PERU-4 Machu Picchu 🇵🇪

24 Şubat 2025

Sabahın ilk ışıklarıyla Cusco’da yeni bir güne başlamıştık. Ve bugün bizi uzun zamandır hayalini kurduğumuz Machu Picchu bekliyordu. Ancak And kültürünün izlerini daha yakından görmek için yol üzerinde Chinchero’da kısa bir mola verdik.

Bu küçük And köyünde, yüzyıllardır aktarılan dokuma geleneğine, doğal boyalarla renklendirilen yünlere ve bölgenin yaşam kültürüne tanıklık ettik. Dağların arasında yaşayan insanların doğayla kurduğu bağ, bize İnka mirasının yalnızca taş yapılardan ibaret olmadığını bir kez daha gösterdi.

Chinchero’dan ayrılırken artık rotamız And Dağları’nın derinliklerinde saklanan o eşsiz yere doğru uzanıyordu: Machu Picchu…

Rehberimiz Mert Songültekin’in dediğine göre 1,5 saat kara yolculuğu var. Bu süre içinde Asoc Puoqipata, Chulluncoy, Cajamarca, Huaracondo, Pachar, Ancopacha ve Urubamba kasabalarını geçerek kutsal vadinin son durağı Ollantaytambo’ya ulaşmış olacağız. 

And Dağlarının yemyeşil yamaçları boyunca ilerlerken yol boyunca birbirinden sevimli kasabalar bize eşlik etti. Vadiler, bizde Mayıs başında açan sarı Katırtırnakları ile bezeli. İkinci karede görülen kasaba ise Kutsal Vadi’nin en önemli yerleşimlerinden biri olan Urubamba’yı tepeden görüyoruz. Ve son kare, kasabanın girişinde kurulan yerel pazarı görünce deklanşöre basmadan olmazdı.

Artık Machu Picchu yolculuğunun en heyecanlı bölümlerinden biri başlıyor. Yaklaşık bir saatlik yolculuğun ardından Kutsal Vadi’nin son kasabası Ollantaytambo’ya ulaştık. And Dağları’nın eteklerine kurulmuş bu şirin kasabanın meydanı, otobüsün camından bile insanı kendine hayran bırakıyor. Ben bayıldım, bakınız. 😍

Buradan Peru Demir Yolları’nın tarifeli seferlerinden biriyle Machu Picchu’ ya doğru tren yolculuğumuza başlayacağız.

Trenimizin kalkmasına az bir zaman kaldığı için otobüsten inmedik. Ama meydanın ortasında yükselen, kasabaya adını veren komutanın heykeli yine de gözümden kaçmadı.

Bu heykelin arkasında ise rehberimiz Mert Songültekin’in anlattığı ilginç bir hikâye vardı…

Kasabanın adını aldığı kişi, İnka İmparatoru Pachacútec’in en güvendiği komutanlarından General Ollantay’mış. Aynı zamanda bu bölgenin de yöneticisi olan Ollantay, İmparatorun dünya güzeli kızı İma Sumac’a âşık olur. Üstelik bu aşk karşılıksız da değildir; İma Sumac’ın da gönlü Ollantay’dadır. Rehberimizin anlattığına göre Quechua dilinde Sumak “güzel kadın” anlamına geliyormuş. 

Ancak İmparator Pachacútec bu evliliğe kesinlikle izin vermez. Kızının kaçırılacağından korkarak onu sarayda hapseder. Bunun üzerine General Ollantay da sevdiği kadından vazgeçmez; İmparatora başkaldırır ve Ollantaytambo’da uzun yıllar sürecek bir savaş başlatır.

Rivayete göre Ollantay bu savaşlarda hiç yenilmez. Pachacútec’in ölümünden sonra tahta geçen oğlu Tupac Yupanqui’nin karşısına çıkar, geçmişte açtığı savaşlar için özür diler. Bu davranış yeni İmparatorun hoşuna gider. Kız kardeşi İma Sumac’ı serbest bırakır ve sonunda iki âşık muratlarına erer.

Ollantay ile İma Sumac’ın hikâyesi burada son bulurken bizim maceramız yeni bir aşamaya geçiyor. Birkaç dakika sonra Peru İnka Rail ile Aguas Calientes’e doğru yola çıkacağız. İlk kare istasyona giriş ve trenimizi görelim. Son karedeki tren en pahalı olanıymış.

Mavi trenimize bindik. Aguas Calientes’e kadar yaklaşık 1,5-2 saatlik bir yolumuz varmış. Çocukluğumdan beri en sevdiğim ulaşım aracı trendir. Kompartıman son derece temiz, koltuklar ise oldukça rahat. En çok da tasarımı hoşuma gitti. Tavanın bile cam olması, And Dağları’nın eşsiz manzarasını ve yol boyunca uzanan yemyeşil doğayı kesintisiz izleyebilmek için düşünülmüş. Yolculuğun kendisi bile başlı başına bir deneyim. Size de mutlaka göstermeliyim.

Tren raylarda usulca ilerlerken yanımızda gürül gürül akan Vilcanota diğer adıyla Urubamba nehri eşlik ediyor. Alttaki ilk fotoğrafta da görüldüğü gibi, suyun akışı oldukça güçlü. Bu tren yolculuğu için muazzam diyen rehberimiz haklı. Gerçekten de muazzam. Nedeni doğa ile iç içeyiz üstelik bu yol İnka yoluymuş. Bizdeki Likya yolu gibi. Ama bu yol Kuzey Amerika’nın en ucundan Arjantin’e kadar uzanan 30 bin kilometrelik yolmuş. Sanırım Likya yolu 600 kilometre anca vardır.

Yol boyunca birkaç küçük yerleşim yerinden geçtik. Bunlardan birinde sevimli bir asma köprü var. Yamaçlarda ise İnka’ların tarım için oluşturduğu teraslar hâlâ seçilebiliyor. Etrafımızı saran heybetli And Dağları ve yemyeşil vadi manzarası, tren yolculuğunu adeta Machu Picchu’ ya giden bir seyir terasına dönüştürüyor…

Bu harika manzaralar eşliğinde nihayet Aguas Calientes’e geldik. Aguas Calientes-sıcak su anlamına gelen, Machu Picchu’ nun eteklerine kurulmuş küçük bir kasaba ve bölgeye gelen ziyaretçilerin de son durağı. Bizim programımızda kasabayı gezmek yok zira vakit de yok. Ancak bizim için önce küçük bir mola şarttı; malum, *aç ayı oynamaz!* 😄 Trenden iner inmez istasyonun hemen yanındaki yerel restoran Toto’s House Restoranda öğle yemeğimizi yedik. Aguas Calientes’ tan iki fotoğraf.

Altta paylaştığım fotoğrafta kasabanın tepeden görüntüsü de muhteşem. Kasabaya adını veren Aguas Calientes nehri de yerleşim yerinin tam ortasından geçiyor. Ve adına uygun termal banyoları ile de bilinen bir kasabaymış. Ortada görülen köprünün altından geçen Aguas Calientes nehri de hemen öteden Vilcanota nehrine katılıyor.

Karnımızı doyurduktan sonra, bizi Machu Picchu’ ya götürecek otobüslerin kalktığı durağa doğru grubumuzla birlikte yürümeye başladık. Tam o sırada başlayan yağmur, bizi şemsiyelerimizi açmaya mecbur bıraktı. Ama bölgenin özelliği kısa bir süre sonra hava yine hiç kapanmamış gibi açtı. 

Kutsal Vadinin kutsal şehri Machu Picchu’ ya gitmek üzere otobüs sırasında bekliyoruz. Gerçekten de çok kalabalık. Meğer bunun da bir nedeni varmış. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Machu Picchu’ yu koruyabilmek için ziyaretçi sayısı sınırlandırılıyor. Yoğun ziyaretçi trafiği ve bölgenin hassas yapısı nedeniyle her gün belirli sayıda ziyaretçi kabul ediliyormuş.

İnsanlar sağa sola koşturup gidiş için yollar arıyorlar. İşte böyle anlarda bir tur şirketiyle seyahat etmenin avantajını bir kez daha hissettik. Biz hiçbir telaşa kapılmadan rehberimizin yönlendirmelerini takip ettik.

Machu Picchu’ da ziyaretçiler için farklı gezi rotaları uygulanıyormuş. O gün üç rota açıkmış. Ben de rehberimize, blog yazdığımı, fotoğraf çekmenin ve doğru bilgileri almanın benim için çok önemli olduğunu söyledim. Gülümseyerek, Merak etmeyin, ben hallederim.” dedi. Sağ olsun, fotoğraf açısından en uygun rotalardan biri olan 2A rotasına dahil olmamızı sağladı. Yüksek irtifadan etkilenen bir arkadaşımızı ise daha kısa olan rotaya yönlendirdi. 

Otobüse bindik rehberimiz hep birlikte Pacha Mama’ ya dua edelim de yağmur yağmasın dedi. 😄 Yaklaşık 25 dakika boyunca, sık ormanların arasından geçen virajlı dağ yolunu tırmanarak Machu Picchu’ nun giriş kapısına ulaştık. Ancak otobüsten iner inmez bizi karşılayan ilk şey yine yağmur oldu. Pacha Mama’ ya🙏 duamız tutmadı galiba. Neyse ki hazırlıklıydık; yağmurluklarımızı giydik. Rehberimiz gülümseyerek, Birazdan diner, moralinizi bozmayın.” dedi. Önder yağmurda ıslanırken ben bir yandan fotoğraf makinemi yağmurdan korumaya çalışıyor, bir yandan da giriş sıramızın gelmesini bekliyordum. (ikinci karede sağdaki mavili) Son karede artık giriş kapısına gidiyoruz.

Halimize bakın! 😁

Machu Picchu, yaklaşık 2.500 metre yükseklikte yer alıyor. Cusco’dan daha alçakta olmasına rağmen rehberimiz yine de temkinliydi. “İrtifadan etkilenen varsa lütfen söylesin. Yaklaşık iki saat içeride olacağız ve rehbersiz çıkmanız mümkün değil.” diyerek bizi uyardı. Ardından giriş kurallarını anlattı. Fotoğraf çekiminde tripod, şemsiye ve benzeri bazı eşyaların içeriye alınmadığını, ihtiyaç duyanlar için girişte emanet bölümü ve tuvaletlerin bulunduğunu söyledi.

Hazırlıklarımızı tamamladık. Artık beklediğimiz an gelmişti… Heyecanımı kelimelerle anlatmam gerçekten zor. Kalbim adeta küt küt atıyordu. Yıllar önce Şili’ye kadar gelmiş, Güney Amerika’nın bir bölümünü gezmiştik. O zaman Machu Picchu’ ya çıkmak kısmet olmamıştı. Aradan yıllar geçmişti ve şimdi, yıllardır kurduğum o hayal gerçek olmak üzereydi.

Kadim İnka yolunda yürüyüşe başlamak üzere giriş kapısına doğru ilerliyoruz. (ilk kare) Ziyaretçiler rehber eşliğinde gruplar halinde içeri alındığı için ikinci karede ilk bekleme noktasındayız. Karşımızdaki sisler arasından yükselen yemyeşil dağlar bile, bizi nasıl büyüleyici bir atmosferin beklediğini anlatmaya yetiyor ve İnkalardan günümüze kadar gelebilen son karedeki bu yapı muhtemelen kontrol kulesi olabilirmiş. Fotoğraflara tıklayarak bakmayı unutmuyoruz.☺️

Bu noktadan sonra fark edeceksiniz; Machu Picchu ile ilgili birçok bilgiyi “olabilirmiş”, “kullanılmış olabilirmiş”, “yapılmış olabilirmiş” gibi ifadelerle anlatacağım. Bunun nedeni, İnkalardan günümüze ulaşan yazılı belgelerin neredeyse hiç bulunmamasıymış. Hatta var olan kayıtlar da İspanyolların Cusco’da yaktığı kütüphaneyle birlikte yok olmuş olabilirmiş. 🥺

İlk girişten itibaren tam 385. basamağın sonunda… İşte hayatım boyunca unutamayacağım manzara karşımdaydı…

Sislerin arasından yavaş yavaş beliren taş şehir, yemyeşil teraslar ve arkasında dimdik yükselen dağ *Huayna Picchu* Vayna Piçhu okunuyor…  Ne fotoğraflar ne videolar… Hiçbiri insanın onu ilk kez kendi gözleriyle gördüğü anın yerini tutmuyormuş. O an sadece durup seyrettim…

Evet tam karşıdaki dağa Vayna Piçhu-yeni dağ demişler. Yanındaki küçük modelinin adı da Huyhuy Picchu. Vayna Piçhu’nun önünde görülen bu antik şehrin bilinen bir adı yok ama eski şehir anlamına gelen Machu Picchu demişler. Yerli halk yani Quechua’ lar için kutsal eski şehirleri.

Rehberimizin buranın fotoğraf için en güzel noktalardan biri olduğunu söylemesi üzerine biz de tarihe küçük bir not düştük. Bu eşsiz manzarayı arkamıza alıp, ikimizin birlikte olduğu bu kareyi de anılarımıza ekledik. 💞

Basamakları çıkmaya devam ediyoruz. Fotoğrafta görüldüğü gibi ahşap merdivenler şehrin içine girene kadar belirli aralıklarla devam ediyor… Aşağıda ise dağların eteklerini kıvrıla, kıvrıla dolaşan Urubamba (Vilcanota) nehrini tüm görkemiyle eşlik ediyor. 📸 Foto by Önder Kaplan. Teşekkürler hayatım.💞

Bir kat yukarı çıktığımızda henüz şehrin içine girmemiştik. Geniş çimenlik alandan baktığımızda tarım terasları çok daha net seçiliyordu.

Tam o sırada gözüm dağların üzerinden hızla yaklaşan sise takıldı. “Eyvah, galiba birazdan bütün şehir sisin altında kalacak.” diye düşündüm.

Gerçekten de öyle oldu. Aşağıdan bakıldığında yoğun bitki örtüsünün arasında kaybolan Machu Picchu, yukarıdan bakıldığında da birkaç dakika içinde sis perdesinin ardına gizleniverdi. Evet ikinci karedeki sisler içinde kalan dağ şehre adını veren Machu Picchu’ dur ve -eski dağ demektir.

O an kendi kendime, “İspanyolların neden burayı bulamadığına dair anlatılanlar şimdi çok daha anlamlı geliyor.” dedim.

Sizce de haksız mıyım? 😊

Neyse ki korktuğum gibi olmadı. Sis, benim şansıma kısa süre sonra dağılmaya başladı. Güneş yeniden yüzünü gösterince Machu Picchu, bütün ihtişamıyla bir kez daha ortaya çıktı.

Biz de zirveye doğru çıkmaya devam ettik. Her birkaç basamakta karşımıza, bir öncekinden bile etkileyici yeni bir manzara çıkıyor…

Artık seyir noktasından ayrılıp aşağı inmeye başlamıştık. Dolambaçlı İnka yolu bizi, yüzyıllar boyunca sayısız yolcunun geçtiği kadim şehir kapısına götürüyor…

Giriş kapısının şekline dikkat ediniz üstü dar altı geniş bir yamuk şeklinde. İnka mimarisinin özelliklerinden biri depremde yıkılmasını önlemek içinmiş.

Artık Machu Picchu’ nun içindeyiz.

Altta paylaştığım ilk fotoğrafta kapı girişindeki taş işçiliğine dikkat edin. Her biri farklı boyutlarda kesilmiş taşlar, aralarına tek bir harç bile kullanılmadan öylesine kusursuz yerleştirilmiş ki, aradan geçen yaklaşık altı yüzyıla rağmen hâlâ dimdik ayaktalar.

Ancak bu kusursuz işçilik sadece elit tabakanın yaşadığı yapılarda ve tapınaklarda kullanılmış diye anlatan yerel rehber; işçi ve fakir alt tabakanın evlerindeki taş işçiliğinde arada sıva göreceksiniz dedi.

Bu noktadan itibaren dar taş sokaklar, küçük avlular ve birbirine bağlanan yapılar arasında tek yönlü bir rota izleniyor. Attığımız her adımda, İnka mühendisliğinin ve taş ustalığının neden bugün bile hayranlık uyandırdığını daha iyi anlıyoruz.

Sağdaki karede ise duvar boyunca uzanan yağmur drenaj kanalına dikkat edin. İnka mühendisleri, yoğun yağışların toprağı aşındırmasını önlemek ve suyu kontrollü şekilde tahliye etmek için gelişmiş bir drenaj sistemi kurmuşlar. Gün boyunca yağmur yağmasına rağmen ne sokaklarda ne de yapıların arasında su birikintisi gördük.

Kısacası… Yaklaşık 600 yıl önce inşa edilen bu sistem, hâlâ görevini başarıyla yerine getiriyor.

Antik kenti gezerken bu kez tepelerden aşağı doğru iniyoruz. Çevreme dikkatle bakıyorum. Hemen sağımda uzanan tarım terasları, İnka mühendisliğinin ne kadar ince düşünülerek planlandığını gösteriyor. Taşların dizilişi, terasların genişliği ve katmanların düzeni… Hepsi kusursuz bir uyum içinde.

Bu teraslar sadece eğimli araziyi tarıma kazandırmak için yapılmamış. Aynı zamanda farklı yüksekliklerde farklı sıcaklık ve nem koşulları oluşturarak ürünlerin en uygun ortamda yetişmesini sağlamışlar. Bir bakıma burada kendi mikro iklimlerini oluşturmuşlar.

Başta And Dağları’nın anavatanı olan kinoa ve patates olmak üzere, çok sayıda mısır çeşidi bu teraslarda yetiştiriliyormuş. Aynı zamanda teraslar yağmur sularını kontrollü şekilde yönlendirerek toprağın erozyona uğramasını da engelliyormuş.

Kısacası, Machu Picchu’daki teraslar yalnızca bir tarım alanı değil; İnka mühendisliğinin doğayla uyum içinde geliştirdiği muhteşem bir yaşam sistemi. Diyerek hemen soluma dönüyorum.

Altta paylaştığım iki fotoğrafa özellikle dikkat etmenizi isterim.

Soldaki fotoğrafta, doğal granit kayalar ve Kutsal Meydan’ın bulunduğu bölüm görülüyor. Burası, Machu Picchu’nun önemli dini yapılarının toplandığı kutsal merkez olarak kabul ediliyor.

İnka’ların kullandığı taşların önemli bir bölümü, Machu Picchu’ nun hemen çevresindeki taş ocaklarından çıkarılmış. Ustalar, kayaları yerinde işleyerek yapıya uygun hâle getirmiş; doğal kaya oluşumlarını da mimarinin bir parçası olarak değerlendirmişler.

Fotoğrafta biraz yukarıda, ziyaretçilerin toplandığı bölüm ise Kutsal Meydan’ın bulunduğu alan. Burada Ana Tapınak ile Üç Pencereli Tapınak yan yana yer alıyor. Birazdan aşağı indiğimde Üç Pencereli Tapınak’ı daha yakından da fotoğraflayacağım.

Sağdaki fotoğrafta ise Kutsal Meydan’ın sağ tarafındaki Üç Kapı Kompleksi, Huayna Picchu’nun etkileyici siluetiyle birlikte karşımıza çıkıyor. Rehberimiz, *Oraya kadar gidin ama basamaklardan yukarı çıkmayın, vaktimiz dar.* dedi. Sanırım benim için en doğru karar olmuş; çünkü yukarıdan baktığım bu açı, yapının hem simetrisini hem de bulunduğu konumu çok daha etkileyici biçimde gösteriyor.

Bu bölümdeki yapıların, Machu Picchu’da yaşayan seçkin bir kesimle ilişkili olduğu düşünülüyor..

Ve evet, aşağıya indik. Altta fotoğrafını paylaştığım Üç Pencereli Tapınak’a doğru ilerlerken rehberimiz birden, “Hemen bakın, gökkuşağını kaçırmayın!” dedi.

Hiç kaçar mı? 🌈🥺

Nasıl güzel bir manzara… Keşke tapınağın biraz daha yakınına gidip pencerelerinden bu görüntüyü yakalayabilseydim; muhteşem ötesi olurdu.

Üç Pencereli Tapınak’ın üç penceresinin, İnka inanışındaki üç kutsal âlemi simgelediği yönünde yaygın bir yorum bulunuyor: Hanan Pacha (gökyüzü), Kay Pacha (yeryüzü) ve Uku Pacha (yeraltı dünyası). Bu üç âlem de sırasıyla kondor, puma ve yılan ile ilişkilendiriliyor.

Bu inanç dünyasından daha önce Bolivya – La Paz yazımda ve Tiwanaku antik kentini anlatırken de söz etmiştim. Orada Aymara kültürünün izlerini görmüştük; burada ise İnka dünyasındayız. Halklar ve kültürler aynı değil, ancak And coğrafyasındaki bazı kozmolojik inançlar ve semboller arasında dikkat çekici ortaklıklar bulunuyor.

Üç Pencereli Tapınak’ın Pacha Mama, yani Doğa Ana ile ilişkilendirildiği de anlatılıyor. 🥺 İlk fotoğrafta yanda yerdeki büyük taş bloğun muhtemelen sunak olarak kullanıldığı düşünülüyor. Sağımızdaki dikili taş Intihuatana’dır. Quechua dilindeki adının, genel olarak “güneşi bağlayan/bağlama direği” anlamına geldiği kabul ediliyor. Intihuanata ilk karede tam gözükmediği için bizim anı fotoğrafını koydum hemen sağımızda.

Güneş üç pencerenin ortasından içeri geçip Intihuatana’nın üstüne düşüyor yani güneş bağlanmış oluyor. 🌞 Kısaca bir ritüel taşıdır deniyor. Bu taşın hemen yanında (ilk karede daha güzel görünüyor) yarım ay şeklinde bir taş daha var o da Keçhua dilinde Çakana denilen İnka’ların haç’ıymış. Neden yarım? derseniz 21 Haziranda güneş pencereden girip üzerine vurunca arkadaki gölgesi ile haç tamamlanmış oluyormuş. Sizin için fotoğrafımın üstüne rozet gibi ekledim taşla beraber çizerek de görünür yaptım tıklayıp bakabilirsiniz.

Gökkuşağının muhteşem görüntüsünde anı fotoğrafımızı da çektirdikten sonra, tapınağın hemen yanından aşağıya, az önce bahsettiğim Üç Kapı Kompleksi’nin önündeki geniş alana doğru iniyoruz.

Karşımıza çıkan, altta paylaştığım fotoğraftaki yuvarlak yapı ise Güneş Tapınağı. Machu Picchu’daki tek dairesel yapı olduğu söyleniyor. Yapının astronomik gözlem amacıyla kullanıldığı, aynı zamanda dini ritüellerin gerçekleştirildiği bir tapınak işlevi de gördüğü tahmin ediliyor.

Buradan transit geçeceğiz ama rehberimizin anlattıklarını sizlerle paylaşmadan geçmek istemiyorum.

İnkalar güneşe tapanlardı ve Güneş Tanrısı “Inti”ydi. Bu tapınağı da ona adadıkları söyleniyor. İki katlı olan ve Torreon diye anılan tapınağın alt katında camlı bölmenin altında, dini ritüellerin gerçekleştirildiği tahmin edilen alan bulunuyor. Hatta Kral Pachacútec’in mumyasının olduğuna da inanılıyormuş. Yuvarlak üst katta ise oyma bir taş dikkatimizi çekiyor. İkinci fotoğrafta Güneş Tapınağı’nın yuvarlak yapısını daha net görebilirsiniz.

Güneş Tapınağı’nın pencerelerinin de Güneş’in yıl içindeki hareketleriyle ilişkili olduğu anlatıldı. Güney Yarımküre’ de bulunduğumuz için mevsimlerin bizim alıştığımızın tersine olduğunu da hatırlatalım.

Rehberimizin anlattığına göre 21 Aralık’taki yaz gündönümünde ve 21 Haziran’daki kış gündönümünde Güneş’in ışınları farklı pencerelerden içeri girerek içerideki taşın üzerine ulaşıyormuş. Böylece İnkalar Güneş’in yıl içindeki hareketlerini ve mevsimsel değişimleri takip edebiliyor, bu gözlemlerden tarımsal faaliyetlerini planlamak ve hasat zamanlarını belirlemek için yararlanıyorlarmış.

İnka’ların gökyüzünü ve Güneş’in hareketlerini dikkatle gözlemledikleri, astronomi konusunda oldukça gelişmiş bir bilgi birikimine sahip oldukları biliniyor.

Üstteki ikinci kareyi ise daha önce yukarıdan çekmiştim. Güneş Tapınağı’nın hemen yakınında bulunan ve taş işçiliği ile yapım özellikleri nedeniyle *kralın evi* olduğu tahmin edilen bölüm de burada görülüyor.

Bir kat iniyorken antik kentin bir kapısından daha geçiyoruz, şu güzel yeşillikler içinde Alpaka görecekmişiz.

Merdivenin hemen yanında antik şehrin antik bitkileriyle de 😁 tanışıyoruz. İçinde koka bitkisi de varmış ben tanımıyorum o nedenle şudur diyemeyeceğim. 🍃🌱🍃

Ben bitkileri de çekeyim diyene kadar Önder, Lama’nın peşine düşmüş bile; altta paylaştığım ilk karede köşeden görülüyor.

İnka’ların zamanından beri burada yaşayan Lamalar yük taşımada kullanıldıkları gibi bizim ineklerimiz misali etinden, sütünden de yararlanıyorlarmış. Ayrıca sebzelerinde de gübrelerini kullanırlarmış. Bir de çok hoşuma gitti bizim koyunlarımız gibi doğal çim biçme makinası görevini yapıyorlar.😁

Bu gördüğümüz boş alan da rehberin dediğine göre halkın da izlediği törenler ya da ritüellerin yapıldığı yer olmalıymış. Ortada görülen masa benzeri nesne bir sunak olabilirmiş.

İkinci kare Önder’in yakın çekimi ve sonuncu kare artık dağlara bile sis inmeye başladı gitme zamanı geldi diyor. 😁 Seyrinize Lama’lar.

Peki Machu Picchu neden terk edildi?

Lamaları seyrederken insanın aklına ister istemez bu soru geliyor: Bu taşları işleyen, terasları yapan, bu evlerde ve tapınaklarda yaşayan insanlar nereye gittiler? Hemen anlatıyorum.

Machu Picchu’ nun neden terk edildiği kesin olarak bilinmiyor. 15. yüzyılda kurulduğu düşünülen yerleşim, İspanyolların bölgeye gelişinden önce ya da bu döneme yakın yıllarda büyük ölçüde boşalmış. Bunun nedeni konusunda ise farklı görüşler var. İnka İmparatorluğu’ndaki iç karışıklıklar, savaşlar, salgın hastalıklar hatta İspanyolların işgalinden korkup burayı da yağmalamasınlar diye şehri daha önceden terk etmiş olabilecekleri olası nedenler arasında sayılıyor.

Sonrasında doğanın hızla geri aldığı bu şehir, dağların arasında sessizce kalmış. İspanyolların Machu Picchu’ dan haberdar olduklarına dair bir kayıt bulunmaması da buranın yüzyıllar boyunca gözlerden uzak kalmasını sağlamış.

Aslında *kayıp şehir* demek de biraz yanıltıcı. Bölgedeki yerel halk buranın varlığını biliyordu; kaybolan, Machu Picchu’ nun dünya tarafından bilinmesiydi. 

Ve geldiğimiz yollardan geri dönüyoruz ama bu kez tepeye çıkmadan, labirenti andıran dar geçitlerden ilerliyoruz. Hemen bir boşluktan gördüğüm ağacı çektiğimi fark eden yerel rehberimiz: Bu, antik zamandan beri burada var olan bir ağaçmış, dedi.

Hemen yandaki yapıya da girelim diyen rehberimizi takip ettik. Yerde gördüğümüz iki yuvarlak oyuklu taş bloktan birinin içi su doluydu; elbette yağmur suyuydu. 😁 Rehberimiz, bu oyukların antik dönemde de suyla doldurulduğunu, suyun yüzeyindeki Güneş ve Ay yansımalarından yararlanılarak astronomik gözlemler yapıldığını anlattı.

Ama işin ilginç tarafı şu: Machu Picchu’ yu 1911 yılında dünyaya tanıtan Hiram Bingham, bu taşları tahıl öğütmek için kullanılan havanlar olarak yorumlamış. 🤭 Bugün ise *su aynaları* olarak kullanılmış olabileceği yönünde başka bir görüş bulunuyor.

Astronomi mi, havan mı? Machu Picchu’ da bazı taşların sırrı hâlâ tam olarak çözülmüş değil.  😁

Bu arada kendi rehberimiz son toparlama bilgilerini verelim ve inelim dediği sırada yerel rehberimiz elindeki kitabı açıp içindeki eski fotoğrafları göstererek bize Machu Picchu’ nun yeniden keşfedilme hikâyesini anlattı.

Önce fotoğrafları görelim sonra hikayesi. Ama gerçekten de bulunması zormuş bakınız.

Machu Picchu, 1911. Kent, Hiram Bingham’ın gelişinde yoğun bitki örtüsüyle neredeyse tamamen kaplıydı. Alan, Bingham’ın yönettiği işçiler tarafından temizlenerek ortaya çıkarıldı. ( İlk kare)

Ve Machu Picchu, 1911. Temizleme çalışmalarının ardından ortaya çıkarılan dini sektör; ana tapınak ve Üç Pencereli Tapınak. Arka planda Wayna Picchu Dağı görüntüsü…

Yerel halkın zaten bildiği bu gizemli şehir, böylece yüzyıllar sonra yeniden dünyanın karşısına çıktı.

1983 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan Machu Picchu, 2007 yılında da Dünyanın Yeni 7 Harika’sından biri seçildi.

Machu Picchu’ ya son bakış ve gerçekten iniş zamanı. 🥹

Lima’da buluşuncaya dek sağlık ve sevgiyle kalınız. 💞💞💞

2 thoughts on “PERU-4 Machu Picchu 🇵🇪

  • Merhaba Alev Hanım,
    Sonunda beklenen Machu Picchu’yu sizlerin gözleriniz ve anlatımlarınızla görüyoruz. Ben nedense bu Dünya mirası olan şehre ulaşımın yerel rehberler ve alpakalar eşliğinde yapılacağını aklımda tasvir etmiştim. Tabii medeniyet buraya da adımını atmış trenler, otobüsler yerlerini almışlar.
    Anlattıklarınızı otobüse binmenizden itibaren dikkatle dinleyip izledim. O küçük kasabaları sizlerin objektifinizden gördüm. Kutsal Vadi’nin son kasabası Ollantaytambo’ya ulaştığınızda heyecanlanmadım desem yalan olur.
    General Ollantay’ın hikayesi tanıdık geldi, Mavi trenle Aguas Calientes’e yaptığınız yolculuğun nefes kesici olduğuna eminim. Pacha Mama ile belli ki frekanslarınız pek uyuşmamış, ama olsun yağmur berekettir.
    Machu Picchu için söylenecek hiçbir şey yok, sanki gökyüzünden oraya doğru alçalarak adım adım inmişsiniz. Burasının 1911 yılına kadar gizlenmesi ise müthiş bir şey, yerli halk yani Quechua’lar ağzı sıkı bir halkmış, kutsal şehirlerini İspanyollardan çok iyi saklamışlar.
    Fotoğraflar muhteşem, gördüklerim nefes kesici, heyecanla yazıyı takip ettim. Emeğinize sağlık. İyi ki gitmişsiniz ve oraları bizlere gösterip anlatmışsınız.
    Selam ve sevgilerimle…

    • Merhaba Gürcan Bey;
      Çok teşekkür ederim, ne güzel bir yorum. Yazıyı bu kadar dikkatle okuyup benimle birlikte yeniden o yolları katetmeniz beni gerçekten çok mutlu ediyor.
      Alpaka ve yerel rehberler eşliğinde Machu Picchu’ya çıkacağınızı hayal etmeniz de ayrıca gülümsetti beni. 😄 Trenler, otobüsler derken medeniyet oraya bizden önce ulaşmış tabii! Bir dönem Machu Picchu’ya teleferik kurulması da düşünülmüş. Ancak antik dokuya zarar vereceği ve buranın özelliğini kaybedeceği düşüncesiyle bu fikir kabul edilmemiş. İyi ki de edilmemiş diye düşünüyorum.
      General Ollantay’ın hikâyesi bizim bildik hikayelerden 😄 Zaten Kutsal Vadi’nin etkileyici manzaraları hepsi başlı başına bir maceraydı.
      Pacha Mama ile frekanslarımız konusunda ise haklısınız. 😂 Sanırım o gün kendisiyle biraz ters düştük. Ama dediğiniz gibi, yağmur berekettir deyip yolumuza devam ettik. 🌧️😊
      Machu Picchu’ya gelince… Orada insanın söyleyecek sözü gerçekten azalıyor. Sanki gerçekten gökyüzünden yavaşça süzülüp o taşların arasına bırakılmışsınız gibi bir his. Düşünün ki başka bir tepenin üstünden bakıyorsunuz. Üstelik yüzyıllarca saklı kalmış olması bu büyüyü daha da artırıyor.
      Böyle güzel yorumlarınız için tekrar çok teşekkür ederim. Selam ve sevgiler bizden…

Bir Cevap Yazın