BÜYÜK İPEK YOLU- ÖZBEKİSTAN- 6

TAŞKENT

          Semerkant’tan ayrılıp başkent Taşkent’e gitmek için tren kullanacağız. Güzel bir gün ve tarih 09 Mayıs 2024. Semerkant’ı ardımızda bırakıp Semerkant Vokzal’a (Özbekçe tren istasyonu demek) doğru yola çıktık saat07,30 ☺️ Bu arada kısa bir Taşkent tarihi aktarayım.

          Köklü bir geçmişe sahip olan Taşkent’in tarihi, MÖ 2. yüzyıla kadar uzanır. Şehir, ilk kez 11. yüzyılda ünlü bilim insanları Biruni ve Kaşgarlı Mahmud’un eserlerinde Taşkent adıyla anılmıştır. 1865 yılında ise Rus İmparatorluğu’nun kontrolüne geçene kadar tarih boyunca Arap’lar, Samani’ler, Karahanlı’lar, Karahitay’lar, Timur’lular, Buhara Hanlığı, Kazak’lar, Kalmık’lar ve Hokand Hanlığı gibi devletlerin egemenliğine girmiştir. 

          1917 yılında Sovyet yönetimi altına giren Taşkent, Türkistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin başkenti olmuştur. 1924’te ise yeni kurulan Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti topraklarına dahil edilerek, 1930 yılında bu cumhuriyetin başkenti olmuştur. Kısa bir süre sonra Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla 1991 tarihinde bağımsızlığını kazanan Özbekistan’ın başkenti olarak konumunu sürdürmektedir.

                                                   

Semerkant Tren istasyonu

Otuz beş dakika sonra tren garındayız ve tam 08:30’da trene bindik. En güzel tarafı bavullarımızı hep yerel çalışanlar taşıdı bize taşıtmadılar. Pulman koltuklar rahat olsa da çok kalabalık bir ortam var. Ben camlardan görüntü alamayınca iki vagon arasına geçtim. Etraf bavul dolu haliyle zorlandım. Gülistan adında güzel bir istasyonda durdu. Çiçekleriyle ortam çok güzel.

          Fazla yeşil olmayan ortamlardan geçtik  küçük köy bile diyemeyeceğim çiftliklerden görüntüler eşliğinde gidiyoruz. Kompartmanda bol kahkahalı bir grup genç arada parçalanan yarı İngilizce sohbetler ile saatler geçti bile nihayet 4 saat sonraTaşkent Vokzal’dayız. 😁      

                                                   

          Bizi bekleyen otobüsümüze bindik ilk ziyaret yerimize gitmeden önce yemek molası veriyoruz ardından panoramik şehir turu yapıyoruz. Bu arada yerel rehberimiz; Başkentimiz Taşkent’e hoş geldiniz efendim diye söze başladı. Adı üzerine taşlar üzerinde inşa edilen şehir demektir. 1930 yılından beri neredeyse 100 senedir bağımsız kalma mücadelesi veren gerektiğinde Taşkent bağımsız beyliği olarak da tarihe geçen güzel Taşkent’teyiz. Özbekistan’ın başkenti Taşkent Sovyet döneminde eski ve en büyük 5 şehirlerden birisi sayılır ve o dönemde gelen baskılara rağmen sıralamada St. Petersburg ve Kiev’den sonra gelir. 7 milyon nüfusu sadece kayıtlı yerel sayısıdır dışardan çalışmaya gelenlerle de çoğalır.

         2014 yılına kadar her türlü ulusal işlerin merkeziydi ama artık görev dağılımı yapmaya başlandı. En azından tüm uçuşlar Taşkent’ten yapılırken artık Semerkant’ta da direk uçuşlar var bizlerin geldiği gibi. Taşkent yeniden inşa ediliyor. Yeni binaların yapımı hızla ilerliyor bir 10 sene sonra Taşkent’in çehresi tamamen değişecek. İnşaatların yapımı bitince Cumhurbaşkanlığı sarayı, bürokrasi, Üniversiteler hep yeni yapılan Taşkent’e taşınacak.

          1977 yıllarında Taşkent’e ilk metro istasyonu yapılınca çok mutlu olmuş Ruslar bizi çok seviyor, bizi düşünüyor diye sevinmiştik. O yıllarda Orta Asya’da Kazakistan’daki Alma Ata’da 2011 yılında metro yapılana kadar tek metro bizdeydi. Sonra anladık ki yakınımızdaki Afganistan bizi ele geçirmesin, olası saldırıda Rusya’nın ordusu korunsun diye. Yani dedi 1979 da Ruslar Afganistan’ı işgal ettiler. Öncesinde metroyu da sığınak olarak inşa etmişler. Sonra yine caddelerin bu kadar geniş olması da kendi tankları, araçları rahat geçsin diye yapılmış. Neyse dedi o savaşta çok gencimiz hayatını kaybetti. 

           Hayatın gerçekleri bu işte bir ülke kendi ülkesinden başkasına hayrına bir iş yapmıyor. Yemyeşil parklardan geçtik. Bir tane Taşkent Eye’da burada var, güzel. London eye’a nazire yaptım. 😉

                                                 

                                               

                                                       

          Devam edelim. 1876 yılında Rus’lar Taşkent’e geldiğinde 4 metre yükseklikteki surların kapıları kapalı içeri girmelerinin imkanı yok. Yerli halk aralarında para toplayıp surların açık olan 12 tane kapısını da yapıp kapatıyorlar. 

          Rehberimiz devam etti. Yine de her ülkede olduğu gibi içimizdeki hainler canlarının bağışlanması karşılığında Rus’lara Taşkent’i işgal etmenin yolunu gösteriyorlar. Taşkent’e 70 km öteden geçen bir Çirçik nehri var-Siri Derya’nın Taşkent içinden geçen koludur. Ve onun da kanalları var şehre su sağlamak için depolanıyor. Bu hainler diyor ki, su depolanan rezervleri yıkarsanız şehir sular altında kalır evler de surlar da hep toprak olunca yıkılır insanlar ancak o zaman şehri terk eder. Rus’lar kısa bir sürede kanalları yıkıyor ve insanlar şehirden çıkarken de katliam başlıyor. Dünyada örneği olmayan bir katliam.     

    Bakınız 9 Mayıs yani bugün Rusya’da bayram olarak kutlanır, onların zafer bayramıdır. Ama bizim de bazı kişilerimiz onlar gibi bayramı kutluyor maalesef. İşte 1876 yılında Taşkent’i böyle yok ettiler o nedenle de tarihi eserlerimiz çok azdır. Tarihi bir yapıya gidiyoruz. Yoldan görüntüler. İslam Medeniyetleri Merkezi inşa ediliyor diye yazıyor.

İslam Medeniyetleri Merkezi

          Otobüsle gezimiz devam ederken yine bir parktan geçiyoruz ve bir anıt. Çok yakından geçmedik ama yine de gerekli bilgiyi de aldık. Taşkent tarihinde iki büyük deprem yaşamış. Daha sonra anlatacağım ama bu anıt Rus’ların depremden tam 10 yıl sonra yaptıkları bir anma anıtı ama nedense adını cesaret anıtı koymuşlar… Önünde insanlar fotoğraf çektiriyorlar ve tam önlerindeki blok taş bir saat var ve deprem saatinde durmuş olarak işlenmiş yani dedik; sabah 05.20 dedi. Görelim.

Taşkent- Deprem Anıtı

          Şimdi Taşkent’in eski şehrindeyiz, burası şehrin İslami merkezidir. Birazdan Hazreti İmam Meydanındayız. Eski şehir dedik ama tarihi yapılardan en eski sadece 3 tane var. Muti Mübarek, Barak Han Medresesi ve Cuma Camii’dir. Meydana genel bakış. Bayramda binlere kişiler burada namaz kılarmış, görüldüğü gibi öyle geniş.

Taşkent-Hazreti İmam Meydanı

          Meydan Özbekistan’a özel turkuaz mavili kubbeleriyle hayli gösterişli dini ve tarihi yapılarla çevrilmiş. En değerli yapısı eski adı Şaş olan Taşkent’in 10. yüzyılda yaşamış ve lakabı Hazreti imam olan din alimi Ebu Bekir Kaffal eş-Şaşi Külliyesidir. Kaffal eş- Şaşi Taşkent’te çilingir bir ailenin çocuğu olarak doğmuş ve kendi de çilingirlik yapar öyle para kazanmış. Onun için lakabı Kaffal (kilit anlamında) olarak kalmış Şaşi zaten Taşkent demekti. Daha sonra Bağdat’ta yaşamını sürdürmüş orada hayatını kaybetmiş. Külliye, Barak Han, Muyi Mübarek Medresesi ile Tilla Şeyh Camii arkasında bitmemiş bir yapı ve hazreti İmam Camii gibi değerli ve eski sayılan yapılarla çevrili.

          Hemen sağımızda yine en eski yapılardan Tilla Şeyh Camii ve arkasında 8 senedir bitmek bilmeyen Rus yatırımıyla yapılan İslam Araştırmalar Enstitüsü.

Taşkent-Tilla Şeyh Camii ve arkada İslam Araştırma Enst.

          Barak Han Medresesi; 16. yüzyılda yapılmış 34 odalı medresede mescit ve derslikler var. Yerel rehberimiz eski eser olarak elimizde kalanlar bunlar dedi. 1966 yılında Taşkent çok büyük bir deprem yaşadı. 8 şiddetindeki bu deprem Taşkent’in yarısını yok etti. Yine de komşu ülkeler ve Rus’ların yardımıyla kısa sürede toparlandı. Ancak buralar eski gelenekleriyle tek katlı evleriyle kaldı. Yapılan yüksek Avrupai yapılarla da yeni Taşkent kurulmuş oldu. İşte yolda gördüğümüz anıt heykel bu felakette nasıl birlik olunduğunu anlatmak üzere Ruslar tarafından yapılmış Cesaret Anıtıdır.

         Hemen arkamızda Barak Han Medresesi gerçekten güzel.

Taşkent-Barak Han Medresesi

          Muhammet Şeybani hanın yeğeni olan Barak Han Timurluları devirdikten sonra yönetici hanlarının emriyle Taşkent’in hükümdarı olarak atanır. Yapımı 13. yüzyıla kadar uzanan yapı önceleri türbeymiş. 

          Barak Han yanına mescit ve hücre denen eğitim odaları ekleyerek Medreseye dönüştürmüş. İçeri girip bakalım. Kapıdaki yazılar Kuran’dan ayetlermiş. İçine girdik yine hep olduğu gibi turistik eşya satışı yapan dükkân dolu. Böyle olunca da ben şahsen mistik bir hava hissedemiyorum. 🤷‍♀️ Neyse içeri girip bir bakalım.

Barak Han Medresesi içi

          Deprem yıkımından sonra restorasyon çalışmaları mali sebeplerden dolayı yavaşlamış 1950 yılında başlayan çalışmalar 1963 yılına kadar sürmüş. Bugünkü haline ancak 2007 yılında gelmiş. Halen meydanda devam eden çalışmalar var.

Barak Han Medresesi içi

          Daha çok sanata ve turizme çalışıyorlar demek doğru olacak. 😉 Medreseden çıkıp tam karşıya yürüyoruz. İslam Hoca ya da merkez Cuma Camii diyebileceğimiz çifte minaresiyle göz dolduran yapıya doğru. Yaklaşırken hemen solumuzda bir küçük Muyi Mübarek medresesi var.

          Muyi Mübarek Medresesi; Hz. Osman’ın yazdığı Mushaf sergileniyormuş. İçerde fotoğraf çekmek yasak olunca ben girmedim. Ama Önder’ciğim sağolsun her ortamda çeker. Ben rehberimizin anlattıklarını dinledim; Hz. Ebubekir döneminde Kur’an-ı Kerim 7. yüzyılda ceylan derisi üzerine yazılarak (Mushaf) çoğaltılıp birer nüshası çeşitli yerlere yollanırken bir tanesi de Hz. Osman’a yollanır. Hz. Osman bu Mushaf’ı okurken şehid edilir ve kanı da Mushaf üzerine sıçrar. Foto by Önder Kaplan-Teşekkürler hayatım. 💞

Taşkent-Muyi Medresede Hz. Osman Mushafı

          14. yüzyılda Semerkant’ayken sonradan Emir Timur’dan önce buraya getirilmiş. Dini değeri yüksek kadim eşyalardan olduğu için de burada sergileniyor. Sıkı bir güvenlikten sonra içeri geçiliyor. Kapıdan bile bakamıyorsunuz. Tam karşıdan çektim ki kapıdaki ağır muşamba engelini görelim dedim. Desenli mavi kubbeli bina. Giriş bile sağdaki güvenlikten. Medreseyi çekmeye yasak yok buyrunuz. ☺️

Taşkent-Muyi Mübarek Medresesi

Muyi Mübarek’in arkasından Hazreti İmam Camii’ne giriliyor, yan taraftan güzel bir bahçeden geçerek gireceğiz.

Taşkent- Hazreti İmam Camii

         Devasa Kapısı ile de dikkat çekici. Önden ve içerden görüntüsü.

          Hazreti İmam Camii; Aslında yeni bir camii kapısındaki tabelada tarih yazmıyor ama rehberimize 2007 yılında yapılmış. Her şehirde olduğu gibi merkez camii yani Cuma Camii. Girişte hemen göze çarpan sütunlar Hindistan’dan getirilmiş ve sandal ağacından yapılma. Çok güzel görünüyorlar. Fotoğraflara tıklayarak bakarsanız daha güzel. 

          Sağında ve solunda görünen minareler de Hive’deki Cuma Camii’n minarelerine çok benziyor tek farkı pencereleri daha fazla ve süslemesi az boyları da 57 metre…  Bu caminin adı da zaten Cuma Camii. Alttaki fotoğrafta daha iyi görünüyorlar. Çok önemli ayrıca minarenin birini Semerkant’lı diğerini de Harezm’li ustalar yapmış. Dikkatli bakarsanız süslemeleri farklı.

          Ayrıca camini iki kubbesi Semerkant’daki “Tillakor” Medresesi’ndeki kubbe örnek alarak inşa edilmiş. Tek farkla gün boyunca içeriye doğal ışık girmesini sağlayan 12 adet penceresi varmış.

          Aynı anda 5000 kişilik kapasitesi olmasına rağmen topluca sadece Cuma namazları kılınıyor diğer toplu namazlar (Kurban ve Ramazan bayramları) daha önce sözünü ettiğim Hazreti İmam Külliyesinin alanında kılınıyormuş.

          İçine de bakalım çok güzelmiş. Rehberimiz her yöreden gelen zanaatkarlar kendi ustalıklarını sergilemişler dedi. Fotoğrafta paravanla ayrılan bölüm erkeklerin yeri. İlk iki fotoğrafı erkeklerin tarafından ama kapıdan çektim. İçeri girebilseydim kubbeli tavanı çekecektim.

Bu tavanlar kadınlar kısmından, bence de özellikle tavan işçiliği harika. Ve her daim olduğu gibi huzurlu bir ortam…

          Ziyaretimizi bitirip yola çıktık. Taşkent’in olmazsa olmazı gezilmeden dönülmeyen çarşısı* Chorsu*ya doğru.

          Chorsu Pazarı; 10. yüzyıldan beri var olan çarşı ipek yolu zamanında merkezdeki dört alışveriş caddesinin kesiştiği noktada kurulmuş sonradan böyle bir çatı altında birleştirilmiş. Çok renkli, biz de zaten pazar gezmeyi çok severiz.

Taşkent- Chorsu Pazarı

          Giriş yeri kubbeli kapalı yeri ve arkaya doğru da upuzun koridor şeklinde yemek yenen yerler. Yakından bakacağız.

İlk merdivenli yerden girince baktık bize uygun bir şey yok orta yer şarküteri gibi dopdolu kafamı kaldırdım yan kısımlar balkon gibi ayrıca restoranlar var gibi ve sebze pazarı arka çıkışa doğru… Bize çok enteresan gelen şekerler var.

Rehberimiz önce size kadim ekmek fırınına götüreyim o güzelim ekmekler nasıl yapılıyor görün sonra yemek kısmına gideriz dedi. O kadar güzel ki daha önce hiç yememişim gibi inanılmaz lezzetli geldi. İnsanın yedikçe yiyesi geliyor. Görüntüdeki manzaraya fazla takılmayın ekmeklere bakın. 😉 Özel kalıplarıyla şekil verip ortasına da damga vuruyorlar. Fırınları ilginçtir artık odunla değil doğalgaz ile çalışıyor.

Ardından arkadaşlar karnımızı doyuralım dedi. Kubbeli yerin içinden geçip merdivenlerden inerek yemek yenen uzun bölüme geçtik. Aman Allah’ım inanılmaz bir duman zira her yerde mangal yanıyor etler pişiyor. Eh mangal olunca kaçmaz diyen Önder yemeğe oturunca ben fotoğraf turuna çıktım. Evet burası 2. bölüm bakalım neler var. Önce ortam sonra en sevdiklerimi paylaşayım. O kadar kalabalık ki tabak çanak yetişmeyince bulaşıklar da hemen oracıkta yıkanıyor.

Hemen yemek yapılan ön bölümde neler var bakalım. İkinci fotoda Şurva Özbekçe çorba demekmiş. Eh burada da kelle paça çorba var demektir. 👍 Halka açık yemek hizmetleri, Özbek gastronomisinin gerçek bir tadı bence. Özbek pilavı yemenizi tavsiye ederiz. 

Biraz da giysi pazarına bakalım diye çıkarken bir güzele rast geldik birine poz veriyordu ben de çektim. Ayrıca ortam da daha net görünmüş oldu.

Çok kalabalık olmaya başladı çıkışa giderken ayakkabı tamircilerine denk geldik, sağda merdivenlerden de yukarı çıkışa gittik.

          Taşkent gezimize devam ediyoruz sırada Özbekistan Tarihi devlet Müzesi. Restorasyon çalışmaları vardı ama kısmen de olsa gezebildik.

Zemin kattan girişte çalışmalar başlamıştı. Özbekistan’ın ilk Cumhurbaşkanı İslam Kerimov girişimiyle yapılan ve kurulan müze 1996 yılında Emir Timur’un 660. yıldönümünde açılmış.

Üst kata çıkarken duvarda güzel bir yazı var, İslam Kerimov demiş ki; Dünya büyük, Dünyada pek çok ülke var ama eşsiz ana vatanımız Özbekistan bu Dünyada tektir. Burası güzel bir ülke, bu kutlu topraklar sadece bize verildi. Bu büyük duygu kalbimizde yer etmeli, hayatımızın içeriği haline gelmeli.

Üst kata çıktık sıkı tembihli olduğumuz içim ben makinamı çıkaramadım ama telefonlar sağ olsun… Görevliler arkasını döndüğünde eller çalıştı.

Müze 1876 yılından beri var olmuş orta Asya’nın ilk müzelerinden biridir. Özbekistan tarihinde yer etmiş halkların geçmiş yaşamlarından kalan ufak dahi olsa bir sürü eşya sergilemişler. Cam arkasında olunca da anca bu kadar oluyor. Aslında Önder kısaca özetlemiş. 😁 Panoramik görüntü foto by Önder Kaplan💞

Arka taraftan da bir iki görüntü. İlk karede depremde durmuş bir saat ve yaşananların fotoğrafları. Diğeri tarihi değerler.

Emir Timur meydanına gidiyoruz. Meydan Bolşevikler döneminde varmış ama meydanda Lenin ve diğerlerinin heykelleri varmış. 31 Ağustos 1994 Özbekistan’ın bağımsızlığının 3. yılında meydan Emir Timur’un heykeli ile açılırken Cumhurbaşkanı İslam Kerimov *Manevi değerlerimizi sömürge işkenceleri altında göstermemiştik şimdi yerini buldu * mealinde konuşmuş.

Yemyeşil harika bir park ve meydan ortada Timur’un heykeli. Timur’un elinde kılıç yok. Devlet adamı olarak betimlenmiş. Ülke içinde yer alan 3 heykelin biri bu diğeri doğduğu şehirde 3. de Semerkant’taydı hatırlarsanız. Kaidesinin önünde *Güç Adalettir* yazıyor. Parkın arkasında Kongre binası hemen yanında saat kulesi var.

Merkeze doğru devam ediyoruz. Trafiğe kapalı geniş bir caddedeyiz. Adı Broadway. Tabii Bolşevikler zamanında öyleymiş zira sinema, tiyatro ve bir sürü kafe, hatta eğlencenin doruklarda olduğu bir yermiş. Sonradan daha düzgün hale getirilmiş. Tam bir sanatçılar sokağı ve genç- yaşlı herkesin sosyalleştiği bir ortama dönmüş. Biraz yürüyüp ortamı gözlemledik. Pamuk şekerleri görüp çocukluğumu hatırladım. Güzel yani ama akşam yemeği için de dönmek zorundayız. Ortamı görelim bu kadar kısa değil elbette. 😁

Alttaki ilk karede yanında çantasıyla üniformalı hanımın durumunu anlayamadım, sanki birini bekler gibiydi hem sanırım gözleri de görmüyordu. 🤔

Taşkent’e ve Özbekistan’a yarın veda edip Kazakistan’a uçacağız. Bugün böyle hoşça kal diyoruz. Biz Özbekistan’ı kendimize çok yakın bulduk. Renkli ortamından, kadim eserlerine sahip çıkmalarından, yaşadıkları sömürge dönemi felaketlerinden çok etkilendik. Ama gerçekten sevdik. Tüm gezimiz boyunca bize değerli katkıları için yerel rehberimize sonsuz teşekkürlerimizle… Kazakistan’da görüşünceye dek bizi unutmayınız. 😉😁

Sağlık ve sevgiyle kalın… 💞💞💞

10 thoughts on “BÜYÜK İPEK YOLU- ÖZBEKİSTAN- 6

Bir Cevap Yazın