BÜYÜK İPEK YOLU ÖZBEKİSTAN-3

HİVA-2.Gün

Güzel bir 6 Mayıs 2024 sabahı. Gezimiz başlamadan hemen bahçeye inip sarı gülün yanına gittim. Akşam Hıdırellez için dilek yazdığım kağıdımı aradım. Ama yerinde yoktu. Sağa sola bakıp arandıkça meraklı otel nöbetçisi görmüş geldi ve bana yaprakların altında diye işaret etti. Baktım göremedim. Bu kez toprak altında dedi. Gerçekten de kağıt duruyor ama üstü toprakla kapanmıştı. Sanırım merak edip açmış, okuyup (tabii anlayabildiyse) tekrar yerine koymuş olmalı. 🤷‍♀️ Olsun ben de ona dilim döndüğünce Hıdırellez’i anlatarak bir kültürel gelenek öğretmiş oldum. 😊

       Evet gezimize bugün İç Han Kale’yi Ata Kapı *Ata Darvasa* dan başlayacağımız için yürüyerek Ata kapıya gidiyoruz. Tarihi dokuyu burada izleyebilmek çok duygulandırdı. Gerçi Kümbet benzeri mezarları göstermelikmiş ama olsun. Yıkık görüntü yetiyor. Haksız mıyım?

Hiva- İç Han Kale surları
Hiva- İç Han Kale surları

       Kalenin dışında olduğumuz için çevredeki gerçek yaşama dahil oluyoruz. Unutmadan Kale dışındaki mezarlar özellikle yapılır düşman mezarları atlarken hücumda yavaşlatılmış olurlar diye imiş. Önceki yazımda bahsettiğim kerevetlere bakınız, ne güzel kullanıyorlar.

Özbekistan- Hiva
Özbekistan- Hiva

       Ata Kapıya geliyoruz derken bizden önce gelmek üzere olan bir de kervan var. 😉 İçeri girince ticareti kimlerin yaptığına bakarım mutlaka bir özelliği vardır… 🤔 Müthiş güzel bir kompozisyon.

Hiva- İç Han Kale Ata Kapısı
Hiva- İç Han Kale, Ata Kapısı

       Ve Ata Kapısı karşımda. Hemen giremiyoruz rehberimizin bilet alması gerekiyor giriş ücretli. Dün girdiğimiz Kuzey kapısından yarın grup geleceğiz diyerek geçtik yani bilet yoktu. 🤭 Kapı İç Han Kalenin doğusundaki kapı adı üstünde *Ata Darvasa* en büyük ve önemli ana kapı. Girişte vakti zamanında gümrük gibi işlemler yapılırmış, şimdi döviz bozdurma yerleri ve bilet gişesi var gibi göreceğiz. Fotoğrafımın solunda görülen Kunha- Ark (Köhne- eski kale) dir.

Hiva- İç Han Kale, Ata Kapısı
Hiva- İç Han Kale, Ata Kapısı

       Burada yerel rehberimizden biraz tarihi bilgiler dinliyoruz.

       Milattan sonraki 4. yüzyıldan itibaren Gök Türkler, Karahanlılar ve sonra işte Harzemşahlar. Bilinen tarihlerde geçenler bunlar ama eski tarih sadece dönem olarak geçiriliyor. Eski ya da kadim Harzem imparatorluğu diye 300 yıl ayakta kalmış hükmetmiş o kadar. Bu 300 yıl önceki Şahları kimdi, ülkeyi nasıl yönettiler bu konuda en ufak detaylı bilgi yok. Ondan sonraki de yine hızlı şekilde mesela milattan sonraki 11. yüzyıla gelene kadar Kuşan İmparatorluğu, Çin İmparatorluğu buralara seferler düzenlemiştir. Çinlilerin buraya gelmesi çok önemlidir. Zira burada din değişimine sebep olmuşlardır.

       Bölgede, burada din olarak İslam dini çok zayıf. İslamiyet Orta Asya’ya geldiğinde burada Zerdüştilik (kendi ifadesi ile) Zerdüştlük yani ateşperestlik vardı ve tam merkezi burasıdır. Halen birçok konuda Zerdüşt gelenekler sürdürülür. En etkin gelenek Nan’dır yani ekmek. Hala kale içindeki tandırlarda herkes Nan yapar üzerine de yuvarlak özel şekiller basarlar hepsi Zerdüşt kitabındaki sembollerdir. O da Güneş’tir. Güneşi tanrı yerine koyar kutsal sayarlar. Zerdüştlükte insanın bedeni kirlidir. Ölünce burada yaylalara bırakılır. Sebebi kurtlar vs. gelip yesin yüzeye yakın olan suları kirlenmesin. Sonra İslamiyet geldi ama maalesef burada o kadar yayılmadı. Neyse dine fazla girmeyelim diyen yerel rehberimizle bilgi almaya devam ediyoruz.

       Hive için Harzemşahların kalesi diyebiliriz. Harzemşahlar kimdir? derseniz Selçuklu devleti mevcutken Selçuklulara bağlı Orta Asya’daki yani Harezm bölgesinde kurulmuş bir Türk-İslam Devletiydi. 1200 yıllarında güçlenip Alaaddin Muhammed zamanında imparatorluk olmuşlardır. Alaaddin Muhammed ölmeden önce 3 oğlundan biri olan Celaleddin’i veliaht tayin eder.

       O dönemde Hive’nin Hükümdarı Celâleddin Harzemşah (Harezm-şah Harezmde soylulardan gelen hükümdarlara denir) Moğol hükümdarı da Cengiz Han’dır. Harzemşahlar ile Moğollar sürekli savaş halindedir. Cengiz Han, Celâleddin Harzemşah’ın savaşma kabiliyetine hayrandır. Cengiz Han ticaret nedeniyle Hive’ye gelen tüccarlarının öldürülmesi üzerine Hive’ye doğru yola çıkar. Hayatı boyunca Moğollar tarafından öldürüleceği korkusu taşıyan Celaleddin’e Cengiz Han haber yollar *4 oğluma karşılık sen. Kabul edersen ben oğullarımdan vazgeçerim*der. Celâleddin haberi alamadan ve Moğollar peşine düşmeden Hindistan’a kaçar. 1221 yılına kadar kalır *medet alamayınca* yani yardım (bizim de kullandığımız kelimelerden) sonra Azerbaycan’a geçiyor yani 1231 yılına kadar adamın hayatı hep korkuyla, savaşla geçmiştir. Ve maalesef 1231 yılında kendi adamları tarafından öldürülmüştür. Bir yerde okumuştum Harzemşah Hanedanlığı yıkıldığında topraklarını Cengiz Han’ın oğlu Cuci kendi topraklarına katmış.

       Tabii sonraki tarihlerde Timurlular, Suudiler emiri altında oluyorlarsa da tarih 1551 de burada Hive Hanlığı kuruluyor. Ve Hanlık 1920 yılına kadar ayakta kalıyor. Bir not; Özbekler Cengiz ve Cengizhan adını hiç kullanmıyorlarmış. Oysa biz de çok dedik. Hatta Cengiz Hanın diğer oğullarının adı olan Ögeday ve Çağatay da biz de çoktur. 

       Rehberimiz tarafından alınan biletler sonucunda Ata kapıdan giriyoruz. Yüksekliği 10 metre olan kapıdan yine güvenlikten geçerek girdik. Ama inanın yine sağımız solumuz turistik eşya satış yeri sanırım döviz de bozuyor olmalılar. Son fotoğrafta ilerde hangi yapıları göreceğimiz işaret edilmiş. Fotoğraflara tıklamayı unutmayınız. 😉

       Kapısındaki yapım tarihi 1842-1975 yazılı. 1842’de yapılmış en son restorasyon ile gerçek görünümüne kavuşmuş. Kalabalık nedeniyle çekemedim ama kapıda İhlas Suresi yazıyormuş. Ve kapı girişinden görünüm.   5-IMG_0346

       Sağda İç Han Kale’nin tarihi yapılarını gösteren mozaikle yapılmış pano var. Ve ilk gezeceğimiz tarihi yapılar; Muhammad Aminxon(Han) Madrasası (Medrese) ve Minaret(Minare). Alttaki fotoğraf için Önder Kaplan’a teşekkürler hayatım. 💞

Hiva- İç Han Kale
Hiva İç Han Kale (foto -Önder Kaplan)

       Tarih biraz uzun oldu şimdi gelelim bu kaleye.

       İç Han Kala-Kale,

       Burası İç Han Kala (kale) yani günümüzdeki hali açık hava müzesidir. İç ve dış kale olarak alanı da 26 hektardır. İç Han Kale dediğimizde o zamandaki padişahların sarayı demektir. Ve bir de ne hikmetse padişahlar vatandaşı burada tutmuş. Orta tabaka halkı yani ikinci sınıf vatandaşı veya sadece evi olan ve orada esnaf olarak çalışanları burada tutmuş. Ama zengin olan kesimi kaleden dışarıya çıkarmış neden? Çünkü o zengin kesimin kendine özel ordusu, askerleri vardı. Kısaca padişahlar demiş ki; oldu ki saldırı olursa biz vatandaşı koruyabilmek için onlar kalenin içerisinde kalsın. Amaç neydi? Eğer kalenin içerisinde olursa düşmana etten duvar olmasınlar korunsunlar diye. İç Han Kale 17. yüzyılla 19. yüzyıl arasında inşa ediliyor ve 1990 yılında da UNESCO dünya mirası listesine ekleniyor. 

       Hive’deki yapıların fazla zarar görmemesinin nedeni 1920 yılında Hive Hanlığının Ruslar tarafından işgali sırasında fazla direnmemiş olmalarıymış. Buhara çok direndiği için neredeyse yarısı Ruslar tarafından yıkıma uğramış.  

       İç Han Kale’nin en önemli ve güzel yapılarından biri de Muhammad Aminxon(Han) Madrasası (Medrese) ve ona eşlik eden Kalta Minaret(Minare). Önce fotoğraflarını görelim sonra anlatayım. Mesafe kısa kadraja sığdırmakta zorlandım. 

       Muhammed Amin Han Medresesi; Kapıdaki yazı *Muhammad Aminxon Madrasası* şeklinde ve tarih 1851-1854 yazıyor. Tarihi değeri yanında İslam dünyasında yapılmış en görkemli mimari şaheserdir. Zaten Hive’ de tarihi yapıların çoğu 1800’lü yıllarda inşa ediliyor yani 200 yıllık, çok da tarihi eski eserler değil. Muhammed Emir Han (onlar a kullanıyor bizler e kullanıyoruz) Medresesi de 1845 yılında Hiva Hükümdarı olan Muhammed Emir Han tarafından 1851 yılında iki katlı olarak yaptırılmış bir eğitim kurumuydu.

       Mimari değeri yanında yetiştirdiği öğrenci ve değerli hocaları ile hem akademik hem de dini yönden çok kıymetliydi. Bugünün İslami bir koleji sayabiliriz. Zamanında bilgi arayışında olan öğrencilerle onları yetiştiren hocalar bahçesinde tefekküre dalan öğrenciler artık yok. Günümüzde otel olarak hizmet veren bu güzel yapının koridorlarında şimdi turistler geziniyor.

       Fotoğraflarda görülen ana giriş Piştak veya İvan-Ayvan olarak tasarlanmış bizde eyvan denir. Selçuklu mimarisinde çokça karşılaşırız. Eyvanın üstündeki yazı da Arapça ” Bu mükemmel bina, gelecek nesillere gurur olarak sonsuza kadar ayakta kalacaktır ” anlamına geliyormuş.

       Hemen bitişiğinde ahşap bir merdivenle medreseye bağlı bir minare var yarım kalmış. Adı *Kalta Minor* kısa minare anlamında. Ama önce yanından geçip otelin arkasına gittik. Medrese olduğu dönemde yatılı öğrencilerin yatakhanesi ikinci kattaymış. Şimdi fotoğrafa dikkat ederseniz klimaların dış ünitesini ahşap kafes içine almışlar görüntüyü az da olsa kapatmaya çalışmışlar. Alt katlardaki odalar da hücre *hujra* dedikleri ders odalarıymış ve 250 öğrenci kapasitesi varmış.

       Medrese dört bir köşesinde minare benzeri minyatür yapılarla *Güldeste*lerle süslenmiş. Hemen girişte sol köşede sade kubbesi ile dikkat çekmeyen bir de camisi var.

       Kalta Minor Minaret, Medresenin hemen dibindeki bu turkuaz renkli minare aslında yarım kalmış. *Kalta* da kısa, küçük yarım anlamına geldiği için asıl adı Muhammed Emir Han olduğu halde Kalta Minor Minaret olarak kalmış. Orta Doğu’nun sırlı tuğla ve Mayolika tekniği ile yani kalay kullanılarak renklendirilmiş seramiklerle kaplı tek minaredir. 

Hive- İçHan Kale Kalta minare
Hive- İç Han Kale Kalta minare

       Muhammed Emir Han medreseyi 1853 yılında yaptırırken iç kısımdaki caminin minaresi olarak düşünmüş ve 70 metre olarak planlamış. Ütopyası Buhara’yı görebilmekmiş. Buhara 360 km mesafede olduğuna göre tam ütopya yani. 😃 Muhammed Emir Han’ın minareyi bitmiş görmeye ömrü vefa etmemiş. 1845 yılında Perslerle yaptığı savaşta acı bir sonla hayata veda edince de minare yapımı böyle yarım 29 metrede kalmış. Şu an 73 metre ile en yüksek minare Hindistan/ Delhi’deki Kutb Minar‘dır. 

       Aslında bu konuda da çeşitli efsaneler, hikayeler var. Birincisi Buhara emiri minarenin çok yüksek olacağını ve Buhara’yı görebilecek olmasını kıskanır mimara adamlar göndererek çok miktarda altın vs. vadeder. Bu minareyi Buhara’da yapmasını ister ve der ki, zaten Muhammed seni minare bitince daha da büyüğünü yapmayasın diye tepesinden atıp öldürecek. Buna inanan mimar ve ustalar kaçmasın diye kilitli kapıdan çıkamayınca ip sarkıtarak aşağı inerek kaçarlar böylece minare de yarım kalır.

       Bir diğer hikâye; Birçok yerde mimar ve ustalar için nedense benzer hikayeler anlatılır. Mimara minareyi bitirdiğinde Muhammed Emir Han senin ellerini bileklerinden kesecek, gözlerini oyacak, ustalarını da öldürecek ki bir daha aynısını yapmayasın derler. Bunu duyan mimar ve ustalar işi yarım bırakıp bir gece minareden yine görünmeden kaçmışlar. Sabah kimseyi görmeyen halk da kanat yaptılar, kanatlanıp uçtular diye efsane çıkarmışlar. İnanmıyor musunuz? Ben de 🤷‍♀️ ama anlatanın yalancısıyım derim.

       Kalta Minare’ ye sade kubbeli camisine medresenin üst katından ahşap bir merdiven ile bağlanmış. Alttaki fotoğraf, heykellerin ne anlattığını yorumlarınıza bırakıyorum. Foto Önder Kaplan, teşekkürler hayatım. 💞16-IMG_6510

       Hadi söyleyeyim; Tüccarlar yanlarında semaver var çay demlemiş içiyorlardı. Ama ne konuştuklarını söyleyemem dedikoduya girer. 🤭 Bahaneyle yukarda bahsettiğim İç Han Kale’nin Güldeste dedikleri kulesini de eklemiş oldum. 😉

Hiva- İç Han Kale'nin Güldeste kulesi
Hiva- İç Han Kale’nin Güldeste kulesi

       Neyse geçelim. Fırsattan istifade hemen kapı girişindeki kervanı yeniden fotoğrafladım. Kervandaki mühim zat kim derseniz. Önce fotoğrafı görelim derim. 😉

Hiva- Ata Kapı girişinden görünüm
Hiva- Ata Kapı girişinden görünüm

       Kervanla gelen elinde kitabı olan bu adam Hive’ de doğmuş çok öğrenci yetiştirmiş olan büyük bilim adamı Ebu Abdullah Muhammed Bin Musa el-Harezmi’dir. Matematik, astronomi ve coğrafya alanında tanınan Harezmi bizlerin bildiği cebir ve trigonometrinin kurucusu sayılır. İlk sıfırı bulan, birçok bilginle çalışıp ilk dünya haritasını çizen, astronomide de söz sahibi alimdir. Evet devamla… Kalta Minareyi arkamızda bırakıp Kunya Ark- Kadim- Eski Saraya gidiyoruz. Geçtiğimiz bu sokak boyacılar sokağı. Göreceksiniz yine her yer turistik eşya satış yeri.

Hive- İçHan Kale
Hive- İç Han Kale

       Kohna Ark, Kapıdan girişte solda hemen kalıntıları görüyoruz. Kohna Ark Hiva’nın eski bir kalesi 17-19. yüzyılları arasında yapılmış ve Hiva’nın 1920 yılında Rusların işgaline kadar Han saraylarından biri olarak kalmış. İç Han Kalenin batı surlarıyla hemen bitişik şekilde yapılmış daha sonra Han’ın İç Han kaledeki kalesi olmuş. Hani Pekin’deki Yasak Şehir gibi kendi kabuğuna çekilmiş bir Han ailesinin yaşam alanı. Köhne Saray adı da yeni yapılan Taş Avlu sarayı ki Kohna Ark ( henüz görmedik ama benzeriymiş ) yapıldıktan sonra köhnedi-eskidi anlamında kullanıldığı için kalmış.

       Giriş kapısının dışında hemen solunda bir zindan var. Önce hapishane olarak yapılan sonradan Rus askerlerinin barındığı bir oda var. Giriş kapalıydı. Zindan yine yeraltında değil üstünde olmuş. Buralarda su seviyesi zemine çok yakın olduğundan zemin kazılınca su basar zindanın bir anlamı kalmaz diye aynı mezar gibi yüzeyde yapmışlar. 

Hiva- Kohna Ark- Köhne  Saray kapısı
Hiva- Kohna Ark- Köhne Saray kapısı

       Tepesinde bir gözetleme kulesi veya kale mevcut. Kule diyelim bu sarayın Batı duvarını ikiye bölüyor. Güney tarafta Han’ın kabul salonu, resmi daireler Kuzey tarafında da Harem var.

       Kulenin adı; Ak Şeyh Bobo. Önceleri Ak Şeyh Bobo’ nun yaşadığı yermiş. Bobo da orada yaşayan eski dönem bir valinin akıl hocasıymış. Rivayette beyazlar giyinmiş bir yaşlının orada oturduğu söylenince adı Ak Şeyh Bobo olarak kalmış. Sonradan Bobo’nun evi gözetleme kulesi olmuş. Aslında zaten Han’ın şehir halkını izlediği gözetleme kulesiymiş. Çıkarsanız manzara çok güzel dediler ama fırsat olmadı. İlk girişteki tarihi kalıntılar ve ne olduğunu anlatan bilgi panosuyla karşılaştık. Görelim.

Hiva- Kohna Ark- Köhne  Saray
Hiva- Kohna Ark- Köhne Saray

       Bugün bu sarayın topraklarında 19 yüzyıldan kalma sadece birkaç bina korunmuş. Han’ın ikametgahına devlet dairelerine ek olarak bir izleme salonu taht odası ya da onlar arz hane diyorlar, bir darphane, yaz ve kış camisi, bir harem, bir silah deposu, bir mühimmat atölyesi, bir depo mutfak ahır zindan ve koçlarla savaşmak için ( daha doğrusu gösteri için ) özel bir de arena vardı. Hepsi 18. yüzyıldaki Pers istilasında neredeyse yerle bir olmuş.  

       2021 yılında sarayın Güneydoğu tarafındaki 584 hektarlık alanda arkeolojik kazılar yapıldığında tarihi kaynaklara göre hanın kabul salonuna kadar bu boş alanda çok binalar vardı ve bu binalar 3 avlu etrafında yoğunlaşmıştı. Birinci avluda, kapının önünde elçiler Han’ın kabulünü beklerdi. İkincisinde toplar bulunurdu ve üçüncüsünde Han’ın ofisi yer alırdı.

       Arkeolojik kazıların ilk aşamasında bu alandaki binaların kalıntıları bulundu. Bu bulgular kazının en üst katmanlarına yani kentsel yaşamın son dönemine aittir ve tespit edilen seramiklere dayanarak 19 yüzyılda tarihlenmektedir. 

       Hemen sağ tarafa yöneliyoruz ve zamanın Rus toplarına karşı dayanıksız olsa da içindekileri korumuş olan kalenin günümüze kadar gelen biraz restore edilmiş yazlık açık hava camisine giriyoruz.

       Açık Hava Camii; Karasal iklimin hüküm sürdüğü Özbekistan’da yazları çok sıcak 40 derece, kışları da çok soğuk -20 derece olduğu için yazlık bir cami ile iç kısımda bir de kışlık cami inşa edilmiş. 

       Mavi ve Turkuaz çinilerle süslenmiş bu avlu ile birlikte 1800’lü yıllarda yapılan cami yine bir mimari harika bence. Yazlık Cami güneşin ters yönündedir yani Güneş gelmesin diye açık kısmı kuzeye bakar. Tam karşısındaki surlardan da 2 metre yüksek olunca hava sirkülasyonu sağlanmış oluyor. Doğal klima.

Hiva- Kohna Ark- Açık Hava Camii
Hiva- Kohna Ark- Açık Hava Camii

       Caminin muhteşem çinilerine hayran kalan halk çini ustasına; *Bunları sen yapmış olamazsın, yapmışsan da insan olamazsın kesin cin olmalısın* demişler. Ve çini ustası Abdullah’a cin lakabını takmışlar.

       Tavan işlemeleri de harika. Ama yine her yerde satıcı kadınlar tezgâh açmış. Şal satmak için peşimden epey koşturdular. Bir kapıdan içeri baktım ama kış camisi de olabilir, rehbere soracak fırsat olmadı. İçerisi ibadete uygun görünümdeydi. Mescit de olabilir. Ben ekliyorum bir bilen çıkarsa yazsın.

Hiva- Kohna Ark- Kışlık Camii ???
Hiva- Kohna Ark- Kışlık Camii ???

       Avluda bir de darphane var aynı zamanda müze. Zamanında basılan ipek kâğıt paralar vardı. Turistler başından ayrılmayınca çekemedim.      

       Darphane-Müze; Kapı girişindeki bilgi panosundan alıntı, Darphane de eskisinin aynı olarak yeniden yapılandırılmış. Harezm ’de İslam dininden sonra ( 7 ve 8. Yüzyıllar arasında ) Arapların orta Asya’yı fethetmesiyle birlikte paraların görünümü çok değişti. O dönemde Harzemşahlar topraklarında üretilen altın gümüş ve bakır paraların ön ve arka yüzlerinde resimler yerine desenler içeren Arapça kelimeler vardı. Bu yazılarda Kur’an’dan bölümler, paranın yapıldığı yer ve tarih daha sonra da hükümdarın adı ve unvanı yer alıyordu. Paralara dinar veya dirhem deniyordu. 

       Bir diğeri Timur döneminde Harezm Sikkeleri; 14 ve 15.  yüzyıl Timurlular döneminde altın gümüş sikkelerin yanı sıra küçük miri ve nim-yarı tangalar basılmıştır. Bu altın sikkeler Harezm ve Semerkant’ta dolaşıma tedavüle girer. Orta Asya, Dağıstan, Azerbaycan, Türkiye, Suriye, Irak ve Afganistan’da 50’den fazla darphanede Emir Timur adına büyük gümüş paralar basılmıştır.  

       İçerde fotoğraf çekmekte zorlandım. Ama yine de darphanede nasıl çalışıldı mankenlerle oluşturulan kompozisyonu çektim fena olmadı. ☺️

       Yine dış avluya çıkıp dar köşelerden dönüp onların arz hane dedikleri Han’ın kabul salonuna geldik.

       Arzhane- Selamhane-Kabul Salonu; Adına ne dersek diyelim önce avluya giriyoruz ve hemen solumuzda yine turkuaz Mayolika denen teknikle yapılmış fayans döşeli, üç kapısı olan bir yapı var. Kabul salonu aynı yazlık cami gibi ama kolonları bu kez süslü. İkinci fotoğrafta daha da net görünüyor. Evet Han’ın kabul salonu binası elbette süslü olacak. İkili fotoğraf olunca tıklamayı artık unutmuyoruz. 😇

       Kabul salonuna ilk fotoğrafın solundaki kapıdan girilecek. Salonun ön kısmında bizim avlu veya veranda diyeceğimiz kadar büyük bir alan. Hemen orta yerde yüksek bir platform, üstünde beyaz bir göçebe çadırı. Hanların taç giyme törenleri burada yapılır, Han’a gelen misafirler kabul salonuna alınmadan önce burada kayıtları tutulur, çadırda ağırlanırlarmış. Genelde soylu misafirler, Karakalpak soyluları, Türkmen beyleri, Kazak soyluları olurmuş. Yer içer kabul için beklerlermiş. Bu güzel çadırı görelim.

29-IMG_0396

       Yine dikkatinizi çektiyse çadırın solundaki tarihi odayı da turistik eşya dükkanına çevirmişler.

       Kabul salonuna girince fazla uzun olmayan dar bir oda karşıda hayli büyük ve geniş çok renkli bir taht var. Bariyer var daha fazla yaklaşılmıyor. Han’ın ilk tahtı ahşapmış. 1816 yılında Hiva’lı Muhammed usta tarafından yapılmış. Belli ki günümüz şaşaasına onu da uydurmuşlar. 🤭 Ahşap taht Bolşevik istilasında alınıp Rusya’ya götürülmüş. Halen Moskova Askeri Müzesinde sergileniyormuş.

       Eskiden duvarlarında süslü renkli değerli taşlar varken alttaki fotoğrafta görüldüğü gibi yerini sadece renklendirilmiş yaldızlı duvar süsleri almış. Zigon denen sehpaların işçiliği göz alıcı.

Hiva- Kuhna Ark- Han Tahtı
Hiva- Kuhna Ark- Han Tahtı

       Köhne de olsa saray. 😁 Köhne Sarayı ardımızda bırakıp Cuma Camii’ne doğru gidiyoruz. Kalta minare yine arkamızda yolu göreceksiniz her yer çarşı. Tarihi yapıların içine girince kendimizi gerçekten bir Orta çağ kasabasında zannettik desem abartmış sayılmam. 

Hive- İçHan Kale
Hive- İç Han Kale

       Kalta Minare baş rol olmaya devam ederken biz de yeni bir camiyi ziyarete gidiyoruz. Merkez camisi * Cuma Camii*.

       Cuma Camii; 1789; Tüm Müslüman ülkelerde gözlemlediğim o ülkenin en değerli camisi yani merkez cami adı hep Cuma Camii oluyor. Geçmiş yüzyıllarda olsun günümüzde de aynı adı ve önemini koruyor. Özbekistan’ın kadim şehri olan Hive’nin de Orta Asya’da eşi benzeri hatta ustası bile olmayan ilk ve tek Cuma Camii var. İlk ve tek neden dedi rehberimiz; zira sadece 213 adet sütundan ibarettir. İçini dolaştığımız namaz bölümünü bu sütunların 191 tanesi ayakta tutmaktadır. Başka oda ve bölümleri yok dört yönden de küçük girişi tavan kısmında da iki küçük ışıklık var. Bu da Hive’nin sıcağına karşı bir önlem ve loş atmosferle dini duyguları artıran bir ortam sağlamış.

Hive- Cuma Camii
Hive- Cuma Camii

       Aynı anda 2 bin kişi namaz kılabilirmiş, gerçi tam sayı bilinmiyor ve sütunlar herkesin minberdeki hocayı görebileceği şekilde hizalanmış. Sütunların 21 tanesi X-XII. yüzyıldan kalma üzeri Sufi kitabe yazılıdır. Sütunların bazıları da başka yapılardan alınıp tekrar kullanıldığı için eski görünümdeydi. 

Hive- Cuma Camii
Hive- Cuma Camii
       İnşa edildiği tarih, tabelasında 10-17. yüzyıl arası diye yazıyor. 10. yüzyılda Samaniler tarafından inşa ediliyor. İlk başta hem sütunları ağaçtan hem de duvarları ağaçtan inşa edilmişti. Ama 13. yüzyılda Moğol Hükümdarı Cengiz Han ordusuyla buraya geldiğinde askerleri tarafından caminin yarısı yakılarak yok edilir. Geriye sadece sütunları ayakta kalır.
       14. yüzyılda Orta Asya Türk tarihindeki en önemli şahıslardan biri olan Timur kendi devletini kurduktan sonra Hive’ye geldiğinde camiyi bu kez tuğlayla yeniden inşa ettirmiş. Timur dan sonra 18. yüzyıl Nadir Şah ya da Nadir Avşar diyorlar yani İran’daki acem Nadir Şah, Orta Asya’ya geliyor o da Cuma Camii’ni maalesef yıkmış. Sebebi de mezhep farkı. Yani demiş ki, Sünnilerin camisi bizimkinden güzel olamaz. 
       Yukardaki fotoğrafta gördüğünüz küçük beyaz yapıyı sordum, İslamiyet’i sevdirmek için yapılan yardımların dağıtıldığı bir sebilmiş. İslamiyet Özbekistan’da çok yavaş yayılmış sebebi de Araplar yüzünden. Dil olarak Arapçadan başka dil yasak diyerek Hive halkına çok şiddet uygulamışlar. Öyle vahşet ki, Özbekçe dil öğrenilmesini engellemek için öğretici kişileri kılıçtan geçirmişler. Bu zat Kuteybe bin Müslim’miş. Bu şiddet Özbekleri İslamiyet’i kabulde zorlanmalarına sebep olmuş. İşte bu beyaz yapı da o nedenle yapılmış. 1910 yılında dönemin Hive Veziri Azamı ya da Divan Beyi olan İslam Hoca camiyi tekrar restore ettirip ibadete açtırmış. 1920’de Bolşevikler tarafından cami yeniden kapatılmış zira din yasaklanmış. 1991’de camii tekrar ibadete açılır ama 1996 Unesco’nun dünya miras listesine ekledikten sonra müze olarak kullanılmaya başlanır. Ama müze oldu demek günümüzde burada namaz kılınması yasak anlamını gelmiyor. Cemaat olarak günlük beş vakit namazını isteyen herkes kılabilir. Yere bir şey yaydın mı namazını kılarsın dedi yerel rehberimiz… 

       Cuma Camii’nin ortasındaki bu çiçekli bölüm karlık dedikleri havuz. Elbette vakti zamanında öyleymiş. Karlık havuzu nedir? derseniz; Tavanda biriken karlar kürenerek bu havuza doldurulur. O kar yaz geldiğinde sıcak nedeniyle erirken ortamın ısı ve nemini ayarlayarak hem klima görevi görüyor hem de ahşap aksamı koruyor. Buradaki sütunların da o nedenle korunmuş olduğu tahmin ediliyor.

Hive- Cuma Camii
Hive- Cuma Camii

       Cuma Camii’nin kapısının hemen dışında bitişik şekilde yapılmış 34 metre yüksekliğinde çok zarif bir minaresi var. Bu zarif minarenin de manzarası çok güzelmiş ama ekstra ücretli ve zamansızlıktan çıkamadık. Gerçi 81 basamaklıymış fazla da sayılmazdı ve kesinlikle manzaraya değermiş. 

Hive- Cuma Camii
Hive- Cuma Camii

       Sıcaktan bunalsak da eşsiz tarihi güzelliklere kapılıp gidiyoruz. Hiva Han’ın sarayını görmeye giderken yolumuzun üstünde sade yapılı bir medrese var.

       Muhammed Amin İnak Medresesi; 1785 yılında Muhammed Emin Han yaptırmış. Fotoğrafta göreceksiniz sade ve güzel bir yapı. Bina restorasyonu sırasında iki mezar bulununca naaşın birinin Muhammed emin İnak Han’a diğerinin de taht kavgasında ölen küçük oğlu Kutluk Murad Bala Han’a ait olduğu tahmin edilmiş.

Hiva-Muhammed Amin (Emin) İnak Medresesi
Hiva-Muhammed Amin (Emin) İnak Medresesi

       Günümüzde bilim adamları müzesi olarak kullanılıyormuş diyor yolumuza devam ediyoruz. Birbirine bu kadar yakın inşa edilmiş tarihi yapıları gezmek bence harika oluyor. Üzerinde kime ait olduğu yazılı çok güzel anıt mezarların önünden geçiyoruz. Ama önce görmemiz gereken Hive Han’ının Sarayı *Tash Hauli* Taş Avlu Sarayı var.

       Tash Khauli Palace- Taş Avlu Sarayı; Hive Han ailesinin yazlık yaşam alanı. Kapıdaki tabelada 1830-1838 tarihlerinde inşa edildiği yazıyor. Medreselerin kapıları bu sarayın giriş kapısından daha görkemliydi. Yani saray kapısı ama inanılmaz eski üstelik renkli çinileri de yok. Gerçi içerisi güzel dedi rehberimiz. Bir fikir versin diye fotoğraf ekliyorum. İlk kare ana kapısı her zaman açık olmuyormuş. Burada görülen kuleler yani Güldesteler de fener yanarmış.

Hiva- Taş Avlu Sarayı ana kapısı
Hiva- Taş Avlu Sarayı ana kapısı

       Hive Hanı Allah Kuli Khan bana güzel bir saray yapacaksınız diye emir verir. İlk mimar Nur Muhammed gelir, Allah Kulu Han mimara, 4 eş ile bir eve sığamıyoruz bize saray yap ama 1 senede bitir demiş. Mimar önce itiraz etmemiş yapmaya başlamış ama bakmış ki bitecek gibi değil. Han’a gidip-Han’ım bir sene de asla bitiremem demiş. Eyvah kafalar gitti galiba dedik ama kafa gitse yine iyi dedi rehberimiz mimarı çarmıha germişler. 

       Bu olaydan sonra bir müddet inşaat yarım beklemiş. Yani asıl başlangıç tarihi 1830 ama 1833’e gelindiğinde bu defa Abdullah adında başka bir mimar getirmişler. O da demiş ki -Han’ ım ister öldür ister kes demiş 🙅‍♂️  ben bu sarayı yapsam, yapsam 6 yılda anca yapabilirim. Han bakmış ortada ne saray olacak ne de mimar kalacak 😁 ikna olmuş tamam demiş ve 6 sene içerisinde saray inşa edilmiş. Ama başka eklemelerle birlikte 1841’e kadar tarih uzamış. Bir taraf haremlik diğer bir tarafsa selamlık yani padişahların kendi eşleriyle yaşadığı yerlermiş göreceğiz.

       Kapıdan yine paralı olduğu için turnikeden geçerek giriyoruz. Hemen karşımıza camekan içinde eski zaman faytonu çıktı.

Hiva- Taş Avlu Sarayı
Hiva- Taş Avlu Sarayı

       Tabelasında yazıyor *Faytun Arava* Fayton araba 1876 yılında Çarlık Rusya’sı İmparatoru II. Aleksandr’dan Hiva Hanı II. Muhammed Rahim Han’a (Feruz) hediye edildi.

       Sola dönüp yürüdük dar bir koridor sonra genişledi kenarlarda XIX. yüzyıldan kalma taş kalıntıları yine camekana koymuşlar. Enteresan yine sola döndük. Bu sarayların en büyük özelliği labirent şeklinde inşa edilmiş olması. Malum düşman gelirse Han’ı hemen bulamasın. Peki haremlik neden öyle dersiniz, cariyeler kaçmasın diye dedi rehberimiz. Acaba? Sanki Han’ın o gece hangi cariye ile olacağını kimse bilemesin diye yapılmış gibi. 🤭

       Neyse, saray genelde üç avludan oluşuyor. Bu gezdiğimiz Han’ın misafirlerini ağırladığı Mehmon Khona-Misafirhane- yurtluk dedikleri yer. Orta yerde yine Köhne Sarayda gördüğümüz bu kez daha küçük ve sade bir çadır kurulu. Alttaki fotoğrafta çadır ve konuk odaları görülüyor. Değerli Türk rehberimiz Ali Mert Özgün’de çekim yaparken kadrajımda.

Hiva- Taş Avlu Sarayı- Mehmon Khona
Hiva- Taş Avlu Sarayı- Mehmon Khona-

       Han’ın kabul salonu hayli ihtişamlı önünde yine satıcı kadınlar. Tek benim şal almadığımı anlamış olmalılar ki burada da peşimi bırakmadılar. Anı yakalayan eşim Önder Kaplan. Teşekkürler hayatım…💞

Hiva- Taş Avlu Sarayı
Hiva- Taş Avlu Sarayı

       Devamla hemen sol tarafta müzede mutfak gereçleri, tabak, çanakları varmış atladık, sonra başka bir kapıdan girdik hemen duvar dibinde tahta bir sütun başlığı. Az ilerisinde sağa döndük karşımıza çıkan taş gereçleri gördüm ne olduğunu yazmamışlar alttaki fotoğraflar. Duvardaki bir ok işareti sağa git diyor.

       Sağa dönünce bu kez sola dönün diyor. 😁 Bakın nasıl dar yerlerden geçiyoruz gerçekten de tam bir labirent. Rehbersiz asla dolaşılmaz. 

       İşte araba ve tekerlekleri de göründü. Bu kısımlar daha önceleri saray korumalarına aitmiş. Ardından önümüze 19. Yüzyıl’dan kalma ahşap kapılar çıktı.

       Hangi aralıktan çıktık bilemedim. Vallahi her yer neredeyse birbirine benziyor. Neyse kapısında *Mirzo interyeri* ( yönetici veya sekreterin odası anlamındaymış ) yazan güzel bir odaya baktık. Zamanında papağanı bile varmış. 😁

Hiva- Taş Avlu Sarayı- Mirza odası
Hiva- Taş Avlu Sarayı- Mirza odası

       Ardından hemen karşısındaki oda, tabelası *Mirzo Bosi İnteryeri* baş sekreter ya da zamanımızın direktörü gibi olmalı. Ama bu kez oda bana çok sade geldi, her şeyin başı ol, odan sade olsun bize uymaz. 😁 Az önceki oda daha güzeldi. 😉

Hiva- Taş Avlu Sarayı- Mirza Başı odası
Hiva- Taş Avlu Sarayı- Mirza Başı odası

       Başka bir oda da bakır döven bir amcaya denk geldik çok saygılı bir şekilde çekebilir miyim? dedim hemen poz vermeye kalktı. Bu defa da fotoğrafçılık yanım ağır bastı, yok çalışmaya devam edin ben çekerim diye işaret ettim. Ve işte tam istediğim gibi çekici hareketli şekilde yakaladım. 👍 Teşekkür edip devam ettim. 🩵

Hiva- Taş Avlu Sarayı
Hiva- Taş Avlu

       Başka bir kapıdan çıktık ikinci avluya geldik. Avluda gösteriler yapılırmış. Ben de biraz tiyatro sahnesine benzetmiştim alttaki fotoğraf. Eyvan kısmı ve tavan renkleri, işlemeleriyle muhteşem. Üst kısımdaki 2 açık pencere gibi yerler eskilerin locası gibi.

Hiva- Taş Avlu Sarayı haremlik
Hiva- Taş Avlu Sarayı haremlik

       Geldiğimiz yerden çıkıp biraz ilerdeki haremlik kapısından girdik. Hani yukarda kapılardan bahsederken çok sade abartısız kapılar demiştim buradaki sadelik anlaşılır ne de olsa kadınlara ait fazla dikkat çekmemeli…  Zaten o zamanda İslam’da 4 kadından fazlası yasak demişler. Allah Kulu Han’da 4 eş almış. Ama tabii cariyeler eş sayılmıyor. 😁 Rehberimiz içerisi güzel demişti hakikaten öyle.

Hiva- Taş Avlu Sarayı Haremlik
Hiva- Taş Avlu Sarayı Haremlik

       Haremlik saray kültürünün değişmez bölümü ve elbette cariyeleriyle de bilinir. Burada da Hiva Hanlığının son dönemlerinde 300 civarı cariye yaşamış. Fotoğrafta görülen odalar çocuklara ait. Yazın açık balkon gibi yerlerde, soğuk havalarda alttaki odalarda yatarlarmış. Hemen karşılarında 5 adet eyvan. Hepsi Kuzey rüzgarını alacak şekilde konumlanmış. 4 tanesi eşlere 5. Han’a ait.

       Tam burada yerel rehberimiz güzel efsanevi bir anlatı yaptı. Hanın küçük oğlu annesine o kadar düşkünmüş ki, annesinden başkası ile uyumazmış. Bir gün ailecek bahçede dolaşırlarken annesine; Büyüdüğümde ben padişah olacağım 40 tanede cariyem olacak demiş. Annesi olursun aslanım ol tabii tamam demiş. Peki, padişah olunca akşamları kiminle uyuyacaksın? diye sormuş. Ben seninle uyuyacağım annecim demiş. İyi ama 40 cariye var onlar ne olacak? demiş annesi. Ama onlar benim annem değil cariyeler gitsin babamla yatsınlar demiş. Arkadan babası- Çok yaşa padişahım diye bağırmış. 🤣🤣🤣 Gülmekten öldük tabii. Han’ın odasını da görelim Allah Kulu Han Sarayı da bitsin.🏰

Hiva- Taş Avlu Sarayı Haremlikte Han'ın odası
Hiva- Taş Avlu Sarayı Haremlikte Han’ın odası

       Tüm Hive tarihi yapıları bir şekilde turistik eşya satış yeri olmuş demiştim burada da durum aynı. Nasreddin Hoca bu kez benzetilmiş. Çok da sevimliler. 53-IMG_0462

       Sarayın müzesi de var Harezm Ulusal Kostüm Müzesi* Xorazm Milliy Liboslari Müzesi*. Mankenlerle eski tarihi yaşatmaya çalışmışlar. Yerel kıyafetler camekan içinde çok güzel dizayn edilmiş.

Hiva- Taş Avlu Sarayı Milli Giysi Müzesi
Hiva- Taş Avlu Sarayı Milli Giysi Müzesi

       Hanlık ailesinden portreler var. Ama önce Muhammed Rahim Han II portresini görelim, diğeri yanlış not almadıysam Muhammed Rahim Han oğlu Seyid Bogatur Asfandiyar (İsfendiyar) Han, babasının ölümünden sonra hükümdar olmuş. (1871-1910)

       Suzani dedikleri dokuma örtüleri.

Hive - Suzani dokuma örtü
Hive – Suzani dokuma örtü

       Müzeden Taş Havlu sarayına gelirken önünden geçtiğimiz Pehlivan Mahmud Türbesi’ne gidelim.

       Pehlivan Mahmud Türbesi; Hive’ de kubbesi renkli tek tarihi yapı. 14. yüzyıl’da yaşamış olan Pehlivan Mahmud, sırtı hiç yer görmemiş çok güçlü, cesur bir güreşçidir. Aynı zamanda deri ustası ve şairdir. Bir de efsanesi var severim. Efsaneye göre Urgench bölgesi Moğolların istilasına uğradığında ülke halkı çevreye dağılmış. Pehlivan Mahmud’un annesi o sırada hamileymiş. En yakın Hive’ye taşınmışlar ve Mahmud Hive’de doğmuş yıl 1247. Daha çocukken bile çok güçlüymüş. Türbe çok güzel görünüyor.

Hive- Pehlivan Mahmud Türbesi
Hive- Pehlivan Mahmud Türbesi

       15 yaşına geldiğinde rivayet bu ya uzak bir ülke olan Hindistan’da yaşamaya başlar. Hindistan’daki bir savaşta zamanın kralını ölümden kurtarır. Kral bu Hive’li gencin gücüne hayran kalır ve ona *neye ihtiyacın varsa bir tek şey söyle der*. Mahmud, Krala savaş döneminde esir olan tüm Hive’lileri kurtarmak için *İneklerimizden birini * der. Kral kabul eder. İneği alan Mahmud derisini upuzun bir kemer yapar tüm esirleri içine sığdırıp Hive’ye taşır. Yani bir esir yerine hepsini kurtarmış olur. Hal böyle olunca Kral, Mahmud’ un zekasına da hayran kalır. Ona -kalsaydın kızımı sana verecektim der. Pehlivan Mahmut minnettarım der ve vatandaşlarıyla Hive’ye geri döner. Kralın verdiği paraları, hediyeleri de esirlere dağıtır. Ve Pehlivan Mahmud bir efsaneye dönüşür.  

       Kapı girişi ve avlusu; Avluda bulunan kuyunun suyunu şifalı kabul ediyor içiyorlar. Yeni evli çiftler de türbeyi mutlaka ziyaret ediyorlar. Sanki bir hac yeri gibi olmuş.

       İran-Hindistan- Pakistan halkı da onu pehlivanların koruyucusu olarak ilan eder onurlandırırlar. Pehlivan Mahmud İslam’ın Sufi akımının önde gelen kurucularındandı. Hiç evlenmemiş kimi kimsesi de kalmayınca neslim yürümeyecek ölürsem mezarıma da kimse gelmeyecek demiş. Unutulmamak için ölünce kendi dükkanına gömülmeyi vasiyet etmiş ve gömülmüş tarih 1326. Onu seven insanlar da ölünce yanına gömülmek isteyince kutsal bir mezarlık oluşmuş.

Hive- Pehlivan Mahmud Türbesi
Hive- Pehlivan Mahmud Türbesi

       18. yüzyıla gelindiğinde de Muhammed Rahim Han daha da değer vermiş hanlığın koruyucu azizi sayıp üstünü kubbeyle örterek türbeye dönüştürmüş. Zamanla bu kez ünlü kişiler oraya gömülmeye başlayınca Muhammet Rahim Han, türbeye girişte tam karşıda görünecek en güzel yeri de kendisi için ayırmış. Öldüğünde de oraya gömülmüş. Hemen kapıdan baktık gerçekten de içerde ilk göze çarpan Muhammed Rahim Han’ın mezarı oldu…  Dışardaki mezarlarda kimler var bakalım.

Hive- Pehlivan Mahmud Türbesi
Hive- Pehlivan Mahmud Türbesi

       Üstteki fotoğrafın sol başındaki mezar ünlü tarihçi Sir Muhammed Munis, ikinci klasik edebiyatçı ve tarihçi Muhammed Rıza Âgehî (Muhammad Rizo Ogahiy, 1809-1874) üçüncü Divan Şairi Avaz Otar ve sonuncu sağdaki de halk şairi Kurban Ata İsmailov’a ait.

       Gün ilerledi son bir mimari yapı İslam Hoca Medresesi ve minaresine giderken bu güzel medreseyi atlamak istemedim. Allah Kulu Han Medresesi. Hiva- Allah Kulu Han Medresesi

       Allah Kulu Han Medresesi; Allah Kulu Han Tarafından 1833 yılında inşasına başlanan medrese 2 yıl gibi kısa zamanda bitmiş. Klasik 19. yüzyıl Harezm mimarisinin özelliği olan; köşelerde güldesteler ve devasa boyutlu eyvanı ile gerçekten göz kamaştırıcı. Zamanının en üstün eğitim kurumlarından biriymiş, şimdilerde ücretsiz ama çok büyük bir tıp müzesi olarak hizmet veriyor. 

       Allah kulu Han, Hiva tarihinde önemli bir yere sahiptir. Hükümdarlığı zamanında Hiva neredeyse yeniden şekillenmiş, saraylar, medreseler, hanlar, hamamlar inşa edilip çalışır hale getirilmiş. Bu medrese çok harap ve yıkık durumdayken yıktırıp yerine bugünkü şekliyle tuğladan yaptırmış. Tıp müzesi dedik zaten adı da İbn Sina Tıp Sanatı ve Tarihi Müzesi’dir diyor rotamızı İslam Hoca Medresesi ve minaresine doğru çeviriyoruz.

Hiva-İslam Hoca Minaresi
Hiva-İslam Hoca Minaresi

       Seyit İslam Hoca Medresesi ve minaresi; İslam Hoca dönemin Hive soylusu ve halkın sevgisini kazanmış en son bağımsız Veziri Azamı’dır. İleri görüşlü halka değer veren eğitimli bir kişiydi. 1905 yılında Medreseyi inşa ettirir ve iki yıl gibi kısa zamanda da biter. Renkli yine hayli görkemli eyvanı ile güzel bir yapı.

Hiva- Seyid İslam Hoca Medresesi
Hiva- Seyid İslam Hoca Medresesi

       İslam Hoca Minaresi; Medresenin hemen yanında 57 metre yüksekliğe sahip yukarı doğru incelen bu güzelim minarenin çapı 9.5 metredir. Yine Medresenin hemen yanından ahşap bir merdivenle çıkılan minarenin yüksekliği hesaba katılırsa 175 basamak sonunda manzaranın ne kadar muhteşem olacağı kesin. Ama döne döne çıkıldığı için de çok zor olduğu kesin.

       Yanında yapı olarak bitişik olmayan bir de camisi var. Ama bu güzel minare renksiz kubbeli camisini gölgede bırakmış. Üstteki fotoğrafta görülmüyor ben de arka sokağa geçip çektim. Fotoğrafın sağında kubbesi görülen cami. Yine de Güldestesi süslü.

Hiva-İslam Hoca  Mira ve camii
Hiva-İslam Hoca Mira ve camii

       Seyit İslam Hoca, Hive Hanlığının son ve dirayetli veziri azamı dedik. Tarih olarak 1886′ dan 1908 yılına kadar görevde kalmış. Yerel rehberimizden öğrendiklerimiz; Çarlık Rusya’sında bile ağırlığı olan biriydi. Aynı zamanda II. Muhammed Emin Han’ın dünürü yani oğlu ( babasından sonra gelen son hükümdar ) Asfandiyar Han’ın da ( İsfendiyar ) kayınpederiydi. Hoş dünürünün hükümdar olması ona bir zenginlik katmadı. Tüm çabası halkın refahı içindi. Onun zamanında Rusya ile anlaşıp onların önerdiği tüm reformları hayata geçirdi. Hive’ de ilk hastane- Petersburg’daki gibi modern okullar, postaneler şehrin tüm alt yapısı hatta sinemalar bile onun döneminde yapıldı.  

       İslam Hoca reformlarda o kadar hızlı gidiyordu ki, ülkeye neredeyse çağ atlatmış. Yaptığı güzel şeyleri gören halk artık Han’ı unutarak veziri azam demeye başlar. Biz Türklerin tarihinde bildik durumlardan biri İslam Hoca’nın da başına gelir. Yani veziri azam biraz güçlendi mi, biraz halk arasında saygısı değeri arttı mı hemen infaz edilir. Muhalif kişilerin başında İsfendiyar da vardır. Muhammed Emin Han’ı sizin için tehlikeli olmaya başladı diye ikna ederler ve İslam Hoca’nın başı kesilir. Tam 12 sene sonra da Hive hanlığı düşer. Tabii biz gençler hiç unutmayacak unutturmayacağız dedi ve müzeyi gezmeye başladık.

Hiva- Seyid İslam Hoca Medresesi
Hiva- Seyid İslam Hoca Medresesi

       Günümüzde Uygulamalı El sanatları müzesi olarak kullanılan medreseyi gezmeden olmazdı. Kapıdan çıkan peri kızı bizim grup arkadaşımız. Ücretli olunca turnikeden geçip içeri girdik. İnce upuzun bir koridor üzerine sıralanmış tarihi, sanatsal eşyalar ile onları kimlerin yaptığı fotoğraflı olarak anlatılmış.

       Harezm uygulamalı sanatının tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Bu topraklarda yaratılan sanat türleri benzersizliği ve eşsizliği ile dünyaca ün salmıştır. Sanat dalları, Ganch oymacılığı; Özbekistan’ın en eski mimari-dekoratif sanat türlerinden biridir. Nakkaşlık, mermer oymacılık, ahşap oymacılığı, hattatlık, halıcılık sanatlarında da ustalıklarını sergilemişler. Ahşap oyma Harezmi ve İbni Sina portreleri harika.

       Halıcılıkta çok güzel. Türk Edebiyatının en büyük şairlerinden Ali Şir Nevai’yi anmadan geçemem. Türkçeyi sanat dili halinde işlemeye çalışmış, Türk dilini yüceltmiş üstün bilgin ve şairdir.

       Biraz dinlenip akşam yemeğine yine İslam Hoca Medresesine geleceğiz. Yerel danslar eşliğinde bir akşam yemeği, masalar hazırlanmış bile.

Hiva- Seyid İslam Hoca Medresesi
Hiva- Seyid İslam Hoca Medresesi

        Bildik yoldan geri dönüyor Taş kapıdan çıkıp otelimize geçiyoruz.

Hive- İç Han Kale Taş Avlu girişinden manzara
Hive- İç Han Kale Taş Avlu girişinden manzara

       Güzelce dinlendik. Hive’nin gecesi de çok güzel denmişti, sanırım buna tarihi dokunun ışıklandırılması etki edecektir. Önder’le biraz erken gidelim eksik yerler varsa gezelim dedik. Taş Kapıdan girip iki kez sola döndük güzel bir restoranda soluklandık. Teras kısmı bize güzel manzara sundu. Çıkamadığımız minarelerde yaşayamadığımız güzellikleri bir nebze olsun yaşadık. Bakalım adı Caravan Khiva Restaurant. Fotoğrafta tepeden görünümüyle güzel bahçesini gördüğümüz medresenin adı Şergazi Han Medresesi imiş.

Hive- İçhan Kale Şergazi Han Medresesi
Hive- İç han Kale Şergazi Han Medresesi

       Restoran çalışanlardan biraz bilgi aldık.

       Şergazi Han Medresesi; 18.yüzyılında başlarında inşa edilmiş. Şergazi Han, bilim adına araştırmalar yapmış, devrinin tanınmış bilim adamı ve şairleriyle sohbet toplantıları yapmış. Medresenin inşasından sonra tarihçiler buraya Alimler anlamına gelen “Maskani Fazilon” demişler. Bir bilim yuvasıymış tadilat yapılmamış.

       Güzel Hive’nin tarihi Kalta Minaresi tam karşımızda ortamın dokusuna uyan yaşam alanları çok bildik görüntülerle bize günbatımını haber veriyor. Çocuklar, asılı kar gibi beyaz çamaşırlar, döküntü fazla eşyalar ev cephesinden uzakta arkaya saklanmış. Arabalar akşam saati evin önüne park edilmiş her yerde aynı durum yani. Çocuklar ve gençler için kış geceleri yaşlıların tarihi anılarını böyle bir ortamda dinlemek sanırım onlara en büyük, en değerli hazinedir…

        Neyse yemek yenecek İslam Hoca Medresesine doğru yürüyoruz. Müthiş güzel bir günbatımı Pehlivan Mahmud’un türbesi üzerinde yanarcasına, ne yazık ki fazla göremiyoruz.

Hive'de Günbatımı
Hive’de Günbatımı

       Tahmin ettiğim gibi yerel folklor grubu çalıp söylemeye başladı. İlk gün gördüğümüz kırmızılı kadın da burada hem dans ediyor hem de şarkı söylüyor sevimli… Size video ekliyorum. 

       Ve Hive’ de akşam İslam Hoca Medrese ve Minaresinin güzelliği.

       Yemek yediğimiz yerden bir yapı bir yerden aklımda kalan medrese değil bir okul olduğu şimdilerde turistik eşya dükkanı gibi.

Hive Akşamlarında
Hive Akşamlarında

       Cuma Camii manzarası,

Hive Akşamlarında Cuma Camii Minaresi
Hive Akşamlarında Cuma Camii Minaresi

       Ve Hive İç han Kaleye de veda ediyor güzelim Taş kapıdan harika bir görüntü ile hemen karşısındaki otelimize gidiyoruz. Buhara’yı sevmiştik üstelik yarım kalmıştı hoş yine gideceğiz gezip size yazacağım. Ama Hive gerçekten de Buhara’dan çok daha güzel. Umarım isteyenlerin yolu bir şekilde buradan geçer.

Hive Akşamlarında Taş Kapı
Hive Akşamlarında Taş Kapı

       Hive’ den yarın sabah çıkıp yine 6 saatlik bir yolculukla Kızılkum Çölü’nü geçip Buhara’da buluşuncaya dek sağlık ve sevgiyle kalınız. 💞💞💞

16 thoughts on “BÜYÜK İPEK YOLU ÖZBEKİSTAN-3

  • Merhaba Alev Hanım, emeğinize sağlık. Kalenin surlarından başlayan yolculukta medreseler camiler derken Hiva bitti. Minareler benim çok hoşuma gitti, medrese girişleri ve ahşap sütunlar üzerinde yükselen yapılar çok ilginç. Maviler sanki İznik çinilerini andırıyor, bu arada merak ediyorum kadından şal satın aldınız mı? Nasıl olduğunu anlamadan yazının sonuna gelmişim, gerçekten elinize sağlık. Selam ve sevgilerimle…

    • Merhaba Gürcan Bey; Hive her yönüyle çok ilginç bir şehir. Yoktan var edilmiş. Çiniler aynen biz de çok benzettik. Yok şalı almadım. Aksesuar olarak kullanmayı bilemediğim bir eşya. İspanyadan almıştım o bile hala sandık bekliyor.😁 Yazım bu kez uzun oldu ama esas gezme kısmı bugündeydi. Buhara bile devam edecek. Değerli yorumunuz için ben teşekkür ederim. Selam ve sevgiler bizden.

  • Güzel raporunuz için çok teşekkür ederim! Kulağa harika bir yolculuk gibi geliyor. Bu maceraya atılma ve gelenekleri bu kadar canlı bir şekilde deneyimleme cesaretinize hayranım.
    Dilek listesindeki hikaye tek kelimeyle büyülü! Doğanın ve insanların birbirleriyle nasıl etkileşime girdiği büyüleyici. Belki de meraklı otel çalışanı Hıdırellez’in büyüsünü biraz hissetmiş ve dileklerinizi gerçekleştirmenize yardımcı olmak istemiştir.

    Size heyecan verici deneyimler ve yeni keşiflerle dolu unutulmaz bir zaman dilerim! Her anın tadını çıkarın ve etrafınızdaki güzelliklerden ilham alın.

    Almanya’dan Rosie’den selamlar

    • Sevgili Rosie, Uzunca okuyup değerlendirdiğiniz güzel yorumunuzla inanın çok mutlu oldum. Dilek listeme otel görevlisinin katkısı olabileceği düşünceniz harika ben de öyle inandım. İyi enerji güçlü istek. Güzel dileklerinizi ben de size yansıtıyor tüm güzelliklerin sizinle olmasını diliyorum.
      Türkiye’den sevgilerle Alev…🌸🌸🌸

Alev Abla için bir cevap yazınCevabı iptal et