BÜYÜK AFRİKA TURU -8 ZİMBABWE 🇿🇼

ZİMBABWE CUMHURİYETİ

Victoria Falls

Yerel havayolları ile Zimbabwe’ye 11:20’de gerçekleşecek uçuşumuz için Johannesburg Tambo Havalimanı’ndayız, tarih 3 Mart 2023 saat 09:00. Tam 1 saat 35 dakika sonra Zimbabwe-Victoria Falls Havalimanı’na indiğimizde saat 12:55 oldu. Küçük bir havalimanı ama içi yörenin *BigFive* 🦛🐘🦏🐆🦁 olarak anılan ünlülerinin heykelleri ile süslenmişti.

       Özel aracımız ile önce otele geçeceğiz öğleden sonra da Victoria Şelalesi’ne gideceğiz. Havalimanı çıkışında bizi yerel bir grup özel danslarını yaparak karşıladı ama önlerinde bir de yardım kutusu vardı. Bir kare anca aldım bakışlardan çekinip makinamı indirdim. 😨

Zimbabwe-Victoria Falls Havalimanı
Zimbabwe-Victoria Falls Havalimanı

       Zimbabwe Cumhuriyeti; Güney Afrika’nın kuzeyinde, başkenti Harare olan 15 milyon nüfuslu en fakir ve suç oranı en yüksek Afrika ülkesi. Para birimi Zimbabwe doları ama kullanılmıyor yerine Amerikan doları çok geçerli bizler öyle kullandık. Tabii enflasyonla başa çıkamadıkları dönemlerde çok büyük rakamlı paralar basılınca Amerikan doları kullanmak kolaylarına gelmiş olmalı. 🤭

       Zimbabwe deyince malum hemen akla HIV ve Sıtma geliyor. HIV halen yoğun bir şekilde halkı etkilemekteymiş. Yaşam şartlarına bakınca durumları hayli zor. Aslında Zimbabve; doğal alanları, vahşi yaşam parkları ve oyun rezervleri ile çok tutulan bir Afrika safari destinasyonu.

       Tarihi; Antik çağlardaki sakinleri de Bantu ve San kabileleriydi. Yerleşik hayata geçerken Zulu kabilesinin bir kolunun torunları olan Matabele’ler Afrika’nın güneyine doğru iner ve Kral Matabele halkı olarak Matabeleland’a yerleşirler. Şimdiki Batı Zimbabwe.

       İlk sömürgecilik 15. yy ’da Portekizlilerle başlamış 19. yy ’da İngilizlerin bölgede maden arama faaliyetlerinin artması ve kurdukları İngiliz Güney Afrika madencilik Şirketinin silahlı birliklerinin işgali artırmasıyla Zimbabwe toprakları artık İngiliz sömürgesi olmuştur. Zimbabwe’de ilk madencilik şirketini kuran İngiliz Cecil John Rhodes’tir.

       Altın ve elmas fışkıran bu topraklara artık Rodezya denir. Zimbabwe’nin ilk adı olan Güney Rodezya işte bu Cecil John Rhodes’ten gelmektedir. Zimbabwe’nin kaderini adı verilecek kadar etkileyen Cecil Rhodes kimdir?  

       1870 yılına gelindiğinde İngiliz Cecil Rhodes verem tedavisi görmek üzere Güney Afrika’ya ağabeyinin yanına gider. O yıllarda İngiliz kolonisi olan Güney Afrika’daki Orange nehir kıyısında oynayan bir çocuk ışıldayan çok parlak bir taş bulmuştur ve evet bu bir elmastır. Cecil heveslenip ağabeyi ile elmas işine girmeye karar verir. İlk iş Güney Afrika’da Cape Town bölgesine yakın bir yerde Hollandalı göçmen De Beers’in çiftliğini satın alır ve aynı isimle De Beers Madencilik Şirketini kurar. Cecil Rhodes artık dünyadaki ilk elmas tüccarıdır.

       Ardından maden arama yetkisini şimdiki Zimbabwe’nin o zamanki Matabele kralı Lobengula’dan almış ve finansörü de Rothschild ve Oğulları Finans Şirketi olmuştur. Kurduğu bu şirket bugün dahi elmas ticaretinin %60’ını elinde bulunduruyor. 

       İngilizler ne kadar verimli topraklar varsa kendilerine almışlar hatta İngiltere’de ne kadar nüfus fazlası, hırsız, uğursuz ve suçlu varsa hepsini buraya yollamış kalan küçük arazilere de yerli halkı zorunlu göçe tabi tutmuş. Üstelik halka zorla İngilizce öğretilmiş. Halen İngilizce dahil 12 resmi dil kullanıyorlar.

       1980 yılında anca bağımsızlığına kavuşan Zimbabwe tam 90 yıl İngiliz sömürgesi altında yaşamış. Bağımsızlığı kazanmadan önceki son yıllarda da beyaz azınlıklarla yaşadıkları kaos ortamı ve her türlü eziyet insanları canından bezdirmiş.

       Otele gelene kadar inanılmaz sayıda Babun caddelerde dolaşıyordu. Otelimizde bizi kaval ile benzeri bir müzik aletini çalan Zimbabweli karşıladı. Otel yemyeşil bahçe içinde çok güzel Zimbabwe zaten çok yeşil bir ülke.

       Otelimize yerleştik istikamet Zimbabwe ile Zambiya arasındaki Viktorya Milli parkına aynı adlı şelaleye.

       Viktorya Şelalesi; Geleneksel adı Mosi-Oa-Tunya’dır. Şelale alanı çevresindeki arkeolojik kazılarda 3 milyon yıl öncesine dayanan Homo habilis’lere ait taş eserler, yine orta ve geç dönem taş devri silahları ve kazma aletleri bulunmuş. Yöreye daha sonra demir aletler kullanan Koisan’lar (Güney Afrika’nın yerli halkı) gelmiş. Onları da şimdiki Batoka denilen kabile yani hala bölgede yaşayan bir halk olan Güney Tonga halkı yerinden etmiş. Ve şelaleye *Shungu na mutitima* demişler.

       Bölgeye en son gelen Matabele de aManz’ aThunqayo adını verdi. Batswana ve Makololo’lar da (dilleri Lozi halkı tarafından kullanılır) onlara Mosi-o-Tunya adını verir. Ve tüm yerleşik kabileler için Viktorya Şelalesi çevre toprakları kutsal olarak kabul ediliyor. Aslında tüm bu isimler farklı dil olsa da hepsi Mosi-Oa-Tunya *Gök gürültülü duman* anlamındadır.

       Kısaca şelale bölgesinde yaşayan insanlar çevrede bulunan ve 17. yüzyıla kadar uzanan buluntulardaki cam boncukların keşfinden de anlaşıldı ki, dış Dünyadan yalıtılmış değillerdi ve 1852 yılında Avrupalı kâşiften önce bölge halkı tarafından da iyi bilinen bir şelaleydi. Hatta Boer savaşları sırasındaki öncüler kendilerini Voortrekker diye adlandırırlar onlar da biliyorlardı. 

       Mosi-Oa-Tunya Şelalesi 1850’lerin başında haritalarda işaretlenmiş olarak ortaya çıktı, ancak varlığının dış dünyada geniş çapta duyulması İskoç Misyoner Dr. David Livingstone’un 1855 yılında bölgeyi ziyareti ile olmuştur.

        Viktorya Milli Parkı içinde yer alan aynı isimli Viktorya Şelalesinin Genişliği (1708 metre) ve en önemlisi de çok yüksek (107 metre) oluşu ile 1989 yılında Unesco Dünya Mirası Listesi’ne; Dünyanın 7 Doğal harikasından biri olarak eklenmiş.

       Bu doğal güzelliğin mimarı Kuzey-Batı Zambiya’daki kaynağından Hint Okyanusu’na dökülünceye kadar geçtiği altı ülke boyunca 2693 km yol kat eden Zambezi nehridir. 107 metreden düşen nehrin çıkardığı gürültü tam 40 km mesafeden duyulabiliyorken düşen suyun yarattığı duman gibi görülen sis diyeyim 400 metre yukarı kadar çıktığı için 50 km mesafeden bile görünüyor.

       Uçakta gelirken gördük gerçekten deniz içinden çıkan duman gibi bir görüntü vermişti. Fotoğraf pek güzel değil ama fikir vermesi açısından ekliyorum.

Zimbabwe- Viktorya şelalesi- uçaktan görünüşü
Zimbabwe- Viktorya Şelalesi- uçaktan görünüşü

        Viktorya Şelalesinin oluşumu;

       Erken jeolojik dönemde, Batoka Boğazı’nın kayalıkları 150 milyon yıl önce yerleşmiş taban kayalardan oluşuyor ve bu lav soğuyup katılaştığında, Victoria şelalesi bölgelerinde çatlama veya sarsılma ile yarıklar oluşuyor. Zamanla bu kırık kaya kütlesi daha sonra Kalahari çölünden gelen kumlarla kaplanmış ve milyonlarca yıl boyunca bu şekilde korunmuştur.

       Daha sonra, 5 milyon yıl önce Botswana’nın merkezinde bölgede yükselmeye neden olan jeolojik bir değişim yaşandı. Bu Limpopo Nehri ile birleşmek için güneye akan yukarı Zambezi Nehri’nin yolunu tıkadı ve kalıntıları bugün Makgadikgadi tuz tavaları oluşturan bir paleolake- yarattı.

       Bu göl nihayet Matesi Nehri’ne taştığında bazaltı kaplayan birikintileri hızla alıp götürdü ve ardından kırık kayaları fay hatları içinden bloklar halinde çıkarmaya başladı. Bazalt erozyona dayanıklı, çok yoğun ve sert bir kayadır. Bu nedenle nehir, daha yumuşak bir kayada olduğu gibi her seferinde bir tane küçük parçacık yerine bir blok halinde onu kaldırır. Bu, boğazın ve hatta şelalenin yüzünün neden pürüzsüz, suyla aşınmış bir yüzey olmadığını ancak kaba bir yontulmuş görünümü koruduğunu açıklamaktadır. (Bilgi tablosunda yazılanlar)

       Viktorya şelalesi 107 metre yüksekliği ile Dünyanın en büyük 800 şelalesinin içinde yer almaz, ancak genişlik açısından 10’uncu, hacim olarak ise 13’üncü en büyük şelaledir. Bu faktörleri birleştirirsek dünyada Niagara, İquasu ve Viktorya olmak üzere 3 büyük şelale vardır deriz. Artık şelale ziyaretimiz başlasın.

Zimbabwe-Viktorya Şelalesi

       Barbaros rehberimiz biletleri alıyor güvenlikten geçiyoruz. Güzel bir ön bahçeyi geçip hep beraber çok sık yemyeşil ağaçların altından sanki yağmur ormanındaymışız gibi şelalelere doğru yürüyoruz.

       Rehberimiz önceden bilgilendirmişti yedek tişört alın, ıslanınca bozulacak ne eşyanız varsa korumaya alın, gerçekten çok ıslanacağız demiş ince birer tanede yağmurluk vermişti. Ben fotoğraf makinamı güzelce naylonla kapladım. Ağaçların arasından yürürken bile hafiften serpinti hissediliyor ama manzara harika. 

       Hafiften şelale sesi gelmeye başladı sanırım yaklaşıyoruz ki ses çoğaldı. Gerçekten de şelale öyle çok ve muhteşem köpüklerle akıyor ki sesi de aynı gürleme gibi doğrusu adını hak ediyor. Önümüze bir heykel çıktı Dr. Livingstone yazıyor, rehberimiz dönüşte anlatacağım şimdi ilk yere gidelim fazla kalabalık olmadan fotoğraf çekelim dedi. 

       O zaman ben önce gezeceğimiz noktaların haritasını paylaşayım. İlk kırmızı çizili olan yer gözünüzde canlanırsa ne ala. 1 ile 16 arasında seyir yerleri var durup fotoğraf çekeceğiz ve belki de çok ıslanacağız. 💃13-IMG_1295

       Viewpoint 2-Geldiğimiz yer aşağı doğru merdivenle inilen gözlem yeri adı *Chain walk* diye geçiyor. Tabelasında şöyle yazıyor; bu bakış açısı, vadiden aşağı inen basamaklar olduğundan şelalenin tam göz hizasıdır. Şu güzelliği görmek gerek yükselen su buharı açıkça görülüyor. Tabii bu güzelliği görebilmek için en uygun aylar Şubat-Mart ve en geç Mayıs ayına kadar gitmek gerek aksi takdirde su seviyesi hayli düşüyormuş. Alttaki fotoğraflar.

       Fotoğraflar çekildi gözlem 1’e doğru gidiyoruz. Elbette yolumuz Livingstone Statüsünden geçti. Dr. David Livingstone; Bu anıt 1955 yılında 100. yıl anısına dikilmiş. 1855-1955 bakalım kimmiş.

       1813 yılında İskoçya-Glasgow’daki bir gecekondu mahallesinde yoksulluk içinde doğdu. Afrika’da 25 yılı aşkın bir süreyi kapsayan ve 45.000 kilometreden fazla keşfedilmemiş bölgeyi kat etmiş, olağanüstü gezginlik kariyerine devam ederek hayatının son 5 yılını doğu Afrika’daki köle ticaretini durdurmaya adamış aynı zamanda misyoner bir kâşiftir.

Zimbabwe- Viktorya Şelalesi- Livingstone Anıtı
Zimbabwe- Viktorya Şelalesi- Livingstone Anıtı

       David Livingstone, adını verdiği bu şelaleleri ikinci kez ziyaretinde kendisini Avrupa’da yeniden şöhrete kavuşturacak ve onu kendi kuşağının en etkili kaşiflerinden biri yapacak olağanüstü bir Afrika yolculuğunun ortasındaydı. Bu seyahatinde orman içinde görünen tuhaf dumanı merak eder ve Makololo kabilesinden tanıştığı bir gençten kendisini kabile şefinin de bahsettiği kükreyen duman Mosi-Oa- Tunya’nın ayağına götürmesini ister. Orada fay kırıklarında çıkan sudan ıslanırken inanılmaz gürültülü akıştan da şaşkına döner. Hayatının en üstün doğal keşfini yaptığına inanır ve bu görkemli şelaleye Kraliçesi Viktorya’nın adını verir yıl 1855.

       Viktorya Şelalesi’nde 5 farklı Katarakt (şelale) vardır. Devil Katarakt-Main Katarakt- Horseshoe Falls-Rainbow Falls ve Eastern Katarakt.

       Viewpoint 1- Devil’s Katarakt (Şeytanlar Şelalesi) bize görsel bir şölen sundu muhteşem Gökkuşağı🌈. Nasıl güzel ses gerçekten de gök gürültüsü gibi, bu arada cataract Latince şelale demektir. Burası Viktorya şelalesinin ilk bakış noktası. 70 metre yüksekliğinde ve 30 metre genişliğindedir. Ve yine şelalenin en alçak ve batı noktasıdır.

       Ayrıca 3 dere kayalıkları* Three Rills Cliffs* olarak da adlandırılan Katarakt adasına da bakmaktadır. Devil adını yerli kabileler eskiden burada soldaki suyun hemen üstündeki Katarakt adasında suyun az olduğu dönemlerde kurban törenleri düzenledikleri için almış. Ve yine burası Livingstone heykelinin dikildiği bakış açısının aynısı. Her gözlem yerinde tabelalarda bu kısa bilgiler verilmiş.

Zimbabwe- Viktorya Şelalesi-Devil's Katarakt
Zimbabwe- Viktorya Şelalesi-Devil’s Katarakt *Wievpoint -1*

       Toplamda 16 tane viewpoint- gözlem yeri var. İlk 7 ye kadar Devil’s Katarakt’ın en güzel gözlem yerleri. Şimdi gözlem 3’e doğru gidiyorum.

       Viewpoint 3-Burada doğrudan karşıdaki Devil katarak ile Katarakt Adasının arasından çağlayan gibi akan şelaleyi görebilirsiniz. Şelalenin bu kısmında gücü hakkında bir fikir ediniyoruz.

       Yüksek su mevsiminde adanın neredeyse yarısı sular altında kalır. Bu adada Zambiya’ya doğru uzanan bir fay hattı var ve buradaki sular fay hattındaki kayaları ki bunlar sert yapılı bazalt tabakalardır bloklar halinde çıkarmaya başlarsa gelecekte bir şelale daha oluşabilir. Gerçi bu işlem çok uzun yıllar sürdüğü için bu bölgede yakın zamanda bir şelale oluşumu beklenmiyormuş. Hatta bir milyon yıl diye yazıyor. Ve şelalenin en düşük noktası burası.

       Viewpoint 4- Buradan şeytan kataraktı ve ana şelalelerin bir kısmını görebiliyoruz. Kenarından bakıldığında uçurumun üzerinden düşen su tarafından kıvrılan derin bir havuz manzarası görülür diyor ama ben göremedim. Havanın uygun olduğu ve zamanlamanın iyi olduğu açık bir günde çok parlak ve güzel bir çift gökkuşağı görülebilir ayrıca gece boyunca bu bakış noktasında güzel bir Ay gök kuşağı da görülebilir diyor. Evet Ay dolunaydan bir gün önce, dolunay sırasında ve sonrasında toplam 3 gün yani Ay parlak olunca çok güzel görünüyormuş. Keşke görebilseydik ama Gökkuşağı🌈 yine muhteşem hem de duble…

Zimbabwe- Viktorya Şelalesi-Devil's Catarac
Zimbabwe- Viktorya Şelalesi-Devil’s Catarac

       Ne demiştim 7 No’lu bakış açısına kadar fotoğrafladığım yerler Devil’s Katarakt idi. Şimdi 5 No’lu yere doğru gidiyoruz. Yürüyüş yollarını güzel yapmışlar ağaçtan ziyade Afrika’nın yüksek çalılıkları arasından yürüyoruz. Ağaçlar yani yağmur ormanı hemen arkamızdaki kısımda. İlerdeki Main Cataract- Ana şelale görünmeye başladı.

       Viewpoint 5&6- Main Cataract- Ana Şelale iyice görünür oldu. Şelale yanında ve fotoğrafın solunda bazalt kayalar görülüyor. İşte o kayalar suyla aşınmıyor ama yavaş yavaş yerinden plakalar halinde milim milim hareket ediyorlarmış. İşte bu nedenle taş yüzeyler parlak ve kaygan değilmiş. Yukarda da bahsetmiştim milyonlarca yıl sonra ancak o bölüm de yıkılıp yeni bir şelale olabilirmiş. Yine muhteşem bir görüntü. Bir yandan da ıslanıyoruz elbette ama henüz sırsıklam olmadık.

Zimbabwe- Viktorya Şelalesi- Main Cataract
Zimbabwe- Viktorya Şelalesi- Main Cataract

       Viewpoint 7-8 Main Cataract- Ana Şelaleler tam 93 metre yüksekliğinde. Yağışın çok olduğu ortamda dakikada 700.00 metreküplük akış hızına sahiptir. Point 7’ye Önder giderken ben fotoğrafını çektim. 

Zimbabwe- Viktorya Şelalesi- Main Cataract
Zimbabwe- Viktorya Şelalesi- Main Cataract

       Makinam ıslanmasın diye ben kontrollü geçiyorum.28-IMG_1198

       Viewpoint 8-Yukardaki görüntüden itibaren alttaki fotoğrafta gördüğünüz gibi viewpoint 8 ile gerçek yağmur ormanına giriliyor. Sürekli, yılın 365 günü, günün 24 saati yağmur alan tek yerlerden biriymiş. Zaten ortalık dumanlanmaya biz de çokça ıslanmaya başladık.29-IMG_1194

       Bu muhteşem gök gürültülü dumanı bir de videoda izleyelim. 

       Yukarda izlediğimiz muhteşem güzellikteki akışı keyifle izledik.

       Viewpoint 9-10- 11 numaraya kadar sadece gürleyen duman vardı. Önder ıslandı ben gitmedim. 😇 8 numaradaki video başında akan şelale en geniş olanı. Ana şelale ile Livingstone adası arasını kapsıyor. Yürümeye devam her bakış açısının yolunu gösteren tabelalar var onların oradan bakıyorum. 

        Bol dumanlı viewpoint 11′ e giderken patika zaten içeri giriyordu gökyüzü de harikaydı öylesine çektim, baktım gidişat kötü daha öteye gitmedim. 📸 Makinamı korumalıyım yani…

Zimbabwe- Viktorya Şelalesi- Livingstone Adası
Zimbabwe- Viktorya Şelalesi- Livingstone Adası

       Viewpoint 12-Gürleyen duman dan 12’nci yere kadar sadece bol bol ıslanıyorsunuz demiştim fotoğraf çekilse bile görüntüler flu oluyor. Ben ancak 12’nolu bakış açısından bu fotoğrafı çektim 🤷‍♀️ Gürleyen duman üzerime gelmeden sol taraftaki 13 No’lu bakış açısından belki daha net görebileceğim Horseshoe-at nalı şelalesi sağdaki de 14 No’lu bakış açısından görülebilecek olan Gökkuşağı şelalesi-Rainbow.

Zimbabwe- Viktorya Şelalesi- Livingstone Adası
Zimbabwe- Viktorya Şelalesi-

       Ama Önder’im iphone ile ıslanma uğruna bu bölgeyi video olarak harika çekmiş. Teşekkürler hayatım.

       Viewpoint 13-14 Önce açıklamasını yapayım. Horseshoe-Livingstone Adasının doğu tarafından suyun akışı at nalı şeklinde olduğu için bu adı almış. Videoda daha iyi görünüyor. 95 metre yüksekliğinde ve en düşük su hacmine sahip olduğu için de kurak mevsimde en çabuk kuruyan bölümmüş.

       Hatta 14 No’lu bakış açısından görülmesi gereken ama göremediğim Gökkuşağı şelalesi 108 metre yüksekliği ile şelalelerin en yükseğidir. Gürleyen dumanı bu nedenle de çok olunca öğleden sonraları ve 15 No’lu bakış açısına geçerken Gökkuşağının keyfine doyum olmazmış. Ama biz o keyfi yaşayamadık göz gözü görmüyordu ki! İnanın ve görün.

       Viewpoint 15- Danger point taşlar kayganmış zaten uçurum kenarı olduğu için bu adı almış kısaca gidilmez. Gidilebilse Zambiya tarafında kalan Eastern Cataract görülebilirdi.

       Afrika’nın mevsimsel farklılıkları elbette Victoria Şelalelerini ve akış hızlarını da etkiler. Düşük su mevsimlerinde 5 bölümden bir veya daha fazlası kurusa bile Victoria Şelalesi hiçbir zaman tamamen kurumaz. Özellikle Şeytan Kataraktı ve Main (ana) Şelaleden sular akmaya devam eder.

        Mevsimsel en yüksek su akışı Mart-Nisan ayıdır, en düşük su akışı Kasım-Aralık başıdır. Şimdiye kadar kaydedilen en büyük su akış hızı Mart 1958 yılında dakikada 700 milyon litre olarak kayda geçmiş.

       Göremediğimiz aşağıda boğaza doğru bir havuz gibi Boiling pot varmış adı üstünde ama biz köpüren tencere kazan vs. göremedik rafting falan yapılıyormuş. Zaten bir şey göremedik duman altıyız. 😁 Hadi son bakış noktasına gidelim mi?

Zimbabwe- Viktorya Şelalesi
Zimbabwe- Viktorya Şelalesi

       Viewpoint 16-Victoria Falls Bridge, Baktık 12’den sonra pek fotoğraflık durum yok biz de köprüye gidelim dedik. Bu son bakış açısı için geri döner gibi gittik şelalelerden artık uzağız. Zimbabwe ve Zambiya’yı birbirine bağlayan köprü. Ah inşallah tren geçerken rastlarız Önder hadi dedim ama tren yok. 🥹Biraz grup arkadaşlarımızın fotoğraflarını çektik derken inanamadım tren geçiyor. Heyecanımı tahmin edersiniz gerçi yük treni ama olsun şu güzelliğe bakınız.

Zimbabwe- Viktorya Şelaleleri köprüsü
Zimbabwe- Viktorya Şelaleleri köprüsü

       Köprünün tarihinden bahsetmekte yarar var. Zimbabwe’de ilk madencilik şirketini kuran İngiliz Cecil John Rhodes’tir demiştim, hayli de zengin olan Rhodes’ in hayallerinden biri de Cape’ ten Kahire’ye kadar demiryolu bağlantısı kurmak. Bu hayali için de önce Batoka vadisindeki bu köprüyü inşa etmekle başladı.

       200 metre uzunluğundaki köprünün 150 metre uzunluğunda da kemeri var. Bir mühendislik harikası olan köprü İngiltere’de inşa edilmiş. Kontrol amaçlı önce orada monte edilmiş sonra parçalara ayrılarak buraya getirilmiş. Afrika’nın sıcağında genleşip bükülmesin diye beton payandalara monte edilmiş. Ve beton ayakların yapımından sonra köprünün kemeri her iki yamaçta aynı anda monte edilmiş. Müthiş başarı.

       İnşası 14 ayda tamamlanan Zimbabwe ile Zambiya’yı birleştiren köprü 1905 yılında açılmış. Yazık ki açılışına öncülük ettiği köprünün bu özel gününü görmeye Cecil Rhodes’ in ömrü vefa etmemiş. Ve zamanında Dünya’nın en yüksek demiryolu köprüsü olmuş. İki ülke, turistlerin her iki taraftan da günlük geziler yapmalarına sınır karakollarından vize alınarak müsaade ediyorlar.

       Artık geri dönüyor şelaleye geldiğimiz yoldan buluşma yerimize geliyoruz. Ah yine her taraf Babun dolu, biz de kedi burada Babunlar. 🐒🐒

       Biz biraz erken gelmişiz etrafı kolaçan ediyorum. Bu arada masamızda bir sapan gördük, ay dedim çocukluğum geldi aklıma, zamanında az kullanmadık. 😇 Yok hiç kuş avlamadım biz gazoz şişesi veya konserve kutusuna atış yapardık. Buradaki görevi meğer Babunları korkutmakmış. Babunlar hani bir değil 6 erkek gücüne sahip, hırsızlıkta rakip tanımayan burnu uzun poposu kırmızı maymun çeşidi. Masada sapan veya sahte yılan bile görseler önünüze ne kadar yemek yığsanız saldırmazlarmış.

       Bahçeyi gezerken ağaç gövdesine işlenmiş portreyi görünce kaçırmadım. İyi de yapmışım zira adını bile işlemişler ve çok meşhur biri.

Zimbabwe- Viktorya Şelaleri
Zimbabwe- Viktorya Şelaleleri

       Stanley Jordan gitarı özel bir vurma tekniği ile çalan Amerikalı bir gitar virtüözü. Burayı ziyaretinden sonra işlemişler. Etrafı gezerken parkın girişinde şelalelerle ilgili panolar gördük. Şelalelerle ilgi pek çok bilgilendirici veriler mevcut. Viktorya şelalesinin jeolojik oluşumunda bahsettiğim bilgilerin kaynakları bunlar.

       Evet Viktorya Şelalelerini de gördük peki Zimbabwe’yi bu kadar görmek yeter mi? bize yetmedi. Ama zaten turizm için sadece şelalesi var. Şelaleyi bir de Zambiya tarafından göreceğiz. Her zaman olduğu gibi magnet almak üzere parkın karşısındaki alışveriş yerine gittik.

52-IMG_1112       Magnetler alındı, ama insanları peşimizi bırakmadı hayli ısrarcı oluyorlar. Zimbabwe’ye yarın sabah erkenden veda edeceğiz ama biz şimdiden elveda derken anılarda da yer alalım dedik. 

Zimbabwe'de Alev&Önder KAPLAN
Zimbabwe’de Alev&Önder KAPLAN

       Yakın sınır komşusu Botswana’da görüşünceye kadar sağlık ve sevgiyle kalınız. 💞💞💞

VİETNAM- 2

*Hanoi* 2

      Hanoi’de güzel bir yarım gün geçirmiştik yani tarihimiz hala 23 Ocak 2017. Öğlen yemeğine gidiyorduk ve evet güzel bir yemek sonrasında gezmeye devam… Otobüsle merkezde indik. İlk gözüme çarpan kadınların bisiklete doldurdukları sebze ve meyveleri dolaşarak satmaları. Sonra her çeşit taşıma aracının mutlaka çiçeklerle süslü olması.

      Old Quarter diye bilinen eski şehri biz turistlerin alış veriş yaptığı, yerel halkın da hem dükkanları hem de yaşadıkları evlerin olduğu bölgeyi gezeceğiz. Hep beraber rehberimizin en zevkli gezilerinizden biri olacak dediği cylo bisiklet tuk-tuk ile gezmeye başlıyoruz.

      Biz Hindistan’da binmiştik ve fotoğraf çekerken zorlanmıştım, Önder’e bu bisikletler çok dar fotoğraf çekerken yine zorlanacağım dedim. Baktım sürücü arkada biz önde oturacağız tabii çok sevindim.

      Ayy ama tek kişi binildiğini öğrenince bu kez Önder’den ayrı düşme korkusu sardı. 😳 Bana da hiç yaranılmıyor ya neyse… El mahkum bindik elbette…😁😁😁 Bindik ama sürücüye ancak işaret diliyle kocamdan ayrılma yavaş sür demekten dilimde tüy bitti. Maalesef İngilizce hiç bilmiyorlar. 🤦‍♀️

      Yukardaki fotoğrafta görülen sarı ve ince uzun ev Fransızlardan kalma. Rehberimiz Ali İhsan; Çevrenize bakınız sarı bir bina görürseniz iki şey düşüneceksiniz ya devlet dairesidir ya da Fransızlar döneminde yapılmıştır. Caddeye bakan ve cephesi dar olan bu evler size küçücük bir evin önünden geçiyormuşsunuz hissini verir. Toplam 45 metrekare olan evlerin ön cephesi dar ama arkaya doğru vagon misali uzayıp gider.

      Eğer çok zengin değilseniz evinizin ön cephesi böyle dar olmak zorunda. Benden söylemesi keyfiniz bilir ben geniş yapacağım derseniz de ceremesini çeker daha çok emlak vergisi ödersiniz. 😅 Fransızlardan kalma zamanın yasası hala işliyor. Her milletin vergiden kaçma şekli farklı oluyor. 😉

      Hem Hanoi hem de Saygon 6 bölgeye ayrılmıştır. Biz şimdi 2. Bölgedeyiz. 5-6 şehir dışıdır ve genelde işçi sınıfı oturur. İlk 3 bölge zenginlerin muhitidir ve kiralar 3000 dolara kadar çıkar. 4. Bölgede de 1000 dolarınız yoksa yaşayamazsınız. 🤦‍♀️

      Cyclo’ya binip gezmek hakikaten inanılmaz keyifliydi. Bir kere sen öndesin sürücü arkada. Sonra trafiğin kaosuna giriyorsun yanından vızır vızır motorlar, arabalar geçiyor ve çarpmıyor yani müthiş bir adrenalin. Yaşamak gerek. Hadi o zaman yaşayalım.

      Caddeler geniş ama ara yerler hayli dar. Ve Vietnam’da yollara yatırım yapılmadığından herkes motora pardon Honda’ya biniyor. Ayrıca otomobil vergileri de hayli yüksekmiş.

      Güzel bir binanın önünden geçiyoruz. Karşımda, Paris’teki Opera Garnier’in küçüğü bir bina. Yanılmamışım Fransızlar zamanında kalma Hanoi Opera’sı. İlahi bisiklet sürücü bana dönüp işaret etti çek diyor. Ben de elimle yavaşla dedim. Sağ olsun trafik seyrekleşip ben çekene kadar oyalandı.

      Bir kulüp önünden geçerken de bu seneki yeni yılın horoz yılı olduğunu hatırlatan bu kareyi çektim. Ve yine meyve satan bir kadın…

      Birçok yerden geçtik her yer yemyeşil. Mesela şu güzel park. Tesadüfen fotoğraf çekimine gelen gelin ile damat bir de çekime hazırlanan gelin vardı. Hemen yandaki anıt çeşme önünde hatıra fotoğrafı çektiren bir grup genç.

      Arayan mevlasını bulurmuş 😉 ben de parkın adını buldum. 💃 Toad Çiçek bahçesi. Fransızlar döneminden kalma bir anıt çeşme…  Çinhindi vali yardımcısı Chavassieux anısına yapılmış.

      İstediğim gibi titretmeden fotoğraf çekiyorum. Keyiften ölebilirim. Bir kere sokakta kurulu sofralar, küçük taburelerde oturmalar, kaldırımda bulaşık yıkamalar, tıraş olmalar. Of, of yürüyerek gezsem bu fotoğrafları utanır hayatta çekemezdim. Ayrıca kocaman makinayla fotoğraf çektiğimi gören sürücü de bana her fırsatı sundu doğrusu.

      Bir park daha bu kez heykelin adı okunuyor Ly Thai To Garden. Edebiyat tapınağının kurucusu Ly hanedanının ikinci hükümdarı Ly Thai To gerçek adı bu sonuna Tong gelirse tapınak adı oluyor… Gençler kahvede oturuyor, diğer fotoğraf siyasi parti yazısı sanırım…

      Ara sokaklar hep bir şeyler saklar derim. Bak sen dönercimiz bile varmış. 👏👏 Helal olsun Türk döneri Hanoi’ye kadar gelmiş Dünya markası olmuş bile… Güzel iki hanım alışverişte. Bir güzel kızımız Vietnam’a özgü Ao Dai adı verilen giysisi ile… Ayna ayna söyle bana benden yakışıklı kim bu Dünya’da… Sağ üst kare. 😉

      Çevrede bir sürü insanı küçük kare masalarda oturmuş görebilirsiniz… Genelde evde hiç yemek yenmez. Pho çorbaları çok meşhurdur ve özellikle bizim kelle, paça, işkembeciler gibi sadece (pho yazılıyor fo okunuyor) fo çorbası yapan yerler varmış. Sabahları kahvaltı niyetine bu çorbayı içenleri görebilirsiniz.

      Bir çok insan  😷😷 maske kullanıyor. Egzoz gazı nedeniyle sanıyorum. Ama yerel rehbere göre şapka ile birlikte tüm yüzlerini güneşten korumak için. Özellikle Vietnamlılar beyaz tenli olmayı çok seviyorlarmış.

      Bu gezdiğimiz çevre Old Quarter denilen Hanoi eski şehir kısmı 36 sokaktan ibaret. Eskiden her sokakta belli bir mal satılır sokağın adı da ona uygun olurdu. Tıpkı bizim Eminönü gibi sahaflar çarşısı gibi veya bakıcılar sokağı gibi… Mesela şu sokağın adı bilmiyorum ama çiçekçiler sokağı olabilir. 🌸 Ama artık pek çok sokak bu özelliğini yitirmiş.

      Bir sokağa dönerken kapı önünde bulaşık yıkayan bir kızcağız sanırım sabah kahvaltıcılarından kalanları temizliyor arkası da evleri. Bir diğeri çubuk yontuyor akşama çöp şiş var gibi. 😁 Sebze satanların yanında yine yerler kan içinde, kocaman bir balık ayıklayan çocuk var. Unutmadan hatırlatayım fotoğraflara tıklayınca büyük hallerini görebilirsiniz. 😉

Dedim ya çalışanlar hep kadın. Şurada deniz ürünleri satılıyor yine hemen yanında süslü paketler var hediyelik eşya olabilir. Buradaki kadınlar konuşmuyorlar gibi dedikodu yok yani. 😉

      Hanoi’nin en güzel göllerinden biri olan Hoan Kiem’in yanından geçiyoruz. Küçük bir parkta heykel grubu var Vietnam’ın bağımsızlığı için canlarını veren askerlerin anısına yapılan Martyrs Monument. Hemen sağındaki sokak çakma markaların satış yeri sonra uğrayacağız. Gidenler olursa; sağ taraftaki yolun yaya geçidinden geçer geçmez karşınıza gelen dükkandan Kipling çanta ve North Face ceket alırsanız diğer yerlere göre birazcık pahalı ama çakmanın da kalitelisini almış olursunuz. Cylo durağı ve müşteri bekleyen sürücüleri benim için tam bir görsel şölen. 💃💃

      Artık bisikletli gezinin sonuna geliyoruz galiba sürücüler el işareti ile ek para istemeye başladılar. Rehberimiz sakın vermeyin diye tembih etmişti biz de oralı olmadık ve şu kavşağı dönünce bizi indirdiler. Bu arada evlere dikkat edin hepsi son derece lüks, çok güzel ve evet dar yüzlü önden arkaya incecik. Buradaki zenginler bile vergiden kaçıyorlar. Vietnam gerçekten vergi cehennemi gibiymiş. Neyse grup olarak toplandık.

Vietnam- Hanoi
Vietnam- Hanoi

      Şimdi istikamet Hoan Kiem gölü. Ama önce karşıdan karşıya geçmeyi öğreneceğiz. Rehberimiz Ali İhsan seri olun zira kalabalığız dedi. Hanoi’de karşıdan karşıya geçiş başlı başına bir deneyim.

      Kimse size yol vermeyecek. Önünüzden yüzlerce motor akacak ama ne yaya geçidinde ne de ışıklarda durmayacaklar. Sağınızdan solunuzdan geçmeye devam edecekler, ancak asla size yola atladınız diye de sinirlenmezler, zaten kornaya hiç basmıyorlar. Çünkü gelişmiş refleksleri bu.

      Yolda önlerine çıkan insanların yürüyeceklerini farz ederek aynı hızla üzerinize sürüyorlar. Asla yolun ortasında durup motorlara yol vermeyin şaşırıyorlar. Tek yapmanız gereken sanki boş bir yolda yürüyormuşçasına yola adım atın ve sakince yürümeye devam edin ne gelene bakın ne durun ne de koşun hatta gözlerinizi kapatıp geçin… 😅

      Ve elini dur işareti yaparak kaldırdı yürümeye başladı hop biz de grup olarak hemen peşinden. Motorlar yavaşlıyor ama durmayıp arkamızdan geçiyorlar. Oh dedik şükür geçtik. 👏👏

    Hoan Kiem gölü ve Ngoc Son Tapınağı.

      Hoan Kiem; Hanoi’nin tam ortasında zümrüt rengi suyu olan ve bir sürü su kaplumbağasına yaşam alanı olmuş bir göl. Ngoc Son Tapınağı da Vietnam’la özdeşleşmiş onun simgesi olmuş tarihi ve dini bir yapı… Ortam çok kalabalık fotoğraf çekmekte zorlanacağım kesin.. İşte ilk iki kapıyı atladım bile. 😤 Olsun yine üçüncü kapı var ve size anlatacağım güzel bir de hikaye olabilir…  🤔

      Kapının her iki yanında çok güzel rölyefler var ve Vietnamca yazılar görsel renk katmış. Şekilli harfleri çevirmekte zorlanan google amca nedeniyle anlamlarını tam çözemedim. Hikayeyi anlatmadan önce rölyefleri görmenizde yarar var. Kaplumbağa, uzun ömürlülüğü ve efsaneyi temsil ediyor. Diğer taraftaki ejderha da gücü simgeliyor.

      Aslında öncesinde kırmızı boyalı tahta bir köprü var.  Cau the Huc- Bridge, *Sabah güneşini yansıtan köprü* anlamına geliyor. Vietnamlılar umut, şans ve mutluluk verdiğine inanıyorlar ve yeni evlenenler mutlaka buraya gelip köprüden geçermiş. Bu güzel kırmızı köprü bizi de geri dönen kılıç tapınağına Ngoc Son’a getirdi. Köprüden geçtiğimize göre umarım bize de şans getirmiştir. 🍀🍀🍀

      Valla esas hikaye Hoan Kiem gölünde başlıyor ve Ngoc Son Tapınakta bitiyor. Ben hikaye diyorum ama aslı efsanedir zira içinde dini nedenler var. Hani farkı bilmiyorum sanmayın, yazdım burada dursun. 😁 Gelelim efsaneye…

      15. yüzyılda Vietnam Çin’in *Minh İmparatorluğu’nun* saldırısı altındaydı. Ülkenin dört bir yanından akın akın gelen Vietnamlı gençler Le Loi’nin kurduğu düzensiz orduya katılıyor, Minh İmparatorluğunun işgaline direniyorlardı.

      Efsane bu ya çok önceden beri Chu nehri kenarında yaşayıp balıkçılıkla geçimini sağlayan Le Than adında bir genç vardır. Her gün ağını atar topladığı balıkları satarak geçimini sağlar. Bir gün ağını atmış çekerken su dalgalanınca büyük bir av yakaladım diye sevinçle ağı çeker. Ama o ne? İri bir demir parçası. Dikkatlice bakınca sapı olmayan bir kılıç olduğunu görür. Kızgınlıkla 😠 hiç işime yaramaz diye söylenerek tekrar göle fırlatır.

       Ertesi gün gölün başka bir köşesinden ağ atar yine oh, oh kocaman bir balık geliyor diye sevinirken yine aynı kılıcı görünce daha büyük bir sinirle 😤 yine geri fırlatır. Ertesi günü bu kez akşam vakti ağ atar ve yine iyi bir av yakaladığına sevinirken karanlıkta eliyle yoklayarak balığı alacağını zannederken yine kılıç çıka gelir. Çok sinirlense de bu kez atmamaya karar verir ve tekneye çıkarır. Eve dönerken Tanrı bu kılıç ile bana ülkemi korumak için askere gitmem gerektiğini söylüyor olmalı der 🤔 ve her şeyini terk edip Le Loi’nin ordusuna katılır. 🥷

      Bir gece saklandıkları ormanda nöbet tutan Le Loi balıkçı Than’ın yattığı yerde parlayan bir şey görür ve bakmak için uzandığında uyanan Than kılıcı nasıl bulduğunu anlatır. Orduya da bu kılıç nedeniyle katıldığını anlatır. Ama kabzası yok kullanmak çok zor der.

      Birkaç gün sonra Le Toi ve ordusu Ming’lerin bozgununa uğrayarak dağılır. Her biri ormana geri kaçar. Le Toi’de Banyan ağacına tırmanarak saklanır. Gece karanlığında saklandığı dalın ilerisinde çok parlak bir ışık görür, Ateşböceği olabilir diye bir hamlede öbür dala geçer eline alır bakar ki üzeri mücevherlerle süslü boynuzdan yapılmış bir kabzadır. Loi’nin aklına hemen Than’ın kabzası olmayan kılıcı gelir ve ilk fırsatta kılıçta denemeye karar verir.

      Kısa sürede ordu tekrar bir araya gelince Loi herkese kabzayı gösterip Than’ın kılıcı ile eşleştirelim der. Ve kılıç ile kabza eşleşir. Than ve diğer askerler hep beraber Loi’ ye -Tanrı bu kılıcı sana bahşetmiş onunla savaşmalısın derler. Kılıcı 🗡 beline kuşanan Loi’de zafere koşar ve Ming’leri ülkeden kovar. Halk Le Loi’ yi Kral olarak tahta çıkarır…

      Huzur içinde yaşanan günlerden güzel bir günde Le Loi gölde sandalla gezmeye çıkar. Birden gölde bir dalgalanma olur ve Lotus çiçeklerinin arasından dev bir kaplumbağa çıkar. Kral Loi ’ye -Ülken artık huzur içinde ve sen suların Tanrısının sana bahşettiği kılıcı geri vermelisin der. Kral Loi hemen belindeki kılıcı çıkararak yavaşça zümrüt yeşili gölün sularına bırakır.

      İşte o zamandan beri göl * Hoan Kiem * geri dönen kılıç gölü olarak anılır. Kılıç kapıdaki minyatürde kaplumbağanın üstünde temsil edilmiş… (Dao denilen bir tür kamadan uzun Çin kılıcıdır.)

Vietnam- Hanoi-Hoan Kiem Gölü
Vietnam- Hanoi-Hoan Kiem Gölü

      Önünde çok güzel bonsai ağaçları ile ortada tütsü yakılan büyükçe bir çanağın yer aldığı Ngoc Son Tapınağına geldik.

         Ngoc Son Tapınağı; Yeşim dağı anlamına gelen tapınak 13. yüzyılda önce pagoda olarak inşa edilmiş. 1865 yılında yapılan restorasyonunda ibadet yeri yani tapınak olarak düzenlenmiş. Günümüzde ulusal kahraman Tran Hung Dao’ya ve ünlü bilginleri ve azizi Van Xuong’a adanmış bir tapınaktır.

Vietnam- Hanoi-Ngoc Son Tapınağı
Vietnam- Hanoi Ngoc Son Tapınağı

      Evlilik yaşına gelip de henüz evlenememiş gençler burada tütsü yakıp hayırlı bir eş diliyorlar. Ayrıca tütsü yerine bol bol sahte Amerikan doları yakanlar da varmış. Yok bir şey karşıtı olarak değilmiş ama neden olmasın ki, neyse *para, bu dünya malıdır burada kalsın, biz arındık* ritüeliymiş. 💸👍😁

      Çeşitli hediyelik eşyalar olan bölümden çıktığımızda karşımıza camekan içinde kocaman bir kaplumbağa mumyası çıktı. Kiem gölünde yaşayan tahmini 3 tane kaplumbağadan biriymiş. Bulunduğu yıldaki bilimsel çalışmada 500 yaşında olduğu tahmin edilmiş. Kısaca Kiem efsanesinde yaşayan kaplumbağa olduğuna inanılıyor. Altındaki ilk fotoğraf bir sunak diğeri komutan Tran Hung Dao’nun atı temsilen konmuş, yanında da heykeli var.

      Vietnamlılar için iyi bir yaşam üç önemli unsur içerir. Refah, Mutluluk ve uzun yaşam. E yani hepimiz için öyle değil mi?…🤩🤩🤩

      Geç vakit su kuklaları şovuna gideceğiz vakit geçirelim bir iki alış-veriş yapalım dedik. Gölün ve Huc köprüsünün (Morning Sunlight Bridge) çevreden görüntüsü de harika. Bu fotoğrafı çekebilmek hayalimdi gerçekleşti. İnanın çok mutluyum.

Vietnam- Hanoi
Vietnam- Hanoi Hoan Kiem Huc Köprüsü

      Önder ile trafikte ilk karşıya geçiş denememizi de başarıyla gerçekleştirdik. Benzer geçiş yapan bir ailenin fotoğrafını koydum trafiğin yoğunluğuna da bakın. 🤦‍♀️

      Tiyatroya gitmek için yürüyoruz. Vietnamlı iki güzel aile fotoğrafı ekleyeyim hatıra olsun. Son karede ünlü şapkasıyla bir satıcı teyze uyukluyordu…

        Thang Long su kuklası tiyatrosu 

      Vietnam’a özgü, çeltik tarlalarında çalışan köylülerin tarlalar sular altında kaldığı dönemlerde tarlalarda kukla oynatıp eğlendikleri 11. yüzyıldan beri gelen bir sahne sanatı. Günümüzde genelde Hoan Kiem gölün efsanesini yerel hayatı kısa skeçlerle anlatıyorlar.

      Salona girerken benim koca Canon’um yine yasaklıydı. Sahnede sular içinde kalmış bir ev, sahnenin yanında yerel enstrümanlarıyla geleneksel müzik çalarak şova eşlik eden bir orkestra var. Oyun başladığında evin önündeki perdeden ufak kukla bebekler, ejderhalar çıkıp oyunu anlatmaya çalışıyorlar. Bize yağmur yağdırıp çeltik tarlaları su altında kalınca köylülere yardıma gelen su tanrısını canlandırdılar. Çok yorulmuş olmalıyız ki arada uyukladığımız da oldu.

      Perde arkasındaki oyuncuları görmüyoruz ama yarı bellerine kadar su içinde olduklarını oyun bitince anlıyoruz. Oyun fena değildi. Otele dönmek için otobüse giderken yolumuza çıkanlar.

      Bu şehirden aklımda en çok kalan çiçekler olacak. Her taraf çiçek dolu ve bizden daha çok hediye çiçek götürürlermiş. Bir de tabii konik hasır şapkaları ile daima gülen yüzleriyle Hanoi halkı. Gün batımında bir Huc köprüsü ile veda edelim.

60-IMG_9161

      Yarın muhteşem Halong Körfezine gideceğiz hava biraz açarsa iyi fotoğraf çekerim. Umarım beğenmiş, benimle gezip siz de keyif almışsınızdır. Sağlık ve sevgiyle kalın… 💞💞💞

CRUİSE ile MALDİVLER*SRİ LANKA*HİNDİSTAN-13

Maldivler-Clup Med Kani

Güzel bir güne yine Maldivler’in başkenti Male’den merhaba derken tarih 24 Ocak 2020 saat 07:30 oldu bile. Kochin’den ayrıldıktan sonra 1 tam günümüz denizde geçti. Bugün yani birgün daha Male’deyiz. Male şehir gezimizi ilk gün yaptığımız için bugün başka bir destinasyon planladık.

Gemide aynı masayı paylaştığımız ayrıca kafa dengi bir grup arkadaşlarımızla anlaşarak günümüzü Kuzey Atol’lerinden Kanifinholu adası-Kani olarak daha çok biliniyor burada Clup Med Kani’de geçireceğiz. Sabah 10:00 gibi Male’den bizi sürat motoru ile alıp akşam 17:00 gibi geri getirecekler.

Saat 08:30 gibi Victoria’dan ayrılıp Male’ye geldik Clup Med’in motoru gelsin diye beklemedeyiz. Hava güzel gökyüzü bulutları da mavi. 🥰 Ama o da ne gökyüzü kapandı birden yağmur 🌧🌧🌧 inanılmaz desem inanmalısınız zira Maldivlerde ne zaman yağmur yağacağı hiç belli olmuyor. Görelim manzaramız nasılmış.

      Moralim bozulmadı desem yalan olur. Tamam derdim denize girmek değil harika fotoğraflar çekmekti. 🥺 Hani posterlerde gördüğümüz  bungalovları, over water suit-su üstü odaları , palmiyelerle kaplı bembeyaz kumlu sahili ile turkuaz renkli denizi. 🤦‍♀️ Clup Med sürat motoru geldi ama yağmur hala yağıyor. Allahtan 1 saatlik bir yolumuzda yağmurun bitmesi umudum var. Geldik ama yağmur az da olsa çiseliyor.

      İlk intibam Hint Okyanusu’nun ortasında filmlerdeki gibi palmiyelerle kaplı bir orman ada. Sağ tarafımızda uzakta denize doğru uzanmış iskele üstünde görünen villalar. Bildik over water suit. 😁👍 İskelenin hemen yanında sualtı sporları için bir bölüm var.

      Günü birlik geldiğimiz için önce bir kayıt işleminden geçtik ardından resepsiyon olan bölüme yürürken bizi ellerinde meyvelerle karşılayan elemanları gördük. Kırmızılar içinde çok da güzel bir görüntü. Bu arada 24 Ocak’tayız ya aynı zamanda Çin yeni yılındayız. Bu sene Çin Fare burcunda. Hayırlı olsun. 🧧 Adanın krokisini de paylaşayım.

      Resepsiyon bölümüne girerken de sıcak havlularla ellerimizi sildik. Özel eşyalarımızı emanete bırakıp tesisten neleri kullanabileceğimizin bilgisini öğrenip bir de bileğimize sarı kurdelaları taktık. Hemen bize ayrılan kabinlere gittik. Dönüşte de gençlerle fotoğraf çektirdik.

      Ardından doğruca sahildeki Sunset Bar’dan meyve kokteyllerimizi alıp manzarayı doyasıya seyretmek için koltuklara kurulduk. Male’de içki içmek bikinili şortlu dolaşmanın yasak olduğunu yazmıştım hatırlayınız. Ama böyle özel adalardaki tesislerde her şey serbest. Hava açsın diye beklerken biraz etrafı keşfe çıkalım dedim. Yağmur yok ama hava hala yağacakmış gibi kapalı. Grup arkadaşlarımız fırsatı kaçırmak istemeyip denize giriyorlar. Ne de olsa koskoca Hint Okyanusu’nda yüzdük diyeceğiz.

      Keyif kahvesi eşliğinde sohbet ediyoruz hepimizin ortak görüşü turkuaz bir deniz, göz alabildiğine bembeyaz kumsal ve manzaranın eşsiz güzelliğine renk katan Palmiyeler. Ada panoda görüldüğü dibi dikdörtgen konumlu. Kumsal bembeyaz ama yağmurdan ıslanınca biraz sarımtırak görünüyor. 

      Biraz hatırlatayım daha önceki yazımda anlatmıştım. Mercan adalarındaki sahil bildiğimiz toprak değil resiflerin parçalanması ile oluşmuş beyaz mercan kumudur ve üzerinde sadece Hindistan cevizi yetişir. 1200’e yakın mercan adasından meydana gelen Maldivler toplam 26 adet Atolün çevresinde oluşmuştur.

      Yerleşim yerleri, tatil köyleri hep atoller üzerinde kurulmuştur. Atoller dairesel geniş mercan resifleridir. Bu mercan resiflerindeki küçük adacıklar; okyanusun derinliklerinden yükselen, volkanik dağların çöküşünden kalan kırık bölümlerdir. Çoğu hala ıssızdır. Maldiv halkı bu adaların 191’inde yerleşiktir. Adaların ise 105 tanesi özel tatil köyü şeklinde konuşlanmıştır.

      Kumda dolaşırken önümüze değişik kuşlar çıktı hiç tanıdık değil. Kaçmadan yakalamaya çalıştım. Bir de sevimli minik kabuklu yengeç vardı fotoğraf çekene kadar epey bir bakıştık çok sevimliydi. Hava şükür açıyor. 

      Artık over water suitleri görelim. Kani 75 adet su üzeri terasli suitleri ile kuşbakışı görünümü deniz üzerinde büyük bir palmiyeye benziyor. Çok sessiz bir ortam evlerde kimse yokmuş gibi zaten içlerine bakalım dediğimizde izin vermediler. Öyle bir ortamki haklılar kesinlikle tam balayı cenneti. Havası da cabası. 😉

      Tam orta yerinde camekanlı mekan da suitlere özeldi. Manta Lounge’da içecekler ve akşam üstü çay saati oluyormuş. Bir çalışan bisikletle tüp taşıyordu sıcak su için olmalı…

      Artık biz de denize girelim dedim. Su hayli ılıktı ama ferahlık veren bir ısı… Deniz kenarında *Mutluluk salıncağı * var. Hatıra fotoğrafı çektirmeyeni dövüyorlar dedim. 😁 Arkadaşlarımı çekince sıra bize de geldi. 😉 İyi ki çektirmişiz torunlara bir hatıra olur… 

      Adanın arkasına doğru gidiyoruz. Havuzda spor başlamış. Palmiyelerin arasında gizlenmiş gibi duran bungalovlar önünde oynayan çocuklar. Yelken ve sörf çalışanlar var. Fotoğrafta görülen hem karada hem suda gidebilen ATV’ler de paralı misafir bekliyor, zevkli  olmalı. Neyse biz yürüyerek dolaşalım. ☺️ Uca kadar gittik açık deniz arka tarafa geçemedik zaten dikkat yazısı vardı denize girmeyiniz akıntı çok diyordu. Ama zaten rüzgar felaketti bizi uçmadan dönelim dedik. Yolda geniş kumsala *Balannen seni çok seviyor KUZEY’im * yazdım. Önder de bizi. 🥰🥰

      Deniz havası iştah açtı, midemiz yavaştan acıktınız galiba demeye başladı. Bakalım Club Med’in Velhi açık büfe restoranında neler var. Sanırım herkes yemeğe gitmiş olmalı havuz bomboş. 😁 Girişte genç bir gitarist çalıp söylüyor. İçki standındaki renkli görünüm çok hoşuma gitti.

 

      Yöresel büfeler harika. Beğenebileceğimiz çok şey var gibi… Club Med Kani’de her şey dahil olayı bence süper. Aksi takdirde extralar can yakabilir. Ama açık büfe derken tatil sonrasını da düşünmek gerekir. Battı balık yan gitmesin. 😁

      Çalışanları, çevrenin düzeni ve temizliği ile grupça hepimizden tam not alan Clup Med Kani’de vaktimiz dolmak üzere. Velhi restorandan çıktık, havuzda spor başlamış, sahilde bir koşuşturma. Meraklıyız ezelden içimize işlemiş. 😁 Adaya gelmek için kullanılan taşıtlardan biri olan deniz uçağı misafir getirip, gidecekleri de almaya gelmiş. Çok pahalı bir seçenek elbette. Uçağa vereceğiniz parayla Club’da bir tam gün geçirebilirsiniz. Neyse gelişi gibi gidişi de havalı oldu. Merak edenlere bizim günlük ödediğimiz ücret kişi başı 170 dolardı.

      Balayısız Maldivler turumuzda böylece bitmiş oluyor. 😁 Club Med Kani sürat motoru bizi aldığı yere Male’ye bırakmak üzere bekliyor. Kani ile vedalaşıyoruz. Evet çok güzel bir balayı destinasyonu deseler de tropik tatil yapmak isteyen herkes için ideal bir yer ve çocuklu aileler için de güzel bir tatil yeri bizce. Günü birlik de olsa gördük çocuklar için de oyalanacak türlü etkinlikler var yetişkinler için de. Ayrıca denizde canavar köpek balıkları yoktu. Vatoz bile görmedik. Mutluluk salıncağında ayaklarımızın dibinde dolaşan minik balıklar ile kumsaldaki yengeçler hariç. Biz mutlu olduk en azından mercan adalarını da yakından tanımış olduk. Hoşçakal MedKani… İlginize sonsuz teşekkürlerimizle…

Maldivler- Club Med Kani
Maldivler- Club Med Kani

      Costa Victoria bizi bekliyor bu gecede bizi misafir edecek yarın 25 ocak 2020 sabah 08:00’de ona da elveda diyeceğiz.  

      Sabah Male’ye erkenden indik. Tarih 25 Ocak 2020 saat 08:00. Valizlerimiz geceden alınmıştı. Male’yi gezmeyen grup arkadaşlarımızla ilk gün birleştirerek yazdığım şehir turumuzu burada yaptık. Bir kafede soluklandık. Sonra yerel motorlarla Hulhule adasındaki Velana veya İbrahim Nasir İnternational Havalimanına gittik. Türk Havayolları’nın TK731 nolu seferi ile saat 23:45’de İstanbul’a hareket edeceğiz. Bir gemi seyahatimizi de burada 15. günde bitirmiş oluyoruz. 16. gün İstanbul’daydık.

     Değişik kültürleri yerinde görmek bizim gezi anlayışımızın özüdür. Ve elbette empati yapıp *Bir başkadır benim Memleketim* demek, en büyük zevkimiz. Yeni bir yazımda buluşuncaya kadar sağlık ve sevgiyle kalınız. 💞💞💞

 

CRUİSE ile MALDİVLER*SRİ LANKA*HİNDİSTAN-12

Kochin

Merhabalar; Hindistan kıtasını aşağı doğru inmeye devam ederek bu kez Hindistan’ın Kerala eyaletinin yine güzel bir liman şehri olan Kochin’deyiz. Gemimiz limana yanaştı. 22 Ocak 2020 saat 07:30’da alış veriş tezgahları hazır biz potansiyel alıcılarını bekliyor.😉

 

      Kapısında Samudrika International Cruise yazan Terminal’den geçip otobüslere bindik ve gezimize başlıyoruz.

      Kochin’den bahsederken 3 ana bölgeden bahsedilir. Fort Kochi, Mattanchery ve anakara Ernakulam. Bulunduğumuz yer Willigdon adası da Mattanchery bölgesine ait yapay bir adadır. Evet Kochi liman çalışması yapan mühendisi Sir Robert Bristow derinleştirme sırasında çıkan atıklardan bir ada oluşturalım der. 1928 yılında çıkan atıklardan bugün 775 dönüm olan bu ada yaratılır. Adını da zamanın Hindistan Valisi Lord Willingdon’dan alır. Anakara Ernakulam’a Venduruthy Köprüsü ile bağlanır. Biz Fort Kochi bölgesine doğru gidiyoruz. 

      Kochin BOT köprüsünden geçiyoruz. Bir grup insan köprüdeki parti bayraklarını topluyordu. Orak çekiç sembolünü görünce çekelim dedik. Hindistan Komünist Partisi CPI ama (M) si de Marksist anlamına geliyor. Ayrıca başka kombinasyonları da varmış. Yani Marksist- Leninist bir de Maoist olanı. 2019 yılından beri de ikili ittifak partisi BJP ve Hindistan Halk Partisi Hükümeto olarak göreve devam ediyor.

      Biraz bilgi vereyim. Kochin’den ilk kez bahseden 15. yüzyılın Çinli gezgini Ma Huan’dır. O yüzyıldan bu zamana kadar Kochin adının birçok versiyonları olmuş. Cochin, Cochi ve benzeri gibi. Ama Sanskritçe de *küçük kasaba * anlamına gelen Balapuri olarak da bahsi geçmektedir. 

      Hatta Çin hükümdarı Kubilay’ın inek tüccarlarına atıfta bulunarak da Co çin denmiş. 🤷‍♀️  Bir başkasına göre de Tamil dilindeki liman *Kaki*anlamına geldiğini söylese de bence yine isim ebesi Portekizliler. 15. yüzyılda tuttukları kayıtlarda Kakoçhi-Koçhim derken bugün Kochi olarak biliniyor. 😁    

      Kochin 1341 yılında Periyar Nehrinin taşması ile büyük bir sel felaketi geçirmiş. Birçok arazi sular altında kalmış ve sonunda bu doğal liman oluşmuş. 1300’ü yıllarda bölgede yaşayan Çin ve Arap kültürlerinin izi hala mevcut. 1500 yılında zamanın Kralı Unni Rama I. Koyil ticaret için gelen Portekizlilerle iyi ilişkiler kurmaya çalışır. Olur da Zamorin’lerle olan savaşında belki yardım ederler umuduyla. Her zaman olduğu gibi olay yine Portekizlilerin Kochin’i işgaliyle sonlanır.  

      Bir dönem; 1662’de Hollandalılar işgal eder. Fazla sürmez Maysore Kralı Hyder Ali ve oğlu Tipu Sultan Hollanda’lıların hükümranlığını sonlandırır ancak Tipu Sultan’ın 1799 da ölümüyle Kochin bu kez İngilizlerin yönetimine boyun eğmek zorunda kalır. Ne zamana kadar? Yine 1947 Hindistan’ın bağımsızlığa kadar.

      Fort Kochin bölgesine geldik otobüsten görüntü ekleyeyim ortam fena sayılmaz. Enteresan alışık olmadığımız bir Hindistan şehri. Sürekli çalan korna sesi yok ve yerler de temiz. 

      Fotoğraflarda görünen büyük ve geniş dallı ağaçları hemen her yerde görmek mümkün. Yine böyle güzel ağaçlı bir yerde otobüsten indik. Yolun iki tarafını süpüren işçi kadınlar her zaman olduğu gibi çok sevecendiler. Süpürgelerine hayran oldum.

      Ve işte geldiğimiz yer Dhobi Khana yine mi! demeyin girişi çok güzel, Duvar Muralları (resim) harika olan bu açık hava çamaşırhanesinde ütü de yapılıyor. 

      Karşıma çıkan bu renkli görüntü beklentimi yükseltti. En azından nasıl çamaşır yıkayıp ütülüyorlar yakından görebilecektim. Zaten hemen karşımıza ütü yapılan uzun tezgahlı bir yer çıktı. Sağda solda Çamaşırlar yığılıydı. Diğer taraf eşya yığılı, iki işçinin olduğu yerde TV açıktı ve çok güzel müzik çalıyordu. Karşı duvarı da dikkatinizi çekmiş olmalı Tanrıça Parvati ile oğlu fil başlı Ganeşa’nın posterleri süslüyor. Tam içeri girerken bir kadını tabelanın yanındayken çekiverdim. Poz vermiş gibi oldu.

      Efendim tanıtım tabelasında kısa az ve öz bilgi var. Ben yine de size hikaye edeyim. Ardından fazla kalabalık olmadan çamaşırhaneye gidelim.

      Dhobi Khana; Tamil Nadu ve Malabar’ın farklı bölgelerinden 1720 yıllarında toplanan Vannan’ların ataları Fort Kochi’ye getirilir. Amaç, Hollanda ordusunun üniformalarını yıkatmaktır. Önceleri farklı bir yerde 13 dönüm olan bir arazide kurulur. *Mainath Veli* olarak bilinen yerde (burası göller bölgesiydi) ve kumla çevrili 80 kadar su havuzlarında yıkama yaparlardı. 1920’lere gelindiğinde topluluk örgütleniyor ve Vannar topluluğu olarak tanınmaya başlıyor. 1976 yılına gelindiğinde ise 10 dönümlük arazinin çocuk parkı olarak terkine karşılık buraya taşınırlar. Kısaca Dhobi Khana, Vannar Sangham topluluğu ve ailelerinin 1720 yılından beri tam 300 yıldır çalıştırdığı açık hava çamaşırhanesidir.

      Sağlı sollu 40 bölmesi olan bir yer. Yani şu anda her biri bir aileye ait 40 çamaşır yıkama yeri var. Dolayısıyla 40 aile var ve etik olarak kimse kendi kabini haricini kullanmıyor. İlk kabinlerden ziyade son bölümde çamaşır yıkayan adamlar var. Neyseki üstleri kapalı sıcaktan durulacak gibi değil. Çamaşırları sabun ve soda ile yıkıyorlar. Başka deterjan kullanmak yasakmış. Mavi bidonlarda soda ve sabun tozu var. İlk fotoğraftaki adam çamaşırları yüklendiğine göre asmaya götürecek peşinden gidelim ama önce duvardaki posterlere dikkat. Bölgenin Süper Starı Rajinikanth’ın doğum günü kutlamasından bahsediliyor. Rajinikanth oyuncu, yapımcı ve senarist tam bir kültürel ikon bence. Verdiğim linkte dansı ve şarkıcılığı da harika bir adam. 

      Çamaşırhaneye dönelim mi? Bakınız ne güzel bir kaç peş peşe görüntü. Suyun hava da uçuşması ve çamaşırın taşa vurulduğunda çıkan sesi inanılmazdı. Çok mutlu oldum. 💃💃💃

      Çamaşırlar sert olursa taşa vurarak temizliyor, çarşaf gömlek vs. yumuşak eşyaları klasik yöntemle sabunlu suya bastırıp bekletiyorlar. Leke durumuna göre bazen bir miktar klor kullanıyorlarmış. 

      Hemen yan tarafta açık alandaki çamaşır kurutma yerine geçtim. Ay işte tam istediğim gibi çekelim bakalım. İplere yakından baktım rehbere sordum Hindistan cevizi lifinden yapılma. Herkes kendi ipini gerip çamaşırını asıyor kuruyunca topluyor. Hiç sevmedikleri bir dönem var. Bildiniz Haziran’da başlayıp Ekim’e kadar süren Muson yağmurları. Kazançlarının da düşük olduğu dönemlermiş. Elbette çamaşır kurutmak zor. Tam asıyorsun bir yağmur koş topla, geçti tekrar as. Bu yüzden fazla sayıda çamaşır da alamayınca kazanç azalıyor. Mandal kullanmadıklarını artık biliyoruz daha önce yazmıştım. İpleri iki kat döndürerek bağlıyor, ipi aralayıp çamaşırı sıkıştırıyorlar. Rüzgar çıktı çamaşırın uçma, düşme tehlikesi olmadığı gibi yağmur yağarsa, çekerek toplaması da kolay. Aa tabii mandal torbasına da gerek yok. 😉  Bakın şu güzelliğe…

      Çamaşır toplamaya gelen olmadığı için fotoğraf çekemedim. Oysa biri toplarken çekseydim harika olurdu. Tıpkı şu ütü yapanlar gibi… Bir de bizi takip eder gibi hemen dibimizde biten yabancı grup vardı. Ne van minıt’tan ne pıliz’den 😁 anlıyorlar, doğru dürüst çekim yaptırmadılar bana. 😤

      Ütüleri hem elektrikli hem de kömürlüydü. Birazdan paylaşacağım. Kömürleri de odun kömürü değil Hindistan cevizi kabuğundan yaptıkları kömür. Çok dikkatli kullanmak gerekiyormuş. Şöyle; Kömürü ayarlı miktarda koymazsanız arada bir kıvılcımlar sıçratıyor, çamaşırlar kazaya uğruyormuş. Haklılar kimse çamaşırı yansın istemez.

      Eğer kola gerekiyorsa; çamaşırları pirinç suyuna daldırıp öyle kurutuyor sonra ütülüyorlarmış. Hazır nişasta ile bu kadar güzel, gevrek olmaz dediler. Bizde de eskiden gömlek yakalarında kola kullanılırdı. Bakın şu ütünün güzelliğine…    

      Otobüse binmeden çevreye bir göz atalım dedik. Önder alış veriş tezgahlarını gezerken ben de hemen yandaki güzel binaya yöneldim. Hiç kimse göremedim. Ama demir kapısında *Little Flower Church Cemetery*  yazıyordu. Yerel rehbere sorduk adı Little Flower of Jesus Church (İsa’nın küçük çiçek kilisesi) dedi. Hemen yan bahçesi de mezarlıklarıymış… Yazımı yazarken araştırdım. 1956 yılında yapılmış şimdi tadilattaymış. Çevreyle ilgilenince insan neler öğreniyor.  

       Veli bölgesini arkamızda bırakıp yine eski bir yerleşim yeri olan Fort Kochi’ye deniz kenarına gidiyoruz. Hava çok sıcak ama bol ağaçlı bir yerde otobüsten indik. Önce Saint Francis Kilisesi’ni görmek isteyen varsa gezebilir dendi, bizim için de mola gibi oldu. Sonra da Kochi’nin hala eski usul avlanan balıkçılarını görmek için yürüyerek gidecekmişiz.      

       Saint Francis Church; Daha önce Mumbai- Sangrahalaya Müzesinin bahçesindeki eğri çam ağacının aynısını görünce ilgilendim. Gezmeyi düşünmediğimiz için rehberden Vasco De Gama’nın gömüldüğü kilise olduğunu öğrendik. 1500’lü yıllarda Portekizliler tarafından ahşap olarak yapılan ilk Avrupalı kilise özelliğine sahip…. Sonra Hollanda’lılar tarafından böyle yıkılıp betonarmeye dönüştürülmüş. Vasco De Gama ölüp buraya gömüldüğünde kilise ahşapmış. Ölümünden 13 yıl sonra oğlu gelip naaşı alıp Lizbon’a götürmüş ama mezar taşı hala kilisenin içinde duruyormuş. Ön bahçesinde de Dünya savaşında ölenlerin anısına dikilmiş büyücek bir anıt mezar taşı var.

      Yürüyerek balıkçılara doğru gidiyoruz. Etrafta yerli halktan adamlardan başka az sayıda kadın da var. Etraf mis gibi yosun kokarken birden kokmuş balık kokusuna dönüşüyor. Olacak o kadar tabii etraf balık tezgahlarıyla dolu. Mıknatısla çekilmişcesine kıyıdaki balıkçılara doğru hızlı hızlı gidiyorum. Manzara müthiş ama inanılmaz bir şey etrafta tek martı yok . Baş aktörler Balıkçıl ile Kargalar. Hemen ötede yan yana dizili rengarenk kayıklarda klasik avlanmaya hazırlanan balıkçıların görüntüsünde kendimi kaybetmiş habire fotoğraf çekiyorum. Bakın şu güzelliklere.

      Kochin’de sömürge döneminden önce 14. yüzyılda Çinli kaşifler ve tüccarlar balıkçılarla alış veriş yaparken yakınlaşmış hatta bir kısmı buraları beğenip yerleşmiş. Sonra kendi kültürleri olan balık ağlarını tanıtıp kullanmalarını sağlamışlar. Ardından da çekip gitseler bile bu ağları ve avlanma stillerini miras bırakmışlar. Çin’de ve bu bölgenin bazı yerlerinin haricinde Hindistan’ın hiçbir yerinde bu ağları göremezsiniz. Yerel halk bu ağlara * Cheenavala * diyor. Uzaktan tül gibi köpük yığını gibi duruyorlar. Yakın bir fotoğraf Önder Kaplan çekmiş (teşekkürler canım💞) rengi de harika bir yeşil. İncecik naylon ip gibi hani bizim mekik oyası yaptığımız iplere benziyor. 

      Gelelim Cheenavala’ların mekanizmasına; Karmaşık gibi gözükse de tamamen kaldıraç sistemi ile çalışıyor. Fotoğraf ters ışıkta ama olsun sistemi görebiliriz. Genelde 3-4 kişi birden çalışıyorlar. İki balıkçı iri ve çoklu taş bağlanmış ipi bağladıkları yerden çözüyor. Serbest kalan ip taşlı manivelayı yukarı kaldırınca serbest kalan ağ suya dalmaya başlıyor. Bir diğer balıkçı da suya indirilen uçta kendince ağırlık yapıyor, arada balık var mı? diye kontrol ediyor. Balıkları gördüğü anda hep birlikte çekip yüzeye yakın olanları acilen topluyorlar. Aportta bekleyenler var, Balıkçıllar&Kargalar. 👍 😁  Ortadaki fotoğrafı balıkçıların ağına doğru gidip çektim sistem tam anlaşılsın diye. Fotoğraflara tıklayıp büyütüp bakarsanız güzel görünüyor.

      Bir arkadaşla birlikte yakından fotoğraf çekelim diye adım atınca hemen ağlar denize salındı biz sonucu anlamadık normal avlanıyorlar sandık. Bekledik e hemen çekmeye başlayınca balık olmayacağını tahmin edip hadi gidelim dedim. Biz geri döndük ama para istemek için kendi dillerinde söylendiler. 🤦‍♀️😅 Rehberimiz her zaman yaptıkları şey aldırmayın dedi…  

       Neyse; günde kim bilir kaç kere ağlar atılıp, çekiliyor. En az yarım saat kalırsa balık olurmuş. Yani turistik gösteri sayılır. Normal de yine eski usul sandalla balık avlıyorlar. Bir miktar tutulanlar da zaten hemen ötede oluşturulmuş tezgahlarda satışa sunuluyor. Cheenavala’lara veda etme zamanı geldi. 

Kochin- Fort Kochi -Cheenavala
Kochin- Fort Kochi -Cheenavala

      Sıcak bastırdı, ağır balık kokusu etrafı sarsa da manzaranın güzelliği nedeniyle kimsenin rahatsız olduğu yok. Hemen yolun kenarında balık tezgahları, vazgeçilmez turistik eşya satanlar… Gönlüm burada kaldı. Keşke Gün batımında da burada olup manzaranın güzelliğini doyasıya çekebilseydim… 🥺

      Oyuncak Rikşa’lardan Kuzey torunumuza almadan olmazdı. Diğer satıcı hamur şekillendirici bir aparat satıyordu. 

      Otobüse binip 20-25 dakikalık bir mesafede Mattanchery bölgesinde Kerala Society adında Kochin kadın derneğinin el emeği ürünlerinin satışını yaptıkları güzel bir mekana geldik. Rengarenk sarileri içindeki kadınların güler yüzlü karşılamaları hepimizin hoşuna gitti. 

      Çok güzel dekore edilmiş. Raflarda çeşitli baharatlar onları koyabileceğiniz porselen baharatlıklar ve hediyelik eşyalar var. 

       Bir üst kata çıktım. Çok zarif bir hanımefendi dokuma tezgahında sari dokuyordu. Selamlaştık iznini alarak fotoğrafını çektim.

      Yola devamla yine Mattanchery bölgesine gidiyoruz. Tarihi değeri olan bir saraya gidiyoruz. Mattanchery Palace veya Dutch Palace  yani Hollanda Sarayı…

      Otobüsten indiğimiz yerde yerel satıcılardan bir genç şemsiye satıyordu. Hemen yan tarafta bahçesinde ineklerin beslendiği terk edilmiş bir ev vardı. Belli ki vakti zamanında bakımlıymış. Severim böyle mekanları fotoğrafını çektim ve elbette cevap yerel rehberimizden geldi. Evi bir görelim. Üstünde Javerill al Anandjee alt katta ise Zaveri Nivas yazıyor. Kochin de Zaveri Nivas diye biliniyor.

 

      Zaveri Nivas; Mattancherry’de Gujarati Yolu üzerindeki bir ev bence köşk. ☺️  1939 yılında yapıldığı zaman çok odalı ve güzel bahçesi ile Kochin’de dillere destanmış. En büyük özelliği de II. Dünya savaşı döneminde alt katta yapılmış sığınağın ve çok büyük su deposunun olmasıymış. Köşkün temeli o yıllarda dokuz yaşındaki kız çocuğu Leelavati Jverilal Anandji tarafından atılmış. İnşaatı onun adına başlatan da sonradan kayınpederi olacak olan Anandjee Malsee olmuş…

      Kızımız 15 yaşına geldiğinde ev biter. Leelavati ile ünlü iş adamı (köşkün üstünde ismi yazılan) Javerilal Anandji evlenirler. Düğünleri de burada bahçede yapılır ve eve yerleşirler. Bir çok ünlüyü ağırlamışlar. Aile torunları yakın zamana kadar eve sahip çıkmışlar. Sonra Mumbai’ye taşınınca evi satmışlar. Bir dönem film platosu olan köşk artık görüldüğü gibi ineklerin damı olmuş durumda. 🥺

      Geçelim bizim gezeceğimiz saraya. Bir sürü ikazlar, tabloların fotoğrafını çekemezsiniz, açıkta da olsa hiç bir eşyayı ellemeyiniz vs. ile basamakları çıkmaya başladık. 😁 1500 lü yılların sarayı…  

      Mattanchery Palace;  Portekizliler 1500’lü yılların ortalarında Kochin’e ticaret yapmaya gelseler de, ticaret yapmalarının altında yatan niyetleri Kochin’i işgal etmektir. İşte bu dönemde çıkan çatışmalarda burada bulunan bir Hindu tapınağını yağmalayıp yıkarlar. Kochin Raca’sı Veera Kerala Varma ile iyi geçinmek zorunda olduğunu bilen Portekizliler telaşlanır. Ortamı yumuşatmak amacıyla 1545 yılında hemen yıkılan tapınağın yanına bir saray inşa edip Raca Varma’ya hediye ederler. 1660’ların başında Hollandalılar tarafından restore edilince de adı Dutch Palace olur. İçeri bakalım. Hepsi kraliyet ailesinin kullandığı ahşap Tahtırevanlar.

       Yukarıdaki asılı tanıtım panosunda; İki katlı dörtgen yapı uzun ve geniş salonlardan oluşmaktadır. Merkezi avlu, Kraliyet ailesi Pazyahannur Bhagavathi’nin koruyucu tanrısına adanmıştır diye yazıyor ve devamla. Lord Krishna ve Şiva’ya adanmış iki tapınak daha vardır.

      Avrupa ve yerli mimarinin bir karışımını temsil eder. Tavan ahşabı ve tüm mobilyalar tik ağacından el işçiliği ile yapılmış. 300 m²’lik alanı kapsayacak kadar duvar resimleri var. Ramayana, Mahabharata ve Krishna’an bölümler işlenmiş. Kaçak iki kare çekmişim. Benim koca kamerayı gören nöbetçi no flaş desem de peşimden ayrılmadı. 😁

      Kraliyet aksesuarları kılıçlar, giysiler Raca’ların portreleri, Kochin’in haritalarla tarihi anlatılmış. Giysili mankenlerin altında; Kraliyet kadınları iki parçalı beyaz pamuklu elbise giyerlerdi. 18. – 19. yüzyıllarda Avrupalıların ve İngilizlerin gelmesiyle vücutlarının üst kısmını örttüler. O da sadece özel tören günlerinde. Kaju’dan yapılma kolyeler ile toda denilen geleneksel süs eşyaları takar saçlarını da kuduma dedikleri gevşek bir topuzla bağlarlardı diye yazan bir açıklama var.

      Erkek giysi de yazılanı aceleyle tam çekememişim yasak ya. Törende giyilen giysi, parlak iplikle dokunmuş uzun ceket Sherwant ve ona uygun pantolon giyilir. Kumaşlar altın iplikle ve değerli taşlarla süslenmiş. Elinde gül ağacından yapılmış baston taşır. Başındaki kadifeden dokunmuş bir başlık, boynunda inci kolyeler, parmaklara yüzük takarlar. İngilizlerden gelen bir moda ile cep saati- köstekli- takarlar.  Diye anladım. 🤷‍♀️

      Sırada Kral’lar- Raca’ların portreleri var. Ben düzgünce çekebildiklerimi paylaşayım. Cochin kraliyet ailesinde tüm erkek Thampuran’ların adları büyükten küçüğe şöyle sıralanıyor; 1. oğul Rama Varma, 2. oğul  Kerala Varma ve 3. oğul Ravi Varma. Aile 1000 üye ile dünyanın en büyük kraliyet ailelerinden biri sayılıyor. Halen Kochin ve çevresinde yaşıyorlarmış. Ve başka ülkelerde de. 

      Dışarı çıkıp sarayın yapımına sebep olan tapınağa bakalım dedik giriş yasak ben de çatıdaki görüntüyü çekmeye çalıştım. Çok güzel. Hemen yanında da Sinagog vardı oraya da girilmiyormuş sadece dışını çektim. 

      Paradesi Sinagogu;  Paradesi yabancı anlamına geliyor. Yahudilere yabancı gözüyle bakılırmış. 1500’lü yıllarda gelen tüccarlar ailelerini de getirip yerleşmişler. Nüfusları çok fazla olmayan bu yahudiler İspanyol, Hollandalı ve diğer Avrupalı yahudiler yani Aşkenaz yahudilerin torunları, küçük de olsa bir cemaat oluşunca 1568 yılında bu sinagog’u inşa ediyorlar. Fotoğrafta görülen saat kulesi sonradan 1760 yılında yapılmış. Yüzyıllardır hizmet veren sinagog restorasyon sonrası tekrar ibadete açılacakmış. 

      Artık serbest zaman vakti geldi diyen rehberimize uyup biraz sağı solu dolaştık. Güzel bir art kafe, kokulu tütsü çubukları, rengarenk toz boyalar. El sanatlarının yoğun olduğu bir caddedeyiz. 

      Hemen yanda antika eşya müzesi vardı. Kaçırmadım elbette. Neler var neler. Taşıma sorun olmasa alınacak çok değişik şeyler var. Çocuk arabası beni çocukluğuma götürdü. Müzik aletlerinden klarnet ile tambura tanıdık. Fi tarihinden kalma körüklü box kamera. Keşke çalışsaydı önünde Kochin hatırası çektirseydik diye düşününce beni gülümsetti.

       Hinduların dini hikayeleri anlatan dansları Kathakali’deki karakterlerin kuklaları var. İlk fotoğraftakini okuyabildim Kathakali dansında oynayan erkek karakter Kattalan. Bu dansta oyuncular hikayeleri pandomim gibi sessiz, konuşmadan el hareketleri *mudra * ve *rasa* denilen mimikler ve vücut diliyle anlatılıyorlar. Daha önceki seyahatlerimizde izlemiştik.

       Cadde boyunca yürüdük. Jew Tovn Bulvarı çok hareketli, renkli ve sanatsal malzemelerden ne ararsan vardı. Ben geçen defa alamadığım Hindu sembolleri kazınmış tahta boya kalıplarından aldım. Kırmızı bina Portekizlilerden kalma renklerinden belli zaten. Arada karşımıza turist polis merkezi çıktı içinde müzesi de varmış. Topları da var kesin Portekizlilerden kalmadır. 😅

        Hindistan’a Kochin’den elveda diyoruz. Güzel bir günbatımı manzarasıyla limandan ayrılırken sizi harika görüntülerle başbaşa bırakıyorum. Gönlüm oralarda kalsa da…

       Willindon adası yapay bir adaydı gemimiz iki ada arasından önce kuzeye doğru çıktı sonra batıya döndü Fort Kochi’yi dolanıp rotasını güneye çevirdi… Yani evet karşımıza yine Cheenavala- çin balık ağları müthiş manzarasıyla arzı endam etti. Kalbim yine temizmiş, günbatımı fotoğrafını bu kadarcık da olsa çekebildim. 🥰

Kochin- Fort Kochi -Cheenavala
Kochin- Fort Kochi -Cheenavala

       12. günümüzü de bitirdik. 13. gün denizde geçtikten sonra 14. gün yine Male’de olacağız. Bu kez Maldivler de görüşünceye kadar sevgiyle kalınız. 💞💞💞

 

HİNDİSTAN – Varanasi – Bölüm 3

Yine Varanasi ama sabah saat 06.00. Güzel bir gün olacağı ümidindeyim. Gönlümden geçen ve hayalini kurduğum Ganjda gündoğumu fotoğrafını çekeceğim inşallah… Bu kez yürüyüş yerine yakın bir yere kadar otobüsle gittik yolun kalanını yürüyerek tamamladık. Aarti törenini izlediğimiz Dasaswamedh Ghat’tan sandala bineceğiz. Dükkanlar hiç kapanmamış sanırım. Akşamki yoğunluk da henüz yok fırsat bu fırsat etrafı fotoğraflıyorum.

1-IMG_1857
Hindistan-Varanasi

3-IMG_1860
Hindistan-Varanasi-Ganj nehri-Dasaswamedh Ghat

Şemsiyelerin altında konuşlanmış şu insanların ne yaptığını hemen öğrenemedimse de görüntülerinden kesin falcıdır dedim. 🙂 Kehanetim tutmadı üstelik rehberden öğrendiğimde de hayli şaşırdım. Çoğu masajcıymış. Bu alttaki adam olabilir mi?. :))) diğeri hiç benzemiyor. Read more →