PERU-1 Puno & Titicaca Gölü

Bolivya’ya veda ettik. Tarih hâlâ 21 Şubat 2025…

Bu kez rotamızda Güney Amerika’nın bir başka büyüleyici ülkesi Peru var. Ve bazı yolculuklar vardır, daha başlamadan kalbinizde yerini alır ya… Peru da benim için tam olarak öyleydi. Çünkü hayalimdi… Çünkü Peru demek, Machu Picchu demekti.

Şimdi ise o hayalin ilk adımındayız. Peru’ya giriş yapmak için pasaport kontrol sırasındayız. Sınırı geçmek bazen sadece bir damga değildir; bir hayale atılan ilk imzadır sanki…

Sırada beklerken içimde tuhaf bir heyecan vardı. Bir yandan yorgunluk, bir yandan gerçekten burada mıyım? hissi. Kısaca pasaportuma basılacak o küçük mühür, benim için koca bir hayalin başlangıcıydı… Haydi başlayalım.

Rehberimizin ‘giriş işlemleri 2–3 saat sürebilir’ uyarısı maalesef boşa çıkmadı; tam 3 saatin sonunda pasaport işlemlerimizi tamamlayabildik. Ama bu bekleyiş, içimdeki heyecanı azaltmak yerine daha da büyüttü sanki… Ve sonunda…

Alttaki ilk fotoğrafta gördüğünüz o kırmızı *Peru’yu ziyaretiniz için teşekkür ederiz* yazısından geçip Peru’ya hoş geldiniz yazılı takın altından geçip (ikinci fotoğrafta) Peru topraklarına ilk adımımızı attık. Gerçekten geldik dediğim anlardan biri. Çok değişik bir tuk tuk önüme çıktı böyle açık tipini Vietnam’da görmüştük, arkada da kapalı olanlar var hepsi rengarenk. Özellikle açık olanlar Peru’nun o canlı ve enerjik ruhunu daha ilk anda hissettirdi.

Araç değiştirdikten sonra Puno’ya daha 3.5 saatlik yolumuz var. Ve sonunda Puno’dayız. Titicaca Gölünde (Titihaha okunuyormuş yeni öğrendim 🤷‍♀️) İnka Kültürünü temsil eden Uros Adaları tekne turumuzu yapacağız. Günbatımına yakın zor yetiştiğimiz motora binmek üzere iskeleye geldik.  Biraz üzüldüm tabii. 

Puno deniz seviyesinden 3.800 metre yüksekte bir şehir. 1668 yılında savaş sonrası kurulan bu şehrin adı San Juan Bautista de Puno’dur. Sonra İspanyol Kral II. Charles’ın adı verilmiş ve San Carlos de Puno olmuş. Yerli halkı Quechua ve Aymaralar. Yerel inanışa göre de 3800 metrede görülen Puma’lar nedeniyle adının Puno olarak evrildiği veya puna yüksek anlamında olduğu için Puno olmuştur deniyormuş. Peru’nun en çok patates yetiştirilen, Somon balığı yetiştirip ihraç edilen şehri. En güzel yanı burada GDO’lu ürün kullanılması, ekilmesi yasak.

Sol tarafta irili ufaklı bir sürü motor ve diğer tarafta bir yük gemisi, etraf batak sazlık. Gönül bu manzaraları daha aydınlık bir saatte fotoğraflamak isterdi. Ama yolculuk dediğin biraz da böyle değil mi zaten? Her şey planladığın gibi gitmese de, sana başka hikâyeler bırakıyor…

Puno şehrini solumuza alıp Titikaka gölüne doğru açılıyoruz. Haliyle rüzgarla birlikte hava da biraz serinliyor. Alttaki fotoğraflarda Puno şehrini ve motorda selfie çeken birini göreceksiniz. Günbatımına az kaldı… Bu kez o anı kaçırmak istemiyorum.

Gökyüzü turuncudan pembeye, pembeden mora dönerken motorun suyun üzerinde bıraktığı köpükler adeta dans eder gibiydi…

Ve sahneye katılan bir başka motor manzarayı doyumsuz bir şölene dönüştürdü… Güneş yavaş yavaş kaybolurken ben manzarada çakılı kaldım.

Ama bu kez kaçırmadım. 💃💃💃

Hava iyice karamak üzere…

Mavi altın saatler tam fotoğraflık kareler sunuyor. Uros Adaları’na doğru yaklaşırken heyecanım iyice artıyor. Çok özel bir adaya gidiyoruz. El emeği hani derler ya ilmek ilmek işlenmiş o hesap. Tekne hızlandıkça kareler biraz titrese de size sunabildiklerim ancak bunlar… İkinci fotoğrafta ise sazdan yapılmış, adeta bir saltanat kayığını andıran o harika tekneyi göreceksiniz.

Uros Adaları

Yüzen adalarda Totora adı verilen sazlardan yapılma evler var. Totora özellikle Titicaca gölünde yetişen bir saz çeşidi. Ama bizim bildiğimiz kalın sazlardan değil; daha ince ve uzun ip gibi. Fotoğraflarımda göreceksiniz. Üstelik sadece yapı malzemesi değil; ekolojik olarak suyu temizleyen, aynı zamanda el sanatlarında da kullanılan çok yönlü bir bitkiymiş.

Biz de yerel rehberin Totora yapımı evine gidiyormuşuz. Gördüğümüz irili ufaklı adalar toplam 40 taneymiş. Ama hala yenileri ekleniyormuş. Nihayet sazdan adaya ayak basıyoruz. Motordan iner inmez ilk işim tanıtım levhasını fotoğraflamak oldu. 😊 Kalabalık artmadan evleri çekmek istedim ama ne yazık ki hava iyice kararmıştı…

Sonrasında rehberimizin yüzen adalarla ilgili anlattıklarını dinlemek için, ikinci karede gördüğünüz hasırdan yapılmış yuvarlak oturma alanına geçtik. Bu arada adanın en tatlı sürprizi; o şirin köpeklerdi. 🐾

Tanıtım levhasını incelerken, Titicaca Gölü’nün tam ortasında olmadığımızı da fark ettim. İlk fotoğrafta gölün mavi alanını, bizim bulunduğumuz Uros Adaları’nın ise yeşil olarak işaretlendiğini göreceksiniz.

Efendim Uros demek güzel anlamında olunca Uros Adaları da yüzen güzel adalar anlamına geliyormuş.

Aymara soyundan gelen bu yerli halkın, yaklaşık 5 bin yıldır yaşamlarını aynı şekilde sürdürdüklerini söyledi. Ataları İnkalardan kaçıp buralara saklanmış sonra da yerleşip kalmışlar. Kendi aralarında Aymaraca konuşuyorlar; turistlerle iletişim kurdukları durumlar dışında İspanyolca bilen yok gibi.

Adalarda yaşam tamamen Totora sazı üzerine kurulu. Evler, okullar, hatta sağlık ocağı bile bu sazlardan yapılmış. Toplamda 4 okul, 2 anaokulu ve bir sağlık birimi olduğunu öğrendik. Genelde geçimlerini hediyelik eşya yaparak sağlıyorlar. Sazdan yaptıkları hediyelik eşyaları karı-koca birlikte yapıyorlarmış. Bize de küçük birer hasır sandal hediye ettiler.

Totora sazının ömrü yaklaşık 20 yılmış. Suya temas eden alt katman zamanla özelliğini kaybedince ada inceliyor; bu yüzden sürekli üzerine yeni sazlar eklenerek güçlendiriliyor. Yaklaşık 20 yılın sonunda ise yepyeni bir ada inşa edilip oraya taşınıyorlarmış. Adı üstünde yüzer ada olunca istedikleri yere çekiyorlarmış. Terk edilen ada zamanla çürüyüp yok oluyormuş.

Dikkat ederseniz ilk karedeki evler de bizim Karadeniz evlerini andırıyor; sazın üzerinde yükseliyorlar. Devlet emlak vergisi 😁 almıyormuş hal böyle olunca bu yaşam biçiminde kolaylaşıyor. Hatta bu nedenle ada yapımına olan ilgi giderek artıyormuş.

Eskiden aydınlatma için mum kullanıyorlarmış. Ancak sazdan yapılan bu adalarda mumun ne kadar tehlikeli olabileceğini tahmin etmek zor değil…Artık elektrik ihtiyaçlarını güneş panelleriyle karşılıyorlar. Alttaki ikinci karede de bunu açıkça görebilirsiniz. Tabii bu yaşamın zorlukları da var. Sürekli nem ve suyla iç içe olmak, romatizmal hastalıkların burada oldukça yaygın olmasına neden oluyormuş. Ah bir de yumuşak zemine alışık ayaklar şehre inince zorlanıyormuş.

Aklıma hemen çocukluğumdaki 3 gün 3 gece Erzurum-İstanbul kara tren yolculuğu sonunda garda inişimiz geldi. Yürürken yol ayağımın altında gidiyor gibiydi. 😁

Neyse konudan uzaklaşmayayım. Kiler gibi kullanılan yerde yumurta görünce sorduk tavukları varmış. Bir süre sonra rehberimizin ailesindeki kadınlar, el emeği ürünlerini satmak için bohçalarını açmaya başladılar. Rengârenk, özenle işlenmiş örtüler gerçekten çok güzeldi… Karanlıkta seçmekte zorlansak da ben de kızlarıma birkaç parça almadan edemedim. 😊

Ve artık dönüş vakti… Ama aklım, o yüzen adalarda kaldı.💞

İskele çıkışında, daha önce aceleden fark edemediğimiz o renkli tanıtım logosu bu kez gözümüzden kaçmadı. Görür görmez fotoğrafladım. 😊

Biraz ilerisinde bir başka logo daha vardı. Özellikle Candelaria figürü oldukça süslü ve dikkat çekiciydi. O an tam olarak neyi temsil ettiğini anlayamasak da, önemli bir etkinliğe ait olduğu her halinden belliydi.

Otelimize doğru yürümeye devam ederken, şehrin meydanında yer alan güzel bir parkın önünden geçiyoruz. Puno’ nun simgelerinden biri olan logo burada da var ama ne yazık ki vakit darlığından fotoğraflayamadım. Parkın süslemeleri ise oldukça dikkat çekiciydi; alışılmışın dışında, daha gösterişli ve özenliydi.

Derken gözüm yine o tanıdık figüre takıldı… Candelaria logosu burada da karşımıza çıktı. İşte o an, bunun sıradan bir süsleme olmadığını anladım.

Ve evet… Candelaria bir festivalmiş.

Candelaria Şubat ayı boyunca kutlanan kültürel bir festival. Dans gösterileri ve müzik yarışmalarının yapıldığı, canlı gösteri yürüyüşleri ile süslenen bu festivalin amacı Puno’ nun koruyucu azizi olan Mamacha Candelaria’ ya saygı göstermekmiş. 2003 yılında Peru’nun Kültür Mirası ilan edilmiş.

Rengarenk ışıltılı sokaklardan yürüyerek otele doğru giderken yerde işlenmiş gördüğüm geleneksel figürlere de hayran kaldım. Fotoğrafları ekliyorum bakın, keşke anlamlarını da öğrenebilseydim. 🥺 Dedim ama Otele gidince yerel rehberden öğrendim bile.

Meğer bunlar stone inlay dedikleri taş kakma işlemelermiş. Puno halkı Mamacha Candelaria’ ya çok değer verdiklerini, kültürlerini ve doğa anaya saygılarını göstermek için yapıldıklarını söyledi. Puno’ yu adeta bir açık hava müzesine çevirmişler. Motiflerde de dans gösterileri ile dini ritüeller işlenmiş. Bu stone inlay’lere de özellikle burada ve Titicaca yöresinde çok sık rastlanırmış.

Ve ben de şu duyguyu uyandırdı: *Bastığın yere iyi bak, belki sana anlatacak bir hikayesi vardır.* ❤️

Sıradaki durağımız Cusco’da görüşünceye kadar sağlık ve sevgiyle kalınız…💞💞💞