Güzel bir gün 5 Mayıs 2024 sabah kahvaltı sonrası otobüsümüze bindik. Bugün uzun bir yolculuk yapacağız, 6 saatlik bir yolculuk. Buhara’dan sonra belki de daha çok seveceğiniz bir şehre HİVA’ya-(Hive diye okunuyor) gidiyoruz diyen rehberlerimizle yola çıkıyoruz.
HİVA- 1.Gün
Rehberimiz kendi üslubunca çok güzel anlatıyor bazı yerlerde onun söylediği gibi yazabilirim. 😊
Türk Dünyasının en önemli şehirlerinden birine, Hive’ye gidiyoruz. Harezm bölgesinin incisi olan bu güzel Hive, tarihi yapıları tamamen korunmuş tek anıt şehir, tam bir açık hava müzesidir. 2021’de Türk dünyası kültür başkenti olarak ilan edilmiştir. Hani hep söylenir ya; Türkler 15 devlet kurdu, 15’i de yıkıldı ama 16.sı kurulmuş dediğimiz gibi Hive’ de aynı şekilde neredeyse 7 devlet yıkılmış yerine sekizinci kurulmuştur diyebiliriz.
Hive dediğimizde Özbekistan’ın batısında yer alan 2500 yıllık tarihe sahip kadim bir şehir anlaşılmalıdır. Hive’ de; Büyük İskender, Cengiz Han, Timur, Şeybaniler, Harzemşahlar gibi hükümdarlar ve hanedanlıklar hüküm sürmüştür.
Hive Türk dünyasında kendi kültürünü, geçmiş tarihini çok güzel bir şekilde koruyan bir şehirdir. Bu milletin de hiçbir şeyi değişmedi sadece değişen modern dış kıyafetleri oldu. Onun haricinde Hive’ de lehçeler yani konuşmalar bin yıl önce nasılsa halen aynı şekilde konuşuluyor ama diğer bölgelerde dillerde bozulma var. Burada çok nadiren Rusça kelimeler konuşma arasına katılıyorken diğer bölgelerde Rusça kelimeleri çokça kullanıyorlar. Kısaca buradaki bölgelerin her şeyi kültürü, değerleri hatta bölgenin ekmeği bile hala her evde aynı ve orijinaldir.
Amu Derya Nehri’nden geçen ticaret rotası 1500’lü yıllarda değişince eski başkent yok olmuş. Hive zamanla küçük bir şehir ve aynı zamanda da İslam dünyasının önemli merkezlerinden de biri olmuştur.
Hive eski şehri İç Han Kale ve Dış Han Kale diye ikiye ayrılmış. İç Han Kale 10 metre yüksekliğinde, birçok kereler yıkılıp yeniden yapılan kalın duvarlar içindedir. Sonra göreceğiz, biraz da 6 saatlik yolculukta gördüklerimi size aktarayım.
Bir grup bisikletli yaşları da orta üstü. Diğeri Kızılkum Çölü’nün savrulan kumlarına engel olsun diye konulan çalılıklar. Şekilleri çok güzel.

Kızılkum, 300 bin km² yüzölçümü var. En büyük kısmı Özbekistan topraklarında, Kazakistan’da kısmen de Türkmenistan’da bulunuyor. Gerçekten, hani adı ile müsemma derler ya, aynen kırmızı kumullardan oluşmuş. Zaten bu parlak kırmızı renkli kumullardan dolayı Kızılkum adını almış. Kuzeyden güneye uzanan kumullar genelde 70 m yüksekliğe ulaşabiliyormuş. Aral gölüne daha yakın yerlerde birtakım bataklıklar ve kuraklık yerler de varmış. Kızılkum flora ve fauna açısından da zenginmiş.
Öğlen saati olmuş bile bizim buralardaki gibi olmayan bir benzin istasyonunda mola veriyoruz. Çok güzel yemekleri olan lokantası da varmış görünce siz de hayran kalacaksınız. Mural’da (duvar resmi) İpek yolunun Çin’den başlayan ve İstanbul, Ayasofya-zamanın Konstantinopolis’ine uzanan güzergahını gösteriyor. Çok başarılı.

Vee en keyifli yemek yenen bölümü. Özbeklere has kerevet üzerinde yemek. Ama bizdeki daha da keyifliydi. Hasankeyf sular altında kalmadan önce Dicle kenarında böyle kerevetler vardı balık yemiştik.

Hive kervan yolunda olması nedeniyle ticaret yapanların sık sık uğradığı bu nedenle kervansarayların, çarşıların çok olduğu güzel bir şehir. Kuruluşu ve ismi hakkında güzel bir de hikayesi var. Hikayeleri severiz. Rivayete göre Hiva şehri Nuh peygamberin oğlu Sam zamanında kurulmuş. Sam uzun ve zorlu bir yolculuk esnasında çöllerden geçerken bir kuyu kazdırır ve gece kuyunun başında uyur. Rüyasında kendisini çevreleyen 300 meşalenin arasında görür. Neden üç yüz bilmem tamam burada yerleşiyoruz der ve Hive şehri öylece kurulmuş olur. Adı da şöyle; Kuyunun suyu çok lezzetliymiş ve bu anlama gelen havah denmiş. Zaman içinde evrilerek hivah derken Hiva olmuş. Kuyunun hala İç Han Kale de olduğunu söylediler belki görebiliriz.
Etrafı dolaşmaya çıkınca Kızıl Kum Çölünde bir kervan önünde yaşlı dedesiyle heykel grubu gördüm hem de kuyu başında. Bana Hive’yi kuran Nuh’un oğlu Sam’ın bulduğu su kuyusu işlenmiş gibi geldi. Kaçmadı Önder’in kadrajından bendeniz.
Alttaki fotoğraf, Amu Derya- Ceyhun’dan açılan bir kanal. Özerk bir cumhuriyet olan Karakalpakistan bölgesinde. Hatırlatayım Özbekistan’a bağlı adı üstünde özerk bir cumhuriyettir.

Amu Derya- Ceyhun Nehri’ne yaklaştıkça çevre yeşillenmeye başladı yerleşik düzene geçildiği belli oluyor. Üstteki fotoğraf Ceyhun’dan açılmış bir kanaldı şimdi Ceyhun nehrini geçeceğiz, köprüye geldik. Köprü hem tren hem de araç trafiğine açık. Biz geçerken tren yoktu belli ki saati uygun değildi. Ayrıca köprü dar olduğu için karşı tarafta araba varsa bekleniyormuş, yoktu biz de beklemeden geçmiş olduk.

Amu Derya- Ceyhun Nehri çevreden görünüm.
İpek Yolu; Hepimizin okul yıllarında öğrendiğimiz bu ticaret yolu 2.000 yıl kadar önce Çin’in açtığı önemli bir kara ticaret yolu idi. Çin’in Asya, Avrupa ve Afrika arasında açtığı bu yol ticaretin ötesinde kültürel alışverişe de önemli katkı sağlamıştır. Çin’in ipeği ve ipekten yapılmış her türlü ürünü bu yol üzerinden dünyaya dağıldığı için de adı ipek yolu olarak kalmıştır. İpek yolunun M.Ö 1. yüzyılda Çin’in Han Hanedanı döneminde başladığı tahmin ediliyor.
Özbekistan üzerinden geçen İpek Yolu kara ticaret yoluydu. Dokuzuncu yüzyıldan sonra denizcilikte teknolojik ilerleme olunca kara yolu ticareti zayıflamaya başlamış. Dolayısıyla geleneksel ticaret yolu olan ipek yolu da 10. yüzyıldan itibaren kullanılmaz duruma düşmüştür. Diyorum ve Hive’ye yaklaşıyoruz. Yine harika bir görüntü yakaladım. Meşhur kerevet evin bahçesine gidiyor olabilir.

Ve güzel bir de cami.

Hive’ye giriş yaptık. Özbekçe hoş geldiniz *Xush Kelipsiz* demekmiş birçok kasaba girişinde yazıyordu. Alttaki fotoğrafta da eğlence parkı var ve Özbekçe yazılışı çok hoş *İstirohat Bog’i*.

Hive’ye geldik saat 15:25, önce otele yerleştik sonra bir grup arkadaş rehberimiz Ali Mert ile ön gezi yaptık. Otelimiz Asia Khiva, iç kalenin Tosh Darvazo-Taş Kapı denen Kuzey kapısına bakıyor hemen çıkıp çift yolu geçtin mi kapıdasın. 19. yüzyılda yapılmış-1873 yazıyor. Sağ ve sol kulelerdeki odalar gümrük işlerine ayrılmış. Üstte yürüme yolları varmış.

Sırtımızı döndüğümüzde fazla uzak olmayan Porta Sud- Dıshan Kala-Dış Kale’nin de Merkez-ana kapısını görüyoruz alttaki fotoğraf. Dış kapının surundan çok az kalıntı varmış. Hive iç ve dış kale diye konumlanmış demiştim dört tane de kapısı var. Bizim gireceğimiz Güney *Taş kapı-Tosh Darvoza*, Kuzey’deki * Bahçe kapı-Bogcha Darvoza* Doğu’daki *Palvan Kapı* ve Batı’daki de * Ata kapı- Ota Darvoza*.

İç kaleye girişte güvenlik görevlisi vardı ama öylesine, selam verip geçtik. İlk etapta hemen sağımızda ahşap oyma atölyesi var baba- oğul çalışıyordu, elbette müsaade istedik ve ben çalışmaya devam etmelerini işaret ettim. Ustaları işi başında çekmeyi çok seviyorum. Duvarda asılı tahtalar, karşı tezgahtaki rahleler, babanın çizim yapıyor olması, oğulun ıskarpela ile tahtayı oyuşu benim için paha biçilmez kompozisyon. Haksız mıyım? 💞

Sağa sola bakarak gidiyoruz. Kırmızı tuğladan yapılmış, içinde hala yaşanan evler çamaşırları ile çok da estetik. Hemen her yerde dut ağaçları var ve dut severiz kimse tutamaz bizi.💃💃

Güzel bir avluya çıktık ve tarih görünmeye başladı. İki güzel minare ve bir kubbe nereye ait olduklarını öğreneceğiz. Bugünlere hiç bozulmadan gelmiş nadir bir şehir demişti yerel rehberimiz inanılması güç olsa da evet aynen korunmuş gibi. Ama eğer yeniden yapılmamışsa ki bazı yerlerde eski kalıntılar seçiliyor, çok da iyi restore edilmiş. Hadi savaştan kurtulmuş vazgeçtim deprem de mi yaşamamış inanılır gibi değil şu görünen 2 minareye bakınız dimdik ayakta hala.

Bu güzel minareyi sağımıza alıp yürüdük iki evin arasındaki dar bir kapıdan geçtik tarihi doku gerçekten de hiç bozulmamış ama hayat güne uygun yaşam derdiyle devam ediyor. Her yer turistik eşya satış yerine dönüşmüş. Bir bölümde de akşam yemeği için masalar hazırlanmış. Bu güzelleri yarın gezeceğiz ama adını öğrendim İslam Hoca Medresesi, Camii ve minaresiymiş.

Şöyle ara sokaklara sapalım dedik nereye bakacağımızı şaşırdık hepsi birbirine benzeyen medrese, cami ama hepsi birbirinden etkileyici tam 5o küsur taneymiş ve her taraf açık pazar. Tarihi mekanları şöyle boyunca çekmek ne mümkün. Hive tarihinde tüm yapılar ahşapmış. Sonradan kırmızı tuğlaya dönülmüş. Ahşap yapılarda, el işlerinde kapılarda daha sert yapılı olan Karaağaç kullanmışlar. Şu güzel kapılara bakınız.
Gezmeye devam. Yerel el işlerinde kadınlar boncuklu, pullu kep, başlık, ne derseniz ondan yapıp satıyorlar. Çoklu fotoğraflara tıklamayı artık unutmuyoruz.😉

Rehberimiz alışveriş için bizi bir kervansaraya götürdü Allah Kulu Han Kervansarayı. Çok renkli harika bir yer çıkışta kapıya dikkat ettim küçük bir tabelada *Craftsmen center- Master class school* sanatkârlar merkezi yazıyor. Buhara da bakıp alamadığım yerel giysilere baktık. Önder kalpaklarından denedi ben de bir ceket ama satın almadık. İyi ki almamışım satıcı bir hanımın üstünde gördüm tüylenmişti. Fotoğrafta görülen başlıklara da Doppi diyorlar.
Ahşap işleri çok demiştim bu hanımda bizim Nasrettin Hoca’yı boyuyordu. İlim ve bilim yanı sıra sanatta da başarılılar yani.

Kervansarayın arka kapısına kadar gittik, tesadüf kalenin de Doğu kapısı -Palvan Darvoza gelmişiz. Ne hoş sağımız solumuz tarih. Tam karşımızda çok güzel iki minare. Bize en yakın olanı Said Niyoz Sholikor Camii.

Said Niyoz Sholikor 1830 yılında pirinç yetiştiren ve satan yerli bir tüccar olan Said Niyaz tarafından inşa edilmiş. Hive’ de eski tarihli ikinci Cuma Camii ve ibadete açık.
Diğeri uzakta sayılır gitmedik yorgunuz geri döneceğiz. O da Abdul Baba Türbesindeki caminin minaresiymiş. Alttaki fotoğraf.

Abd Al Bobo Complex, Abdul Baba Türbesi. Hive hanı tarafından 1840 yılında yaptırılmış aynı zamanda külliye sayılıyor çünkü içinde ayrıca bir cami fotoğrafta minaresi görünüyor bir de mescit varmış. Biz görmedik ama görüntü uzaktan güzeldi.
Aşağı yukarı aynı Taş Kapı’dan çıkalım otelimize gidelim dedikse de yine ara sokaklara daldık.
Hive’nin güzel gençleri yerel kıyafetlerle moda çekimi yapar gibiydi. Ama en son kapıdan çıkarken yerel giysili güzel bir hanıma rast geldik. Biraz konuşunca dansçı olduğunu öğrendik. Aslında Türkçe konuşarak da kolayca anlaştık. Genel de Özbekistan’da konuşma sorunu yaşanmıyor. Rehberimiz bu gece Hive’deyiz esas tarih yarın başlıyor dedi. Ben de yarına kadar bu güzel dansçı hanımla sizi baş başa bırakıyorum.

Ama unutmadan 5 Mayıs’ı, 6 Mayıs’a bağlayan bu gece Hıdrellez. Dilekler tutuldu gül ağacının altına gizlendi. Ben dileğimi kağıda yazıp kabul olması dileğimle en güzel gördüğüm sarı gül ağacının yapraklarının altına koydum. Hatta taş bulup üstünü örttüm. Gülün fotoğrafını da çektim.

Sağlık ve sevgiyle kalın tüm dualarımız kabul olsun. 💞💞💞
Sevgili Alev Abla yazınızı okuyunca içim açıldı, yine ne güzel anlatmışsınız Özbekistan’ı ve Hiva’yı, ellerinize sağlık. Bu arada umarım Hıdırellez duanız olmuştur, çok sevgiler.
Teşekkür ederim Aydek’ciğim yorumunu özlemişim. Benim Hıdrellez dualarım gerçekten de kısa zamanda olur. Şükür dualarım kabul oldu. Çokça sevgiler.🤗🥰
Özbekistana gitmeyi bende çok istiyorum. Sayenizde gitmiş kadar olduk. Muhteşem bir yazı emeğinize sağlık 🌸🌷🙏
Teşekkür ederim UğurCan Hiva’yı henüz gezemediniz. 2. günde daha güzel yerler var.
Heyecanla takip ediyor olacağım. Umarım bir gün bende giderim çok istiyorum. İyi eğlenceler abla. İlk yazınada yorum yapmıştım sanırım spama düştü. Keyifli bir gün geçirmeni dilerim 🌷🙏🐈
Yok ben geç yazıyorum Uğurcan sen kusura bakma. Gerçekten gidip görülmesi gerekir. Buram ,buram tarih. Her şey yeniden yapılmış olsa da…
Özbeöz bizim tarihimiz ve mimarimiz çok güzel iyi eğlenceler 🌷
Ustaların fotoğraf kompozisyonu konusunda haklısınız.🧡
🥰
Ben bu geziyi nasıl kaçırmışım bu gece gördüm.Harika bir yazı sanki sizinle beraber gezmiş gibi yazmışsınız kalemine kiavyene emeğine sağlık harika bir gezi olmuş selamlar sevgiler.
Çok teşekkür ederim Kemal. Yorumuna sağlık.Selam ve sevgiler bizden.🥰
ne guzel bir ulke ne guzel bir kultur. Ellerinize sagilik Alev hanim.
Aynen öyle birlik ve beraberliklerini de takdir ettim. Çok da sevecen, neşeli insanlar. Teşekkür ederim 🥰
Gözüne, gönlüne, kalemine sağlık. Sayende gitmiş, görmüş, gezmiş kadar olduk…
Teşekkürler Murat senin de yüreğine sağlık.
Bayağı uzun yol yapıp Hive’ye gitmişsiniz, camilerin minareleri çok ilginç. Ben deniz fenerlerine benzettim. Hive’yi kuran Nuh’un oğlu Sam’ın bulduğu su kuyusu ve heykellerin önündeki resminiz bence de anlamlı. Hdrellez dileğiniz umarım gerçekleşmiştir, böyle güzel sarı gül de niyetleri gerçeğe çevirmez mi? Selam ve sevgilerimle…
Merhaba Gürcan Bey, değerli yorumunuzla mutlu oldum. Hiva’dan Buhara’ya dönüşte de yine 6 saat çölden döneceğiz. Hıdrellez dileğim şükür gerçekleşti. Hive biraz labirent gibi Nuh’un kuyusunu bulamadım. Bulanlardan da fotoğraf istemedim. Selam ve sevgiler bizden.