BÜYÜK İPEK YOLU *ÖZBEKİSTAN*-1

Gezi modumuzun yükseldiği bir anda neden Türki Cumhuriyetlere gitmiyoruz ki, diye düşündük. Daha önceki deneyimlerimize dayanarak yine Ejder Turizm’in 03-16 MAYIS tarihlerini kapsayan Büyük İpek Yolu Turu’na yazıldık. Tarihi İpek Yolu üzerindeki önemli ülkelerden önce Özbekistan ardından Kazakistan ve en son da Kırgızistan’ı kültürel değerleriyle tanıyacağız. Keşke Türkmenistan’da turizme müsaade etseydi de oraları da görebilseydik harika olurdu.

İstanbul Havalimanında grup buluşması ve değerli rehberimiz Ali Mert Özgün ile tanışmamız gerçekleşti. Türk Havayolları ile saat 21:50’de uçuşumuz başladı. 4 saat 20 dk. sonra 4 Mayıs 2024 sabaha karşı 04:20’de Semerkant Havalimanına indik. Kuş misali dün neredeydik bu sabah neredeyiz diyerek gezimize ilk ülkemiz Özbekistan’la başlamış olduk. Türk vatandaşlardan vize istemediği için çok zor olmayan işlemler sonrası bizi Buhara şehrine götürecek olan otobüsümüzü beklemeye başladık. Havalimanı çok modern bir mimariye sahip görelim.

       Kültürel değerleri, mimari ve tarihi dokusuyla, binlerce yıllık tarihi şehirleri ile Dünya Mirası Listesine girmiş Orta Asya’nın en etkileyici ülkesi olan Özbekistan’ı rahmetli tarih öğretmenimiz İzzettin Arıcalı; En önemlisi de efsanevi İpek Yolu’nun gözbebeğidir Özbekistan diye anlatırdı. Otobüsümüze bindik yerel rehberimiz Yorkin ile tanıştık, çok güzel Türkçe konuşuyor zaten Ejder Turizmin Orta Asya Şirketinin sahibiymiş çok şanslıyız. Semerkant’ı geride bırakıp 4,5 saatlik yolculukla Buhara şehrine gitmek üzere yola çıktık. Her zaman olduğu gibi biraz Özbekistan’dan bahsetmemiz gerek diyen rehberimize kulak veriyoruz.

       Özbekistan; Bölgedeki 7 bağımsız Türk devletinden biridir ve topraklarının neredeyse %80 kısmı Amu Derya yani Ceyhun ile Siri Derya yani Seyhun nehirleri arasında yer alır. Tienşan dağlarından (Tanrı Dağları) doğan Siri Derya kuzey steplerinin sınırını oluşturmuştur ki orada göçebeler yaşar oradan geçip Aral gölüne dökülür.       

       Amu Derya ise Fars ve Türk devletlerinin sınırlarını oluşturmuştur. Orta Asya’nın en büyük Nehri sayılan Amu Derya Hindukuş dağlarından, Kuzeydoğu Afganistan’dan doğar 2.400 km kadar Kuzeybatıya doğru aktıktan sonra Aral Gölü’ne dökülür.

       Her iki nehirde sonuçta Aral gölüne dökülüyor ve her ikisinin arasında kalan tarihi bölgeye Maveraünnehir deniyor. Arapça kökenli bu isim Türkçede nehrin ötesi anlamına gelir. Bugün Özbekistan’dan başka Kazakistan ve Türkmenistan arasında kalan çok verimli topraklardır. Bölgenin en önemli şehirleri Özbekistan’ın Semerkant ve Buhara şehirleridir.

       Maveraünnehrini geçen ilk ordu komutanı büyük İskender’di ve bu bölgeyi çok sevip yöreden Roksana adında bir de eş alır. Çok uzun yıllar sonra ipek yoluyla buralara kadar gelen Marko Polo’da topraklardan övgüyle bahsetmiştir. Ve Timur bölgede bir cihan imparatorluğu kurmuş liderdir. Yine Uluğ Bey en değerli hükümdarlarındandır. Bölgede yetişmiş Dünyaca ünlü adamlarından tıpta İbni Sina, Şair Fuzuli, bilimde El Biruni, din adamlarından İmam el Buhari, Ahmet Yesevi ve Nakşibendi buralarda yaşamış, Müslüman olan bir ülkedir.

       Bölge önce Perslerin ve İskender’in daha sonra sırasıyla Sasanilerin, Türklerin eline geçti. Moğollar buraları bırakıp Anadolu’ya doğru göç ederken Türkler burayı yurt edinir. Hatta Özbekler şaka yollu derler ki; biz atlarımızı kesip yediğimiz için göç edecek aracımız kalmamıştı. 😁 Sonra bölge Araplar, Çinliler ve yakın dönemlere kadar da Rusların kontrolü altına girmiş. Özellikle Ruslar tarımı ele geçirmeye çalışmışlar.

       Türki Cumhuriyetlerinin içinde en zengini Kazakistan olmasına rağmen Özbekistan’da altın rezervinde Dünyada üst sıralardadır. Doğalgaz ve turizm yönünden de zengin sayılır. Verimli topraklarında 442 bin km²’lik yüzölçümü var, yetiştirdiği pamuk ile de dünyada 5. sıradadır. Ülkenin resmi başkenti 3 milyon nüfusu ile Taşkent’tir ve ülke nüfusu da yaklaşık 38 milyondur. Nüfusun %87’si Özbek’tir. Resmi dil Özbekçedir. Ama Karakalpakça diye bir dil de konuşulurmuş. Biz çokça Rusça konuşulduğuna da şahit olduk. Özbek’ler en eski Türk boylarındandır. Özbekistan içinde; 12 vilayet ile batısında Karakalpakistan Cumhuriyeti adında Özbekistan’a bağlı özerk bir cumhuriyet olan, bağımsız bir şehir- aynı zamanda başkenttir- Taşkent’i barındırır. Para birimi *som* ama dolar da kullanılıyor. Bir de denize sınırı yoktur. Ara ara yine anlatırım yol uzun otobüsteyiz.

       Hava ağarmaya başladı bile aramızda 2 saatlik bir fark var burada saat 05:18 İstanbul’da 03:18. Bizde olduğu gibi burada da sabahın erken saatinde tarlaya giden kadınlarla karşılaşıyoruz. Köylerden geçerken Ruslardan kalma doğalgaz boruları sarı sarı evlerin neredeyse üstünden geçiyor. Evlerin önündeki ağaçların çevresi havuz gibi açılmış yağan yağmurla dolsun diye, zira suyu olmayan bir ülke nedenlerini daha sonra anlatacağım.

       Çok katlı binalar olmadığı için henüz büyük şehir görüntüsü yok. Gözüme ilk önce çok sayıda beyaz renkli Chevrolet marka arabalar çarptı ve de T.C Ziraat Bankası. Sonra güzel bir hastane ve sağlık okulu. Yazıda ne demek istiyor anlayamasam da tercümesinde *Tıbbi kodlar sağlığımızın koruyucularıdır* yazdı. 🤷‍♀️ Sonunda çok güzel bir otele geldik biraz dinlenip şehri gezmeye başlayacağız. *Hatırlatmakta fayda var fotoğraflara tıklayıp bakınız* büyütmezseniz kalite maalesef bozuk görünüyor.

Buhara

       *Kubbet-ül İslam* İslam’ın kubbeleri sayılan önemli 3 şehirden biri olarak tanınan Buhara, Zerefşan Nehri Havzasında hayli büyük bir vahada kurulmuş Özbekistan’ın 12 vilayetinden biridir. Türk- İslam medeniyetinde önemli bir yere sahiptir. 2500 yıllık geçmişi olan bu tarihi şehrin adının *Vihara* dan türediği kabul edilir anlamı da kale-tapınaktır.

       Buhara tarihte birçok fetih yaşamış. En çok bilinenleri M.Ö 329 da Büyük İskender, 1220 de Moğol Hükümdarı Cengiz Han’ın fetihleridir. En büyük yıkım Cengiz Han döneminde yaşanmış. Ülkeyi Harzemşahların yönettiği dönemde 12 gün süren kuşatma sonrası Buhara’yı kaybetmişler taş taş üstünde kalmamış.

       Geçmişte Mekke ve Kudüs neyse Buhara da sıralamada onlardan sonra gelen önemli şehirlerden biriymiş ve birçok beyliğe de başkentlik yapmış. Tarihi mekanları çok, kervansaray, medrese, camileri ve yetiştirdiği değerli ilim ve din alimleriyle tanınmış. Antik şehir iç içe iki kaleden ve onu kuşatan surlardan oluşuyor. Dış kale halkın yaşadığı yer ve surlar onları koruyor, iç kale ise mülki erkan dediğimiz idari kesimin yaşadığı yer ve surlar da onları halktan koruyor. 

       İlk durağımız İsmail Sâmâni Türbesi. Otobüsten indiğimiz yer dış kale içinde bir park. Oyun parkı ama adı da Samani Kültür parkı. İnsanları sıcak kanlı, güler yüzlü ellerini kalpleri üzerine koyup selamlıyorlar. Özellikle erkekler kadınları öyle selamlarmış görelim.

       Yemyeşil güzel ağaçlandırılmış park yerel halkın çoluk, çocuk iyi vakit geçireceği bir park. Zaten tarihi dokusu her yerden görülüyor. Biraz yürüdükten sonra İsmail Sâmâni Türbesi göründü. Önce görelim mi? Haydi.

       Sâmâni’lerin kurucusu, Han’ı İsmail Sâmâni tarafından babası Ahmed ibn Assad için yaptırılan bu türbenin inşası (892-942) tam 50 sene sürmüş. Dönemin en eski ve ilk İslam mimarisi örneğidir. Bizim Anadolu’da gördüğümüz bütün Selçuklu türbelerine esin kaynağı olmuştur. Bu yönden de ayrıca önem kazanır. Önceleri hanedan mezarlığı olarak düşünülmüş. Tamamen pişmiş toprak yani tuğladan yapılan bu harika yapı günümüze kadar bir iki basit restorasyon haricinde olduğu gibi aynı şekilde gelmiştir. Tek bir giriş kapısı var ve dört tarafı da aynı model. Bilinen o ki, çöl kumları ile yıllar boyunca üstü kapalı olduğu için görülmemiş yıkımlardan kurtulmuştur, içini de görelim.

       Türbe içindeki mezarda İsmail’in babası ile İsmail’in torunu II. Ahmet’in yattığı biliniyor. İçerde görünen tek bir kümbet yapı var zaten Özbekistan’da mezarlar yukardaki fotoğrafta görüldüğü gibi kümbet şeklinde yapılırmış. Yani toprak kazılıp içine konmazmış. Sebebi de taban suyu yüksek olduğundan toprağı kazınca su çıkıyor haliyle cenaze de gömülemiyor. Gerçi artık su olmasa da alışkanlıkları devam ediyormuş. Sonra da üstü de böyle taş veya tuğla ile örülürmüş. İsmail Sâmâni’nin mezarının yeri halen bilinmemektedir. Rehberimizin anlattığına göre bu güzel türbenin bir özelliği de pencerelerden giren ışığın duvar süslemelerinde değişiklik yaratmasıdır, özellikle ay ışındaki görüntü muhteşemmiş. Anıt mezar artık Unesco Dünya Mirası listesindedir.

       Park içinden yürüdük burada da tarihi yapılar var ve yine turistik eşya satan yerler de var. Altta fotoğrafını paylaştığım amca Türkçe biliyordu biraz sohbet ettik tarihi ve dini kitaplarını satıyor. Çok renkli takkeler gördük meğer önceleri sadece erkeklerin taktığı başlıkmış adı *doppi* şehirlere göre modeli de değişiyormuş. Bizlerin Türk olmamıza ve oralara kadar gelmemize çok seviniyorlar. 🥰

Buhara- Samani Parkı
Buhara- Samani Parkı

       Yürümeye devamla tarihi bir yapıya daha geldik.

       *Eyüp’ün Çeşmesi* (Chasma-Ayub) evet bu diyarlara peygamberler de gelmiş ve sabrın sembolü peygamber Eyüp Sultan’da buralara Buhara’ya kadar gelmiş. Geldiği dönemde rivayet o ki, halk susuzluktan kırılıyorken Eyüp Sultan asasını yere vurur ve su fışkırır hemen oraya kuyu yaparlar. O yüzden buranın adı Çeşme-i Eyüp’tür. Tam tarihi belli değil ki tabelasında XII-XVI yüzyılları arasında yapılmış anıtsal mezar diye yazıyor. Fotoğrafta tam görünmüyor ama sivri kubbenin tepesinde 2 Leylek figürü var. 

Buhara- Eyüp Çeşmesi ve Müzesi
Buhara- Eyüp Çeşmesi ve Müzesi

       İçeri girince karşımıza ahşaptan yapılmış 3 musluklu bir çeşme ve arkasında da kuyusu çıkıyor. Kuyuda hala su var ve çeşmeden içilen suyun şifalı olduğuna inanılıyor. İçtik elbette şifa olsun dedik. Hemen arkadaki bölümde de kime ait olduğu bilinmeyen bir de mezar var. Yan odalar da müzeye ayrılmış. O tarihlerdeki göçerlerin yaşamı ile Aral Gölünün nasıl kuruduğu ve kuraklığın sebepleri anlatılmış.

       Biz de yerel rehberimizden Aral Gölünün nasıl kuruduğunu dinledik aktarayım.

       1920’de Dünyada hanedanlıklar ortadan kaldırıldı. Buhara hanedanlığı da 1922’de kaldırıldı. Özbeklerin çok sevdiği Rus’lar buradaki halkı 4 sene oyalamak siyasileri kendi yanlarına çekebilmek adına geçici Cumhuriyetler kurdular. 1923’te Vladimir İlyiç Ulyanov, bilinen adıyla Lenin vefat edince yerine Resmi babası Rus, öz babası Gürcü olan Stalin (asıl adı Yosif Visaryonoviç Cuğaşvili) geçer. Stalin, Orta Asya haritasını çiziyor ve Türkistan adını tamamen ortadan kaldırıp, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Tacikistan’ı kurarken 100 sene sonrasını düşünerek küçük bir de Özerk Cumhuriyet kuruyor, Karakaplakistan Özerk Cumhuriyeti sonradan adına bir de Sovyet Sosyalist lafını ekliyor. Aslında aynı dili konuşan birbirinden ayrılmaması gerekirken 5 ayrı devlet oluşturuldu. Kim yaptı? Stalin.

       1924 yılında tüm Dünyada kölelik kaldırıldı. Yerine ne geldi dersiniz? Pamuk ticareti ve onun için çalışacak işçiler (bir nevi köleler) 1924 yılı öncesi Bolşevikler Özbekistan’da korkunç katliam yapıyor, 25 yaşın üstünde bir tek erkek bırakmayacak şekilde halkı kırıp geçiyorlar. 😱

       Pamuk ticareti başladığı yıllarda Özbekistan’ın yüzölçümü aşağı yukarı 400 bin km² ise 350 bin km²’lik kısmını pamuk tarlası yapmışlar ve 1945 yılında Sovyetler Dünya pamuk üretiminde sadece Özbekistan’ın pamuk hasadı miktarı 7 milyon beş yüz bin ton ile rekor kırmışlar. 😳

       Altta fotoğrafı paylaştım Aral Gölü’nün müzedeki posteri, tam tercüme edemedim.

Buhara- Eyüp Çeşmesi
Buhara- Eyüp Çeşmesi müzesi

       Poano’da da yazıyor gölden atmosfere her yıl 15-75 milyon ton toz ve tuz salınıyormuş. Rehberimiz anlattı; Göl kenarında iki gün geçirdim siz gökyüzünde yıldızları görürken ben işte bu toz ve tuz bulutunu gördüm.

       Neyse, Aral gölünün suları bu yüzden pamuk tarlalarına pompalanınca 1957 de %3 azalmaya başlıyor. Özbekistan’da Kızılkum Çölü yüzölçümü olarak çok yer işgal ediyor. 😁 Yani neticede çöl işte ot bile bitmezken bol sulu tarım olan pamuk için Aral Gölü feda ediliyor. 1989 yılına gelindiğinde Aral gölü ikiye bölünüyor. Yüzölçümü 1960 yılında 68.000 km² iken 2017 yılında sadece 8.600 km² ye kadar düşüyor. İlk Cumhurbaşkanı İslam Kerimov BM’nin dikkatini çekmiş. Ve artık Özbekistan’da su kullanımını şimdiki Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’de kanunlarla ve halkın yardımıyla kontrol altına almış gerekli sağlık çalışmalarını da sürdürüyorlarmış..

       Sağımız solumuz tarihi yapılar. Bir tane daha çok güzel helezoni yapısı var. Tanınmış İslam İlmi alimlerinden İmam El Buhari anısına yapılan bir yapı. Tam olmasa da mimari yapısı ile bana Hindistan’da Rajastan eyaletindeki tarihi güneş saati olan Jantar Mantar’ı anımsattı. Aşağıdaki yapı İmam El Buhari anısına yapılmış ona ait el yazması hadislerin de bulunduğu bir anıt müze.

Buhara- İmam El Buhari müzesi
Buhara- İmam El Buhari hatıra müzesi

       İmam el Buhari hadis konusunda tanınmış İslam din adamıdır. Birçok sahih hadisleri kitap halinde toplamıştır. İnsan ilişkileri çok iyi olduğu bilinen Buhari İslam’ın yayıldığı tüm yöreleri Hz. Muhammed’in de yaşadığı yerleri gezmiş. Her eve girer çıkar bu arada hadisler hakkında bilgiler öğrenirmiş. 600’e yakın hadisi derlemiş derlediği hadislerin kendince en sahih olanlarını bir kitapta toplamış, çok güvenilir hadisler olduğu için de kabul görmüştür. Kısaca hadisler hakkında en bilgili en uzman kişidir. 

       Rehberimizin daha görülecek çok yer var biraz daha gayret demesiyle kendimizi büyük bir açıklıkta yemyeşil ağaçlı harika bir alanda bulduk. Fotoğrafta görünen seyir kulesinden manzara harikadır ama vakit yok çıkamazsınız dedi. Hem de çok fazla kuyruk vardı. 🤷‍♀️ Burası vaktiyle su deposuymuş sonradan turizme kazandırılmış. 

Buhara-Seyir Kulesi
Buhara-Seyir Kulesi

       Hemen yanında bir taş kule var, çok güzel bakalım neymiş.

Buhara Bolo Havuz camii minaresi
Buhara Bolo Havuz camii minaresi

       Evet hemen yanındaki ahşap sütunlarının renkleri, işlemeleri ve önündeki havuzu ile inanılmaz huzur verici bir cami var. Cuma Camii yani merkez Camii’nin minaresiymiş.  

       *Bala Havuz Camii* 

       Bolo Hauz Camii fotoğrafına bakalım ben de anlatayım. Elbette rehberimizden öğrendiklerimle.

Buhara- Bala Havuz Camii
Buhara- Bala Havuz Camii

       Yerel rehberimiz Yorkin, Bala havuz demek havuzun yanındaki cami demektir diye anlatmaya başladı. 1700’lü yıllarda halkın namaz kılacağı merkezi bir cami yoktu. Bala camii 1707-1708 yılları arasında halk tarafından inşa edilmiştir.

       Neden halk yaptırmış derseniz; 1707’de burada iktidarda Buhara hanlığı vardı yani o da soy olarak Cengiz Han’a dayanıyordu ve hanlık ekonomik kriz yaşıyordu. Halkın namaz kılacağı merkezde bir camiye ihtiyaç vardı. Ama cami yaptıracak para yoktu. Buhara hanlığında hazine tamamen boşalmıştı. Sonra hanlar halka sesleniyor yani halkla birlikte el ele vererek bir cami inşa edelim diyorlar. İşte o zaman halk da elinde avucunda ne varsa hepsini çıkartıp devlete veriyor ve sadece bir sene içerisinde camiyi inşa ediyorlar.

       Tabii ki ilk başta inşa edildiğinde sütunlar ve minare yoktur. Minareyi 1910 yılında Buhara’nın o dönemdeki en son emiri Emir Alihan tarafından inşa edildi ve caminin ikinci ismi olarak 40 sütunlu cami ismini aldı.

Buhara- Bala Havuz Camii
Buhara- Bala Havuz Camii

       Dikkat ederseniz camide sütunların sayısı 20 tane ama adı 40 sütunlu cami olarak adlandırılır peki neden? Benden kaçmadı tabii fotoğrafı çekerken havuzdaki yansımayı çekmiştim yapıştırdım yansıma ile diye… 💃💃💃 Yukarda paylaştığım fotoğrafı havuza akan sular olmasa daha güzel çekebilirdim yansıma da tam olurdu. 🤷‍♀️ Buradaki ahşap oymacılığını, nakış işlemlerini 1710 yılına kadar hep kadınlar yapmışlardır çünkü elleri çok nazik olduğu için diyor. Sonra işçilik erkeklere geçmiş ama onlar da işi ticarete dökünce sanat ölmüş diyor ama tabii şaka dedi… Sonra böyle ustalıkları ahşap işlemeleri hep erkekler yaptı diye de ekledi. Sütunların güzelliğine bakınız.

       1920’de Bolşevikler buraya geldiğinde yani çarlık düştükten sonra iktidara Bolşevikler geliyorlar yani Stalin geldikten sonra şöyle fetva mı diyelim bir söz söylüyor diyor ki; bir milleti yok etmek için oraya bir ordu göndermeye gerek yok, o milletin diline, dinine, kültürüne yasak getireceksin, işte o zaman o millet kendiliğinden yok olur.

       Tarih 1920’de Orta Asya genelinde 220’den fazla cami ve medreselerin hepsi kapatılıyor, önlerindeki halkın kullandığı havuzları mikroplu diye kurutuyor. Bu camide 1956’ya kadar kapalı kalmıştır. Caminin içi de ayrı güzellikte.

       Hemen Registan Meydanındaki Ark kalesine geçiyoruz. Ama bu güzelliği kendince ölümsüzleştiren bu sanatçıyı es geçemedim.

Buhara- Bala Havuz Camii
Buhara- Bala Havuz Camii

       *Ark Kalesi* Ya da Ark Sarayı. Evet Buhara’nın iç kalesi ve surlarını görüyoruz, önce kaleyi görelim sonra içine gireceğiz. Kapıda güvenlikten geçiliyor.Buhara- Ark Kalesi

       Ark sarayı diyeyim zira mülki erkan-üst düzey yetkililer, aileleri, gelen ziyaretçilerin özellikle de şair ve alimlerin konakladığı yerler var. Buhara Hanedanlığı sonrasında Buhara Emirliğinin ikametgâhı olarak kullanılmış. Çok eski tarihe sahip kalenin yapımının 1 ila 4. yüzyıla kadar uzandığı söyleniyor. Birçok kez yıkılmış yeniden yapılmış yerden yüksek oluşu o nedenleymiş tahmini 18 metre gibi… Kalenin içine doğru yürüyoruz, yan duvarlarda bazı kalıntılar sergilenmiş. İlk karedeki taşlar Bolşevikler tarafından kaleyi yıkmak için atılmış olan gülleler. Ayrıca 3 tane daha oda var. İlk ikisi boştu ama su ve kum odasıymış yani kalede bir yangın çıkarsa müdahale etmek için gerekli malzemeler. İkinci kare mahkeme olmak için bekletilen suçlular temsil edilmiş, diğerleri tarihi değeri olan kalıntılar diyeyim. Neyse baka baka biraz yokuş çıkıyoruz.

       Hemen solumuzda yine ahşap sütunlu bir cami var. Ark kalesinin Cuma Camii. Ve bundan sonra çokça göreceğimiz cami de olsa kenarında turistik eşya satış stantları var.

Buhara- Ark Kalesi Cuma Camii
Buhara- Ark Kalesi Cuma Camii

       Aynı Bala Havuz Camii gibi ahşap sütunları var daha küçük tabii. Kapı girişindeki tanıtım tabelasında yazılanlara göre;

       18 yüzyılın başlarında emir Süphan Kulikhan hükümdarlığı sırasında (1680-1702) yılları arasında inşa edilmiştir. Camiyi 3 taraftan ahşap sütunlu ahşap galeri ayvan çevrelemektedir. Tavanı geometrik ve bitkisel süslemelerle süslenmiş olup marangozluğun ilginç bir örneğidir. 8 ön kapısı 4 mihrabı vardır caminin kuzey, doğu ve güney cephelerinde içten ahşap kepenkleri dıştan alçı kafesli pencereleri bulunmaktadır. Birçok kez restorasyon geçiren cami son büyük restorasyonu emir Alimhan döneminde (1910-1920) yılların da yapılmıştır. Günümüzde camide *17- 20 Yüzyılların Eserleri Sergisi* var. İçinden birkaç kare. İkinci karedeki yazı ve resimlere fotoğrafı büyütüp bakınız.

       Eski doğu ülkelerinin en popüler sanat dallarından biri de hat sanatıdır. Orta Asya’da birbiri ardına 5 büyük hat ekolü oluşturulmuştu bunlar; Buhara, Harzem, Fergana, Semerkant ve Taşkent’tir ve kaligrafide uzmanlaşmışlardı. Buhara’da dahil olmak üzere Orta Asya’nın zengin bir hat sanatı tarihi var. 14 ve 19. yüzyıllarda hat sanatına özel bir ilgi vardı, bunun nedenlerinden biri de kitap basmak için matbaanın bulunmamasıydı.

       Camiden sağa dönmeden hemen önceki yapının kapısından içeri girdik. Kapıdaki tanıtım panosunda buranın zamanın Kuşbeyi’ne ait iç avlu olduğu yazılı.

       Kuşbeyi, 1756-1920 yıllarında Buhara Emirliği’nde Özbek Mangıt hanedanlığı döneminde devlet işlerini yöneten vezir unvanına karşılık gelen bir unvanmış. Panodan aktarabildiğim; Emrinde 20-70 yaş arasında Şakird- Pişa yani hizmetçileri varmış. Bunlar aynı zamanda 15 günde bir değişir ve verilen önemli görevleri de üstlenirlermiş. Salon günümüzde müze olarak kullanılıyor. Tabiat – Doğa bölümüne girdik doldurulmuş gerçek hayvanlar var. Biyoloji ve maden ile ilgili sergilemeler de var.

Buhara- Ark Kalesi
Buhara- Ark Kalesi
Buhara- Ark Kalesi
Buhara- Ark Kalesi

       Yine dar bir koridoru geçip çok geniş bir araziye çıktık. Buhara arkeoloji sahası diye geçiyor. Kalenin yıkık duvarları ile daha önce yapılıp toprak altında kalmış bölümlerini gün yüzüne çıkarmak için kazı çalışmaları yapılıyor. Ve kaleden geriye değerli tarihi eser kalmamış gibi. Bolşeviklerin bombardımanından dolayı bu taraflar hep yıkık. 1920’de Ruslar emirin kaçabileceğini düşünerek yoğun bombardımanı buraya yapmışlar. Emir yine de kaçmış hem de tüm hazineyle. Ama tonlarca altını Buhara’da nereye sakladığını Ruslar bulamadığı gibi halen kimse bulamamış. Laf aramızda 10 ton (abartılı olsa da) ve değerli mücevherlerden bahsediliyor.

       Bu arada yerel rehberimiz Yorkin güzel bir hikâye anlattı. Malum üzere hikayelere bayılırım. Zamanın Semerkant Prensi adı Siyavuş. Baba tarafından Türk anne tarafından acem yani İranlı. Zaten sonradan hükümdar oluyor. Buhara’ya gelip emirin kızına aşık 💘oluyor. O zamanlar Buhar Kudat’lar ülkeyi yönetiyordu. Siyavuş aşık oldu ve evlenmek istedi. Kızın babası o zamanki Buhar Kudat’lardan birisi. Siyavuşa bir öküz veriyor. Diyor ki, bu öküzün derisine sığacak kadar bir saray inşa edersen kızımla evlenmene onay veririm…

       Siyavuş ne yapmış? Öküzü kesmiş pişirip çatır, çatır (yerel rehberimiz pek güzel anlatıyor) bir güzel yemiş. Derisini kurutmuş. Bunu çoook ince urgan yani ip yapmış. Sonra bu ip ile şimdiki bu gördüğünüz Ark Kalesi’nin projesini çizmiş. Sonra da kaleyi inşa etmiş. Siyavuş’un ince zekasına hayran kalan Buhar Kudat Hükümdarı sadece kızını değil ülkesini bile Siyavuşa teslim etmiş. Nasıl güzel bir hikâye. Neyse sahaya çıkalım.

İnanılmaz bir sıcak var ve biz bu boş arazide yürüyoruz. Az öteden daha sonra gideceğimiz eski şehir bölgesindeki Poi-Kalan Külliyesi harika görünüyor.

Buhara- Ark Kalesi
Buhara- Ark Kalesi’nden Eski Buhara’ya bakış

Son çıkış öncesi yine boş bir alan burası da emirin 15 atının ahırı gibi bakıldığı yermiş. Biz de atları değil ama kaleden gözetleme kulesini gözetledik. 😉😁 Caminin önündeki satıcıdaki kuklalar diyeyim ve tabaklar çok renkli ve güzeldi.

Buhara- Ark Kalesi
Buhara- Ark Kalesi’nden Buhara gözlem kulesi

Buhara- Ark Kalesi
Buhara- Ark Kalesi

       Sıcak dinlemeden yürüyoruz. Hoca Nurabad Caddesinden 1 km kadar ancak yürüdük. Güzel bir Özbek aile görünce kaçırmadım. Genelde hanımların altın diş yaptırmaları statülerini belli ediyor. Kısaca zenginiz demek istiyorlar. Pembeli hanımın tüm dişleri altın. Hoş bizim ülkemizde de Muğla’nın Akkaya köyünün böyle ilginç geleneği vardır. Ben yeni mezun olduğum yıl Yozgat’ın Boğazlıyan kazasında çalışmıştım orada da altın diş yaptıran çoktu.

Buhara- Eski şehir
Buhara- Eski şehir

        Ay ne güzel caddede Uluslararası Altın İşleme ve Takı Festivali var ve birçok ülke stantlar açmış.

       Gözüm hemen bizimkileri aradı. Arayan bulur demişler. Yanlış hatırlamıyorsam İzmir’den gelmişler.

Buhara- Eski şehir
Buhara- Eski şehir Uluslararası Altın İşleme ve Takı Festivali

       Nihayet çok konu edilen tarihi Kalan Minaresini göreceğiz. Alttaki fotoğrafta görülen kompleks Buhara’nın sembolü sayılıyor ve Po-i Kalyan Kompleksi diye geçiyor.

Buhara-Po-i Kalyan Kompleksi
Buhara-Po-i Kalyan Kompleksi

       Sıcak bir yandan nefes kesiyor kalabalık bir yandan. Biraz da gölge namına tek ağaç yok. Komplekste Kalyan Minaresi, Kalyan Camii, Emir Alim Han Medresesi ve Mir-i Arap Medresesi olarak 4 anıt bulunmaktadır. Yukardaki fotoğrafta görülen yapıların içine girmek için epey yürüdük. Çok geniş bir alan olan Poi Kalan meydanına geldik. Hemen sağımızda tüm heybetiyle karşımıza çıkan bu güzel yapı Kalan Minaresi.

       Kalon-Kalan-Kalyan Minaresi; Özbekçe uzun, yüksek anlamına gelen minarenin okuduğunuz gibi çok adı var. Ben Kalan diyeceğim.

Buhara- Poi- Kalan Meydanı ve Kalan Minaresi
Buhara- Poi- Kalan Meydanı ve Kalan Minaresi

       Poi- Kalan Kompleksindeki tarihi yapıların en eskisinden başlarsak Kalan Minaresi ve hemen arkasında Kalyan Camii olarak da adlandırılan Cuma Camii Minarenin tam karşısında Mir-İ Arap Medresesi.

       Kalan minaresi 11. yüzyılda ilk inşa edildiğinde ahşaptan yapılmış buhara kuşatması sırasında yakıldığı için yerine temel çok zayıf olan başka bir minare yapılmış. Bu minare zamanla yıkılmış en son üzerindeki çini kitabede yazıldığına göre günümüzdeki hali 1127 yılında Karahanlı Hükümdarı Muhammed Aslan Han tarafından yaptırılmış. Mimar Bako adındaki mimarın tasarımı ile yerden yüksekliği 149 fit yani aşağı yukarı 48 metre olup yukarı doğru daralan tuğla yapısı ile muhteşem bir minare. Bazı yerlerinde çini işlemeler olan 105 basamakla çıkılan minarenin birkaç hikayesi de var. Bako ustaya bu minare (çapı 9 m) çabuk yıkılır demişler. Bako usta da yıkılma mesafesini ayarlayıp ben ölürsem mezarımı buraya gömün ki başucuma düşsün demiş. Elbette endişeler boşa çıkmış. 1976 depreminde bir miktar hasar görmüş 1980 de restore edilmişse de bakınız hala dimdik ayakta.

       Bir başka hikâye; Cengiz Han bölgeyi istilaya geldiğinde çevreyi gezmeye başlıyor. Kalan minarenin yanına gelip yüksekliğine bakayım derken ayağı takılıp yüzükoyun yere düşüyor. Cengiz Han doğrulup miğferini de başına takarken: Ben hiçbir cihanda başımı da öne eğdirmedim bana baş eğdiren bu minareyi sakın yıkmayın demiş. Ve günümüze kadar böyle gelmiş.

       Elbette ezan okunmasından başka görev de görmüş. Bir dönem İpek Yolundaki kervanlara yol gösteren fener olmuş, savaşlarda gözetleme kulesi olmuş. En kötü görevi ise suçluların minareden atılarak ölüme gönderilmesi ile ölüm kulesi olmuş. Halen asli görevine dönememiş ne minare ne de cami. İçleri dışları hediyelik eşya satış yeri olmuş. Benim görüşüme göre tarihi tek kalıntı yok hepsi günümüzün yapıtı. Yani onlar da benim gibi tarihi bir his yaşamıyorlar. Turizmden para kazanma yolundalar. Birçok yapı aslına uygun yeniden inşa edilmiş.

       Kalan Camii- Cuma Camii; Kalan Camii de minaresiyle birlikte 12. yüzyılda.

       Karahanlı Hükümdarı Muhammed Aslan Han tarafından yaptırılmış. Yıkılmış yine 16. yüzyılda yeniden restore edilmeye başlanmış. Büyük kapıda yani *Taç kapı* deniyor, girişe konmuş olan tabelada *1514 yılında tarihi anıt olarak devlet korumasına alınmıştır yazıyor*. Bu restorasyonda Şeybaniler’den Ubeydullah Han bir seferi dönüşünde ele geçirdiği  ganimetlerle çini süslemelerin yapımını sağlamış. Çok büyük ve harika bir iç avluya girdik. İlk fotoğraf camiye girebileceğimiz taraf eyvan deniyor, ikincisi cami avlusuna ilk giriş yani girdiğimiz kapının karşıdan görünümü kalan minare ile çok güzel görünüyor. Yine büyütüp bakınız.

       Gördüğünüz gibi avluya çıkış yine çok güzel. Avluda çok görkemli bir dut ağacı var. Etrafa dökülen dutlar ezilip kirletmesin diye çarşaf germişler herkes yiyebilir. Fırsatı kaçırmadık yedik. Buhara sokakları da dut ağacı dolu. Avlu 7o küsur metreymiş etrafında bir hayli çok kemerli girişler var hepsi kapalıydı. 10 bin kişinin birlikte ibadet edildiği en büyük camilerden biriymiş. Çok küçük bir bölüm ibadete açılmıştı diğer yerler restorasyonda ve bazı yerler de artık görmeye alıştığımız turistik eşya dükkânı olmuş.

       Artık camiye girelim dedik. 208 kolon var dedikleri doğru yani inanılmaz. Tabii daha fazla içerilere gidemedik. Yolun sonunda bir mihrap yanında ahşap minber zaten ibadet yapılmayan yer bant çekmişler. Namaz kılmak için kadınlara ve erkeklere iç avluda ayrı olarak küçük birer yer ayırmışlar. Alttaki fotoğraflarda caminin içine girerken görülen kolonlar ile en sonunda caminin mihrabı ve yanında minberi görülüyor. 

       Cami minaresi kadar şanslı olamamış yine bir hikâyeye göre; Cengiz Han minareyi çok beğenmiş camiye girmiş yine çok beğenmiş. Burayı Han’ın sarayı zannedip yıkın demiş. Başka bir rivayette; Halk, Cengiz Han gelir bizi keser aman camiye saklanalım hem Cengiz Han o kadar gaddar olamaz ibadet yerine saygılıdır demişler ve hep beraber camiye sığınmışlar. Ama maalesef bu onların sonları olmuş hepsi kılıçtan geçirilmiş. Hatta cesetleri giriş eyvanının önündeki şadırvan benzeri kuyuya doldurulmuş derler. Ve sonradan bu yapı onların anısına yapılmış. Alttaki fotoğraflar.

Buhara- Poi- Kalan-Cuma Camii
Buhara- Poi- Kalan-Cuma Camii

       Bunaltıcı sıcak devam eder bizim tarihi yapı ziyaretimiz de Kalan Caminin hemen karşısında olan Mir- i Arap Medresesi ile devam eder.

       Mir- i Arap Medresesi; Arapların büyüğü anlamına gelen medrese günümüzde hala öğrenci yetiştirmekte. Bu yüzden gezmek kolay olmadı. Kubbelerinin rengi ile hayli görkemli gözüken medreseyi Buhara Hanı Ubeydullah Han 16. yüzyılda Yemenli hocası şeyh Abdullah Yemeni’ ye atfen yaptırmış. Abdullah yemeni Nakşibendi tarikatına bağlı Şeybanilerin şeyhidir.

       Güzel bir de hikayesi var; Yemenli bir şehzade olan Abdullah rüyasında Peygamberimizi görüyor. Rivayete göre zaten peygamber soyundan gelen torundur, ondan aldığı işaretle, ben han falan olmam tasavvufa yöneleceğim der ve çıkar Buhara’ya gelir. Müslümanlara yol gösterip tanınır. Buhara emirleri tarafından da sevilir, hürmet görür ve şeyh olarak müritleri ve öğrencileri çoğalır. Daha büyük bir medreseye ihtiyaç var deyince Ubeydullah Han yemenilerin de yardımıyla Mir-i Arap Medresesini yaptırır ve Yemeniye atfeder. Arapların büyüğü prensi anlamına gelen Miri Arap zaten yemenin lakabıdır. Medresenin de adı olarak kalır.

       Kapısındaki tabelada 1530-1536 yıllarında yapılıp devlet korumasına aldığı yazıyor. İki katlı olan medresenin ilk katı derslikler üst katı yatakhane. Öğrenim görülen 114 adet dersliğin sayısı Kur’an’ı Kerimin sure sayısına atfedilmiş. İçerde ders yapılıyordu gezemedik ama kapısı açıldıkça içeri baktım hepsi erkekti. Yüze yakın talebesi olan yatılı İslam koleji olarak eğitim veriliyormuş. Yılda ancak 15-20 kişiyi sınavla alıyorlarmış. Medresede Ubeydullah Han ve Mir Arap şeyhin mezarları varmış ama göremedik. Kaçamak yapıp yanlara doğru geçtim girişi yasak olan avlunun altta paylaştığım fotoğrafını kafesli penceresinden çekebildim.

       Dört önemli yapı var demiştim sonuncu da Kalan Minarenin hemen sağ yanında yer alan Emir Alim Han Medresesi. Aynı yıllarda yapılmış. Medrese olmasının yanında Hamamı da varmış. Alttaki fotoğrafta göreceksiniz sadece hamam kısmı açık orada da görev olarak turistik eşya satışı yapılıyor ve turistler için kıyafetli fotoğraf çekimi yapılıyor.

Buhara-Po-i Kalyan-Emir Alim Han medresesi Hamamı
Buhara-Po-i Kalyan-Emir Alim Han medresesi Hamamı

       Şimdilik Po-i Kalyan gezisi bu kadar yürüyerek gezmeye devam. Kenarlarda göreceksiniz her yer turistik eşya satış yeri dolmuş. Alma niyetimiz olmayınca fiyatlarla da ilgilenmedim fotoğrafla yetindim.

       Önce otele uğrayalım derken cadde ve sokaklardan görüntüler. Aa şansımıza inanılmaz bir müzisyen grup ve oynayan insanlara rast geldik harika.

http://

       Ve diğerleri bu ilk karedeki çift ya nişanlı ya yeni evli kızın kıyafetine ayakkabılarına daha doğrusu terliklerine dikkat edin çok hoş. Diğer kare halıcılar ve giyim eşyaları satılan bir çarşı bizim kapalı çarşı havasında içinden geçip gittik.

       Caddede yürüyüş devam ediyor. Selfie çeken bir güzel. Allahtan yol trafiğe kapalıydı. Diğeri değişik bir araba gördüm BYD marka ve elektrikliymiş. Kapıyı tutan adamı yapay zekaya havale ettim değiştirdi. Fena olmamış. 😁

       Ara sokaklarda hep aynı tarihi yapı görünümlü değişiklik arıyorum bir tane açık kapı buldum ve bingo, ev hali üstelik tandır da var.

       Güzel bir parka geldik. Tarihi su kaynağı havuza dönüştürülmüş. Burası Buhara’nın kalbi sayılıyor Leb-i Havuz. Buhara’nın kavurucu sıcağında serinlemek, sosyalleşmek adına harika bir yer. Başka bir gün yazısı olacak .😉 Çevresinde tarihi yapılar çok ancak çoğu şimdilerde turistik restoran olmuş. Çevrede dut ağaçları asırlık diyorlar. Çok turist var bir yerde folklor gösterisi var.

       Bizde olduğu kadar onlarda da nükteli fıkraları ile bilinen Nasrettin Hoca’nın heykeli var. İlk fotoğraftaki (tıklamayı unutmayınız) hoca heykeli hiç bizim tanıdığımız göbekli hocaya benzemeyince uzaktan çektim. Eşeğinin sağ kulağı ve ayağını ellemekten parlatmışlar. 😁

       Havuz ve çevresi akşam gezintileri için de harika ve çok eğlenceli, hatta konser de veriliyormuş. Hive şehri dönüşü yine Buhara’ya gelecekmişiz o zaman daha etraflı anlatırım. Akşam yemeği için Old Buhara Restorana gittik. Burada özel localı yerler var. Biz yarı kapalı bir yere geçtik isabetli olmuş, bir ara yağmur atıştırdı. Yemek paylaşmadığımı biliyorsunuz ancak çok doyurucu yani bir porsiyon burada Jumbo porsiyon oluyor. 😁

       Akşam oldu herkes gibi sizi de yormadığımı ümit ediyorum. Yarın yeni rotamız 6 saatlik mesafedeki Hive şehri olacak.90-IMG_0262

       Kaldığımız otelde düğün vardı size bu güzel gelin ile şimdilik hoşça, sağlık ve sevgiyle kalın diyorum.💞💞💞

11 thoughts on “BÜYÜK İPEK YOLU *ÖZBEKİSTAN*-1

  • Merhaba Alev Hanım, çalışmanızı bugün keyifle okudum, elinize sağlık. Ben de Aral Gölünü, onu besleyen Amuderya ve Siriderya ve Maveraünnehir’i hâlâ unutmamışım. Havuzlu Bala Camii gerçekten çok güzel. Ne kadar sıkıntıyla gezdiğinizi biliyorum, umarım göz rahatsızlığınız artık sona ermiştir. Selam ve sevgilerimle…

    • Merhaba Gürcan Bey; Değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Ben de sizin için meraktaydım yeni yazılar ne zaman başlayacak. 😉 Şükür göz rahatsızlığım bir haftadır iyi ama biraz daha damlaya devam etmeliymişim. Düşünceniz için de teşekkür ederim. Ben de Elif Banu hanım artık iyileşmiştir umuyorum. Selam ve sevgiler bizden.

      • Merhaba Alev Hanım; göz rahatsızlığınızın iyileştiğine sevindim. Karımın karnında şişlik var, doktorlar kesi fıtığı olduğunu söylediler. Ufukta bir ameliyat daha gözüküyor. Yeni yazılar maalesef biraz daha bekleyecek, konsantre olmakta zorlanıyorum. Sadece son çalışmada Jülide ile Oğuz konusunda düzenlemeleri yapmaya devam ediyorum, sona birkaç bölüm kaldı diyebilirim ama… Neyse selam ve sevgilerimle…

  • Vay Alevin, inanılmaz heyecan verici ve cesur bir yolculuğa benziyor bu! Özbekistan, zengin tarihi ve etkileyici kültürel değerleri ile gerçekten büyüleyici bir ülke. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alması boşuna değil; Semerkant’taki Registan veya Buhara’nın eski kenti gibi fantastik binalar tek kelimeyle nefes kesici! Ne yazık ki daha önce oraya hiç gitmemiştim. Bu muhteşem şehirleri keşfetme ve efsanevi İpek Yolu hakkında daha fazla bilgi edinme cesaretinize hayranım. Yorkin gibi bilgili bir rehberle seyahat ediyor olmanız harika; kesinlikle zenginleştirici bir deneyimdi! Bu harika seyahat raporu ve harika fotoğraflar için teşekkür ederiz!

    Rosie’den saygılarımla ❣️

    • Hallo liebe Rosie, auch ich habe deinen schönen und wertvollen Kommentar bewundert. Vielen Dank. Ich hoffe, dass Sie dort vorbeikommen, um diese großartigen Städte und die legendäre Seidenstraße zu entdecken. Es ist wirklich beeindruckend. Ah, Mr. Yorkin ist wirklich ein sehr sachkundiger Mann, der sich mit den Realitäten des Landes bestens auskennt. Nochmals vielen Dank für diesen netten Kommentar. Liebe und Respekt von Schwester Alev. 💞

wholelottarosie için bir cevap yazınCevabı iptal et