La Paz’da son günümüz. Tarih 21 Şubat 2025. Otelin penceresinden şehrin sabah görüntülerine bakıyorum. And Dağları’nın eteklerine kurulu bu koca şehir, sanki dev bir çanağın içine yerleşmiş gibi. Son karede ise bir önceki yazımda da bahsettiğim La Paz’ın 39. Cumhurbaşkanı Gualberto Villarroel’in heykeli. Ardından arabamıza biniyoruz ve La Paz panoramik gezimiz başlıyor.



Şehir içi manzaralarıyla devam edelim. La Paz’ın parkları gerçekten çok güzel. Yüksek rakımlı bir şehir olmasına rağmen yeşil alanları özenle korunmuş. Şehrin hareketli yaşamı arasında bu parklar küçük birer nefes alma durakları.


Bir ara sokak ve bir caddeden yaşamdan enstantaneler. Ve elbette rengarenk kıyafetleriyle cholitalar. Bolivya giyim kültürünü yaşatan bu kadınlar ister istemez gözüme çarpıyor. Çok da sevimliler, ikinci karedeki Cholitanın şapkası mesela nasıl da güzel ve düşmeden duruyor.


Bir süre sonra La Paz’dan çıkıp El Alto’ya geçiyoruz. La Paz’dan sonra bu şehir bambaşka bir dünyaya benziyor. Rakım daha da yükseliyor, sokaklar genişliyor ve günlük hayatın temposu kendini daha fazla hissettiriyor.


Yol boyunca kurulan pazar yerleri de hemen dikkat çekiyor. Tezgâhlarda yok yok; giysiler, meyveler, insanlar alışveriş yapıyor, satıcılar kendi aralarında sohbet ediyor. Kısacası Bolivya’nın günlük yaşamından küçük sahneler işte…


Ve tabii ki burada da rengârenk etekleri, şalları ve şapkalarıyla yine gözden kaçmayan Cholitalar. Pazarda dolaşan, alışveriş yapan ya da bir köşede sohbet eden bu kadınlar, And kültürünün en canlı sembollerinden biri.


El Alto’dan ayrılıp And Dağları’nın geniş platosuna Altiplano’ya doğru ilerlerken, birazdan göreceğimiz yer Bolivya’nın en eski ve en gizemli uygarlıklarından birine ev sahipliği yapıyor.
TİVANAKU (Tiahuanaco olarak da anılıyor.)
MÖ 1500–2000 yılları arasında kurulduğu ve MS 1200’lere kadar varlığını sürdürdüğü varsayılan bir uygarlığın beşiğindeyiz. Aymara dilinde adı *merkezdeki taş* anlamına geliyor. Tiwanaku, 3870 metre yükseklikte yer alıyor. Titikaka Gölü’nden başlayıp Atacama Çölü’ne, oradan da Şili’ye kadar uzanan yaklaşık 600 bin km²’lik geniş bir alana yayılmış ki bu alan da Altiplano’ya dahil.
Bu kadim ve güçlü uygarlığın, Güneş İmparatorluğu–Tiwanaku İmparatorluğu olarak da anılan bir medeniyete ait olduğu düşünülüyor. Alttaki 2. fotoğraf Müze kısmı. Tiwanaku, İmparatorluğun ana merkezi olduğu kadar bölgenin de en kutsal merkeziydi. Aynı zamanda da Tanrılara ibadet için gelinen hac yeriydi.


Hava güzel, ortam bir o kadar renkli. Önce müze kısmına gidiyoruz ama saat çok erken olduğu için henüz açılmamıştı. Zaten açık olsa bile içeride fotoğraf çekmek yasakmış. Hevesim kursağımda kaldı.🥺Ama elim boş dönmedim. Hemen girişte Tiwanaku kalıntılarının muralı ve bir monolit vardı… Ben de fırsatı kaçırmayıp kaçamak iki kare çektim. Rehberimiz -Zaten müzeye girebilseydik Yıldız Kapısı ile 8 metre yüksekliğindeki Güneş Tanrısının monolitini görecektiniz dedi. Kısmetten öte yol yok demiş atalarımız. 🤷♀️


Müzenin dış kaplamaları Aymara’ ya özgü otantik desenlerle süslenmiş. Kapının hemen dışında da taş bir kalıntı dikkatimi çekti.


Hep beraber antik kalıntılara doğru yürümeye başlıyoruz. Hemen önünden tren yolu geçiyor onu atladık. İçimde hafif bir merak, birazda heyecan. Güzel bir giriş kapısı var alttaki ilk fotoğraf, kapının her iki yanında kentin krokisi ve Tiwanaku kültürünün kronolojik şeması var.



Alışık olduğumuz kırmızı toprak sahada hala çalışan işçiler var. Güzel bir yürüyüş yolu yapmışlar. Alttaki ilk karede görünen yolun her iki yanında ortasında yuvarlak delik olan taş bloklar görüyoruz. Ne amaçla kullanıldığını o an tam anlayamadım. 20–30 metre kadar ilerledikten sonra ise Akapana Piramiti’ne geldik. Hemen önünde tanıtım panosu. Gece yağmur yağdığından etraf zaten çamurlu yine de dolaşıyoruz.
Ama açıkçası… Burada küçük bir hayal kırıklığı yaşadım. Beklediğim o görkemli piramit yerine, birkaç basamaklı ve üzeri kumla kaplı bir tepeyle karşılaştım.
Haksızlık etmeyeyim diye saydım; ilk 7 basamak (zaten sadece bu kısmın çok eski dönemlere ait olduğu söyleniyor), ardından yaklaşık 30 basamak daha var. Yine de bana göre daha çok doğal bir yükseltiyi andıran bu yapı karşısında “Hepsi bu mu?” diye düşünmeden edemedim.
Bu kadar “sıfıra yakın” bir piramit hiç görmemiştim… Onu da görmüş oldum. 😁🤷♀️



Akapana Piramiti hakkında bilgilerin bir kısmını panosundan alıntılayarak anlatayım: Farklı dönemlerde inşa edilmiş olan bu yapı, 7 platformdan oluşuyor. Birinci platformun duvarları ince işlenmiş payandalarla kaplı ve ana giriş batı yönünde yer alıyor. Çıkış için ilk 7 basamak kullanılıyor.
Burada ayrıca bir Chachapuma (taş eşya müzesinde sergilenen bir heykel) bulunmuş—ama ne yazık ki biz müzede göremedik. Chachapuma nedir derseniz, Chacha” (insan/erkek) ve “puma” kelimelerinin birleşiminden oluşan bu figür, çoğunlukla doğa savaşçılarını; yani ritüellerde kullanılan kutsal hayvanın gücünü anlatan *bulutların insanları’nı*simgeliyor.
Akapana, 194 × 194 metre ölçülerinde dörtgen bir tabana sahip ve yaklaşık 15.70 metre yüksekliğinde. Tiwanaku’ nun IV. döneminde aktif olarak kullanılmış, ardından zamanla terk edilmiş.
Ayrıca pano şöyle diyor: Zirve oldukça etkileyici bir noktada yer alıyor; buradan karla kaplı Illimani dağını ve Titicaca Gölü’nü görebileceğiniz tek nokta burası. Zirveye çıkıp doğuya doğru baktığınızda dağların arkasında Titicaca Gölü varmış.
Ben ise zirveye çıkamadım ama çıkabilseydim kim bilir, belki görebilirdim. Yaklaşık 15 km mesafe varmış. O zamanlarda çok daha net görünüyor olabilir…
Akapanayı sağımıza alıp ileri doğru yürüdük. Yine fazla kalabalık olmadan solumda gördüğüm Putuni kompleksini fotoğrafladım. MS 900 civarında inşa edilmiş (ikinci karede) bu alanda çok sayıda delik bulunduğu için Aymara dilinde deliklerin olduğu yer anlamındaymış.
Bir de kenarlarda mezar odaları nedeniyle *lahitler sarayı* olarak da anılıyor. Tiwanaku’ nun ana komplekslerinden biri ve hükümdarın ikametgahı da olabilir deniyor.


Kalasasaya Akapana Piramidi’nin sol tarafında ve Putuni kompleksinin doğusunda yer alan, taş bloklarla çevrili bir alan. Ne yazık ki tam görünümünü yakalayamadım.
Kalasasaya; Aymara dilinde *kala* taş, *saya* ise ayakta duran anlamına geliyor. Yani genel olarak *ayakta duran taşlar* ya da *dikili taş* anlamına geliyor. Doğusunda ise küçük ama çukur şeklinde *Semi Subterranean Court* yani yarı yeraltı avlusu bulunuyor. Rehberimizin anlattığına göre bu batık tapınak yeraltını, Kalasasaya ise yer üstünü temsil ediyormuş. Her ikisinin de 7 basamağı var.
Kalasasaya’nın aynı zamanda bir gözlemevi gibi kullanıldığı da düşünülüyor. 21 Haziran ve 21 Aralıkta, yani gün dönümlerinde, ana giriş kapısından süzülen güneş ışınları mabede girip avludaki 3 monolitin üzerine düşünce bu dikili taşlar da adeta bir saatin akrebi gibi zamanı ve günü göstermiş oluyor.
Aslında Tiwanaku ve buradaki tüm antik yapılar hakkında bildiklerimiz, arkeologların buluntularına dayalı yorumlarından ibaret. Yazılı hiçbir bilgi yok. Bilinen tek şey Güney Amerika’daki en eski medeniyetlerden biri olan Moche ‘den (Mochica) daha uzun süre varlığını sürdürmüş olmasıdır.
Kalasasaya’nın avlusunda yer alan üç tane* dikilitaş- monolit- estela* adına her ne derseniz 😉 var ve gerçekten dikkat çekici.
İlki, monolit Estela Fraile; Yani keşiş dikili taşı diyebiliriz. Heybetli bir görüntüsü var yani az değil, 2 metre 45 cm boyunda (ilk karede) kırmızı kumtaşından oyulmuş. Fotoğrafa tıklayıp bakarsanız, kolları göğsünün üzerinde çapraz şekilde duruyor. Ellerinden birinde asa, diğerinde *kero* dedikleri ve geleneksel içkilerini (kaktüsten yaptıkları) içtikleri kap var. Karın bölgesinde yengeç tasvirleriyle bezeli bir kuşak. Ne olsa vaktiyle balıkçılık yapmışlar. Zaten eteğinde de balık figürleri var (arkeolog olmadığım için simgeleri benzetemedim ama işçilik güzel) sonra gözleri yuvarlak ve yaş akıyormuş gibi çizgiler işlenmiş, koca göbeği ile kesinlikle kadın bir keşiş olmalı demişler. Ama bir su tanrısı da olabilirmiş. Ben de karar veremedim her ikisi de olabilir. 🤔
Diğer monolit Estela Ponce; Rehberimize göre bu bir erkek figürü. Bakın, dedi, *yüzü daha köşeli, gözler ve ağız daha belirgin* Yine ellerinde kero kadehleri tutuyor. Kemerinde kaktüsler ve insan figürleri işlenmiş. Eteğinde ise yine balık motifleri var. Bu kez gri andezit taşından oyulmuş.
Fotoğrafa tıklayıp dikkat edince görülen bir tümsek var çıkamadığım için çekemedim. Burası bir kurban sunağı *Altar*olarak kullanılıyormuş. Ayrıca bu alanda kuzeyde 7 ve güneyde 7 tane olmak üzere 14 yeraltı yapısı varmış. Muhtemelen Tiwanaku toplumunun ölen liderlerinin veya atalarının naaşlarını barındırmak için yapılmış türbeler olabilirmiş.



Kalasasaya’nın Kuzeybatı kenarında konuşlanmış en değerli tek parça monoliti * Puerto del Sol*un önündeyiz. Şimdi kırık ama olsun.
Puerto Del Sol-Güneş Kapısı; Bulunduğunda yerde tek parça halindeymiş. Bence de 3 metre yüksekliğinde ve 600 ton olduğu söylense de (aslında 100 tonu geçmez deniyor) bu devasa Andezit bloğunu tek parça olarak kaldırmaya çalışırken kırılmaması mümkün değil.
Üzerinde birçok kabartma figürleri var. İlk yapıldığında altınla kaplıymış, sonra İspanyollar tarafından yağmalandığı söyleniyor.
Tam ortada merkezde bir tanrı figürü var. İki elinde yılana benzer asa, başında güneş ışınları gibi çevrelenmiş yılanlardan taç var. Güneş tanrısı Viracoca olduğu düşünülüyor.
Yine gözünden yaşlar süzülen bu figürün sağında 24, solunda 24 adet figürler var. Sadece And dağlarında yaşayan bir Akbaba cinsi olan *Kondor*lar ortadaki tanrıya bakacak şekilde resmedilmiş. İlk sıradakiler Puma, ikinci sıradakiler Kondor ve 3.sıradakiler de zamanın sonsuzluğunu anlatıyormuş. Görelim.


Tiwanaku’ yu yaratan halkın Aymaralar olduğunu söylemiştim. Halk nerede yaşıyordu diye sorduğumda. Rehberimiz; burada yaşayan Aymaralar, tapınakların çevresinde kerpiçten yapılma dairesel evlerde yaşarlarmış. Kerpiç malzeme, tabiat anaya karşı dayanamamış; zamanla yok olmuşlar. O nedenle kalıntı göremiyoruz dedi.
Kalasasaya’nın arkasında Semi Subterranean Court- yarı yeraltı avlusu var demiştim. Son anda onunda da fotoğrafını Önder çekmiş( teşekkürler hayatım❤️) Paçamamanın yeraltı dünyasını temsil ediyor ve yine bu avluya da 7 basamakla iniliyor. Duvarlarındaki çıkıntılar insan kafası olarak işlenmiş.

Konuyu toplarsak daha önce anlattığım 3 tapınakta 7 basamakla bağlantılı.
*Akapana’nın simgesi Kondor gökyüzünü temsil ediyor ve 7 basamakla çıkılıyor.
*Kalasasaya’nın simgesi Puma yeryüzünü ve gücü temsil ediyor ona da 7 basamakla çıkıyor.
*Yarı yeraltı avlusunun simgesi de yılan- ölümü temsil ediyor ve ona da 7 basamakla iniliyor..
Hatırlatma: La Paz’ı anlatırken cadılar pazarındaki Aymaralı Kız’ın mural-duvar resmi bu 3 hayvanın önemini göstermiştim.
Çıkışa giderken ilk kare Putuni’ deki su olukları ve esas arkada planda Tiwanaku şehrini gördüm. İkinci karede başka bir yapı fark ettim; bana pek antik kalıntı gibi gelmedi. Rehberde yoktu, soramadım. Yılanlı bir monolit var. Ama 7 basamakla inilmiyor. Benim teşhisim burası bir türbe olmalı. 😉Haksız mıyım?


Tarihi MÖ’ye dayanan Tiwanaku’dan ayrılmadan önce biz de yakın tarihe bir iz bırakalım dedik.

Her yerde olduğu gibi burada da turistik eşya satışı vardı. Aymara kadını beni ısrarla çağırınca, Önder de sonunda bana bir sırt çantası aldı.😁 Son kareyi ise Tiwanaku’ ya giriş kapısını biraz değişiklik olsun diye çiçekler arasından çektim.



Arabamıza bindik ve Peru sınır kapısı olan Desaguadero kasabasına yola çıktık. Kasabaya vardığımızda hala Bolivya’da ve La Paz bölgesindeyiz, ancak araç değiştireceğimiz için pazar yerinden yürüyerek geçip pasaport işlemleri yaptıracağız. Rehberimiz umarım sorun çıkmaz çabuk geçeriz bazen 2-3 saati buluyor dedi.
Önce son Bolivya Cholita’larını pazarda görelim derim. İlk karedeki pazarcıların keyfi yerindeydi; hızla yürümesek daha güzel çekerdim. Cholita bana zafer işareti bile yaptı. ✌🏽



Bolivya ile Peru’yu ayıran Rio Desaguadero nehri var. Bu nehri bir köprüyle geçeceğiz. İlginç olan ise köprünün yarısının Bolivya’ya diğer yarısının Peru’ya ait olması. Şimdi biz de o köprüyü cholitalara gülümseyerek geçiyoruz.



Köprünün tam ortasındayız… Bir adım ilerisi Peru demek. Hemen sağımda rengarenk bir manzara uzanıyor: Desaguadero kasabasının mesire yeri. Küçük bir göl ve üzerinde süslü gezinti motorları. Görelim… Ve sonra Peru pasaport işlemleri için sıraya girmek üzere ilerleyelim…

Bolivya’ya veda zamanı da geldi…
Yüksek dağları, zorlu yolları, rengârenk cholitaları ve her köşesinde ayrı bir hikâye saklayan bu ülke, bende unutulmayacak izler bıraktı.
Belki her anı kusursuz değildi ama tam da bu yüzden gerçekti… Ve bu haliyle çok güzeldi. Şimdi bir köprünün ortasında, bir adım geride Bolivya, bir adım ileride Peru varken… İçimde hafif bir hüzün, yüzümde kocaman bir gülümseme var. Hoşça kal Bolivya… Biz seni sevdik…
Sizlerle de Peru’da buluşuncaya dek sevgiyle kalın. 💞💞💞







































































































































































