BİRLEŞİK KRALLIK-İSKOÇYA-3- Edinburgh

Merhabalar, hala 3-Ağustos-2019 dayız ve Kelpies atlarından ayrıldıktan 35 dk. sonra Edinburgh’a geldiğimizde saat 12.30 olmuştu. Panoramik şehir turuna başlıyoruz. Öncelikle yine yol boyunca Sinan Ercan rehberimizden Edinburgh hakkında edindiğim bilgileri vermeye başlıyorum.

Edinburgh

Unesco-Dünya Miras listesindeki Başkent Edinburgh 1400’lerden beri neredeyse 700 yıldır İskoçya’nın başkentliğini yapıyor. Çok önce 800’lü yıllarda İskoç krallığının başkenti Stirling idi. Ayrıca şehrin en eski yapısı Edinburgh kalesinin içindeki Azize Margaret şapelidir ve 1100’lü yıllardan kalmadır. Şehir; önce çok tepede olan ancak şimdilerde şehrin içinde kalan Edinburgh kalesinin çevresinde, etkileyici bir volkanik kayanın -Castle Rock deniyor-tepesinde kurulmuş. 1700lere kadar sadece o kalenin içindeydi ve o tarihten itibaren önündeki Royal Mile denen cadde ile bilinir. Şehir daha sonraları III. ve IV. George’lar döneminde aşağıya iniyor.

Birleşik Krallık, bilinen Kral ithalinde; (bu benim kişisel görüşümdür öyle ama krallar, kraliçeler hep dışardan olunca ithal olmuş sayılır 😁) İngiltere tahtına Almanya’dan gelen George isimli birçok kral vardır. Bu dönemlere Georgelar dönemi denir. 1700’lerin ortasında İskoçya’ya Kral III.George gelir. Her ölümlü gibi adı bu dünyada baki kalsın diye kendi adıyla anılan yapılar, mahalleler, anıtlar inşa etmeye başlar. Kale yani şehir tepede inişi, çıkışı zor, George’da Almanya’dan gelmiş şehircilik bilgisi var. Aşağıdaki boş arazide yeni bir şehir kuralım benim adımı taşısın diyor. Şimdi tek gibi iç, içe geçen şehir o dönemlerde de iki taneymiş. İngiltere’de gördüğümüz gibi George dönemi mimarisi tam bir ortaçağ havası hakim, sadece volkanik taş olduğundan renkler siyah gibi. Otobüsümüz güzel bir yerde durdu binalar muhteşem. İlerde görülen saatli bina The Balmoral şimdilerde otelmiş.

Calton Hill Edinburgh’un en güzel manzaralı ve meşhur yarım kalmış Atina Akropolü ile tanınan, İskoçların her türlü kutlamaları yaptığı, mesire yeri bile diyebileceğimiz bir tepe.

IMG_0830a
Edinburgh- Princes street-The Balmoral-Regent Road

Tepeye merdivenle 5 dk’lık yolumuz var burası güney tarafı. Kuzeyde de bir girişi var diyen rehberimiz ile yürürken bir yandan anlattıklarına kulak veriyoruz bir yandan foto çekiyoru(m)z. Haydi buyurun birlikte gezelim.

3-IMG_0860
Edinburgh- Calton Hill çıkışı

       Arada bir anıt vardı Önder’in gözünden kaçmamış. Dugald Stewart Monument. Dugald Stewart 1786-1828 yılları arasında Edinburgh Üniversitesinde 42 yıl ders vermiş Ahlak Felsefesi (Etik) Profesörü, çok iyi bir hatip, zamanının da en iyi filozofuymuş.

4-IMG_4411
Edinburg-Calton Hill- Dugald Stewart Monument

Yeşillikler içinde gidiyoruz önümüze ilk defa gayda çalan iki genç çıktı. Yine fotoğraf çekmek isteyenlerin çokluğu nedeniyle ancak bu kareyi alabildim. 🤷‍♀️ İyiki kaçırmamışım görüp göreceğimiz etekli İskoçyalı anca bu kadarcıkmış. 😔😔😔 Tam bir hayal kırıklığı.

6-IMG_0833
Edinburgh- Gayda çalan grup

5-IMG_0832
Edinburgh-Old Observatory hause

Tepeye çıkmak üzereyiz karşımıza bu tarihi bina çıktı. Önceleri şehir gözlemevinin misafirhanesi gibi yapılmışsa da kısa bir süre gözlemevi olmuş. Şimdilerde otel olarak kullanılıyor. Güneşi gören herkes çayır-çimen yayılmış. Biraz yürüyünce karşımıza yıkık bir Yunan akropolü çıktı, şaşırdık tabii. 😳😉 Zira buralara Roma ve Yunan hiç gelmemiş yaşamamıştır.

IMG_0857
Edinburgh- Calton Hill-Atina Akropolü-“National Monument”

İskoçlar aydınlanma çağına Avrupa’dan yüzyıl sonra çok geç girdiler ama arayı çabuk kapattılar. Antik Yunan ve Roma buraya hiç gelmemiş dolayısıyla da hiç etkileri görülmez. Ama aydınlanma döneminde yani 1700’lerde dönemin en önemli yapısı olarak yapılmıştır. Akropol bitmemiş anıttır. Waterloo zaferinden bir yıl sonra yapımına başlanan anıt; savaşta ölenlerin anısı içinmiş. Atina’daki Panteonun benzeri replikası olması; antik Yunan ve Roma kültürüne bir selam, bir göndermedir. Mali nedenlerden yarım kalıyor. Sonraları da tamamlanması için destek görmeyince böyle kalmasına karar veriliyor. Merdivenlerinde yayılmak herkesin hoşuna gidiyormuş. Kısaca İskoçlar için *National Monument* ulusal bir anıttır. 🏴󠁧󠁢󠁳󠁣󠁴󠁿🏴󠁧󠁢󠁳󠁣󠁴󠁿🏴󠁧󠁢󠁳󠁣󠁴󠁿🏴󠁧󠁢󠁳󠁣󠁴󠁿🏴󠁧󠁢󠁳󠁣󠁴󠁿

Calton Hill’de yapıları iyice gözlemlemek ve fotoğrafını çekmek için koşturuyorum. Bir tepe bulduk manzara olağanüstü güzeldi. Öyle ki, deniz bile görünüyor. Edinburgh festivallerinin Ağustos ayında bir araya geldiğini öğrendik ve Festival finalinde havai fişek gösteri yeri burasıymış. Çok severim kesin eğlencelidir. Evet manzaraya bakalım.

6-IMG_0836
Edinburgh-City Observatory- Şehir gözlemevi külliyesi

       Sağdaki Royal observatory kraliyet gözlemevi. Bizim bildiğimiz Greenvich’tir ama Britanya’da birkaç tane daha gözlem evi var. İskoçya’daki de burasıydı ama artık çalışmıyor. Birkaç ay önce de müze olarak açılışı yapılmış. Yenisini kuzeyde bir yere almışlar.

7-IMG_0837
Edinburgh- Calton Hill-Nelson Monument

       1805 Trafalgar zaferi komutanı Amiral Nelson anıtı. Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim. Napolyon’un Mısır’ı işgali sırasında Osmanlı, İngilizlerden yardım istemiş Amiral Nelson bölgeye gitmiş, Fransız donanmasını imha etmişti. Bu yardımı karşısında Osmanlı devleti Nelson’a üstün hizmet nişanı vermiş, Nelson da bu nişanı gururla yakasında taşımıştır. Bu anıtta şimdi kullanılmayan, gemilerin kronometrelerini ve saatlerini ayarlamaya yarayan bir düzeneğe sahipmiş. Anıta doğru tırmandım manzara harikaydı.

IMG_0847
Edinburgh- Calton Hill

Sol tarafımda bu güzel yapı vardı araştırdım Apex -Waterloo Hotelmiş.

IMG_0843
Edinburgh-Apex Waterloo Hotel

Önder’in seslenmesiyle yöneldiğim tarafta çalılıklar fotoğraf çekimime engeldi. Üstüne benim de boyum yetmedi 😁 ama yine de fena çekmemişim Hollyrood Sarayı. 💃

IMG_0852ss
Edinburgh-Hollyrood House

Tarihte Haçlılar kutsal topraklara gidip Kudüs’ü Müslümanlardan kurtarmak için yaptıkları seferden yenilgiyle dönerken bazı şövalyeler hatta din adamları da Hz. İsa’nın çarmıhının parçası olduğunu iddia ettikleri çeşitli ahşap parçalar getirdiler.

Bakınız İsa’nın ölümünden 1200 yıl sonradan bahsediyoruz. Bu ahşap parçalarını kutsal emanet sayıp saklamışlar. Elbette doğru mu? değil mi? bilemiyoruz. Sonra da Avrupa dahil dört bir tarafa yayarken şövalyeler bir tanesini de buraya getirmişler ve bu kutsal emaneti korumak için de bir manastır inşa etmişler. 1200’lü yıllarda inşa edilen bu manastıra da Holyrood adını vermişler. Yani kutsal çarmıh manastırı. Sonraki yıllar VIII. Henry gelip manastırları yıkıp Katolikleri yok edince İskoçlar Protestanlığı hemen kabul etti demiştik. O dönem bu manastır yıkılmayıp el konuluyor ve Protestan ibadethanesi yapılıyor. Hemen yanında da bir saray inşa ediliyor. Günümüzde kraliyet ailesinin en önemli ikinci konutu olarak geçen Holyrood House -Holyrood sarayı oluyor.

İskoçlara çok önem verdikleri için Kraliçe Elizabeth ve eşi yaz aylarının 6-7 haftasını İskoçya’da geçirirken 3 haftasında Holyrood House’da kalırlar. Şimdilerde de Londra’dan ayrılmış muhtemelen buradaymış. Bu saray tamamen İngiliz Kraliyet ailesinindir hiçbir dönem İskoç kralları kalmamıştır yani İskoçya kraliyeti ile bir ilgisi yoktur.

Ve gidişe yürürken son bir manzara.

IMG_0846
Edinburg-Calton Hill- City Observatory

Dönüş yolumuz yine aynı yerden.

13-IMG_0858
Edinburg- Calton Hill dönüş yolu

2-IMG_0861

Başlangıçta fırsat bulup çekememiştim. Deniz’im oğlum sağolsun tercümesini yaptı varolsun, buradan da tekrar teşekkür ederim. 😘

Calton Tepesine Hoşgeldiniz; Bundan 340 milyon yıl önce yıkıcı bir volkanik aktivitenin sonucu oluşturduğu ve Buzul Çağı boyunca buzullar tarafından oyulmuş olan Calton Tepesinin uzun ve sürükleyici bir tarihi vardır.

1724 yılında Edinburg Belediye Meclisi, Calton Tepesini satın almış ve burayı Britanyanın ilk halka açık parkı ilan etmiştir. 1775 yılında, ise Tepe’nin etrafını dolaşan ilk patika ‘bu kalabalık şehrin mukimlerinin keyifi, eğlencesi ve sağlığı adına….’ inşa edilmiştir. Günümüzde Calton Tepesi, Eski ve Yeni Edinburgh’un Dünya Mirası kapsamında sit alanın bir parçasını oluşturmaktadır. 

Kısaca kalanı ben ekleyeyim. Nelson anıtına da 143 adımda çıkılıyormuş. Kapalıydı biz çıkamadık. Manzara oradan daha güzel görünüyormuş.

Tekrar otobüsümüze bindik. Trafik çok yoğun ve birçok cadde geçişe kapatılmış. Efendim Ağustos ayı, İskoç’ların festivallerinin bir araya toplandığı bir ay. Yani sokak arşınlamak hayli zor olacak gibi bakacağız artık.

15-IMG_4433
Edinburgh- Parlamento binası

      Otobüsle Holyrood Sarayının önünden geçiyoruz fotoğrafını çekemedim ama bu güzel pencereli modern bina İskoç parlamentosunu yakalamayı başardım. Parlemamento’nun çok değişik yapılı pencerelerine bakıp kalıyorum. İnebilseydik fotoğraf da çekerdik. Neyse işte başlangıçta adı geçen Royal Mile-Kraliyet mili anlamındadır tam buradan başlıyor dümdüz. Amaaa yokuş 😁 yukarı hiç sapmadan çıkarsanız Edinburgh Castle-kalenin tam kapısına kadar gidersiniz. 

    Nedir bu Royal mile? Biraz hikaye edelim; Royal Mile uzunluğu gerçek anlamda bir mil ve artı 150 yarda imiş. Bir yarda ortalama bir insan adımıdır diye biliyoruz, adındaki mile’den 150 yarda yani 150 adım fazlası varmış. Rivayet o ki, hesaplamayı yapan o sırada çok fazla viski içmiş.😁 Olsun o kadar burası viskinin memleketi. 🥃🥃🥃 Royal Mile’n bu kısmının adı Canongate yani Topkapı demektir. Bizim Topkapı gibi bir semttir.

Nihayet otobüsten indiğimiz yer Grassmarket. Hemen karşımızda bizim pazarlar gibi kurulmuş tezgahlı çok kalabalık bir yerdeyiz. İnanılmaz güzel binalarla dolu. Edinburgh Avrupa’nın ilk apartmanlaşan şehirlerinden birisi olarak bilinir. Yani yüksek binalar 200 yıldır var ve birçoğu halen sapasağlam. Kayalık olduğu için yatay gelişemeyince dikey gelişmişler.

17-IMG_0865
Edinburgh-Grassmarket

İnci-boncuk vs varmış hanımlardan bir koşu bakanlar olmuş. Alış-veriş serbest zamanda diyen rehberimizin peşinden yokuş yukarı çıkıyoruz. Ama bilgisi de şöyle; Burası çok önceleri göçmen mahallesiymiş önce İtalyanlar gelmiş, sonra anlatmıştım kıtlık döneminde de İrlandalılar gelip yerleşmişler. Önceleri hayvan pazarıymış. 1600’ün sonlarında idamların yapıldığı yer olmuş. 

Bir hikaye buldum severim ya; yine bu yıllarda genç bir kadın evlilik dışı çocuk doğurur ama çocuk ölü doğar. Din baskısından korkan kadın doğumu saklar. Bir şekilde durum öğrenilince kadını cinayetle suçlayıp bu meydanda asarlar. Yine hikaye bu ya kadın gömülmeye giderken dirilir. Aynı suçtan ikinci kere ceza alınmadığı için de sonraki hayatında mutlu mesut yaşar.  Mutlu sonlara bayılırım.

16-IMG_0864
Edinburgh-Grassmarket

Alış-veriş sonra serbest zamanda bir yer daha gezelim diyen rehberimizin peşinden yokuşu tırmanmaya başlıyoruz. Yokuşun adı Cradlemaker Row. Biz gezimizi Old Town-eski şehirde yapacağız. Yeni Şehir için vakit yok buraya günü birlik geldik tekrar Glasgow’a döneceğiz.

18-IMG_0866
Edinburgh Cowgate

Biz sağdan devam edeceğiz. Buraları hayvan pazarı demiştik ya cowgate adı ondan olmalı. Aşağıdaki fotoğrafın özelliği; Binanın üst katındaki (ikinci kat sağdaki açık pencere) cafe- o zamanki adı Nicolson’s Cafe- ve karşısında yer alan mezarlık, K. J. Rowling’in hayat hikayesindeki dönüm noktasıdır. Birçok çocuğun hatta büyüklerin bile sevdiği Harry Potter kitabını bu pencere önünde oturup mezarlığı seyrederken yazmış ve milyarder olmuştur. Şimdilerde kafe hala var yukarı çıktığımızda fotoğrafını eklerim. Bu kez adı The Elephant House.

19_IMG_0869

Evet yokuşa devam. Bahsi geçen mezarlığa giriyoruz. Kapıda Edinburghluların en iyi arkadaşı yazılı bildiğimiz fino-Yorkshire Terrier cinsi köpek resimli levha var. * Grayfriars mezarlığına ve Kirk’e hoş geldiniz* yazıyordu. Bobby isimli bu sevimli köpekle hayatının son iki yılını geçiren Edinburgh polis memuru John Gray ölünce (1858) Bobby tam 14 yıl boyunca John’un mezarının başında yaz-kış demeden bekliyor. Karşılıksız sevginin, sadakatin sembolü olarak İskoçya halkının sevgisini kazanan Bobby Belediye meclisince de koruma altına alınır. Ölünce de John Gray’in yakınına buraya gömülür yıl 1872. Herkesin mezarına çiçek konurken onun mezarına oynamayı sevdiği çalı-sopa koyuyorlardı.

20-IMG_4485
Edinburgh-Bobby’nin mezarı
21_IMG_0871
Edinburgh- Greyfriars Kirkyard mezarlığı

Kapının hemen çıkışta sağında Bobby ile ilgili hediyelik eşya satan yer solunda da Grayfriars Bobby cafe var. Bu kez sola dönüyoruz.  George IV Bridge-köprüsünden ileri geçeceğiz Edinburgh kalesine. K. J. Rowling’in şimdi adıyla The Elephanth Cafe. 

23-IMG_0930
Edinburgh-Harry Potter romanının yazıldığı kafe

Taxi’leri sevimli ve yine küçük. Arkadaki bina National Müze.

22-IMG_0873
Edinburg

Hemen karşıda dikkatimden kaçmış. Bobby’nin burnunu ellemek uğur getiriyormuş. Ay millet nelerden umut bekliyor inanılmaz. Yakalamışken çektim.

49-IMG_0975
Edinburgh

Gezelim yorulduk mu? Kaleye doğru gidiyoruz ilerde soldan sapacakmışız.

24-IMG_0872
Edinburgh -George IV Bridge

Yol üstünde gördüklerimiz. Barlar, kafeler alttaki güzel yapı bir yardım kuruluşu.

25-IMG_0874
Edinburgh-George IV Bridge

İlerde sağda görülen mavi bayraklı gibi yapı National Müze.

26A-IMG_0931
Edinburgh-George IV Bridge

    Hazır George adı geçmişken yazmadan geçemeyeceğim. Burası IV George köprüsü ve buralar Old eski şehir, George caddesi ise yeni şehir kısmında kaldı. Kral George’un şehri nasıl planladığından bahsedeceğim diye anlatan Sinan rehberime kulak verelim. 👍

     George’lar döneminde yapılanma var demiştik. Kral George da bir ölümlü nihayetinde anı, şanı alsın yürüsün ister. Bunun için şehrin en uygun yerinde karşılıklı iki büyük meydan yaptırıyor. Birine İskoçya’nın koruyucu azizi Andreas’ın adını veriyor diğerine George meydanı yani İngiltere’nin koruyucu azizi George’un adını veriyor. Bu iki meydanı birbirine bağlayan ana caddenin adı George caddesi yani İngiltere kralı George olarak iki ülkeyi birbirine bağladığı mesajını veriyor. Sonra George caddesinin sağındaki sokağın adı Thistle yani devedikeni, solundaki sokağın adı da Rose -gül sokağı. Gül İngiltere’nin devedikeni de İskoç’un resmi sembol çiçeğidir daha önce yazmıştım hatırlayınız. Akıllı George iki azizi birbirine bağladı sağına ve soluna da İskoç ile İngiltere’yi aldı ve sonra Rose’un bir alt caddesi Princes caddesi-yani oğul Prensler caddesi, devedikeninin bir alt sokağı da Quens – kraliçe caddesi ile; kendisi ortada eşi yanında çocuklar sağında solunda bütün aileyi çevresine aldı maşallah. 😁 Ayrıca bunlara dik iki sokak var biri dedeleri Frederik street diğeri Hannofer dedenin Almanya’dan geldiği şehrin adı. İşte unutulmamak buna derim. En güzel yönü de yüzyıllardır cadde vs isimlerinin krallar-yönetim değişse bile değişmiyor olması. 👍

IMG_0881
Edinburgh-George IV Bar

Evet son sapağa geldik sola sapıp kale yoluna gelmiş olacağız. Aman Allah kalabalık arttı bir curcuna ki sormayın bence bakın. 🤷‍♀️ İtişe, kakışa yarısına kadar ancak gidebildik ve fotoğraf falan ne mümkün ters yüzü döndük.

29-IMG_4498
Edinburg-Lawnmarket-Castle Hill yolu

Demiştik ya Ağustos ayı tüm festivallerin toplandığı ay, burada da hangisi vardı bilemedik ama sokak gösterileri ile dolu bir cadde üstelik kaleye giriş için de hayli sıra vardı göze alamadık . Çevreye baktık her yer aynı.

30-IMG_0886
Edinburgh-St Giles Katedrali.

Bu güzel katedraldeki kuyruğu görüyorsunuz gezemedik. Çok fazla Kilise vs gördük ama bunun da vitrayları bir hikaye anlatıyormuş. Ve kubbesi taç şeklinde olan ilk katedral. Neyse en iyisi biz de etrafı gezelim hem yeni iPhone çıkacakmış bir apple ziyareti ile fiyat araştırması da yapmış oluruz dedik. Ve bu güzel yapıya doğru yürüdük. İskoçların merkez bankası diyebilirim. Bank of Scotland. 

28-IMG_0884c
Edinburgh-Bank of Scotland

Bahçesinden manzara çok güzeldi. Bankında oturup kumanyamızı yedik. Bu kez yokuş aşağı Princes  Street’e (Prensler caddesi) epey dolanarak indik.

31-IMG_0895
Edinburgh

Princes Street’ten Edinburgh manzarası hayli büyüleyici. Buralar zamanında bataklıkmış kurutulmuş.

33-IMG_0899
Edinburgh- Princes Street’ten manzara

İskoç Kraliyet Akademisinin önünden geçtik. Yanında yukardaki fotoğrafta gördüğümüz dönme dolap ve çeşitli etkinliler vardı. Kalabalıktan ancak bu kareyi; bana bakmayan ama el falına bakan kadını çekebildim.  😁

32-IMG_0897
Edinburgh-Palm Reader-El falcısı

Yanındaki güzel park İskoçya’nın ünlü yazarı Sir Walter Scott’un anıtına ait. Yüksekliği 200 ft olan bu anıttan Edinburgh manzarasını en tepeden izlemek isterseniz tam 287 basamak çıkacaksınız. Ama arada da katlar varmış.

34-IMG_0900nn
Edinburgh- Sir Walter Scott’un anıtı.
        Hava günlük güneşlik ve hayliyle Ağustos ayının en sıcak günü 🌞 gençler sere, serpe, çayır, çimen ☘️🍀☘️ yağmursuz havayı bulmuşlar fırsat kaçmaz.  Anıtın altında da Scott’un elinde bir kalem yeni yazdığı romanı ile, ayağının yanı başında sadık arkadaşı, köpeği Maida ile betimlenmiş mermer heykeli var. Anıtın her yerine serpiştirilmiş roman kahramanlarının heykelleri de vardı. Scott’un mezarı da anıtın dört ayağının tam ortasındaymış. Devasa taş anıtın başka bir benzerini ben görmedim doğrusu kadrajıma bile zor sığdırdım. 😉
       Yolda karşımıza çıkanlar; Yüzyıllardır evet tam 200 yıldır ayakta kalabilen binalar inanılmaz. Tabii bu rengi düzgün olanlar restorasyon görmüş.
35-IMG_0901
Edinburgh- Jenners mağazası

     1838’de kurulan bu bina şimdilerde tasarımcı kıyafetleri, güzellik ürünleri ve yemek salonu bulunan lüks mağaza imiş. Apple mağazası az yukardaydı baktık iPhone X(s) Max 512GB fiyatı 1,449 £ pound idi. Tabii tax free olayı da var. Neyse yeni model Eylül, Ekim gibi çıkacak. 😁  Sağdan North Bridge-kuzey köprüsüymüş  devamla artık vakit geliyor buluşma yerimize doğru gidelim dedik. Ama bir yandan da magnet almadan gitmem arkadaş diyerek hem uygun fiyatlı hem de albenisi olanı arıyoruz. 🤩

    Köprünün üstünde bu anıta denk geldik. Yazısında 1878-1902 yıllarındaki savaşlarda ölen İskoç Kraliyet ordusunda görev yapmış askerlerin anısına yapılmıştır yazıyor. Bu sene tamire alınmış, bir yıl sürecekmiş.

36-IMG_0906
Edinburgh-North Bridge- Anıt

Sağda The Scottsman hotelini geçtik, güzel bir kilise dedim ama çarşı çıktı. 😁 Haksız mıyım?

IMG_0915Binanın bize bakan sağ tarafı Hunter square. Biz de karşı caddeye düz gidiyoruz Cockburn Street. 

38-IMG_0911
Edinburgh- Cockburn Street

Rengarenk dükkanlara bakmak yerine masalsı binaların yapısına bakıp kalıyorum. Keşke ev olarak kullanılan birinin içine girme imkanım olsaydı.

39-IMG_0913
Edinburgh-Cockburn Street

Hani hep derim ya gittiğin yerlerin sokaklarında kaybolmak güzeldir hep güzel bir şeylere rast gelirsin. İşte İnanılmaz bir şey. Bir kere olsun elindeki taşı düşürmedi ama epeyce bir aynı vaziyette tutunca ben fotoğraf çekeyim diye duruyormuş, ben çektim o da elini taştan çekti ve hayret taş düşmedi. Karşılıklı gülüştük, selamlaştık yürüdük.

40-IMG_0922
Edinburgh

Artık buluşma yerine yaklaşalım biz hep erkenciyizdir. Daha vakit var biraz Müzenin merdiveninde oturduk. Müzeye girersem çıkamam kalabalıkmış. Merakım ilk klonlanmış koyun Dolly’nin doldurulmuş halini görmekti. Arkadaşlar biz sana fotoğraf veririz dediler. 🤷‍♀️ Burası Chambers Street sokak performansı sergileyenlerin biri geliyor biri gidiyor keyifliydi hem izledik hem de biraz dinlendik.

41-IMG_0924
Edinburgh- Chambers Street
42-IMG_0940
Edinburgh- Chambers Street

Son kez şöyle bir yürüyüp dönelim dedik önümüze çıkan güzellikler. Yine bir kilise ve yine başka amaçla kullanılıyor. Edinburgh Üniversitesinin ilk öğrenci tiyatrosuymuş. IV George Köprüsünün başlangıcında.

43-IMG_0926
Edinburgh- Bedlam Tiyatrosu

Bu kez tiyatronun sağından gidiyoruz. Forrest Rod sonunda Edinburgh Üniversite’sinin bir bölümü yine şato gibi.

44-IMG_0942
Edinburgh- Üniversite

Forrest caddesinden görüntülerle National Müzenin önüne gidiyoruz. Yine renkli barlar, dükkanlar ve kafeler var. Küçük bir marketten içecek aldık kapı önünde sandalye vardı bize buyurun dediler yani sevecen insanlardı. Etraftan geçen insanlar da hep turist gibiydi. Ama tabii festival için başka eyaletten gelen İskoçlar ve elbette İngilizler olabilir.

45-IMG_0971
Edinburgh- Forrest road

Aaa şeytan ayrıntıda gizlidir derlerdi 😄 yok inanın buralarda gizliymiş. 😈😈😈

48-IMG_0941

46-IMG_0949
Edinburgh- Forrest Road

Forrestin sonunda köşe başında bu güzel kafe Doctors yazısı ve tabelada açıklayıcı yazıyı görünce onu da çektim. Yazılanlar; Bu kafenin süregelen değişiminin hikayesiydi.

47-IMG_0945
Edinburgh-Teviot Place

       Doktors’un içinde yükseldiği bu alan; Edinburgh’un 1513 te İngiliz işgalcileri dışarıda tutan Flodden duvarı ve biraya susamış şehir halkını içeride tutmak için 1958’de yakındaki Chambers sokakta şehrin ileri gelenleri tarafından inşa edilen Edinburgh’un ilk büyük ölçekli bira fabrikası gibi iki tarihi olayla ilişkilidir.

   Doktors’u halen barındıran bu bina; 1874 yılında Kraliyet Kliniğinin kuruluşu simgelemesi amacıyla açılmıştır. Mülk esasen 1884’ten 1959’a kadar dolap ve tabut imalatçılığı ile cenaze levazımatçılığı yapan George Watson’a aittir. Sonrasında bina, Kraliyet kliniğine cerrahi alet, takma uzuv ve bandaj sağlayan James Gardener’a ait işletmeyi bünyesinde ağırlamıştır. 1960’larda Coppola ailesinin aynı binada 1970’lere kadar işlettiği ızgara restoranı sebebiyle cerrahi üretimi yerini çatal, bıçak takımı üretimine bırakmıştır.

Yine burada; Halk evi olarak Havan (The Mostar) ilk kurulduğunda adını Üniversite mezunlarının ve eczanelerin havan ile tokmaklarının adından esinlenmiş, 1979 yılında da The Mortar adını * DOKTORS* olarak değiştirerek kraliyet Kliniği ile orijinal bağlarını yeniden canlandırmıştır. Ve bu tabelayı okuyan herkese tek bir reçete yazmıştır. Gelin ve en güzide birahanemizde rahatlayın... 🍺🍺🍺 

Gelin siz de beni takibe alın. 😇 keyifle yeni yerleri gezelim. 💃💃💃  

Yarın yine güzel bir yerde olacağız geceleme Glasgow’da. Sevgiyle kalın💙

BİRLEŞİK KRALLIK ve İRLANDA-İngiltere-Londra-2

Günaydıııın diyorum ❤️ ama nerde kalmıştık demeyeceğim. Misss gibi bir Londra sabahındayız Hyde Park’a gidiyoruz. 💃💃💃 Yolda Londra’da yaşayan rehberimizden sosyal hayatlardan kesitler dinledik. Hiç acelesi olmadan yaşayan rahat insanların ülkesindeyiz, hiç bize göre değil. Triplex bir evi kat kat bölüp üç daire yapıyorlar. Al otur 45 metrekare 1200 pound. Ama böyle evlerde 800’ü kira 400 de elektrik, su her türlü gideri sayıldığı için ucuz geliyormuş.

Hoş sohbet rehberimiz Sinan Bey güzel bir olay anlattı. İngiltere için bir fikir versin diye size aktarayım. Önce şartlı, şurtlu temizlik yapacak kadınlar çok para kazanıyormuş. Sanırım bunu ancak bizden olanlar bilir, aynı bezle hem yer hem mutfak tezgahı silinmez gibi. Neyse asıl önemli olan diyelim çocuğunuz bir kedi istedi; 🐱 orada da belediyeden veya pet shoptan alabilirsiniz. Ama hemen alıp eve götüremezsiniz sadece beğendiğiniz 3 tane kediyi belirliyorsunuz, evinize bir görevli geliyor bahçeyi, evin içini eşyaları kontrol edip gidiyor. Sonra size kediyi getiriyorlar bir de bakıyorsunuz ki 2 no’lu kedi gelmiş. Sebebi de var misal koltuklar deri birinci olmazdı, bahçeniz uygun değil vs. hemen bir eğitimi verip haftaya geleceğiz her şey yolunda kedi evde mutluysa kalabilir deniyor. Ay tıpkı bizim gibi 🤔 mi idi?

Her neyse yorum yapmayayım. Tipik bir evlat edinme prosedürü uygulanıyor. Kısaca bir Türk olarak bizim gibi aceleci insanların buralarda yaşaması hayli zor, alışması ise zaman alır… Bu güzel sohbet bizi yemyeşil Hyde Park’a getirdi bile.

Rehberimiz Sinan Bey güzel bir sabah yürüyüşü yapacağız dedi ve Albert Gate kapısından Hyde Park’a giriş yaptık. İşaretlediğim yerde ileride Cafe’den fotoğraflar çektim. Kuşlar cıvıl cıvıl haydi gezelim.

6A-IMG_2453
London-Hyde Park

Yolları bile güzel bisiklet sürmek de keyifli olur tabi.  🚲 Duy sesimizi Aydın Büyükşehir Belediyesi. 🚲 🚲 🚲 🚲 🚲 🚲

2-IMG_0092
London-Hyde Park

Şu güzelliğe bakınız ufak da olsa bir su yolu mevcut.

1-IMG_0093
London-Hyde Park

Hani çılgın Bir Henry vardı Kral VIII. Henry işte bu kral zamanında Westminster manastırının malı olan 400 küsür hektarlık arazisi olan bu parka el koymuş. Ardından önce kendine geyik avlağı yapmış sonra kızı I. Elizabeth burayı belli ölçüde soylu ve saygın kişilere açmış. Elizabeth’ten sonra tahta çıkan I. James kapsamını genişletmiş, I. Charles da 1630’larda halka hediye etmiştir. Yani 390 yıldır halka açık. Her türlü aktivitenin yapıldığı bir park, koşu yapanları ile görülesi bir yer kısacası. 💃💃💃

5-IMG_0096
London-Hyde Park

İngiltere’deki sayısız parklardan biri ve en çok turist çekeni. Sadece yanındaki bulunduğumuz yerin kuzeyine düşen Kensington bahçeleri 150 hektarmış. 😳

Speech corner- Serbest kürsü; hepimizin az çok bildiği ya da duyduğu serbest kürsü, bulunduğumuz yerin ters istikametinde ve uzakta zaten bugün göremeyiz. 150 yıldır yaşayan bir gelenek ve sadece pazar günleri konuşma yapılıyor, belli bir saati yok. Konuşmak isteyen üç basamaklı bir açılır kapanır sandalye getirip üstüne çıkıp konuşuyor. Her konuda hiçbir kısıtlama olmadan herkesi eleştirebilirsiniz ancak küfür, hakaret yok. Papayı, kraliçeyi aklınıza kim gelirse eleştirebilirsiniz iki-üç polis gelir uzaktan bakar geçermiş.

3-IMG_0094
London-Hyde Park

150 hektar bir alana yayılıyor demiştim göz alabildiğine uzanan bu parktan yılan gibi kavisli giden ortasında da çok güzel bu göl var. Adı da zaten yılan gibi anlamında Serpentin. Kafede biraz dinlendik kuğular karşı kıyıda, gölde gezmek için botlar biraz ilerdeydi ama malum gezecek çok yerimiz var bugün oyalanmak kısa olacak.

6-IMG_0101
London-Hyde Park- The Serpentine

7-IMG_0099
London-Hyde Park- The Serpentine

8-IMG_0100 2
London-Hyde Park- The Serpentine

Bu gibi bir kaya daha vardı Holocaust Memorial- soykırım anıtı anlamına geliyormuş. Hitler zamanı Yahudilere yapılan soykırımı unutturmamak için dikilmiş.

4-IMG_0095
London-Hyde ParkRose

Rose garden-gül bahçesinden geçiyoruz, adı öyle ama bu dönemde ahım şahım güller yoktu bu gördüğümüz çiçekler de bizim saksı çiçeklerinden.

9-IMG_0106
London-Hyde Park-Rose Garden

A unutmadan Böyle bir öbek içine dikilmiş bolca bizim Aydınımızda yetişen Deve dikeni bitkisi vardı.

12-IMG_2511
London-Hyde Park-Rose garden

Yürüyoruz güzel çadır gibi bir ağaç var içine girdik, gezi arkadaşım sevgili Türkan Aydın Hanım altından çıkıyor 😍 çadır gibi içi çok geniş değişik bir ağaç tipi.

10-IMG_2500
London-Hyde Park-Rose garden

Yerdeki bu yön göstericide; The Diana Princess of Wales Memorial Walk-Galler Prensesi Diana anıtı yürüyüş yolu yazıyordu, bizim yolumuzun ters istikametinde de anıtı varmış.

10A-IMG_0104
London- Green Park-

Karşımıza çok güzel bir çeşme çıktı; The Huntress Fountain-Huntress çeşmesi veya Artemis çeşmesi de deniyormuş. Kanepede yatana dikkat ne güzel uyuyor.

11-IMG_0109
Hyde Park-The Huntress Fountain

Çeşme 1906 yılında İngiliz Kraliyet Heykeltraşı Kontes Feodora Gleichen tarafından yapılmış.

Haydi, Hyde Parktan bu kez Apsley Gate’ten- Knightsbridge caddesine çıktık. Bu kapı, henüz 25 yaşında genç mimar Decimus Burton tasarımı ve Portland taşından yapılmış. Tarih 1826-29 yapımı üç yıl süren bu kapı Atina’daki Panteondan kopya edilerek yapılmış.

13-IMG_2522
Londra-Hyde Park-Apsley Gate

Kapının hemen yanındaki bu evde aynı taştan yapılmış-Apsley Hause’ ve birazdan göreceğimiz büyük zafer anıtının da Mimarı yine Decimus Burton’muş.

14-IMG_0112
Londra- Apsley Hause

Bu ev önemli çünkü; daha birçok yerde göreceğimiz adı dilimize pelesenk olacak olan 1800’lü yılların başında Napolyon’a karşı mücadele eden İngiliz orduları komutanı, Waterloo Kahramanı Sör Arthur Wellesley- Dük of Wellington’un evi. Şimdi müze olarak kullanılıyormuş.

Hatırlayalım Dük Wellington; 1815 yılında bugün Brüksel’in yakınlarındaki Waterloo denen küçük bir köyde Napolyon’un ordusuyla İngilizler bir savaş yapar ve İngilizler kazanır. Tarihte okuduğumuz meşhur Waterloo savaşıdır ve Napolyon’u bitiren savaştır. Sonunda Napolyon, sürgün halinde St. Helena adasına gönderilir ve hazin son, orada da ölür.

Adı Waterloo olan bir şarkı vardı şimdi anımsadım ve evet 1974 Eurovizyon şarkı yarışması birincisi İsveç’li Abba grubu söylüyordu. Şuraya ekleyeyim dinleyen olursa.

Ve işte kıymetli atı Kopenhag’ın üstünde yönü evine dönük tasarlanmış anıtı ile Dük Wellington ve anlatmaya devam edelim.

IMG_2526
London-Dük Wellington Monument

Evet, Dük Wellington Napolyon’un yayılmacı politikasına son vermiş İngiltere’nin 1800′ lerde dünyanın süper gücü olmasına çok fazla katkısı olan kişidir. Aslında Irish’tir yani İrlanda’lı. Dublin doğumludur ama reddeder. İngilizlerin tarihinde İrlanda hep ikinci sınıf olarak görülmüştür, aralarında ciddi sorunlar vardır o yüzden Dük Wellesley İngiliz olmadığı için İngiliz’im de diyemez kendini hep British olarak lanse etmiştir. Al bir aslını inkar eden daha 😁 Bir de anısı var Sinan Rehberim çok güzel anlatıyor; Bir gün bu konunun hararetli bir tartışması yapılıyormuş birisi artık dayanamamış: Sör demiş yahu sen Dublin’de doğmadın mı? O da hemen İrlandalıları kızdıran şu çok meşhur sözünü söylemiş *ahırda doğmuş olmak eşek olduğunuz anlamına gelmez, o ahırda cins atlar da var *. Bilerek çok ağır konuşmuş. Ama İrlandalılar buna rağmen Artur Wellesley’i reddetmezler. İrlanda 1919’da Britanya’dan bağımsızlığını kazandığında Britanya İmparatorluğuna ait bütün alametleri, bütün anıtları patlatmış yok etmişler İrlanda’dan temizlemişlerse de bir tek Arthur Wellesley’in Waterloo anıtını ellemezler, öyle konuşsa bile bizdendir diye sahip çıkarlar.

15-IMG_0111
Dük Wellington Monument

Bitmediii 😁 bir lakabı da İron Dük’tür, ama bizim anladığımız güçlü kuvvetli anlamında değil. Bu da çok güzel bir bilgi; Zaferinden sonra daha 30 yıl yaşar ve Victoria döneminde Başbakanlık da yapar. Siyasete giren her insan gibi mecliste vergi yasası çıkacak imzası gerekiyor, karşı çıkan işçiler ve halk tarafından evi taşlanınca camlarını demirle kapatıyor. Bu sebeble ironik olarak alaycı bir şekilde ona İron Dük- Demir Dük diyorlar. Ülkenin her yerinde anıtı vardır. En önemlisi burada atının üstünde gösterilen anıttır, atının adı da Kopenhang’dır. Kopenhang Watorloo savaşında Wellesley’i 16 saat sırtında taşımış çok kıymetli atıdır öyle ki, öldüğünde Dük duygusal bir konuşma da yapar; Bugün Waterloo diye bir zaferimiz varsa benim olduğu kadar bu Kopenhang’ında zaferidir der, askeri törenle defnettirir.

Yukarıdaki fotoğrafta Wellington anıtın hemen sağında görülen siyah demir çubuklar da özel tasarım New Zeland- Yeni Zelanda savaş anıtıdır.

Altta da Royal Artillery Memorial-Kraliyet topçu anıtı, halkın yardımlarıyla 2011 yılında I. Dünya savaşı sırasında Kraliyet topçularının kayıpları anısına yapılmış. Açılışını Kraliçe II. Elizabeth yapmış.

16-IMG_0117
London-Royal Artillery Memorial

Anıtın arkasında görünen beyaz yapı eski St. George hastanesi günümüzde oteldir ama kapısında otel yazmaz, Londra’nın en pahalı otellerinden biridir. Nerede kaldığının bilinmesini istemeyen çook zenginlerin tercih ettiği otelmiş. Bir adı varmış tabii ama ben o kısmı atlamışım. Bizden de çok zengin konuk ağırlamışlığı varmış. 😎

Biz bugün Kraliyet sarayının nöbet değişim merasimini de göreceğiz diyemiyoruz görmeye çalışacağız insanlar akın akın geliyor, korkunç bir kalabalık var ve atlı askerler geliyor en azından onları yakından göreceğiz.

17-IMG_0114
London- Kraliyet atlıları

Roma İmparatoru bir zafer kazandığında olmayan bir kapı inşa edilir ve o kapıdan ilk defa İmparator muzaffer bir komutan olarak şehre girer sonradan da o kapılar-taklar böyle zafer anıtı olarak kalırmış. Bizim İstanbul’da da Roma döneminden kalma hoş bizde de Çemberlitaş’ ta, Fatih’te Kıztaşı denilen yerlerde de benzer yapılar vardır.

Roma döneminden sonra unutulan bu yapıları Napolyon tekrardan kendisini bir Roma İmparator gibi görüp kendince böyle bir tarz geliştirip Paris Şanzelize’de *Arc De Triomphe * altından hiç geçmediği zafer anıtını yapar. Sonra İngilizler Napolyon’u yenince o geleneği alır kendilerine adapte ederler. Londra’da iki tane var, biri Marble Arch yani mermer kapı diğeri alttaki fotoğrafta gördüğünüz Wellington Arch.

18-IMG_0120
London-Wellington Arch- Quadriga of War

Kral IV. George için İngilizlerin Napolyana karşı kazandıkları zaferi anmak için mimar Decimus Burton’un yaptığı bu kapı Buckingham sarayına giriş kapısı olarak yapılmış ve 1846 yılında tepesine Wellington Dükü’nün atlı heykeli konmuş. Kapı üç katlı yapılmış bir dönem karakol olarak kullanılmış şimdilerde müze olarak gezilebiliyor. Çok güzel üzerinde kraliyet arması olan demir kapıları var.

19-IMG_0118

Kemerin tepesinde o devasa heykelin duruşu hayli komikmiş ve alay konusu bile olmuş. 1882 yılında tak şimdiki yerine taşınırken heykel kaldırılmış ve uzunca bir süre yerine yeni bir heykel vs. konmamış. 1911 yılına gelindiğinde yeni bir heykel konmuş. Dört atın çektiği bir Roma savaş arabası üstünde kadın figürü-yani barış- ve arabayı kullanan genç bir çocuk temsil edilmiş. Adı da bu yüzden Quadriga of War- Savaş arabasına binen barış olmuş.

Takın altından biz de geçtik Buckingham sarayına doğru Constitution Hill’de (Adalet yolu anlamında herhalde) yürüyoruz. Commonwealth Memorial Gates- Milletler topluluğu kapısı denilen sütunlu yoldan aşağı inerken hangi milletlerin II. Dünya savaşına katıldığını da öğrenmiş oluyoruz. Hindistan-Pakistan-Sri Lanka- Bangladeş gözüme çarpanlar. Hepsi de sömürge ülkeler.😡

20-IMG_2572
Commonwealth Memorial Gates

Evet eski sömürge ülkelerinden gelip savaşa katılmış gönüllülerin anısına dikilen anıtlar diyeyim.

21-IMG_2567
Commonwealth Memorial-Constitution Hill

İsimleri yazıyor.

22-IMG_0122
Constitution Hill-Cenotaph

Aileler ziyaret ettikçe de özellikle gelincik çiçeğinden yapılmış, notların da iliştirildiği böyle çelenkler koyuyorlar, bunlara da anıt mezar anlamında Cenotaph deniyor. Cenotaph; Sembolik mezar anlamına gelen cenos (boş) tapos (mezar) kelimelerinden oluşmuş Yunanca bir kelimedir.

23-IMG_0123
Constitution Hill-Cenotaph

Green Parkta yürüyoruz, hayli erken geldik ama yine de çok kalabalık var merasimi izlememiz mümkün değil. Sağa sola koştuk görelim diye nafile, polisler karşıdan karşıya bile geçirmiyorlar. Kaderimize deyip Saraya doğru yürümeye başladık. Sarayı yeni bir yazı olarak paylaşacağım. Sıkmadığımı umuyor yazımı yine bir pardon iki güzelle bitiriyorum. 😍😍😍  Sevgiyle kalın.

IMG_0667