BÜYÜK AFRİKA TURU -GÜNEY AFRİKA-3 🇿🇦

CAPE TOWN -2.Günün devamı

Cape Town’daki 2 günümüzün hayli yoğun olduğunu söylemiştim. Bana yazacak size de okunacak bir yazı daha çıktı. Tarih değişmedi elbette 27 Şubat 2023 öğlen saatlerinde Ümit Burnu’ndan ayrıldık geziye devam.

Bu kez Dünya’nın en yüksek feneri *Cape Lighthouse*a gidiyoruz. Aşağı yukarı 20 dakika sonra Cape Point Table Mountain National Park’ındayız. Yürüyerek çıkıldığı gibi fünikülerle de çıkılıyor. Bizler fünikülerle çıkacağız.  Alttaki fotoğrafta turistik eşya satış ofisi ve kafenin yanından bizim fünikülerle çıkacağımız yere kadar giden merdivenli bir yol ve çıkanlar görülüyor.

       Çok güzel geniş bir alan fotoğrafta görülen gişelerden bilet alıp fünikülere binerken Önder’i kalabalık olmadan aceleyle çekiyorum. Fünikülerin adına dikkat *Flying Dutchman*. 😁 Uçan Hollandalı.

Cape Town-Cape Point- Cape Lighthouse- Füniküler
Cape Town-Cape Point- Cape Lighthouse- Füniküler

       Manzara muhteşem ilk fotoğrafta meşhur Cape Point tepesi ve parka giriş yaptığımız yer. Füniküler’den indik (ikinci fotoğraf) ama yine de fenere gelmiş sayılmıyoruz, son fotoğraftaki gibi çok basamaklı birkaç merdiven bizi bekliyor. Eyvah diyorum bana çıkmak yasak. Ama işin ucunda dünyanın en yüksek fenerine çıkmak var, hem etrafı fotoğraflamalıyım haydi bir gayret. E ama hadi birlikte çıkalım.

       Neyse ki merdivenler bölüm, bölüm sağa sola bakarak çıkıyorum. İşte Atlantik Okyanusu ile Ümit Burnu ve aşağıda görülen koy Bartolomeo Dias Plajı. Sonsuzluk hissi veren okyanus karşımda. Çok sert olmasa da çok rüzgârlı bulutsuz bir hava, bembeyaz köpüklü dalgalar ve denizden hayli yüksektesin. En müthişi de koca bir kıtanın, Afrika Kıtası’nın en ucundasın inanılmaz bir duygu.

Cape Town-Cape Point- Cape Lighthouse
Cape Town-Cape Point- Cape Lighthouse

       Tarihi deniz feneri 9 metre yüksekliğinde, demirden yapılmış ve Cape Point Zirvesine 1860 yılında yerleştirilmiş. Rüzgâr çok fırtına olursa uçmasın diye kayalara cıvata ile sabitlemişler. İkinci fotoğraftaki direkte daha önce başka şehirlere olan mesafe tabelaları varmış. Şimdi gördüğünüz gibi aşk kilitleri buralara kadar gelmiş. Aşk her yerde…💘💝

       Fenerimiz denizden 249 metre yükseklikte. Vakti zamanında 2000 mum gücünde beyaz ışık veriyormuş. Denizden görülme mesafesi 67 km. (hayli kuvvetli). Çoğu zaman sis ve bulutla kaplı olduğu için birçok geminin kazaya uğramasına engel olamayınca fenerin işlevinin yeterli olmadığına karar verilmiş.

       Portekiz bandıralı Lusitania gemisinin 1911 yılında sis ve fırtına yüzünden fenerin ışığını göremeyip uçtaki kayalara çarparak batması bardağı taşıran son damla olur. Ardından yeni fener yapımına karar verilir. Yeni fenerin yeri bu kez Dias Point’tir, granit taştan yapılmış sadece fener kısmı beyaz boyanmıştır. Yüksekliği sis seviyesinden aşağıda, deniz seviyesinden 87 metre yüksektedir. Vakit kalmadığı için en uç kısma gidip yeni feneri göremedik.

       Fünikülere binerek aşağı inerken hediyelik eşya kısmında şu çerçevelerdeki tanıtımlar dikkatimi çekti. Özellikle ilkinde Bartolomeo Dias ile Vasco de Gama’yı anlatıyor. Ama üst başlık çok enteresan. Şöyle yazıyor; Afrika’nın deniz keşiflerinin Avrupa çağı, güçlü Türk İmparatorluğu’nun Doğu’ya giden kara yolunu kapatmasıyla 15. yüzyılda başladı. Bu Dias’ın ve daha sonra Hindistan’a giden bir deniz yolunu bulma amaçlı Portekiz seferlerinin katalizörüydü. 😁

       Görülecek başka bir şey kalmadığı gibi zaten vaktimiz de sınırlı aşağı iniyoruz. Biraz daha kalabilsek belki Güney Afrikalı hayvanlardan olan meraklı Dassie’yi görebilirdik. Kendisi adı üstünde meraklı bir dağ tavşanı. Ama iri bir fareye de benziyor arabada giderken görmüştük.

       Alışkanlığımdan vazgeçmedim bu kez de merdivenleri saydım 100 tane. Rehberime söyledim iki eksik saymışın 102 basamak olmalı yanılmıyorsam dedi. 😁 Otoparka geldiğimizde o çok tehlikeli olan yörenin kralı Babun tepemizdeydi. Hazırlıklı olduğumuzdan açıkta yiyecek yoktu, o da olmadığını anladı sadece bakındı yoksa çoktan üstümüze atlamıştı. 😅

       Arabamıza bindik yolumuz Table Mountain National Park’a dahil Simons Town’daki Boulders Penguen kolonisi. Park yerinde indik rehberimizi dinleyerek çalıların arasından ilerliyoruz. 

       Dünya’daki penguen kolonileri sayıca azdır ve eşsiz Afrika penguenlerini barındıran boulders’ta (anlamı kayalık demektir) bu kolonilerden biridir. Kara ile bağlantılı yani foklar gibi adada değiller. Arada gördüğünüz bu naylon bidon diyeceğim yapılar Penguenler için özel yapım yuvalardır. Bir iki fotoğraf sonra devam. İlk fotoğraf; Neredeyiz ve mavi çizdiğim de gittiğimiz yol.

68-IMG_0300

       Mavi çizdiğim yolda gidiyoruz ilk kare Boulder Beach. İkinci karede kıyıdaki 2. plaj küçük plaj ama tabelada Middle Beach diye geçiyor. Her ikisinde de yüzülebiliyor hatta bazen penguen bile geliyormuş ama sürekli ikaz tabelaları var keskin dişleri nedeniyle kızarsa ısırabilir, dikkat ediniz diye. Son karede de yuvanın başında uyuklayan bir Penguen, ay çook güzel muhtemelen babadır. 😁 Fotoğraflardan görüleceği gibi kayalarla çevrelenmiş gayet korunaklı bir koy.

       Rehberimiz Barbaros Bey, İsteyenler daha yakından görmek için bilet alarak Penguenleri izleyebilirler dedi. Her zaman olduğu gibi Önder’im bana öncelik tanıdı. Gruptan da 4 arkadaş katıldı. İlk fotoğrafta görülen tahta iskele yoldan yürümeye çalışarak ilerledim, görünen deniz False Bay. Çok fazla rüzgâr var yerdeki kumları öyle bir savuruyor ki, saçlarım, üstüm, başım kumdan bembeyaz oldu. Penguenleri kayalar koruyor (üstelik 540 yıllık granit kayalar) ama bizi koruyan yok. İkinci karede Penguenlerin yaşamını anlatan tabela. Son kare fotoğraf makinamı saklayarak, kendimi de kayalara siper ederek en uca kadar gittim. Turistler dolmuş bile… O kadar para vermişim yani hem de Penguenleri torunlar için çekmem gerek rüzgâr, kum umurumda değil nasıl gitmem.

       1982 yılında iki çift penguen gelerek buraya yuva yapmış çoğalmışlar. 1983 yılında bu tahta korumayı yapıp insanları biraz olsun penguenlerden uzak tutunca, trol avcılığı da yasaklanınca penguenler en sevdikleri sardalye ve hamsiyle beslenip çoğalmışlar. Haliyle sayıları da 3000’e yakın olmuş. Penguenler siyah- beyazdır. Alt kısımdaki beyazlıkları su altındaki avcı düşmanları yanıltmak, üst sırt kısım siyah renk de havada uçan yırtıcıları yanıltmak için doğal kamuflaj oluyor.

       Anırma şeklinde çıkan sesleri nedeniyle önceden Jackass Penguen denirken sonradan sadece Güney Afrika’da üredikleri için isimleri Afrika Pengueni olmuş. Yazık nesli de tükenmek üzereymiş. Yuvalarını kumda yaptıkları gibi yapay yuvaları kullanmakta da yabancılık çekmezler. Aralık ayında üreme yoğundur. Sosyal yetiştirici oldukları için de koloni halindeler. Onların bebekleri için kreşleri oluyor. En azından denize açılma yaşına kadar gençlerle birlikteler.

       Tabelada yazılanları şöyle bir anlatayım. Yıllık tüy dökümü 21 gündür. Bu dönemde su geçirmezliklerini kaybederler. Bu 21 günlük sürede denize giremeyecekleri için aç şekilde karada mahsur kalırlar. Ama önlemini de alır tüy döküm öncesi şişmanlarlar.

       Kafatasına bitişik ter bezleri sayesinde beslenmeleri sırasında balıklardan ve deniz suyundan aldıkları tuzu dışarı atarlar. Oluşan bu konsantre tuzu da burun deliklerinden dışarı gagalarını silkeleyerek atarlar.

       Penguenler avlanmaya da gruplar halinde çıkarlar. Karadayken hantal ve yavaş olan penguenler 🐧 denizaltında balık kovalarken üstün tasarımları sayesinde 20 km’ye varan hızlarda yüzebilirler.

       Çok savunmasız sadece Afrika’da üreyen, üreme yeri de sadece Güney Afrika kıyıları ve denizleri ile sınırlı bu güzel kuşların geleceğine sahip çıkmak için 20. yüzyıla gelmiş, büyük gerileme yaşayan bizlerin küresel bir sorumluluğu vardır… Diye yazıyor.

       Kısaca özetledim turkuaz renkli deniz, renkli kocaman kayalar ve penguenlere bu kadar yakın olmak, onların birbirleriyle sosyalleşmesini izlemek inanılmaz keyif verdi. Belgesellerde çok izledim ama yakından tanık olmak bambaşka… 🐧

       Hepsi bu kadar rüzgâr kumları savurup makinamı da bozacak diye korkup dönüyorum. Yolda başka yuvalar da gördüm unutmadan yazayım.      Penguenlerin kuluçka süresi 65 gündür. Erkek ve dişi sırayla yumurtaya bakar, ısıtırlar bu sürede bir şey yemezler. Bebek yumurtadan çıktıktan sonraki 60 günde bebek tüyleri dökülür yerini su geçirmeyen gri-mavi tüyler alır ve artık okyanusa açılabilirler. Alttaki ilk fotoğrafa tıklayınca fark edebilirsiniz renk değil de tüyler kabarık şekilde. Bir veya iki yıl sonra bu tüyleri de döküp yetişkin siyah-beyaz görüntülerine kavuşurlar.

       Grupla buluşma yerimize giderken birkaç fotoğraf daha çektim. Bu arada hediyelik eşya satan yerlere uğradık. Önder, küçük yerel kızların dansını videoya almış eklerim.

       Bu kırmızılar giymiş güzel kızları izlemek gerek teşekkürler Önder’im…

       Boulders zaten Simons Town kasabasın ait bir bölge. Barbaros rehberimiz şehrin içine gidelim acıkanlar bir şeyler yer bir kısmınız da gezer dedi. Evet Simon Town Boulders’a gelmeden önce tepeden seyrettiğimiz Güney Afrika Donanması *Simon’s Town Deniz Üssü*nün bulunduğu güzel bir kasabadır. Tarihi çok eskilere dayanır neredeyse iki yüz yıl deniz üssü ve limanı olmuştur.

       Simons Town adını bölgenin ilk valisi Simon Van Der Stel’den almış. Liman ilk önce 1741’li yıllarda sömürgeci Hollanda Doğu Hindistan Şirketinin gemilerine, dışardan gelen ticaret gemilerine ve balina avcılarına da sığınak olarak hizmet etmiş. 200 yıllık tarihinde sonra Kraliyet Donanması’nın limanı olmuş. 1957 yılından beri de Güney Afrika Donanması’nın üssü olarak hizmet veriyormuş. Denizcilik açısından önemli bir liman kentidir. Cape Town’dan başlayan Güney Treni’nin de son durağıdır.

Cape Town- SimonsTown
Cape Town- Simons Town

       Rehberimizin yönlendirmesiyle gezmeye başladık zaten çok küçük bir kasaba. Binaları görünce aklıma hemen western filmlerindeki kasabalar geldi hani çatıları çok değişik, üçgen vari. Kasabanın tüm tarihi St. Georges Street’te biz de cadde boyunca gidiyoruz. Fotoğraftaki British Otel’de diğer yapılar gibi Victoria dönemi mimarisini koruyarak restore edilmiş tarihi bir yapı.

Cape Town- SimonsTown-St. George Street
Cape Town- Simons Town-St. George Street

       Az ilerimizde caddenin solunda ağaçlıklı yer meşhur Jubilee Meydanı’ymış. Fotoğrafta yerlilerin turistik eşya satış tezgâhları var. Görüldüğü gibi çok da büyük bir meydan değil.

       Alttaki fotoğrafta görülen yazıyı çektim ama bir de bana sorun, adamların bakışlarından tedirgin oldum makinam da kocaman. Öyle ki önümdeki köpek heykelini bile çekmeyi unutmuşum *Fotoğraf Web’den alıntıdır* paylaşayım. Donanmanın maskotu Danua cinsi köpek. Adı *Able Seaman Just Nuisance *. Ama hikayesini öğrendim.

       Just Nuisance Simons Town’daki deniz işletmesinin başkanının köpeğidir. İşletmeyi ziyarete gelen donanmanın askerleri henüz çok küçük olan köpeği çok sever ve her gelişlerinde onu yedirir, gezdirirler. Büyüdüğünde de nerde üniformalı görse peşlerinden gidip geminin içine kadar girer güvertede boylu boyunca yatarmış. Danua cins olarak zaten çok iri olduğu için gelen gidenin güvertedeki hareketine engel olur. Askerler artık sıkıntı olmaya başladın *Just Nuisance* demeye başlayınca da adı Just Nuisance olarak kalır.

       Zamanla onlarla trene binip Cape Town’a bile gider olmuş. Ama tren kondüktörü kızar, sahibinden köpeğini trenden uzak tutmasını ya da onun içinde bilet parası ödemesini talep eder. Yolcular, askerler ve yerli halk karşı çıkar. Tren şirketi olayı Donanma komutanına kadar şikâyet edince komutan olayı çözer. Ve Just Nuisance’yi donanmaya kaydeder yıl 1939, Just Nuisance artık donanmanın ilk ve tek resmi üyesidir. Ve evet askerler gibi ücretsiz tren kartı da olur… 😁

       II. Dünya Savaşı’nda askerlerin moral kaynağı olur ve Able Seaman-sıradan bir denizciyken *Ordinary Seaman* usta denizciliğe terfi de eder. 1944 yılında geçirdiği kaza sonrası iyileşmeyince uyutulmak zorunda kalır. Red Hill’deki mezarına askeri törenle gömülür. Kısaca böyle her zaman insanlar şanslı olacak değil ya…

       Meydanın denize inen kısmına yöneliyoruz. Arkadaşlar Fish&Cips yemek için Berthas restorana gitmişlerdi. Bizde aşağı Bordwalk’tan giriş yapalım ve inip iskeleye doğru gidelim. İlk fotoğraftaki güleç insan telden sanatsal işler yapıyor.

       İskele sakin genç bir çift var. Alttaki fotoğrafta solda görülen ağaçlıklı yer Jubilee Meydanı. Yunusları ve balinaları izlemek için düzenlenen tur motorları da buradan kalkıyor.

       İkinci fotoğrafta yazılanlar; Dünya çapında bilinen 80 deniz memelisi vardır. Balinalar ,yunuslar, ve balıklar. Güney Afrika kıyı şeridinde yunus nüfusu çok değil ama Balina nüfusunun %63’ü burada bulunuyor. False Bay’de gerçek kambur balinalar-Bryde balinaları ve şişe burunlu yunuslar ve esmer yunuslar görülür.

       Okyanusların Apex yırtıcıları, orka veya katil balinaları da nadiren de olsa buralarda görülürler. Bu muhteşem memelileri görmek için tekne veya turla yaklaşmak izne tabidir. Bakımları eğitimleri vs. için izinli tek firma biziz diyor tabelanın izahını da yapmış oldum….

       Vakit tamam haydi devam. 😊 İskeleden yukarı çıkıyoruz, St. George’s caddesinde bir tur yaparken gördüklerim. Son karedeki maviş araba Çin yapımı Haval-Jolion Hybrid rengi de pek güzel. Karşıya geçtik, arabanın arkasında gördüğüm duvar resimlerinde ne var bakalım dedim. İlk fotoğraf İngiliz elçiliği sanırım bina çok güzel. Sonra duvardaki çerçeveli resimlerden buranın vakti zamanında Donanma Amiralinin evi olduğunu anladık. Ama görünüşü sanki polis karakolu gibiydi çekmedim.

       Alttaki ilk fotoğrafta Afrikaans yazısı ile unutmuyoruz yazıyor. Çini işlemeli bir banktı ve Jubilee Meydanı’nda görmüş çekmiştim. Ne anlatmış olduğunu buradaki duvar resminde görünce öğrendim. Fotoğraflarıma hep tıklarsanız büyük olur görülür. Apartheid dönemini anlatan bu resimde 1967 diyor. Evlerinin önünde oynayan çocuklar 1 Eylül 1967’de zamanın hükümetinin kalkınma programına göre burayı Barrack Caddesini *Beyazların Bölgesi* ilan etmesiyle zorla evlerinden kopartılmışlardır. 1971 yılına gelinceye kadar Simons Town nüfusu yarı yarıya inmişti artık cıvıl ,cıvıl çocuk sesleri yoktu diye anlatıyor.

       Caddede çok güzel antikacılar, mücevher dükkanları ile böyle tasarım dikiş yapıp satan bir yer vardı bu güleç kızı iznini alarak çektim.

       Simons Town güzel bir kıyı kasabasıydı bence tam emeklilere göre sakin. Ama False Bay Balinaları ve yunuslarını görmek için turlar düzenleniyor yani aktivitesi bol yerlerden deniyor. Ben sevdim ama yaşayamam beyazları sevmiyorlar. Haksız da sayılmazlar. Seyredilesi güzel bir grafiti bırakıyorum size. Görsel- Önder Kaplan’dan. 💞

       Cape Town henüz bitmedi. 3. günümüzde görüşünceye kadar sağlık ve sevgiyle kalınız. 💞💞💞