PERU-3 Chinchero’da And Kültürünün izleri

Machu Picchu’ yu görebilme heyecanı ile güzel bir Cusco sabahına merhaba Tarih 24 Şubat 2025.

Sabahın ilk ışıklarıyla Cusco’da yeni bir güne başladık. Bugün uzun zamandır hayalini kurduğumuz Machu Picchu’ ya doğru yola çıkıyoruz. Dünyanın 7 harikasından biri sayılan Machu Picchu turumuz tam gün sürecek. Önümüzde uzun bir yol var. İlk durağımız ise Cusco’dan yaklaşık 30 km uzaklıktaki güzel kasaba Chinchero.

Heyecanımız büyük; ama yola çıkmadan önce size Cusco’daki sabahımızdan küçük bir kare göstermek istiyorum. Güneş ışınlarının ağaçlar arasından harika yayılışı…

Otobüsümüzü beklerken Cusco’da kaldığımız oteli ve sokaktaki İspanyol mimarisini yansıtan tarihi yapıları da göstereyim. Mavi renkli cumbalar, çiçek desenli özenle işlenmiş ferforje detaylar. Aslında Cusco’da gezilecek çok yer varmış.

Cusco’ nun taş sokakları, İspanyol mimarisinin izlerini taşıyan yapıları, mavi cumbaları ve yokuşlu yollarını arkamızda bırakarak yola çıkıyoruz.

Rehberimiz Mert’in dediğine göre güzel kasaba Chinchero’ da Ch’aska Andına (kaşka okunuyor) isimli tekstil atölyesi ve satış yerinde vereceğimiz molada And kültürünün önemli parçalarından biri olan geleneksel dokumaları, doğal boyaları ve yüzyıllardır devam eden sanatlarını yakından görme fırsatımız olacakmış.

Yeşilin her tonunu içeren And manzaraları eşliğinde Chinchero kasabasına ulaştık. İlk fotoğrafta And dağlarının karlı zirveleri bize merhaba derken ikinci karede kasabanın sakin ve güzel görüntüsü. Foto by Önder Kaplan. Teşekkürler hayatım.💞

Rengarenk püsküllerle süslü kapısında Ch’aska Andına Tekstil Atölyesi yazıyor. İlk karede, kapının hemen önünde yerel giysili hanımlar şarkı söyleyerek bize hoş geldiniz diyorlar. Kapıdan girer girmez bizi kırmızının hâkim olduğu And kültürünün sıcaklığı sardı. 🌈 🧶

Çalışmalarını gösterecekleri stant hazırlanmıştı. İkinci karede görülen bu alanın etrafındaki oturma yerlerine geçtik. Ardından ailenin genç kızı bizlere Quechua dilinde *Muna* dedikleri And nanesi çayı (okunuşu munya) ikram etti. Çok güleç yüzlü insanlar.  Sırayla tıklayıp fotoğraflarda izleyelim…

Ailenin annesi, taş duvarların arasında, renkli iplikler ve geleneksel kıyafeti eşliğinde bize yüzyıllardır süren And dokuma kültürünü anlatmaya başladı… Biz de rehberden tercüme dinliyoruz.

Lama yününden giysi, koyun yününden ise masa örtüsü yaptıklarını anlattı. Eline aldığı ve Quechua dilinde pushka olarak adlandırdıkları araçla yünü nasıl ipliğe dönüştürdüklerini gösterdi. Yani bizim bildiğimiz ökede veya kirmanla yün eğiriyorlar.

Öyle ki bu iş ellerinden hiç düşmüyormuş; yemek yaparken bile yün eğirdiklerini gülümseyerek anlattı. Yüzyıllardır devam eden bu geleneği, onların ellerinde canlı olarak görmek benim için bir nostaljiydi.

Neden mi? Çocukluğumda babamın görevi nedeniyle bulunduğumuz Doğu Anadolu’da kadınların yün eğirdiğini görmüştüm. Teyzemin evinde de bu işte kullanılan bir kirman vardı. And Dağları’nın bu uzak köşesinde, yıllar öncesinden tanıdık bir görüntüyle karşılaşmak işte bu nedenle bana tam bir nostalji yaşattı.

Anlatım devam ediyor; Eğirdiğimiz yünleri yine kendimiz çeşitli kök ve bitkilerle de boyarız. Bizim için en önemli ana renk kırmızıdır. Onu Cochinilla’dan elde ediyoruz.

Cochinilla da kaktüs 🌵üzerinde onun öz suyu ile beslenen bir çeşit küçük böcek-parazittir. Bize bunu anlatırken hemen ellerini gösterdi bende yakından fotoğrafladım.

Ardından bunlar (beyazlar) canlı olanlar diğerleri kurumuş olanlar diyerek elindeki örnekleri gösterdi. Sonra canlı olanları ezmeye başladı. Avuçlarında ezilen beyaz tanelerden kısa sürede harika bir kırmızı renk ortaya çıktı. İkinci karede gördüğünüz bu renk, gerçekten şaşırtıcıydı.

Son karede ise bu küçük canlıların üzerinde yaşadığı kaktüsü görebilirsiniz; beyaz Cochinilla böcekleri kaktüsün üzerinde oldukça fazlaydı. Avuçlarındaki küçük tanelerin, doğadan gelen böylesine güçlü renklere dönüşmesini görmek bizi hayli şaşırttı.

Bu kırmızı boyayı bizler ruj olarak kullanıyoruz 24 saat de çıkmaz sabit kalır dedi. 💄💋 Ve alttaki fotoğrafa dikkatlice bakarsanız, gerçekten alt dudağına sürerek bize de gösterdi.

Yünlerde sabit kalması için elbette kaynatma işlemi yapıyorlarmış.

Bize kırmızının farklı hallerini nasıl yaptıklarını da gösterdi. Bu kırmızının ilk hali dedi ve üstüne limon sıktı turuncu oldu, daha çok sıktı sarı oldu. Sarı renk elde etmek için ise bazı geleneksel yöntemlerde farklı doğal maddelerden, hatta çocuk idrarından bile yararlandıklarını söyledi. 😁 Bu rengin yünlerde sabit kalması için ise kaynatma süresi daha uzun oluyormuş. Cochinilla’ ya kattıkları farklı minerallerle 24 ayrı kırmızı tonu elde edebildiklerini öğrenmek gerçekten şaşırtıcıydı.

Doğadan elde ettikleri renklerden bahsettikten sonra, bu kez başka bir bitkisel sırrı paylaştılar. *Sagtana* kökü…

Odunsu yapıya sahip *Sagtana* dedikleri bir kökü suya rendeledi ve nasıl köpürdüğünü gösterdi alttaki fotoğraf. İşte bu da bizim temizlik malzememiz, bu su ile çamaşır da yıkarız saçlarımızı da dedi. Aklıma bizim sabun gibi kullanılan kök geldi ama adını çıkaramamıştım. Araştırdım Çöven köküymüş. Saçların rengini koruyor beyazlanmasını önlüyormuş. 😳 Bu köyde saçında beyaz olan kimseyi göremezsiniz dedi. Gerçekten de dikkatimi çeken şeylerden biri, kadınların uzun ve simsiyah saçlarıydı.

Hayatta öğrenmeleri gereken bu geleneksel işleri 7 yaşından itibaren annelerinden öğrenmeye başlıyorlarmış. Bu bilgilerin nesilden nesile aktarılması onlar için çok önemliymiş.

Öyle ki anlattıklarına göre, genç kızların evlenmeden önce bu işleri bilmesi beklenirmiş. Gülümseyerek “Yoksa evde kalır, eş bulamayız” dediler. 😁

Rengârenk ipliklerin, doğal boyaların ve yüzyıllardır aktarılan bu el emeğinin hikâyesini dinledikten sonra tezgâhta dokudukları bir örtünün tanıtımını yaptılar. Ardından atölyeyi gezdik. 

Burasının bir aile işletmesi olduğunu söylemiştim. İkinci fotoğrafta tezgah başında başka bir emek sahibi var, ailenin amcası olmalı; bu kez el emeği bez bebeklerde indirim yaptıramadık.😁

Çıkış kapısına doğru ilerlerken, yetiştirdikleri tohum çeşitlerini sergiledikleri küçük bir stant gördük. İlk karede mısır ve patates gibi And coğrafyasının önemli ürünlerini sergilemişler. 🌽🥔

Hemen yanında ise güzel bir barınak vardı. Alttaki diğer fotoğraflarda görülen, içinde tavşana benzeyen ama aslında hiç de tavşan olmayan, iri ve sevimli hayvanlar duruyordu. Bunlar nedir? diye sorduğumda, cuy (kuy) dedikleri bir çeşit kobaymış. Bu hayvanları etleri için beslediklerini öğrendim.

Mısır tanelerinden birkaç tane hatta bakla da vardı aldım ama Aydın’da yetiştiremedik. 🤷‍♀️

Chinchero’daki bu sıcak karşılamanın, yüzyıllardır devam eden el emeğinin ve And kültürünün izlerini taşıyan bu güzel ziyaretin sonuna geldik.

Rengârenk ipliklerden doğal boyalara, köklerden elde edilen temizlik ürünlerinden geleneksel yaşamlarına kadar pek çok şeyi yakından görme fırsatımız oldu.

Küçük atölyenin kapısından çıkarken aklımda kalan en güzel şey, sadece dokudukları kumaşlar değil; bu bilgilerin anneden kıza, nesilden nesile aktarılıyor olmasıydı. 🧶

Şimdi ise yolumuza devam ediyoruz. Önümüzde bizi heyecanla beklediğimiz başka bir durak var… 

Dünyanın en özel yerlerinden biri sayılan Machu Picchu’ da görüşünceye kadar sağlık ve sevgiyle kalınız. 💞 💞💞

Bir Cevap Yazın