BÜYÜK AFRİKA TURU – GÜNEY AFRİKA-4 🇿🇦

CAPE TOWN-3.Gün

       Cape Town’da üçüncü günümüz tarih 27 Şubat 2023 kahvaltıdan hemen sonra yola çıkıyoruz saat 09:00 erkenciyiz. İstikamet o çok büyük heyecanla beklediğimiz *Table Mountain* Masa Dağı’na, şansımıza henüz örtüsünü sermemiş…

       Günaydınlar eşliğinde Barbaros rehberimiz de geldi. Bugün 3. günümüzdeyiz ve çok şanslısınız masa örtüsünü örtmedi umarım biz gidene kadar da örtmez, ayrıca bugün de çok güzel programımız var dedi. Minivanımıza bindik yine Signal Hill yanındaki yoldan gidiyoruz. Lion Head tepesini gördük, Masa Dağı’nın çıkış yerine de gelmiş olduk. Çok yakın hemen 5 dk. da geldik bile. Manzara harika.

       Table Mountain-Masa Dağı; Ülke bayrağında 🇿🇦🇿🇦🇿🇦 yer alan tek dağdır. Cape Town’ın en yüksek noktasıdır ve 1087 metredir. Üstünün düz oluşu nedeniyle masa diye adlandırılsa da en bilinen adı Khoi ve San halkının kullandığı * Hoerikwaggo* yani Deniz Dağı’dır. Sebebi malum, denizden yükselen kayalardan oluştuğu için. Ayrıca mitolojik hikayeleri de var. Afrika’nın en uzak Güneybatı noktasında sessizce otursa da birçok efsanede kendisine baş rol biçilmiş. 😊 Ayrıca Dağ Tanrılarının burada yaşadığına inanıldığı için de Khoi ve San halklarınca Masa Dağı çok kutsaldır. Bilirsiniz hikayeleri, efsaneleri severim. Yukarı çıkalım anlatacağım.

       Masa Dağı’na da kolay yoldan çıkacağız yani teleferikle. Biletler alındı teleferiğe bineceğimiz bölgeye alındık. 2 adet teleferik var biri giderken aynı anda diğeri karşı taraftan hareketle geliyor. Son teknoloji bu teleferikten dünyada sadece 3 tane varmış ve bineceğimiz teleferik 1929 yılında hizmete girmiş. Fazla bir hızı yok ama harika bir özelliği varmış binince göreceğiz. Toplamda 65 kişi aldığı için bekleme yerinde de o kadar kişi oluyor yani sayı ile içeri alınıyorsunuz.

       İlk fotoğrafa tıklarsanız yukardan gelmeye başlayan teleferik kabinini görürsünüz, yakın görünen giden. Biz karşıdan gelene bineceğiz. Son karede Masa Dağı’nın Dünya’nın yeni 7 Doğal harikasından biri olduğu vurgulanmış. Geniş çaplı bir anket sonucu seçilmişler. Harita da Amazon yağmur ormanları (Güney Amerika), Iguasu Şelalesi (Arjantin-Brezilya), Table Mountain (Güney Afrika), Halong Bay (Vietnam), Komodo (Endonezya), Jeju Adası (Güney Kore), Puerto Princesa Yeraltı Nehri (Filipinler) görülüyor.

       Evet gelen kabine bindik ve ilk talimat; Pencerelere yaslanmayınız, açık tek bir pencere var ve yukarı çıkana kadar herkese sırayla denk gelecek. Dikkat etmezseniz makine veya telefonlarınızı çarpıp düşürebilirsiniz. Hakikaten de öyle arada açık pencere bize de geldi. Çarpılmadık kısa da olsa güzel fotoğraf çekebildik. İlk karede görülen kabine bindik ikinci fotoğraf teleferiğe bindiğimiz yerin görünümü ve son kare de teleferik binasının tepeden görünümü.

       Yolda zirveden dönenlerle karşılaştık. Açık pencere bana denk geldiğinde ilk fotoğrafta Lion’s Head- aslan kafasını çekmişim. İkinci kare Cape Town- Water Front ile liman bölgesi son karede Signal Hill tepesi hani şu öğlen vaktini bildiren topun atıldığı tepe. Ve ucunda da Olimpiyat Stadyumu görülüyor. Yineliyorum; Fotoğrafları üzerine tıklayarak büyütüp bakınız. O takdirde ilk fotoğrafta Mandela’nın hapis yattığı ada *Robben Adası* da görülüyor. 😉

       Teleferiğe bindiğiniz andan itibaren manzaranın güzelliğine hayran kalıyorsunuz. Zirveye çıkışta geçen zaman sadece 10 dakikaydı. 💃 Rehberimizi dinlerken ben de fotoğraf çekmeye devam ettim. Ava giderken avlanmışım ilk fotoğraf ve ne kadar çok rüzgâr 💨 olduğu saçlarımın havalanmasından anlaşılıyor.

       Barbaros bey hemen sağa bakınız gördüğünüz ada Nelson Mandela’nın 27 yıllık hapis hayatının 18 yılını geçirdiği Robben Adası. 400 yıldır her türlü sürgün, tecrit (cüzzam için) ve Apharteid dönemi isyancılarını, siyasi mahkumlarını kısaca devletle başı belada olanların gönderildiği hapishane olarak görev yapmış. İlerde daha güzel göreceğiniz yer olacak orada da biraz bahsederim.

       Hemen solumuza bakıyoruz, Cape Town’dan başladığımız yeri ve devamını görüyoruz. İyice uca gittiğimiz yere kadar ara ara göreceksiniz buradan da manzara muhteşem dedi. Eh hadi biz de görelim.

Cape Town- Masa Dağı'dan Batı Cape
Cape Town- Masa Dağı’ndan Batı Cape

       Ben bu manzarayı bir önceki sayfada Victoria Yolu’ndan geçerek hayran kaldığımı yazmıştım. Bence Güney Afrika’nın Cote d’Azur’u bakınız nasıl da muhteşem görünüyor. Üstelik biz buraları neredeyse adım adım gezdik. Tam orta yerde doğal gel-git havuz şeklindeki halk plajı bile görünüyor muhteşem. Zirveyi gezmeye devamla biraz ilerledik tepenin çok da güzel restoranı ve kafesi var. Tabelalarda çeşitli ikazlar var işaretli yoldan ayrılmayın, çocukları denetleyin gibi. Bir de teleferik pırlanta sertifika ile ödüllendirilmiş.

       Hemen sağ tarafta Masa Dağı’nın nasıl *Doğanın yeni 7 Harikası*’ndan biri olduğunu anlatıyor. Aman Önder kimseler gelmeden geç çekeyim dedim. Zira orada da hemen sıra oluştu. 2007-2012 yıllarında yapılan internet ve telefon aracılığı ile insanlık tarihinde ikinci küresel oylama ile seçilmiş. İlki *Dünya’nın yeni 7 harikası* idi biz de oy kullanmıştık da Ayasofya 13 olmuştu. Ama en azından 14. sıradaki Eyfel Kulesi’ni geçmişti. Züğürt tesellisi. ☺️

       Masa Dağı National Park alanına dahil 650 yıllık en eski dağlardan biridir. Adı Khoi halkının kullandığı * Hoerikwaggo* yani Deniz Dağı’dır. Yine dolaşırken rastladığımız tanıtım tabelasından tercüme; Table Mountain, birçok ülke tarafından söylenen ismi vardır. Mons Mensa, Taboa do Cab, La Montagne de la Table, Tafelberg, Umlindi Wemingizimu (güneyin bekçisi), Klipman, bizden de Masa Dağı’nı ben ekleyeyim.

       Aynı zamanda fırtınalar koparan intikam dolu bir dev, uyuyan bir tanrıça, Doğu ile Batı kapısının bekçisi, Güneyin gözcüsü, emrinde fırtınalar olan intikamcı bir dev, uyuyan bir tanrıça, Doğu ile Batı arasındaki kapının bekçisi, sömürgeciliğin yaşlı babası ve Apartheidin sessiz tanığı olarak da kişileştirilmiştir.

       Ama hiçbiri Avrupalıların bu körfeze demir atmadan çok önce yaşayan Khoi halkının verdiği isimden daha anlamlı değildir. Okyanustan sihirli bir şekilde yükselen *Hoericwaggo* Deniz Dağı. Geleyim tamam, doğuşunun bir efsanesi var.

       Afrika efsanesinde Güneş tanrısı Tixo ile evli olan Tanrıçası Djobela’nın oğlu Quamata Dünya’yı yaratırken Masa Dağı’nı oluşturacağı sırada Okyanus Ejderhası Nkanyamba müdahale eder ve deniz üstünde toprak parçası istemez. Evet her çağda olduğu gibi toprak savaşı başlar ve Quamata ile savaşa girer. Korkunç savaşta Quamata fena halde yaralanır.

       Annesi Djobela oğluna yardım etmek için dört güçlü dev yaratıp onları Dünya’nın dört bir köşesine, Doğu, Batı, Kuzey ve en güçlü olanı da şu andaki Cape Town’ın olduğu yere, Güneye açılan kapıya yerleştirir. Savaşta Okyanus ejderhası yenilir, Quamata kazanır. Artık yaratılan devlerin ölmesi gereklidir. Ancak ölmeden önce onları yaratan Djobela Ana’dan kendilerini taşa dönüştürmesini isterler. Böylece ölseler bile Dünyayı koruyabileceklerdir. İşte Güneyin Bekçisi *Umlindi Wemingizimu* Masa Dağı böylece doğmuş olur.

       Bu güzel dağın içinde bulunduğu National Park alanı tam 500 kilometrekare ve dünyanın en ünlü faunasına sahip. 2 binden fazla bitki çeşidi ve 1000’den fazla çiçek çeşidi yani 3000’den fazla biorezervi vardır. Bunun sadece 1700 çeşidi Masa Dağı’ndadır. Ülkenin de sembolü olan *Kral Protea*yörenin Fnybos bitki örtüsünün endemik bir bitkisidir. Başka hiçbir yerde yetişmez diyen rehberimizle dağın tepesinde yönleri gösteren taş bir daire üzerindeki Masa dağı ve Cape Town’ı gösteren maketinin başına geçtik.

       Atlantik Okyanusu ile Hint Okyanusu’nun buluştuğu bu yerdeki fırtınaya sebep olan akıntılar var. Doğudan gelen sıcak su Agulhas akıntısı ile Kuzeybatıdan gelen soğuk su Benguela akıntısıdır diye fırtınaya sebep olan olayı yeniden hatırlattı. Dün gezdiğimiz yerleri gösterdi. Masa Dağı’nın karşısındaki Lion Head ve iki tarafındaki zirveleriyle nasıl bir çanak oluşturduğunu gösterdi. Cape Town bu çanakta yayılmıştır ve buraya City Bowl denir. Ülkenin sembolü Kral Protea çiçeğini gösterdi görüntüsü de bizim Kasımpatı ile enginar çiçeği arası bir şey.

Cape Town- Masa Dağı Zirvesi
Cape Town- Masa Dağı Zirvesi

       Ardından çevrede arayışa geçtik. İşte bu çiçek diyeceğim bir bitki göremedim. Ama faunası ile ilgili bir tabela ile Önder’in kadrajına yakalanan adı Afrika Beneklisi olan güvercinleri gördük. Tabela yörede çok görülen Dassie veya Hydrax hakkında bilgi veriyor, biz daha önce yolda görmüştük. Faunasında da çok özel hayvanlar var. Keçiler, geyikler, sırtlanlar ve leoparlar hatta en son 1802 yılında bir aslan görülmüş.

       3. fotoğrafta da ne kadar yürürsek hangi hayvanları görebileceğimiz işaretlenmiş. Ben de sizin için renklendirdim. Mavi; Dassie yürüyüş yolu 15 dk. Kırmızı; Agama (uzun kuyruklu bir cins çöl kertenkelesi) yürüyüş yolu 30 dk. Yeşil; Klipspringer (küçük boynuzlu bir antilop) yürüyüş yolu 45 dk. Açık mavi; Teleferik kullanmayıp Platteklip Gorge yürüyüş yolundan zirveye geliş ve istenirse çıkış yolu. Genellikle yorucu oluyor ve dönüşü teleferikle yapıyorlarmış.

       Ve en sonunda 1 saat yürüyüşle zirvenin en yüksek yeri sayılabilecek Maclear’ın işaretine gidiliyormuş. Biz gitmedik tabii ama İngiliz gözlemci Maclear taşları üçgen şeklinde dizmiş üstüne bir de metal çubuk koymuş. Meridyen ölçümü için bir işaretmiş aslında ama sonradan ulusal bir anıt olmuş. Cape manzarasından başka bir özelliği yok anlaşılan.

       Dassie gerçekten özel bir hayvan. Tabelada yazılanların tercümesi oğlum Dr. Deniz’ime ait teşekkürler canımın içi.

       Yalnızca birkaç 100 yıl önce bu yarımada boyunca dolaşan birçok büyük hayvan artık soyu tükenmiş durumda; Cape aslanı ve kızıl zebra gibi, leopar, vahşi köpek, hipopotam hatta fil gibi. Ancak filin en yakın akrabası olan Dassie Türkçe de porsuk anlamına gelir hala hayatta.

       Birçok açıdan Dassie’ler bir anahtar tür olarak kabul edilebilir. Daha büyük etçiller için hayati bir besin kaynağı olan onların birikmiş dışkıları (nem ve mineraller açısından zengindir) aynı zamanda diğer hayvanların yaşamı için bir çekirdek görevi görür ve böcekleri kemirgenleri, sürüngenleri ve sırasıyla onların avcılarını kendine çeker.

       Yavaş hareket ediyor gibi görünebilirler ancak siyah kartallar gibi tanıdık yırtıcıları gördüklerinde dişi Dassie’ler keskin bir havlama sesi çıkarır ve koloni anında dağılır. Petli ayaklar onların en dik kaya yüzeylerine yapışmasına yardımcı olan yapışkan bir ter üretir. Ayrıca, imkânsız derecede dar olan kaya çatlaklarından kaçmak için onlara izin veren dikkate değer bir eğilebilir, esnek göğüs kafesine sahiptirler.

       San halkı (Kalahari Çölü’nde yaşayan Güney Afrikalı halk) tarafından Mantis tanrılarının (su tanrıları dendiği gibi değişime uğrayabilen demektir) eşi olarak saygı gören Dassie, bu sayede yavaş hareket eden ovadaki kuzenlerini uzun süre aşabilecek bir uyum yeteneğiyle hayatta kalır.

       Dağın münzevi bir havası var. Hatta John Lennon’un bile Güney Afrika gezisinde Masa Dağı’nda gizemli 4 gün geçirmesini meditasyon yaptı diye yorumlamışlar. Bence yanlış bir düşünce değil yani bu kadar kaya varken bir iki mağara da kesin vardır. 😁 Aksi takdirde Masa Dağı’nın rüzgarından ve yağışından dolayı havasına güvenip de kalınmaz maazallah adamı uçurur.

       Uçurur deyince aklıma geldi yazayım. Korkunç sesler çıkararak dolaşan bir dağ hayaleti hikayesi. Aslında bu hayalet oldukça zor şartlar altında ölürcesine çalıştırılan, azat edildikten sonra ölen bir köledir. Afrikanca Aintjie Somers 👻 yani bizim dilimizde ÖCÜ 😁 intikam almak için ara ara ortaya çıkar. Biz nasıl çocuklara -yaramazlık yapma bak öcü gelir sonra, dediğimiz gibi Afrikalılar da çocuklarına *iyi ol yoksa Aintjie gelir seni alır* derlermiş.

       Neyse Masa Dağı’nın seyir terasında grup arkadaşlarımızla buluştuk. Manzara nefes kesici, Cape Town ayaklarımızın altında ve sis yok. Mavi renge oldum olası bayılırım. 🦋🦋🦋

       Fotoğrafta Robben Adası. Cape Town’dan 7,5 km uzakta tahmini 5 km² yüzölçümü olan bir ada. Turistik cazibesi Apartheid rejimine karşı çıkanların hapsedildiği ve Nelson Mandela’nın 27 yıllık hapis hayatının 18 yılını burada geçirmesi (1918-2013) demiştik. Bir dönem yani Hollandalıların koloni İngilizlerin de sömürge döneminde cüzzamlıları tecrit etmek için kullanılmış. Bir dönem askeri üs bile olmuş.

       Hemen kıyıda görülen tepe Signal Hill tepesi. Yürüyüş yapıp günbatımı izlemek için idealmiş, yürüyüş sevenlere özel parkuru*trekking trail*yine bir rehber eşliğinde geziliyormuş. Önünde de Green Point Stadyumu görülüyor. 2010 yılında FİFA Dünya Kupası maçları için yeni yapılan 6 stadyumdan bir tanesidir. 65 bin kişilik kapasitesiyle de ülkenin ikinci büyük stadyumudur. Kimi kuş yuvasına benzetiyor, kimileri Zulu kabilesi şapkası gibi dese de aslında bisiklet tekerinden esinlenerek yapılmış.

Güney Afrika-Masa Dağı'dan Cape Town
Güney Afrika-Masa Dağı’ndan Cape Town

       Evet bir de Lion Head var. Aslan tepesi; Adı üstünde vakti zamanında gerçekten aslanların var olduğu en son aslanın da 1800’lü yılların başında vurulup yok edildiği biliniyormuş. Sadece tepe kısmına bakarsanız gerçekten de yatan bir aslanı andırıyor. Yine çok zor sayılmayan bir yürüyüşle veya araba ile kolayca gidilip bu kez Dolunay sefası 🌕 yapmak gerekiyormuş. Denizde şıkır, şıkır ay ışığı oynaşırken, Robben adasını da ayaklar altındaki Cape Town’ı da ışıklar içinde hayal edebilirim.

Güney Afrika-Masa Dağı'dan Cape Town
Güney Afrika-Masa Dağı’ndan Cape Town

       Yukarıda yine kısa bahsetmiştim. Masa Dağı karşısındaki Lion Head ve iki tarafındaki zirveleriyle ki, biri şimdi altta fotoğrafını gördüğünüz Devil’s Peak’le diğerleri de (12 Havariler) Twelve Apostles Dağı bir çanak oluşturur, Cape Town bu çanakta yayılmıştır ve buraya City Bowl denir. Masa Dağı böylesi muhteşem manzaraya sahipken, eski yerlileri Khoi halkınca kutsal sayılırken efsanesiz olur muydu? Olmadı da. Yanına da Devil’s Peak Şeytan Tepesi’ni dahil etmiş. Devil Peak adını Masa Dağı efsanesinde geçen hikâye sonrası almıştır *Şeytan Tepesi*’ni görelim anlatayım.

Güney Afrika-Masa Dağı'dan Devil Peak
Güney Afrika-Masa Dağı’ndan Devil’s Peak

       Bu güzel manzarayı izlediğimiz seyir terasında bir tanıtım plaketi var. *Kaggens Karos* diye başlık atılmış. Çeviri yine canımın içine ait biraz da ben ekleyeceğim.

       *Kaggen Karos* Table mountain’ın bulutlu masa örtüsü efsanelerle dolu bir konudur. Yeni bir tanesi şöyle; Yamaçlarında çıkan bir yangına uyarılan genç bir San avcısı (eski halklardan) Kaggen adlı Mantis (Su tanrısı) tanrısını çağırır, bu tanrıda dağın mağarasından büyük beyaz bir hayvan postunu çıkarır ve yangını söndürür. Bu post dağın örtüsü olarak kalır.

       Daha tanıdık bir efsane; Hollandalı eski bir korsan olan Van Hunks şeytanın ödül olarak sonsuz ruhunu teklif ettiği bir pipo içme yarışına meydan okuduğu efsanevi bir hikâyeyi anlatır. Van Hunks çok pipo içtiği için karısından gizlice şimdi Devil’s Pike denen Masa Dağının yanındaki tepeye çıkar. Güzelim manzaraya karşı keyifle piposunu tüttürürken bir yandan da şarabını içer. (Aralar benim yorumumdur) 😌

       Yine böyle bir yaz gününde Güneydoğu rüzgârı eserken yanından geçen yabancı Van Hunks’a tütün kokusu güzel ama çok dumanlıyorsun 🚭 pipo içmene son vermeni rica ediyorum der. Yaşlı korsan tütününü över çok da güzel tüttürürüm der. 😉 Yabancı, içmeyi bırakması karşılığında ödül olarak sonsuz ruhunu teklif ettiği bir pipo içme yarışına var mısın? der. Ve düello başlar.

       Günlerce süren bu dumanlama sonunda Masa Dağı’nı kaplayan kalın bir duman bulutu oluşur. Bu sırada yabancı dumandan zehirlenmiş olmalı ki, yere düşer. İhtiyar korsan elinde rom şişesi bir yudum içirip adamı ayıltmak için yanına gider başından şapkasını çıkardığında uzun kulakları ortaya çıkar. Eyvah der Hunks bu şeytan, ben şeytanla düello yapmışım. Tabii yenilmeyi hazmedemeyen şeytan bir şimşek çaktırır ve her ikisi de ortadan kaybolur. Geriye Masa Dağı ve üstündeki örtüsü kalır. Çeviriden devam.

       Bu hala çözüme kavuşmamış düelloya ait dumanlı sonuçlar şu anda popüler olarak şeytan tepesi (Devil’s Peak) olarak bilinen yerden yaz aylarında dağın üzerine doğru akar. Bir saptama yapayım *Masa Dağı bazen dumansız yani örtüsüz olur, bazen de dumanlı-örtülü olduğu zaman Van Hunks ile Şeytan düelloya geldiler deniyormuş? Hatırlatma fotoğrafı.

Güney Afrika-Masa Dağı
Güney Afrika-Masa Dağı

       Bir zamanlar adı Windberg ( rüzgârlı dağ) olan ve Güneydoğu’dan esen bu rüzgâr Şeytan Zirvesi ile Masa Dağı arasındaki boğazdan geçerek Cape Town’a doğru eserler. Bu esme saatte 130 km hıza ulaşabiliyor. Birçok insan için korkutucu olsa da Cape Town’u sis ve sıcaktan temizliyor bu nedenden dolayı da *The Cape Doctor* adını alıyor. Öyle esermiş ki, caddedeki insanlar direklere tutunurlarmış. Ama Cape Town’lılar ilkbahardan yaz sonuna kadar esen bu rüzgâra Cape Doktor adını sevgiyle vermiş.

       Hani bizler arada bir sessizlik olunca ee daha ne var yok deriz ya, Cape Town’lılar da Masa Dağını gösterip yarın yağmur yağacak veya hava soğuk olacak diye konu açar bundan da çok hoşlanırlarmış.

       Seyir terasında bizim grup ve ben. Barbaros rehberim, bu sahilden yani Atlas Okyanusu kıyısı boyunca devam ettiğiniz sürece tam 869 km sonra Namibya’ya ulaşırsınız dedi.

       Etrafta yüksek ama yine rüzgârın yuvarlak yaptığı kayalar var. Onlara doğru bakalım derken tellerle çevrili -bu alana girilmez- yazısını gördük. Cape Town’ın su sorununa çare olarak sis toplama projesi geliştirmişler, bu bölge de toplama alanıymış. Evet her güzel şey gibi Masa Dağı’ndaki gezimizin de sonu geldi. Teleferiğe bindik iniyoruz son bir temaşa.

Güney Afrika-Masa Dağı'dan Cape Town
Güney Afrika-Masa Dağı’dan Cape Town

       Yolumuz Stellenbosch Vadisine doğru. Hemen hatırlatayım sömürge döneminde Hollanda’dan da göçmenler gönderilmişti. Dönemin Fransa Kralı 14. Louis kendi Katolik olunca herkesi Katolik yapmaya çalışmış birçok Protestan Katolik olmak istemeyince işkence görmüş. Bu zulümden kaçan Protestanlar Hollanda’ya kaçmışlar. Hollanda’da onları Hollanda Doğu Hindistan şirketi aracılığı ile Güney Afrika’ya göndermişti.

        Stellenbosch’a yakın bir vadiye yerleştirirler. Köken Fransız olunca, şarapçılıkta da usta oldukları için yanlarında getirdikleri bağ çubuklarını dikerler. Bölgeye de Franschhoek – Fransız köşesi denir. Böylece göçmenlerin deneyimlerinden faydalanarak bölgenin şarapçılıkta söz sahibi olmasını sağlarlar.

       Cape Town kendini *Dünyanın Şarap Merkezi* olarak kabul ediyor demiştim. Ve bu en kaliteli ve bol çeşitli şarapları ile tanınan Cape Town’daki şarapçılık endüstrisinin kalbi de Cape Winelands olarak bilinen bir dizi vadide atıyor. Bu vadilerin en bilinenleri Paarl ve Stellenbosch vadisidir ki, yine 1971 yılında ilk resmi şarap rotası Stellenbosch’ ta kurulmuş.

       İlk yazımda bahsetmiştim. *1652 yılına gelindiğinde Hollanda Doğu Hindistan Şirketinin elemanı Jan Van Riebeeck, Asya’ya giden gemilere yiyecek ve barınma sağlamak üzere Cape Town bölgesine gelir ve daha sonra ilk ahşap kulübelerle *Hope* Ümit kalesini inşa ederek yerleşik düzene geçerler. İşte ilk şarap üretimini 1659 yılında bu kâşif yani Hollandalı Jan Van Riebeeck yapmış.

       Biz de Stellenbosch merkeze gitmeden önce Paarl yöresindeki Fairview Şarap çiftliğine uğradık. Güzel tasarlanmış bir bahçesi var. Bahçesinde acı biber 🌶️🌶️🌶️ vardı top gibi olanlardan, benden kaçmazdı tohumluk aldım. Bu yaz ektim tuttu, diktim yetiştirip ürün bile aldım. Öyle böyle bir acı değil vallahi.

Cape Town- Stellenbosch- Fairview Şarap evi
Cape Town- Fairview Şarap evi

       Çiftliğin tarihi çok eski 1693 yılına kadar gidiyor. Ama şimdiki sahiplerinin babası I. Charles Back Litvanya’dan 1902 yılında buraya göç etmiş araziyi ve işletmeyi devralmış. İş azmi, çalışkanlığı ve şarap tutkusuyla kısa sürede geliştirerek kendi ihracat şirketini kurmuş. 1955 yılında vefatından sonra iki oğluna da birer şarap çiftliği miras bırakır. Fairview de oğullarından Cril Back’e kalır.

       O da eşi ile şirketi daha da geliştirerek 1974 yılında kendilerine ait ilk şarap şişeleme işlemlerini yaparlar. Kendi ürünleri Fairview şaraplarını pazarlayabilmek için de iyi bir araç olması açısında önemli bir adım atar ve ilk halka açık şarap müzayedesini başlatırlar. Birçok ödül sahibi bu aile şirketinin bağlarının görüntüsü aşağıda.

       Ardından keçi sütü üretimine geçmek için 1980 yılında keçi beslemeye başlarlar. Amaç keçi sütünden peynir üretmektir ama bu hiç de kolay değildir. Uzun uğraşlar sonunda Güney Afrika’ya yerleşmiş İtalyan usta ile şaraplarının tadımında kullandıkları peyniri geliştirirler. Ardından peynir çeşitleri de çoğalır. 

       Tadım yapanlara indirimli peynir satışı da yaptılar tadanlar zaten beğendikleri için aldılar. Tadım odasını görelim mi? Barbaros Rehberimiz elindeki şarap şişesinin tanımını arkadaşlarımıza anlatıyor.

Cape Town- Stellenbosch- Fairview Şarap evi
Cape Town- Stellenbosch- Fairview Şarap evi

       Benim ilgimi çekmeyince şarap imalat yerini görelim dedim girmek uygun olmayınca kapıdan şöyle birkaç kare aldım. Yetiştirdikleri üzüm çeşidi; Şiraz, Pinotage, Durif, Cabernet, Chardonne ve Merlot. Bakın isterseniz ben dahil hepsini çekmişim. ☺️

 

       Şarap evinin iç tasarımını da çok beğendim demiştim. Bir köşeyi aile şeceresine ayırmışlar çok hoşuma gitti. Diğeri kapı girişi ve misafir salonu.

       İmalathane de yakındaymış aradan çekinerek bir iki fotoğraf aldım. Ne de olsa hijyene uymak gerek. İlk fotoğraf şarap bekletilen yer yani kav diğeri fermente edildiği kazanlar ve 3. imalathaneye giriş.

Şaraplar tadıldı, peynirler alındı, kahveler içildi, bahçeden tohumluk biber toplandı. Eh artık gitme zamanı. 15-20’dk kadar sonra Stellenbosch’dayız. Güzel bir yere benziyor zaten çok gezecek bir vakit yok gibi. Arkadaşlar kahve içmeye giderken biz kilise caddesinde gezelim dedik önce kiliseye baktık kapısı kapalı dışardan fotoğrafını çektim aşağı doğru yürüyoruz. Tarihi hayli eski olan Hollanda Reform Kilisesi-En eski Ana kiliseymiş.

       Çok sıcak Allahtan yol boyu ağaçlık da gölgeden yürüyebiliyoruz. Çok fazla kafe var aslında sevimli bir cadde. Polis merkezinin önünden geçtik iki ev ötesinde sanat galerisi vardı bir grup arkadaş ziyaret edelim sanatçıyı da görelim dedik. Harika bir stüdyo ve eserler muhteşem. Bronz hayvan heykelleri bize bakıyor. Sanatçı Stephen Rautenback’i bilgi verirken iznini alarak görüntüledim.

       Sanatçı Stephen Rautenback aynı zamanda WordPress blog yazarı, elbette sevindim blogdaş yani…

       Stephen kendi sayfasındaki tanıtımıyla der ki; 1976’da Durban Güney Afrika’da doğdum. Port Elizabeth’teki Mandela Metropolitan Üniversitesi’nde üç yıl Güzel Sanatlar okudum. Ana dallarım Heykel ve Baskı resimdi.

       Heykel çalışmam hareket, ışık ve kompozisyon dinamiklerine olan bir hayranlığı yansıtıyor.

       İnsanların, hayvanların, kuşların ve su altı canlılarının heykel çalışmalarını yapmayı seviyorum.

       Hayvanlarda algıladığım duygusal hümanist içeriği, kişiliklerini, insanlarla ilişkilerini ve entegrasyonlarını ve değişen, doğal çevremizi keşfetmekten zevk alıyorum.

       Şu anda hayvan ve kuşların gerçeğe benzer çalışmaları aracılığıyla heykelimle kısa öyküler geliştiriyorum.

       Devamını sayfasını ziyaret ederek okuyabilirsiniz. Biz ilgisi için çok teşekkür edip ayrıldık. Biraz daha aşağıya inerken ağaç işleri satan dükkanlara bakındık. Şehrin belediye işçileri de kaldırımları düzenliyorlardı.

       Hava bunalttı caddenin en sonuna kadar gittik. Starbauck’ın gölgesinde soluklandık. İşçi kızlar parkta sohbet ediyorlardı az buçuk takıldık. Grupla buluşmak için birkaç sokak dolaşıp arabanın yanına geldik.

       Cape Town çok güzel bir şehir biz sevdik. Ben hep görürsen seversin derim. Öyle ama ve umarım dileyenlerin de yolu düşer. Yarın Güney Afrika’nın bir başka şehrine gideceğiz. Görüşünceye kadar sağlık ve sevgiyle kalınız. 💞💞💞