarla köleler tarafından San Cristobal de la Habana kentini savunmak için inşa edilmiş. Ancak, Küba valileri ve Mühendis Antonelli arasındaki anlaşmazlıklar, sorunlar nedeniyle kalenin inşası tam 30 yıl sürmüş.

IMG_0950     Tastillo de los Tres Reyes del Morro; Havana’nın sembollerinden biridir ve hem turistler hem de yerli halk tarafından en çok ziyaret edilen yerlerden biri olarak birçok filmde de yer almış. Kastilya’nın ilginç bir tarihi özelliği de hapishaneleri. Arka duvarlarındaki mevcut deliklerden mahkumları köpekbalıklarına atarlarmış. 😤😤

Akşamları top atışları çok renkliymiş biz yaşamadık. Eskiden halkı eve dönün dercesine kaleye çağırmak için top atışı yapılırmış. Bu gelenek hala devam ediyormuş.

Yine pembe bir Chewrolet gördüm 💃💃💃

IMG_0959ssss

Morro kalesinin içinde çeşitli sergiler varmış.

IMG_2151

Ve ayrıca Tarih müzesi olarak gezilebilirdi tabii ama hava o kadar bunaltıcı ki, karşı sahilde görülen meşhur Malekon Bulvarının ve çevre manzaranın güzelliğini bile bizi cezbetmedi.

IMG_0952

Yolumuz yine bir bulvardan geçer Puerto Caddesi ve Plaza de Armas’taki Parque Cespedes’in sahil tarafıymış. Burada da harika bir sürprizle başbaşayız. Küba devlet adamlarının isteği üzerine heykeltraş Metin Yurdanur tarafından 2011 yılında yapılan ve altında “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ve “Fundador de la Republica de Turquia” yani “Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu” yazıyor. Ata’mızın büstü karşımızda. Küba’da Ulu Önderimiz ATATÜRK‘ten başka hiçbir yabancı devlet adamının büstü yokmuş. ❤️❤️🇹🇷🇨🇺❤️❤️❤️ Onur duydum.

IMG_8555

Deniz kıyısında yani eski Havana’dayız burası da Plaza de Armas’ın sahil tarafı etrafta askeri araçlar, askerler ve bir kale daha var.

IMG_0962

Castillo de la Real Fuerza; Amerika’daki en eski Avrupa savunma yapılarından biri ve Karayipler’deki İspanyol egemenliği döneminde korsan saldırılarına karşı savunma amacıyla Fransız uzmanlar tarafından 1555 yılında yıkılan bir kalenin yerine inşa edilmiş.

IMG_2159ak
Küba-Havana-Castillo de la Real Fuerza’da ben.

Burada da bir efsane hikaye yakaladım. 😍 Dona İnes de Bobadilla efsanesi; Batı kulesinde La Giraldilla adıyla bilinen bronz bir rüzgar gülü varmış. Efsane Espera kulesi olarak da bilinen bu kulede geçer… O dönem Küba Valisi olan, aynı zamanda İspanyol fatih Hernando de Soto’nun eşi; kocasının Floridayı ele geçirmek için çıktığı seferden dönüşünü beklerken rutin olarak hergün bu kuleye çıkar saatlerce kocasının dönüşünü beklermiş. Ama çok uzun süren bu fetihten Vali asla dönememiş ve evet fetih sırasında ölmüş. 🤭😇

Askeri mimarinin de en güzel örneklerinden biriymiş. Kale, kentin kalan kalıntıları ve tarihi merkez ile birlikte UNESCO tarafından bir Dünya Mirası Alanı ilan edilmiş. Tarih müzesi olarak geziliyorsa da biz es geçtik. Çünküü  Eski Havana, Havana Vieja’yı gezeceğiz insanı kıpır, kıpır oynatan müzikler eşliğinde hem de… 💃💃💃💃

IMG_2162
Küba-Havana Castillo de la Real Fuerza

Sola döndük rehberimiz eşliğinde gidiyoruz. Soldan devamla San Ignacio sokaktan geçiyoruz. Yolda gördüklerim; henüz yerli halk yok.

IMG_2163
Küba-Havana San Ignacio sokak

IMG_2164
Küba-Havana San Ignacio sokak

Ay paylaşmazsam ölürüm. Arada erkekleri zorla öpmek için koşturan kadınlar vardı inanılmaz üzüntü verici. ☹️ Yine Amerika’nın sömürgesi döneminde zengin iş adamlarının meşhurların gözde mekanıydı Havana. Bugünkü sonuç kaçınılmazdı yani.

IMG_2171

Barların dışı kırık dökük olsa da içleri çok güzel.

IMG_2165 kopyası

Nihayet Catedral meydana geldik. Sağdaki sokakta Empedrado sokağı Ernest Hemingway‘in romanlarını yazdığı ve yine romanlarında bahsederek meşhur ettiği Ünlü bar La Bodeguita Del Medio var Mojito‘larıyla ünlü.. Mojito geleneksel bir Küba içeceğidir. Geleneksel olarak, bir mojito beş malzemeden oluşan bir kokteyldir: beyaz rom, şeker, limon suyu, soda suyu ve nane. Nane ile aslında limonun yeşili diyebileceğimiz Lime ile yapılanı makbulmüş ve tatlarının birleşimi romla birlikte mojito’yu popüler bir yaz içeceği haline getirmiş. Fiyatlar da ünlüymüş 😜 Mojito 5 CUC. Serbest zamanda gitmek üzere not aldık. 🍹🍹🍹

IMG_0966 son
Küba-Havana-Empedrado sokağı-La Bodeguita Del Medio

Sanırım Katedralin yanındayız ve meydanına yaklaştık. 😇

IMG_0963
Küba-Havana katedral

Ooo Meltem-Serdar çifti selfiden önce bana yakalanmışlar. 😍😍 Selam olsun. Bu güzel kemerli yapı da vakti zamanında Saraymış. Aguas Claras Markizleri sarayı. Devrimden önce bu anıtsal yapı Banco Industrial’in merkeziymiş. Evet şimdi El Patio isminde bir restoran olarak hizmet ediyor. Yine 1700 lü yıllarda yapılmış.

IMG_2167 kopyası
Küba-Havana-Aguas Claras Markizleri sarayı- Restoran El Patio

1.-Meydan-Plaza De La Cathedral;

Eski Habananın dört önemli sömürge meydanından en merkezi ve tanınmış olanıdır. Bu meydan otantik bir Küba Barok müzesiymiş, çünkü San Cristobal Catedral dahil olmak üzere tüm binaları 17. yy sonları -18. yüzyıldan kalmaymış.. Bir hayli ilerde göreceğimiz su kanalına kadar (16.yüzyılın sonunda) burası hep bataklıkmış bu yüzden şu anda La Cienaga olarak da adlandırılıyor. Şehre su sağlayan açık bir kanal olan Zanja Real’e ulaşana kadar, alan kurutulmuş ve sonra katedral yapılmış.

Catedral De San Cristobal;

Hayli görkemli değil mi? Ama bir yapım hikayesi var tabii. Tamam benim kadraj yanıltabilir ama Katedralin kuleleri dahil çoğu yeri asimetrik 😃

Tamam anlatıyorum; Bir Cizvit papazı-sömürge döneminde burada bir kilise ve papaz okulu açmak ister, inşaata başlar ama ömrü vefa etmez ölür. Kilisenin yapımına kardeşleri devam ederse de onlar da bitiremez. İstilacı İspanyollar (bu arada İspanyolları çok severim❤️) Cizvitleri kolonilerinden kovunca Kiliseyi tamamlamak dönemin valisine kalır. Daha sonra katedral olarak tamamlanır. Katedral olana kadar türlü elden yapılan eklemeler yüzünden de çan kulelerinin farklı olduğu söylenirmiş. Yani benim kadraj (geniş açı lens nedeniyle) fazla eğik değilmiş.  😀💃💃

IMG_0973
Küba-Havana-Plaza De La Catedral- Catedral De San Cristobal

İtalyan mimar Francesco Borromini tarafından tasarlanan barok bir yapı olan katedral denizden çıkarılan mercan kayalarıyla yapılmış dünyada eşi yok deniyor. Havana Başpiskoposunun merkez katedrali meşhur Papa da ziyarete gelecekmiş. 🤔 Bir dönem ateist olan halkı biran önce Hıristiyanlaştırmak için olsa gerek. 🤷‍♀️

Kristof Kolomb’un kalıntıları 1898 yılına kadar bu tapınakta iken aynı yıl İspanya’ya Seville’e taşımışlar. Çanların müziği çok güzelmiş hatta Küba’lı bir yazar *taştan müzik seti * diye tanımlanmış, ama çalışına hiç denk gelmedik.

Sağda sergi olan yapı da bir zamanlar saraymış. Palacio del Conde de Lombillo Palace şöyle bakalım.

IMG_2168
Küba-Havana- Plaza de La catedral de -Palacio del Conde de Lombillo Palace

Saray 1741 yılında inşa edilmiş. Havana’lı Pedroso ailesine aitti ancak adını 19. yüzyılda Pedroso ailesinin soyundan evlenen Lombillo Kontundan almış. Bir dönem postane olarak işlev görmüş. 2000 yılından bu yana büro imiş.

El Patio restoranın önünde bu ablaları gördüm ama ikaz üzerine çaktırmadan fotoğraflamak zorunda kaldım. Verdiğin 1 Cuc’u beğenmiyor peşinizden geliyorlarmış. Gerçi bunlar yerlerinden kalkacak gibi durmuyorlar hem önlerindeki materyallere bakınca sanki falcı gibiydiler. 🤷‍♀️ 😊

IMG_09702
Küba-Havana- Plaza de La catedral -Palacio del Conde de Lombillo Palace önü

Hemen yan sokağında Grafik sanatını öğreten atölye varsa da bence görüntü güzeldi.

IMG_2181
Küba-Havana- Plaza de La catedral

San Ignacio sokaktan devam ediyoruz.

IMG_2182
Küba-Havana-San Ignacio sokağı

Bir sokak sonra sola Obispo caddesine döndük, calle-cadde diyor ama bence dar bir sokak, yine de çok hareketli, bar ve sanat galerinden geçilmiyor. Bu sembolik cadde diyelim hayli de eski 16.yy da bile varmış..  Çılgın müzik eşliğinde gezeceğiz demiştim ya işte tam yerine geldik, Bolerolar, Chachalar, Salsalar, Kübalı çocuklar 1.5 yaşından itibaren salsa yapmayı öğreniyorlarmış.💃💃💃💃

Mercaredes sokakla birleştiği yerde meşhur Ambos Mundos otel karşımıza çıktı.

IMG_0980222
Küba-Havana-Hotel Ambos Mundos

Balkondaki selfici süper 😃

IMG_0979

Önemi yine Hemingway’in zamanında ”Çanlar kimin için çalıyor” romanını yazarken 511 no’lu odada kalmasıymış. Büyük yazar dünyada gezmediği ülke kalmamış; iki dünya savaşı, İspanya iç savaşı yaşamış, Afrika’da seneler geçirmiş derken Hemingway yaşamının neredeyse 22 yılını Küba’da geçirmiş. Hal böyle olunca kuşkusuz Küba’da bıraktığı izler de fazla olacaktı. Otelin terasına çıkıp etrafa bakılabilirmiş.

Obispo Caddesinden devamla..

2. Meydan-Plaza de Armas;

Ve parkta tahta bacaklı göstericilerle karşılaşma. En son çocukluğumda görmüştüm. Benim koca Canon’u görünce para diye peşime düştü hayli de takip etti hemen uzaklaştım. 😀😀😀 Onlardan kaçayım derken yerdeki parkelerin taş değil ahşap olduğunu fark edememişim. ☹️

IMG_0985

Efendim zamanın İspanyol sömürge valisi atların nal seslerinden rahatsız olunca böyle bir yöntem bulmuş, yerleri daha az ses çıkmasına sebep olan ahşap parke döşetmiş. Ne yalan söyleyeyim ben arnavut kaldırım sanmıştım. 🤷‍♀️

Bu kare Önder’den iPhone ile…❤️❤️❤️ Arkadaki güzel sütunlu bina şimdilerde şehir müzesi -Museo de la Ciudad olarak kullanılan Palacio de los Capitanes- Valinin sarayı olarak çevirebiliriz.

IMG_2193

Hep beraber müziğin ritmine uyarak yürüdük. Plaza de Armas; yazmıştım Küba’da dört sömürge meydanı vardı, işte bu da onlardan biri hatta en eskisi 1520 lerde yapılmış. 1770 lerde sömürgecilik döneminde Plaza de Iglesia olarak bilinirken; askeri geçitlerin yapıldığı tören yeriymiş ve 20. yüzyılın ortalarına kadar siyasi ve idari rolünü devam ettirmiş. Yapılışı dört yüzyıla dayanan eski binalarla çevrilidir. Şimdiki adı Plaza de Armas – aslında “Parade Ground”  tören alanı, ana idari merkez anlamındaymış. Şimdi bir de herkesin yavaş dahi olsa İnternet kullandığı park. 💃💃💃

Yolumuzun üstünde bir cami görünce sevinmiştik ama bizim değil Araplarınmış. Abdallah camii -Mezquita Abdallah. İspanyol tasarımı cami. Eski bir Lübnan, Suriye ve Filistin kolonisi tarafından kurulmuş. Tamiri vs ile 2015 de açılmış. Az bir müslüman azınlık varmış.

unnamed-2a
Küba -Havana-Mezquita Abdallah.

Tabelasında; Inaugurada el 17.06.2015, correspondiente al 1er dia del mes de Ramadan 1436 H. **Ramazan 1436 H. ayının 1. gününe denk gelen 17 Haziran 2015 tarihinde açıldı** yazıyordu.

Sağa döndük cadde- Calle de Oficios oldu😊 yolda gördüklerim. Bu yaşlı kadın kedisini süslemiş çocuk arabasında birbirlerine bakıyorlardı. Kendi ayrı süslü öyle oturuyor çok sevimli ama direkt fotoğrafını çekmeye utandım. 😇 Hoş dilencilik yok zaten.

IMG_0987_1
Küba -Havana -Calle Oficios

IMG_0988
Küba-Havana

IMG_0989
Küba- Havana sokakları

Hemen solumuzda çok güzel bir yapı vardı saray mı?, otel mi?, yanında dikilitaş gibi süslü bir sütun, önünde orijinal bronz heykellerle dikkati çekiyor ama ne?

IMG_0991
KÜBA- Lonja del Comercio de La-Habana.

IMG_0995 kopyası
KÜBA- Havana-Plaza de San Francisco de Asís-Lonja del Comercio de La-Habana.

1909 yılında yapılmış ticaret merkeziymiş. 😁 Lonja del Comercio de La-Habana. Fransız heykeltraş Etienne’nin bronzdan yaptığı bu heykel; Fransa ile Küba arasındaki dostluğun belirtisi, hediyesi olarak 25 Mayıs 2012 tarihinde zamanın Fransız Büyükelçisi tarafından Havana şehrine bağışlanmış. Ve bu meydan da Plaza de San Francisco de Asis.

3.Meydan-Plaza de San Francisco de Asis;

Yine bir sömürge meydanı. Onaltıncı yüzyılda, İspanyol ticaret kalyonlarının İspanya’ya geçerken demirlediği limanın hemen yanı. 15. yüzyılın başlarında meydanda bir pazar kurulmuş ve sonra 1608’de bir kilise inşa edilmiş. Ancak rahipler gürültüden şikayet edince, pazar Plaza de Vieja’ya taşınmış.

Yapı ise; 1730 yılında inşa edilen İglesia y Convento de San Francisco de Asís kilisesi ve manastırı.

IMG_0997
KÜBA- Havana-İglesia y Convento de San Francisco de Asís

Sağda yine güzel bir yapı.

IMG_2197
KÜBA- Havana-Plaza de San Francisco de Asís

Kiliseyi solumuza alıp yürüdük sağdaki ilk sokak Teniente Rey’e döndük. Biraz gittik karşımıza Arnavut kaldırımlı sokağın ortasında ince uzun demir parmaklıkla çevrili bir çukur çıktı. Rehberimiz anlatacağım demese yürüyüp gidecektim. Sonra duvardaki açıklayıcı tabelayı görünce güzel yurdumdan aşina olduğum çukuru çekeceğime rehberimiz Mehmet Aydın’ı dinlerken tabela önü görüntüsündeki bizim gençleri çekeyim dedim. ☺️

IMG_0998
Küba-Havana’dayız diyor gençler. Muhittin Yörük, rehberimiz Mehmet Aydın, Levent Kuruoğlu, Muhammet Karadeniz, Rıza Erol.

Zanja Real, 1565-1592: Havana’nın Kraliyet su kanalı. Tabelada yazılanların kısa özeti: Havana’nın kraliyet su kemeri olarak 1545’te inşa edilen ve o dönemde kentin en zengin kişisi Juan de Rojo ve Vali Juanes Davila’nın himayesi ile tanıtılan ilk su kemeri.

13. yüzyılda ve özellikle 19. yüzyılda, kraliyet kemeri, şeker ticareti ile zenginleştirilmiş kozmopolit bir şehire su sağlamak için yetersizdi. Bu, 1831-1835 yılları arasında inşa edilen Ferdinand VII’nin ve daha sonra 1859-1897 yılları arasında inşa edilen kanal de vento’nun iki yeni su kemeri inşası için zorlandı ve sonunda tasarımcı ve yapımcı
Mühendis Francisco de Albear ve Lara bu son 11 km’lik eseri yaptı. Yapımcının onuruna Albear adı verildi. 1878 de Paris’in Evrensel sergisinde, Masterpiece Mühendislik altın madalyasını almış. Ve kemer şu anda Küba’da mevcut 7 mühendislik harikasından biri sayılıyormuş. Yani fazlaca önemli bir çukurmuş. 🤷‍♀️🤷‍♀️ Daha sonra Albear’ın mermer heykelini görecekmişiz. Zaten köşebaşı bir yerdeydik hop yeni bir meydandayız. Evet sömürge meydanlarından Plaza de Vieja’dayız. Panoramik görüntü denedik iPhone ile fena olmadı gibi. 😃

4. Meydan-Plaza de Vieja;

IMG_2202
Küba-Havana-Plaza de Vieja

Plaza Vieja; 1559’da yapılmış Plaza Nueva olarak adlandırılmış ve genelde zenginlerin yerleşim yeri. Birçok kez yıkılmış, yapılmış. Meydanda boğa güreşi, festivaller ve infaz gibi pek çok etkinlik düzenlenmiş. Aynı zamanda pazaryeri olarak da kullanılmış hatta 1950’lerde, bir yeraltı otoparkı inşa etmek için meydan kazılmış. Eski terkedilmiş 18. yüzyıldan kalma evler, binalar özgün ve zarif görünümlerine yeniden kavuşturulmuş. Çok güzel farklı ev stilleri var, mesela meydanın ortasında, 1796 yılında yapılan çeşme sonradan birebir aynısı olarak yapılmış. Binaların bakımlı oluşundan anlaşıldığı gibi neredeyse tamamı aslına uygun olarak yeniden yapılmış. Kafelerle, ünlü marka satış yerleri ile meydan hareketlenmiş. Sol köşedeki sarı bina çok güzeldi. Camara Oscura imiş.

IMG_1037ddd
Küba-Havana-Plaza de Vieja Camara Oscura

Camara Oscura “fotoğraf makinasının atası” diyebilirim. İğne deliği kadar bir yerden geçen ışığın karanlık ortamda, aynaların, içerdeki içbükey alana düşürdüğü Havana’nın 360 derecelik görüntüsünü veriyormuş. Biz çıkmadık.

Hemen yanındaki mavi bina Fototeca de Cuba.

IMG_1039
Küba-Havana-Plaza de Vieja, Fototeca de Cuba

Fototeca de Cuba, Ulusal Plastik Sanatlar Konseyi ve Kültür Bakanlığı ile iş birliği içinde, her kasım ayında Kasım Foto etkinliğini Küba’da düzenliyor. Küba ve dünya sanatında fotoğrafın varlığını, tarihini ve evrimini kutlamak amacıyla 2006 yılında ortaya çıkan bir inisiyatif. Meydandan görüntüler, tüm meydan içine bakan binalar restore edilmiş. Unesco destekli.

IMG_1002
Küba-Havana-Plaza de Vieja

Tertemiz ve sakin rengarenk binalarıyla çok hoş bir görüntüsü var. Bu güzel harika balkonlar hep burjuvaların yapılan etkinlikleri seyretmesi için ve sahiplerinin durumunu belirtecek şekilde süslü ferforjeler yapılmış. En soldaki civciv sarı meşhur La Taberna Muralla, biz başka bir daha hareketli tavernaya gidecekmişiz bakalım. 💃💃💃

IMG_1001
Küba-Havana-Plaza de Vieja

Camara Oscura’dan dümdüz plazayı geçtik çeşmeyi falan tavaf etmedik yani transit bir geçiş söz konusu. 🤷‍♀️

Köşe başında durunca soldaki sokaktan devam ettik Brazil (Teniente sokak) sağdaki sokak San İgnaccio idi.

IMG_1004
Küba-Havana-Plaza de Vieja

Ve çok az gittik, düz gittik öyle harika müzikli bir yere denk geldik kiii anlatılmaz. Yok üstteki bu sarı yer 106 bizim taverna bir sonra 104 numara. 😀 Sola doğru..

IMG_1040
Küba-Havana-Plaza de Vieja -Calle de san İgnaccio sokak

IMG_1041 2
Küba-Havana-Plaza de Vieja -Calle de san İgnaccio sokak

Evet 104 numaralı kapı La Taverna Del Son. Süper hareketli çocuklar zaten Küba müzikleri belli yani kıpır, kıpır. Elinde Maracas (hani içi boncuk dolu labutlar var ya salladıkça ritim tutarsınız işte onlardan) siyahi solist hiç durmuyor bazen uzun metal bir boru yine çivi gibi metal bir çubukla sürtüp ritim yapıyor.. Evet La Taverna del Son’dayız. Rehberimizin meth ettiği kadar var. En görünür fotoğraflar bunlardı. Videosu var bir ara ekleyeceğim.  Ünlü Guantanamera şarkısını hep birlikte söyledik.💃💃💃

IMG_1057 2
Küba-Havana-La taverna del Son -Calle de Brazil (Teniente sokak 104 numara)

Yine bir hikaye yakaladım size; “Guantanamera” sözleri ile romantik bir şiirdi. Zamanla şiir kime yazıldıysa aşk ilişkisi özelliğini yitirir. Daha doğrusu şiddet gördükten sonra erkeğini terk eden, muhtemelen aldatan bir kadının dramatik öyküsüne dönüşür…

“Guajira Guantanamera” diye nakaratı ile ağızlara pelesenk olan bu şarkıda
“guajira” İspanyolca işçi demek ve Guantanamera kadın olarak algılanmıştır.

Amerika Küba’da Guantanamo’da askeri bir üs kurar. Ve özgürlükçü akvist gençler savaş karşıtı gösterilerde, sendika grevleri, Amerikanın göç sistemine itiraz yürüyüşleri ve göçmenler için medeni haklar isteme gösterilerinde çokça kullanırlar.

Jose Martin’nin ” versos sencillos ” adlı eserinden 1929 yılında Joseito Fernantes tarafından bestelenmiş olan bir küba yurt şarkısı diye bilinir.

Joseito yıllarca yaptığı günlük radyo programında, doğaçlama yaptığı haberlerini Guantanamera’nın müziği ile seslendirmiş ve şarkının popülaritesi de hayli artmış.

1950’lerin sonunda, Kübalı bir müzisyen Amerikada bir partide Jose Martin’in şiirinin bazı dizelerini yine Guantanamera müziği ile birleştirmiş. Bu şeklini beğenen Amerikalı folk müzik sanatçısı Pete Seeger repertuarına eklemiş ve 1963 senesinde New York’ ta Küba Devrimi dayanışma gecesindeki konserde söylemiş. Neticede hala herkesçe bilinen dünyaca ünlü bir şarkı olmuş. Yazıları okurken bir yandan da şarkıyı dinlemenizi hatta benim yazımı okuduktan sonra müziğin videosunu da izlemenizi öneririm. ❤️💞❤️     Guantanamera

IMG_2207
Küba-Havana-La taverna del Son

Mojitolarımızı içtik bolca dans ettik. Otele giriş saatine kadar serbest zaman vardı biraz grupla birlikte biraz da kendimiz sokakları arşınladık. Önce geçtiğimiz güzel binalara bakalım. Hepsi bugünlere gelebilmiş birer tarihsel anıt bence.

IMG_2203
Küba-Havana’dan bir sokak

IMG_2204
Küba-Havana

Sokakta yemek olayı uzakdoğuda bilinen birşeydi ama Küba da aynı şekilde evlerde yemek pek yapılmıyormuş.

1-IMG_1065
Küba-Havana

Bu güzel çocuğun surat ifadesindeki  güzelliğe bakarmısınız kıyamam.😍 Torunumu özlediiim. 🤗🤗

2-IMG_1066
Küba-Havana

Sokaklarda kaybolduk desem yeridir. Sanırım Obispo sokakta grupla buluştuk. Grafitiden çok mural yapılmış harika duvarlar gördük.

3-IMG_1067
Küba-Havana

Ne tesadüf ki bu hanım da bir kedi besliyordu. 😍

k-IMG_1018

Bu da Altın makas berberi 😁

j-IMG_1017

Bundan sonra sokakları karıştırdım artık öyle ki, mekan fotoğraflamaya vermişim kendimi. 🤷‍♀️

Siz de benimle gezin en iyisi hem okumadan izlersiniz kolayca 🤓 Görüntüler muazzam zira.

f-IMG_1013

Bunlara bisiklet taksi diyeyim çokça rastladık derken durağına da denk geldik.

b-IMG_1006

g-IMG_1015

t-IMG_1031

Alt fotoğrafta evin duvarında ok işareti ile gider dediği sokak Amargura zaten duvarda da yazıyormuş. 🙈

l-IMG_1020

Kısaca Old Havanayı arşınlıyoruz. Kübalı ressamların atölyeleri vardı, iki tane çocuk odası için pano aldık ve çerçeveyi Aydın’da yaptırdık.

alev küba

4-IMG_1068
Küba-Havana

Küba denince akla ilk gelen eski model rengarenk arabalardır. İşte meraklısına panoları.

5-IMG_1069
Küba-Havana

Sokaklarda gezerken insanlar oldukça rahat. Ne güzel memleket! Gezerken göreceksiniz, kim ne yapıyor, açık mı giymiş, şortu minicik mi karışan olmadığı gibi bizlerden başka dönüp bakan da ya da benim gibi fotoğraflayanı da yoktu (kendim için değil vallahi size bilgi olsun diye çektim denir ya işte öyle bir fotoğraf). 😇 Kısaca mahalle baskısından bahsedilemez.😀😀😀

6-IMG_1071_1
Küba- Havana sokakları

IMG_1075
Küba- Havana sokakları

Kapı aralıklarını bile kaçırmadım. Sanırım Fidel ile Camilo posteri. Hazine var buralarda elbette fotoğraf adına ve bilgi, görgü adına. 💃💃💃

h-IMG_1016
Küba- Havana sokakları

d-IMG_1009
Küba- Havana sokakları

Böyle özel ve tarihi pencereleri de çok sever hiç kaçırmam. 😇 Brazil caddenin köşesi kapıda ayakkabı atölyesi yazıyordu.

IMG_1029
Küba- Havana sokakları- Brazil calle

Hayat gailesi içinde koşuştururken çiçeği unutmamak ne güzel.💞💞

m-IMG_1021
Küba- Havana sokakları

Güleryüzlü yerel halk fotoğraf çekimine hiç ses çıkarmıyor.

u-IMG_1032
Küba- Havana sokaklar

Kırmızıların uyumu. ❤️❤️ Dedim de aklıma geldi, hala aklıma geldikçe çok üzülürüm. Yemek yediğimiz bir restoranda çat pat türkçe bilen garson kız bana işaretle ruj var mı? diye sordu. Özel günlerin haricinde sürme alışkanlığım hiç olmadığından yanımda da taşımamıştım ve yok dedim. Diğer garson kız kıpkırmızı ruj sürmüştü sana da biz alalım dedim satılmıyor dedi. Bir yerde okumuştum giderken yanınızda sabun götürün diye yazıyordu, keşke dedim ruj deseydi de yanımda götürseydim bu kızcağızı sevindirseydim. Sohbet sırasında bir Türk gencin peşinde olduğunu Türkiye’ye gidelim bir müddet birlikte deneme yapalım anlaşabilirsek sonra evleniriz demiş. Tabii kızı yanlış olduğu yönünde ikna etmeye çalıştık ama buradan kurtulma hayali hayli yüksekti.😟😟

o-IMG_1024
Küba- Havana sokakları

Gençler ve yaşlılar 😃

n-IMG_1023
Küba- Havana sokakları

Kapı önü sohbetlerine doyum olmaz. ☺️

p-IMG_1025
Küba- Havana sokakları

Teniente rey ve Amargura- 460 No’lu Cuba sokağından geçtik burada Museo Historico de las Ciencias Medicas Ulusal Tıp  Bilimleri Tarihi *Carlos J. Finlay* adı verilmiş müze var. Kapalıydı gezemedik.

v-IMG_1033
Küba- Havana Teniente rey ve Amargura- 460 No’lu Cuba sokağı

Yolları aşındırmadan yürüdük karşımıza meşhur 200 yıllık bir geçmişi olan ve fakat  yine Hemingway’in daiquiri içip meşhur ettiği diğer bar-Floridita bar çıktı.

8-IMG_1077
Küba- Havana

Bu arada; Kübalıların polisle araları pek iyi değilmiş. Ama yine de yardımsevermişler.

Otele dönmek için buluştuğumuz meydan Central parka bakan bir anıt alanı. Hani Küba’ya su getiren ve hala çalışan kemerin; yolda sadece demir parmaklıkla çevrili çukur vardı ya işte o kanalın mühendisi Francisco de Albear y Lara’nın anıtı. Karşısındaki otel de Gran Hotel Manzana Kempinski La Habana.

9-IMG_1076
Küba- Havana,Gran Hotel Manzana Kempinski La Habana.

1895 yılında Küba’lı sanatçı Jose Vilalta de Saavedra tarafından yontulmuş Francisco de Albear y Lara’nın gerçek boyutundaki Carrara mermer heykeli, askeri mühendis olduğu için üniforma giydiğini ve sürekli çalışan biri olduğu için de bir deftere yazar şekilde gösterilmiş. Anıtın dibinde duran kadın heykeli de Küba’yı temsil ediyormuş.. Anıtın çevresini üç küçük çeşme çevreliyor.

Kaidedeki yazıtta; “Havana kenti bu anıtı ünlü oğlu D. Francisco de Albear ve Lara’ya kurdu” yazıyor.

10-IMG_1081
Küba -Havana-Francisco de Albear y Lara’ anıtı

Bu bekleyişte bir de Central parka bakayım dedim. Türk bayraklı tişört giymiş amcam da çok güzel.

11-IMG_1074
Küba -Havana

Central parkın arkasında ya da yanında Capitol görünüyor bir diğer kenarı da Jose Marti bulvarı.

12-IMG_1083_1
Küba -Havana Central park

13-IMG_1084
Küba -Havana Jose Marti bulvarı

Tekrar Albear anıtına geldim. Otele gitmek için otobüsümüze bindik siz ne durumdasınız bilmiyorum ama biz yorulmuşuz.  Miramar’daki Havana Be Live Copacabana Oteldeki şarkıcı kızımızla veda edeyim. Küba’daki ilk günümüz böyle geçti memnun kaldık.

IMG_1087

Dilerim sizleri de keyifle gezdirebilmişimdir. Daha 3 gün buralardayız Küba’nın başka güzelliklerinde görüşmek üzere hoşçakalın, sevgiyle kalın. 😍😍😍😍