Kırgızistan’ın güzel şehri Çolpan Ata’ya veda edip aynı gün başkent Bişkek’e doğru yol alıyoruz. Böylece gezimizin başlangıç noktasına, yani Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’e geri dönmüş olduk.
Tarih 14 Mayıs 2024, saat 19:00 olunca otelimize uğramadan önce doğruca yerel yemek yiyeceğimiz bir restorana geçtik. Adını antik Bişkek’ten almış: “Pishpek”. Ortamın güzelliğini birazdan paylaşacağım ama önce hatırlatayım; Bişkek, ülkenin en büyük şehri ve başkenti olsa da nüfusu henüz bir buçuk milyona bile ulaşmamış. Unutmadan fotoğraflara her zamanki gibi tıklayıp bakıyoruz. 😍



Restorana girince hemen dikkatimi çekti: özel bir köşe. Restoran sahibi, Bişkek’in Pishpek olduğu dönemlere ait kuruluş tarihini anlatan maketler ve panolar hazırlamış. Panoda yazılanlardan okuduğum kadarıyla —ve tabii Google amca sağ olsun 😁— Pişpek (okunuşu böyle) Kalesi’nin gerçekten ilginç bir geçmişi var.
Rus kaynaklarına göre kale, 1825 yılında Madali Han’ın emriyle, Kokand Başkomutanı Lyaşker Kuşbeyi tarafından, erken Orta Çağ yerleşimlerinden “Kuzneçnaya Krepost”un kalıntıları üzerine inşa edilmiş. 1826–1926 yılları arasında adı Pişpek olarak geçmiş. Sovyetler, 1926’da Kırgız Sovyet Cumhuriyeti’ni kurunca burayı başkent yapmış, adını da değiştirmişler. Lenin’in yakın arkadaşı olan ve burada doğan bir komutanın adı verilmiş: Frunze. Bugünkü “Bişkek” adı ise Kırgızistan 1991 yılında bağımsızlığını kazanınca tekrar kullanılmaya başlanmış. 🤷♀️
Karla kaplı Kırgız Sıradağları’ndan gelen Alamedin Nehri’nin kıyısındaki kale, hem kışlakların ortasında hem de ticaret yollarının kesişiminde olduğu için oldukça stratejik bir konumdaymış.

Kalenin içinde konutlar, kışlalar, dükkânlar ve tüccar kulübeleri varmış. Doğu bölümünde komutan ve görevliler için binalar yer alırken; silah depoları, hazine odası, yiyecek ambarları, hatta bir mezbaha ve kuyu da bulunuyormuş. Bir zamanlar Kokandiler için idari merkez, vergi tahsildarlarının üssü, ticaret merkezi ve aynı zamanda müstahkem bir karakolmuş.
Ama burası sadece askeri bir alan değilmiş; ticaret için de önemliymiş. Tüccarların dükkanları, kervansaraylar, bir cami ve çevresinde çiftçilerin evleri varmış.
Bir de işin efsane tarafı var: Kırgız halk rivayetine göre, Solto kabilesinden Pişpek adlı ( “kımız çalkalamak için kullanılan karıştırıcı” anlamına geliyor 😁) önemli bir kişi buraya gömülmüş. Ardından adına bir Kümbet (türbe) yapılmış. İşte bu yüzden buradaki Kokand kalesine “Pişpek” adı verilmiş.
Bir restoranda böyle bir tarih köşesine rastlamak bizi çok şaşırttı, yemek daha gelmeden kendimizi küçük bir müzenin içinde bulduk. Her ne kadar yemek, içmekten bahsetmesem de güzel bir sofra paylaşayım ilginizi çekebilir. Fotoğraf Önder Kaplan, teşekkürler hayatım. 💞💞

Sabah güzel bir kahvaltı sonrası Bişkek’i yürüyerek keşfedeceğiz. Bişkek, çevresi yüksek dağlarla çevrili bir şehir. En yüksek nokta, 4.895 metreye ulaşan Semyonov Tian-Shansky zirvesi (Alamudun Tepesi olarak da biliniyor). Şehrin kendisi Chuy Vadisi’nin eteklerine kurulduğu için fazla yükselti farkı yok. Ama şehir sınırlarının hemen ardında Ala-Too Dağları birdenbire yükseliyor. Öyle ki Bişkek’te gezerken, pek çok sokaktan ve meydandan bu dağları görebiliyorsunuz.
Otobüsten Chuy caddesinin başında indik. Yerel rehberimiz Sultan önce Filarmoni meydanına doğru yürüyelim dedi. Nasıl geniş ve güzel caddeler inanılmaz. Bisiklet yolları var caddelerin her iki yanı ile orta refüj bile ağaçlarla dolmuş. Sabah olduğu halde hava çok sıcak. Önündeki direklerde Kırgızistan ve Malezya bayraklarının dalgalandığı güzel bir yapının önüne geldik. Tarihi bir yapı gibi duruyor ama 1993 yılında kurulmuş Uluslararası Kırgızistan Üniversitesi’ymiş.


Üniversitenin yan tarafı tam bir çiçek alanı. Peyzaj çalışması her yıl yeniden yapılırmış. Tam bir selfie yeri kızlar fırsatı kaçırmadı. Fırsat bulup boş bir anda ben de çekim yaptım. Çiçek yolun sonunda Güzel Sanatlar Müzesi varmış gidemedik..

Önümüzdeki caddenin 3 ismi var dedi Sultan rehber biz Manas caddesi diyoruz. Sonra Cengiz Aytmatov bir de Ruslar döneminde adı Rostok 1 caddesiymiş. Bu cadde protokol caddesidir dedi. Ülkemize gelen yabancı tüm konuklar bu caddeden geçip hükümet binalarına giderler. Ve gerçekten de sonsuz gibi görünen upuzun bir yol. Yolun karşında Rus mimari tarzını yansıtan güzel bir yapı Belediye Sarayı. 1990 yılında yapılmış genç bir bina.

Üniversitenin az ilerisinde harika fıskiyeli bir havuz ve etrafını çevreleyen heykellerle muhteşem bir kompleks var. Burası, şehrin kalbi sayılan Ala Too Meydanı’na çok yakın. Meydan, aynı zamanda Manas Meydanı ya da Senfoni Meydanı olarak da biliniyor.
Ve işte bu görkemli manzaranın baş kahramanı: Kırgızların ulusal kahramanı Manas. Hakkında destanlar yazılmış, 40 ayrı kabileyi bir araya getirerek tek bir millet yaratmış. Rivayete göre o kadar hızlıymış ki, kimse peşinden yetişemezmiş.
Fotoğraflara her zamanki gibi tıklayıp bakıyoruz, çünkü yakından çok daha etkileyici! 📸
Anıtta, Manas sevdiği rüzgâr gibi uçan atı Tulpar’ın 🐎 üzerinde, korkunç bir ejderhayla savaşırken betimlenmiş. Solundaki kadın heykeli, sadakati ve gücüyle anılan eşi Kanykei’yi; sağındaki figür ise bilge danışmanı Bakai’yi temsil ediyor.


Ulusal kahraman Manas ve ona eşlik eden Kanykei ile Bakai heykellerinin arkasında, “Toktogul Satılganov Senfonisi” adı verilen 1000 kişilik büyük konser salonu yer alıyor. Toktogul Satılganov yalnızca Kırgızistan’ın değil, tüm Türk Dünyası’nın atışma ve deyiş sanatındaki en önemli temsilcilerinden biri kabul ediliyor.
Anıtın önündeki fıskiyelerden yükselen su serpintileri ise bize hoş bir serinlik kattı. Mevsimlik çiçekler henüz dikilmemişti, havuzun önü yeni hazırlanıyordu. Anıtın çevresinde kırmızı granitten yapılmış büstler de dikkat çekiyor. Bunlar; Naimanbai Bakilov, Tynybek Japiev, Sagynbai Orozbakov ve Sayakbai Karalaev gibi ünlü Manasçıların büstleriymiş. Fıskiyeli havuz, heykeller ve yemyeşil ağaçlar bir araya gelince mekânın ihtişamı daha da belirginleşiyor. 🌿🌿🌿

Bu kısa turun ardından programımızda olan Kırgızistan Milli Parkı Ala Archa’yı da eklediler. Ama ben şehir gezimizi bölmeden aktarmak istiyorum; bütünlüğü koruyalım. O yüzden Bişkek’i tanımaya devam.
Milli Park dönüşünde otobüsteydik. Yol boyunca gördüğümüz evlerin çoğu, Rus döneminden kalma yapılar olduğu hemen anlaşılıyor. Daha yeni ve modern binalar Bişkek’in güneyine kaydırılmış. Trafikte ciddi bir kaos yoktu. İnsanlar sessiz, yardımsever, güleç… Ama Türkçe bilen çok az; ikinci dilleri Rusça olmuş. Hatta İngilizce bilen bile yok.



Yine kaldığımız yerden devam etmek için Chuy Caddesi’nin kalabalık bir noktasında otobüsten indik. Bişkek’in gezilmesi gereken büyük çarşılarından birindeyiz: Oş Pazarı. İçinde yok yok, ama dükkanların çoğu öyle küçük ve dar ki kaybolmamak için epey dikkat etmek gerekiyor. Bu dar koridorlarda yürürken İpek yolu ticaretinin ne kadar yoğun yaşandığını kesinlikle hissediyorsunuz.
Benim aklımda torunum Derin’e yerel bir bebek almak vardı. Ama tabii illa pembe olacak diye diretince, o daracık dükkanların arasında neredeyse kayboluyorduk. Ve güzelim yerel ekmeklerden bile almaya zaman bulamadan pazarı hızlıca geçmek zorunda kaldık. 😅


Merkeze doğru yürüyoruz. Bölünmüş yolların ortasında bile Park var. Parkların her yanı heykel dolu. Bu kadar çok heykelli park hiç görmemiştik. İşte bir Örnek. Arkada görülen anıt önünden geçen arabaları görebilirsiniz. Ve biz de bu tarafın kaldırımındayız. Önümüzde kahramanların anıldığı bir köşe var. Önce fotoğrafı görelim.

Kayıpların yakınlarının, anılarını yaşatmak isteyenlerin çiçek bıraktığı bu duvar yazıtında yazılanlar; 1941-1945 Büyük Vatanseverlik Savaşı Kahramanlarına Sonsuz Şükranlar. Yani, I. Dünya ve II. Dünya Savaşlarında kaybedilen kahramanlara. Duvarın biri Rusça diğeri Kırgızca yazılmış. Diğer büstler ve arkada görülen anıt ”Komsomol” Genç Komünistler Birliği’nin üyelerine aitmiş. Artık Ala Too Meydanına geldik. Meydanın merkezinde yine Ulusal Kahraman Manas’ın heykeli var.
Ala- Too Meydanı; Ala- Too -Aladağlar anlamındadır. Bugün gördüğümüz Ala-Too Meydanı aslında Sovyetlerin büyük hayallerinden biriymiş. 1960’larda şehir hızla büyürken Sovyet planlamacıları bir şeyin eksikliğini fark etmiş: adına yakışır büyük bir halk meydanımız yok demişler. O zamanlar resmi törenler “Eski Meydan” da yapılıyor, Marx ve Engels’in heykelleri meydanın simgesi sayılıyormuş. Ama yetmemiş. 1961-1985 yılları arasında görev yapan Usubaliev yönetimi çok daha görkemli bir meydan istemiş.
İşte o dönemde tasarlanan Ala-Too Meydanı, Tien Shan dağlarına karşı konumlandırılmış. Yanına Lenin Müzesi ve Beyaz Saray gibi yapılar eklenmiş. Ama meydan biraz fazla büyük olmuş. Kutlamalarda doldurmak zor, protestocular içinse toplanmaya çok elverişli bir alan haline gelmiş. 🥳 2003 yılına gelindiğinde Manas anıtı buraya dikilmiş. Hemen arkasında Kırgız Devlet tarih Müzesi var. O kadar çok bina restorasyonda ki müze falan gezemedik.

2005’te Bakiyev döneminde meydan yeniden düzenlenmiş. Çeşmeler, anıtlar, çiçekler eklenmiş; daha görkemli ama aynı zamanda daha “kontrollü” bir hale getirilmiş. Artık ulusal bayramlarda kutlamalar burada yapılır olmuş.
Kırgız Devlet Tarih Müzesi’nin önünde karşımıza Manas Anıtı çıkmıştı. Ama hemen arkasında sürpriz bir heykel daha vardı: Lenin. 🤭 Meğer Kırgızistan, 60 yıl yönetiminde kaldığı Rusya’nın izlerini hâlâ yaşatmak istemiş. 1984’te Lenin’in heykeli Ala-Too Meydanı’na dikilmiş, ama 2003’te meydandan alınarak buraya, müzenin arkasına taşınmış. Bu arada ikinci fotoğraf, müzenin ön cephesini gösteriyor.


Alttaki fotoğrafta göreceğiniz bina 1985 yılında yapıldığında Cumhurbaşkanlığı ve Parlamento olarak kullanılıyormuş. Yeni Cumhurbaşkanlığı sarayı yapılınca bu güzel sütunlu bina şimdilerde Dışişleri ile Ekonomi ve Ticaret bakanlığına devredilmiş.

Bizim gezdiğimiz bu yılda Mayıs 2024 yeni Cumhurbaşkanlığı sarayı bitmişti. Ala- Too meydanında değil Bişkek’in güneyinde yapılmış, milli parka giderken önünden geçtik. Sarayın adını koymak için Cumhurbaşkanı Sadır Caparov sosyal medya oylaması yaptırmış. Sonuçta adı ”Intımak-Manas Ordo” olmuş.
Bu güzel yapının karşısındaki yemyeşil parka doğru yürüyoruz. Burası Oak Park, yani Meşe Parkı olarak biliniyor. Bişkek parklarının olağanüstü güzelliği ve çok sayıdaki heykelleriyle ünlü. Oak Park ise en eskisi; adeta açık hava müzesi gibi. 1890’da buraya ilk meşe ağacı dikildiğinde parkın temeli de atılmış. 2010’da Cengiz Aytmatov’un onuruna adı “Aytmatov Parkı” olarak değiştirilmiş ama halk hâlâ “Oak” demeyi sürdürüyor.
Parktaki heykeller arasında ilerlerken, yerel rehberimiz eski bir binaya dikkatimizi çekti. Ama önce, böylesine sıcak bir günde içimizi ferahlatan bu güzel parkın bir bölümünü görelim, ne dersiniz?

Kırgızlar için sonbaharda, rengârenk yaprakların yere döküldüğü bu parkta yürüyüş yapmak ayrı bir keyif olmalı. Her adımda çıkan çıtırtı sesleri eşliğinde dolaşmak, insanın ruhunu dinlendirir. 🍁🍂🍁🍂 Benim aklıma da hemen Ankara’mızın Kızılay’ı, bakanlıklar ve meclis civarı, elbette Bahçelievler’imiz geldi.
Evet, hayallerden çıkıp yeniden kaldığımız yere dönelim…


Eski Sovyet döneminden kalma bina 1886 yılında inşa edildiğinde kiliseymiş. Ruslar can kulesini kaldırmış sanat müzesi yapmışlar… Kapısında Kırgızistan Cumhuriyeti Sanatçılar Birliği S.A.Çuikov ”Meşe Bahçesi” Sergi Salonu yazıyor. S.A.Çuikov- açılımı Semyon Afanasyevich Chuikov; Rus bir ailenin çocuğu olarak Bişkek’te doğmuş. Ressam ve öğretmen olan Çuykov (okunuşu) Kırgızistan modern güzel sanatlarının kurucularındanmış. Bu binaya da onun adı verilmiş tüm sanatçılara açık sergi salonu olarak hizmet veriyor.
Ziyaret ettiğimizde Sanatçı Andrey Abramov‘un resimleri sergileniyordu. Adına tıklayıp web sitesinde diğer eserlerini de görebilirsiniz hepsi harika. Beğendiklerimi paylaşayım. Alt yazıları da resimleri gibi çok güzel. her zaman ki gibi. (Google amca sağ olsun)


Üstteki fotoğrafın ortasındaki yağlı boya tablo’ nun adı ”Kozmos” alt yazısını sanatçıdan izin alarak paylaşacağım. Eve gelince internetten sitesini buldum mail attım. Hemen nazikçe kullanabilirsiniz diye cevap geldi.
O zaman ilk fotoğraftaki 2. tablo’ ‘Kozmos”; Fikir aklıma marstan bir adam ve Venüs ten bir kızın arkasından geldi sadece gezegenleri yazmadım ama adamda Mars’ın enerjisini ve kızda Venüs’ün enerjisini tasvir ettim. Ve arka planda bir yaşam nehri var. 🫶 Diye tabloyu oluştururken ki duygularını yazmış.
Devam dedi rehberimiz ama otobüsle… Çok güzel başka bir parka geldik. Renkli bir ortam bildiğimiz güzel bir Lunapark, Panfilov Parkı. Haksızlık etmişim hayli büyük bir park. Bizim girdiğimiz kapı ana giriş değilmiş, yorulmadan dolaşmak isterseniz oyuncak tren sizi bekliyor. 🚂


Panfilov Parkı; Kurulduğu 1924 yılında adı yıldız ’’Zvezda Parkı’’ olmuş. Bişkek’in uydu haritasına bakıldığında park yolları bir daire içinde beş köşeli bir yıldız gibi görülüyormuş ben de baktım aynen öyle. Haliyle Sovyet Yıldızı ile ilişkilendirilir ve Kızıl Yıldız Parkı bile demişler ama artık konuşulmuyormuş… Neyse 1942 yılında dünya savaşı kahramanı Sovyet General Ivan Panfilov’un anısına onun adı verilmiş. O zamandan beri adı Panfilov Parkı.
Parktaki Erkindik sanat galerisi olarak adlandırılan Ressamlar sokağından geçtik. Bir grup sanatçının girişimi ile belediye tarafından 1998 yılında kurulmuş. Kırgızistan’ın kültürel değerlerini tablolarına yansıtmışlar. Galerinin tepe güneşliği mavi olunca ortam da otomatikman mavi oldu. Görüntü bence harika, siz yine de tıklayıp bakınız…


Bu güzel tabloları yakından da görmek güzel olur.



Tabii burası zafer meydanına ulaşma rotamızdı devam ediyoruz. Hemen yolumuzun üstünde bir heykel daha. Heykel parlak dünya görünümlü üstünde yazılar bulunan bir metal önünde konuşlandırılmış. Heykel Kenen Uulu (Bişkek Baatır) Kenen oğlu Bişkek Baatır. Kırgız soyundan gelen 18. yüzyılda yaşamış ulusal bir kahraman. Bu anıt kahramanın onuruna 2021 yılında dikilmiş.

Chuy Caddesi boyunca yürümeye devam. Grup önde ben arkada enteresan bir şey bulurum diye bakınırken ve evet ‘Türkün gözü aldadır” bu hanımı gördüm. Önündeki kaplar çok dikkat çekiciydi. Nedir diye sordum bir şeyle söyledi ama ben anlamayınca sesli kayıt aldım. Sonra araştırdım Kırgız milli içeceği olduğunu öğrendim.

Rehberimiz restoranda denemiştiniz diye hatırlattı. Bu milli içecekler yaz sıcağında soğuk ve ferahlatıcı oluyor. Daha önce tatmıştık hatırladım ama bize çok ekşi gelmişti. Satıcılar devlet memuru yaka kartları var öyle satış yapıyorlar. Maksym Shoro; Okunuşu, maksim şoro Arpa, buğday ve mısırdan yapılma mayalı aynı bizim Boza’ ya benzer. Fotoğrafta sol baştaki kırmızı kutu. Chalap Sholo; Okunuşu çalap şolo bu da fermente süt ürünü bizim kefir gibiydi. Fotoğrafta ortadaki mavi kutu. Ve en baştaki turunculu gibi küçük olan kutu da Kvass. O da fermente pancar suyu.
Chuy caddesinin çok uzun olduğunu söylemiştim. Ala Too meydanındaki kültürel değerlerden bir diğerinin önündeyiz. 1960’lı yıllarda yapılmış en eski sineması Bişkek Ala Too sinema Tiyatro‘su. İç bükey bir yapısı var. Renkli rölyefleri Sovyet döneminden kalma. Günümüzde 3D gibi son teknolojilerle güncellenmiş. Kapalıydı içini gezemedik.


Zafer Meydanına bir adım kala bir anıt heykel daha. Sanırım Kırgızistan’ın sadece parkları değil her sokağı, caddesi heykel ve anıt dolu. Kaidede Devrim kahramanlarına diyor. Ama aslı şöyle; Güney Kırgızistan’da Sosyalist Devrim’in ilk yıllarında öne çıkan genç bir isimdir Urkuya Salieva. Kırgızlı kızın bu ateşli devrimci duruşu, toprak ağalarını rahatsız edince onlar tarafından öldürülür.
Devrim uğruna hayatını feda eden Urkuya, bugün Ala-Too Meydanı’nda, kentin protokol yolu sayılan Chuy Caddesi üzerinde yer alan yüksek kaide üzerindeki heykeliyle anılmaktadır. Böylece hem halkın hafızasında hem de şehrin kalbinde unutulmazlar arasındaki yerini korumaktadır.

Zafer Meydanı ve Anıtı. Hayli geniş bir alanın orta yerinde uzaktan bakınca taç gibi, kemer görünümlü kırmızı granitten bir yapı. Eveeet Ala-Too meydanı ve zafer anıtı karşımızda. İlk anda tepesindeki çemberi görünce göçebe yurt çadırlarını örnek alıp bir ulus olduk demek istemişler diye düşündüm sonra Sultan rehberi dinlemeye başladık. Anıtı önce uzaktan görelim, arkadaki kızıl yıldızı da ardındaki Aladağlar ile…


Yerel rehberimiz Sultan’a kulak veriyoruz; Anıt, 1985 yılında iki önemli tarihe ithafen yapılmış: kimilerine göre II. Dünya Savaşı’nda Almanlara karşı kazanılan zaferin 40. yılına, kimilerine göreyse Kırgız Komünist Partisi’nin kuruluşunun 60. yılına. Anıtın bulunduğu alan eskiden bir pazar yeriymiş.
Meydana doğru baktığınızda anıtın bir çadırı andırdığını görebilirsiniz. Ancak Sovyet döneminde çadırın hiçbir simgesel anlamı yokmuş. Buna rağmen mimar, anıtın tepesine çelenk ve ortasına yıldız koymayı başarmış. Böylece ortaya hem Sovyet dönemi izleri hem de Kırgız yurdunu simgeleyen bir anıt çıkmış. Yakından da bakalım Aladağların başı dumanlı…

Anıtın merkezindeki anne figürü, evin sıcaklığını korumak için ocağı hiç söndürmeden savaştan dönecek kocasını bekliyor. Yanındaki çocuklar ise babalarının dönüşünü umutla beklerken mutluluk içinde betimlenmiş. Arkada omuzlarında ters duran tüfekleriyle asker heykelleri ise savaşın bittiğini sembolize ediyor. Annenin elindeki su kasesi de Kırgız geleneğidir, dışarıdan gelenin başı üzerinde üç kez gezdirilen su etrafa dökülür, peşinden gelen her türlü kötülüklerden arınsın diye. Sonra da gülerek, “Biz gidenin arkasından su dökmeyiz, o sizin adetinizmiş,” dedi. 😄 Öğrenmiş…
Anıtın çevresindeki granit blokların üzerinde ise II. Dünya Savaşı’na dair bilgiler yazılı. Kırgızistan savaşta yaklaşık 400.000 insanını kaybetmiş. Komşu Kazakistan’dan cepheye 1.200.000 asker gönderilmiş, onların da sadece yarısı, yani 600.000’i geri dönebilmiş. Bu rakamlar savaşın ne kadar büyük kayıplara yol açtığını çarpıcı şekilde hatırlatıyor.
Bir grup fotoğrafı sonrası Kırgızistan Milli Parkını anlatma zamanı geldi. Diyorum ve otobüsle yola çıkıyoruz. Merkezden geçerken trafik yoğundu, Bişkek’in en büyük Avm’ si Asia Mall dış cephe dekoruyla harika görünüyor ve karşımızda Aladağlar ile yoldayız.



İlk fotoğrafta görülen yer Alabalık çiftliğiymiş. Bizde ki gibi genelde hafta sonları gelinen kendin pişir, kendi ye tarzı. Ev gibi görünenler gelenlere ayrılan özel yemek odası gibi düşünün. İkinci fotoğrafta “Ülkenin birliğe verdiği değeri gösteren bu yazıda şöyle deniyor: ‘Birlik beraberlik halkıma yerleşsin, bereket toprağıma dolsun!’” Arkada görünen yer mezarlık. Son kare de inanılmaz güzellikte gelincik tarlası.



Ala Archa Milli Parkı; Nihayet geldik. Önce girişi görelim. Bizi bir tarafında Kar Leoparı olan heykel arkasında muhteşem karlı dağlar diğer tarafında Sibirya Dağ keçisi heykeli karşıladı. Çiçekler yeni dikiliyordu. Sonra Sultan rehberimize kulak veriyoruz. 3 km’lik yürüyüş yapacağız bir saat sürecek Kafe de var gelmek istemeyen orada vakit geçirebilir. Şu anda 1600 metre yükseklikteyiz.


Bişkek’ten 40 km uzakta, Orta Asya’daki ilk büyük ölçekli bu alan 1976 yılında projelendirilir. Proje için doğal oluşu ve tablo gibi olağanüstü güzellikte olan Ala Archa geçidi seçilir. Ala Arça- Tanrı Dağları’nın (Tien Şan) bir kolu olan Kırgız Ala Dağları’nda yer alır. En yüksek yeri 4.850 metredir. Ala Arça (okunuşu) benekli Ardıç demektir. Ardıç ağaçlarının ardında Ala Dağ ve karlı zirvesini görelim.

1976 yılı Sovyet dönemiydi ve park kapatıldı. Parti üyelerinden başkasına girmek yasaktı. Oysa 1976 yılından önce insanlar buraya trekking yapmaya gelirlerdi. Şimdi zirveye tırmananlara yol gösteren bir kitapçık var. Ve dağcılık federasyonu zorluk derecesi 150A ya kadar çıkan 7 sınıfa-rotaya ayırmıştır. 3.300 metrede olan kamp Sovyet döneminden kalmadır.
İlk karedeki pano yerimizi belirtiyor, ikinci genel rota ama ben en son çıktığımız 2500 metreyi kırmızı ile işaretledim. Panoramik manzaralar, miss gibi temiz hava çıkışımızı zorlamadı. Dizimden de hiç şikayetim olmadı.🤩

Yol hayli yokuş ne de olsa dağa doğru çıkıyoruz. Milli park ile aynı adı taşıyan Ala Archa nehri sağ yanımızda bize eşlik ediyor. Parkın doğal yaşamını tanıtan tabelalarla karşılaştık. Faunası hayli zengin. Bilinen bir sayı yok, Kar Leoparını yerli halktan da henüz gören yokmuş. Genelde şahin, atmaca ve altın kartal gibi yırtıcı türler görülüyor.


Rehberimiz; Kırgızistan’ın doğaya ve hayvanlara ne kadar değer verdiğini onların zarar görmemesine çalıştığını göreceksiniz. Hatta yanınıza alın dediğim fındık ,fıstığı ellerinizden korkmadan nasıl yediğini de göreceksiniz. 2.500 m yükseklikte denk gelirsek yaban keçilerinin insan elinden nasıl ekmek yiyip tuz yaladıklarına inanamazsınız dedi. 100 metre bile gitmeden hemen bir kırmızı 🐿️ Sincap gördük. Ellerde çekirdek, bademle başına toplandık. 😁

Florası çok zenginmiş bizim de tanıdığımız ilaç gibi değerli kantaron otu, ada çayı dahil 600’ün üzerinde bitki türü varmış. Kırgızca adı Archa olan Ardıç’ın 4 farklı türü var ve en büyük özelliği erozyonu önlemesidir. Arada Huş ağacı da görebilirmişiz. Kırgızların kültürel değerlerinde Ardıç’ın yeri çok özelmiş. Hindistan’ın sandal ağacı gibi Ardıç’ın da odunu yakılınca çıkan dumanı kötü ruhları kovarmış.
Ok atma denemesi yapan bir genç adam, Tanrı Dağları önünde resim çektiren genç bir çift ve değişik kök yapısıyla dikkatimden kaçmayan bir kaç kare ekliyorum. Tıklayarak bakıyoruz. ❤️



Bir yol ayrımına geldik yukarda işaretlemiştim tam burada yurtlu çadır var. Sıcak da bastırmaya başladı. Artık geri dönüyoruz.

Ala Archa nehrinin köprüsünde Önder’in objektifinde ben, aşağı kısmında gençler. Nehir çağıldayarak akıyor.



Bişkek merkeze geri dönüyoruz. Uçağımız sabaha karşı 04:35’teydi, bu yüzden yeniden otele geçip dinlendik. Zaten epey yorgunduk, gece hayatını keşfetmeye fırsatımız olmadı. Ama çok güzel bir ülkeyi daha tanımış olduk, hoşça kal Bişkek, hoşça kal Kırgızistan.🌍
Kırgızistan’ın renklerini, dağların ve insanların sıcaklığını unutmak zor olacak. Biz çok sevdik; umarım bu duyguyu size de yansıtabilmişimdir. Yeni bir durakta, Bolivya’da görüşmek üzere. Sağlık ve sevgiyle kalın…💞💞💞
Emeğine, Yüreğine sağlık Alev ablam. Zamanın Evliya Çelebisi gibi seyahatlerini, gezdiğin, gördüğün yerleri ne güzel anlatıyorsun, resimliyorsun, yorumlarını paylaşıyorsun. Gitmesek dahi, oralara gitmiş kadar oluyoruz sayende…
Teşekkür ederim Murat. Ben de böyle keyifli, güzel yorumlarla mutlu oluyorum. Selam ve sevgiler…
İyi akşamlar Alev Hanım,
Biraz geç oldu ama çalışmanızı yeni gördüm. Önce fotoğrafsız bir yazı açılınca şaşırdım, sonra kapatıp tekrar açınca anlatımlarınızda ete kana büründü. Pishpek restoran fantastik bir yer havasında, sanki vikinglerin uzun masaları gibi ama yemekler eminim çok lezzetlidir.
Oş pazarı bana sahafları anımsattı, İstanbul’a gidince oralara bir uğrayacağım. Oak park çok dinlendirici görünüyor. Panvilov parkı, ressamlar sokağı gerçekten çok etkileyici.
Ala Archa Milli Parkını da çok beğendim. Yollara ve diğer güzel şeylere bakıyorum da sanki bizlerden daha zengin görünüyorlar, onların milyonlarca dolar borçlarını neden sildik bilmiyorum.
Çalışmanızı keyifle okuyup takip ettim, ellerinize sağlık. Önder Bey artık ana rollere çıkıyor, fotoğraflar çok güzel çıkmış.
Selam ve sevgilerimle…
İyi geceler Gürcan Bey,
Ben de merak ettim size mesaj atacaktım ama sitemin ana sayfasını düzeltmekle fazlaca uğraşınca hem vakit kaybettim hem de sizi boş sayfa ile tanıştırmış oldum. Aklıma da geldi bir okuyucuma denk gelirse ortalık toz duman.
Neyse sağlık olsun. Güzel yorumunuzla mutlu oldum. Dışardan destek alınca ülke zengin gibi görünüyor ama bence fakir de değiller. Özbekler onlar için *bizim yaramaz çocuğumuz*tabirini kullanıyorlar.
Önder Bey ve kendimi bundan sonra da eklemeyi düşünüyorum. Hani demiştim ben okumazsam torunlarım okur. Hiç olmazsa işte büyükanne ve büyükbabamız da bunlar desinler. 🥰
Selam ve sevgiler bizden…
İyi akşamlar Alev Hanım,
Bizler henüz İstanbul’a dönemedik, kısmetse ay başında gideceğiz. Sizler herhalde Aydın’a dönmüşsünüzdür. Burada günler nasıl hızlı geçiyor anlamıyoruz, bahçe, kedler, köpekler ile sıkilmıyoruz. Yazılar lonusunda biraz tembellik ediyorum ama iş olsun diye de yazamıyorum.
Elif’in yaradan sızınti devam ediyor ama çekilen tomografi sonuçlarına gore yama vücutça kabullenilmiş. Minnacık bir yer inatla serum üretiyor. Artık eskisi gibi karamsar değilim.
Çalışmanız yine keyifli ve akıcıydı, sizin torunlarınız eminim her zaman gururlanacaklar.
Yeni çalışmanızı bekliyorum, Önder Bey ve size de selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz.
Tekrar görüşmek üzere…
Liebe Alev, wie spannend diese Reise nach Bischkek – und wie wunderbar deine Fotos! Sie lassen mich ganz ruhig und aufmerksam durch diese besondere Stadt und ihre Geschichte gehen. Besonders das Gebäude der Kunsthalle hat mich besonders interessiert: eine ehemalige Kirche, der der Glockenturm genommen wurde, und die nun als offener Ort für Kunst weiterlebt – das ist ein starkes Bild für Wandel und Kontinuität zugleich.
Deine Beschreibung von S. A. Tschuikow und seiner Rolle für die moderne kirgisische Kunst macht neugierig, und die ausgestellten Werke von Andrej Abramow fügen sich – zumindest durch deine schöne Auswahl – ganz selbstverständlich in diesen Ort ein. Man spürt, dass du nicht nur fotografierst, sondern wirklich hinschaust.
Danke, dass du mich mitnimmst an Orte, die ich wohl nie selbst besuchen werde – und ihnen durch deine Bilder und Worte so viel Nähe schenkst.
Liebe Rosie,
vielen Dank für deinen wunderschönen, nachdenklichen und wertvollen Kommentar. Es war mir eine große Freude, Bischkek und die Atmosphäre dieser Orte mit dir zu teilen. Dass meine Fotos und meine Erzählung so ein Gefühl der Nähe erzeugt haben, spiegelt genau meine Motivation zum Schreiben wider. 🌸 Alles Liebe…