Yeni bir limanda değil ilk geldiğimiz limana Civitavecchia’ya geri geldik yanaşıyoruz manzara yine harika ve tarih 1 Ekim 2014 saat 08:00. Bugün burada gemiye de veda ediyoruz. Bu güzel manzaradaki kaleden dönüşte bahsedeceğim demiştim. Kalenin adı Michelangelo evet Rönesans’ın ünlü sanatçısı Michelangelo. Kalenin limanı çevreleyen surlarının yarım kalan inşasını Michelangelo tamamladığı için kaleye de onun adını vermişler.

Antik kentin bu güzel Limanı Civitavecchia’yı; Roma İmparatorluğu’nun Orta Avrupa’daki fetihlerinin mimarı 5 büyük komutandan biri olan Traian (M.Ö 108) kendi villasının yakınında inşa ettirmiş. İlk adı o zamanlar *Centum Cellae*dir. Yerli halk dilinde *doğal küçük koy* anlamında. Komutan Trajan (okunuşu), Civitavecchia limanını Etrüsk’lerin Tiber ırmağı kıyısındaki limanı nedeniyle tehlikede olduğunu düşündüğü Roma Limanı’na alternatif olarak inşa ettirmiş ve zamanla burası gerçekten de Roma’nın ana limanı olmuştur diye ilk yazımda bahsetmiştim.
Bugünkü programda Roma var zaten kale de gezilemiyormuş kısaca Civitavecchia’ya da elveda diyor bavullarımızı yerleştirdikleri otobüsümüze doğru gidiyoruz. Civitavecchia ile Roma arası 80 km. 1 saatlik bir yolumuz var. Rehberimiz Enis Aslan otobüsle Roma panoramik şehir turu yaptıktan sonra diğer yerleri yürüyerek gezeceğiz diyerek anlatmaya başladı, bu arada Roma’ya geldik bile.
Roma, Efsaneye göre Remus ve Romulus bebekken Palatino tepesinde dişi bir kurt tarafından emzirilirken koyunlarını otlatan çoban ve karısı tarafından bulunur ve büyütülürler. Gençlik döneminde Roma’yı kurmaya karar verirler ve yer olarak da bebekken bulundukları tepeyi Palatino’yu (Kolezyum’un orada) seçerler. Bu arada aralarında çıkan kavgada Romulus kardeşi Remus’u öldürür ve kurdukları devlet olan Roma’nın ilk hakanı olur tarih M.Ö 753.
Roma da İstanbul’umuz gibi yedi tepe üzerinde kurulu olduğu söyleniyor. İlk Palatino tepesi ki Roma’nın kurulduğu yer. Sonra Aventino, Capitolino, Quirinale, Viminale ve sonuncusu da Celio’dur. Halkın kökeni Latin, Etrüsk ve sabinlerdir.
Roma adını nerden aldığına dair çeşitli rivayetler var. Roma Mitolojisinde Troyalı Prens Ankhises ile Aphrodite’nin (Venüs) oğlu Aeneas ile birlikte seyahat eden Troyalı bir kadından aldığıdır. Bir diğeri de Tiber nehrinin eski adı olan Rumon’dan evrildiğidir. Troyalılar, Tiber nehrinden geçerken yöreye hayran kalan kadınların burada yerleşebilmek için seçimi kabul etmeyen erkeklere karşı çıkıp gemide yangın çıkarmaları sonucu mecburen yerleştikleri de kabul edilir. Otobüsten çektim ama harika olmuş Kutsal Melek Kalesi-Sant’Angelo.

Fotoğrafta görülen köprü yine aynı adı almış ve Sant’Angelo köprüsü Tiber Nehri üzerinde kurulmuş. Kalenin çok enteresan bir yapılış sebebi ve bugüne gelene kadar geçirdiği evreler var. Savaşlardan başını kaldıramayan zamanın İmparatoru Hadrian bir gün öleceğim, bari arkamda unutulmamak adına bir anıt bırakayım der ve bir mozole yaptırmaya karar verir. İmparatorluğunun 18. yılıdır ve yaşı henüz 60 bile olmamıştır. 🤭 Bu acele niye?
Önce yerine geçecek varisini seçtikten sonra Tiber kıyısında M.S 135 yılında bu yuvarlak yapıyı başlatır. Sağlık sorunları yaşamaktadır. Ve maalesef Hadrian’ın ömrü de mozoleyi bitirmeye yetmez ve M.S 138 yılında hayatını kaybeder. Yerine daha önce varis seçtiği Antoninus Pius geçer. Antoninus vefalıdır bir yıl sonra, M.S 139 yılında mozoleyi bitirir.
Mozole fiilen bitmiştir ama sonraki yıllarda Goth’ların (hani tarihte okumuştuk Germen ırkından kabileler ; Ostrogotlar- Vizigotlar) yağmalamasına karşı İmparator Aurelian kendi adıyla inşa ettiği şehir duvarının içine dahil eder. Ama bu kez Vizigotların yağmasından kurtulamaz. Vizigotlar o döneme kadar ölen tüm imparatorların mozolede saklanan küllerini küpleri kırarak yollara serperler.
Mozolenin çilesi bitmemiş bu kez Ostrogoth Kralı Büyük Teodor, İtalya kralı olunca başkenti olarak Roma’yı seçer ve Mozolenin büyük bölümünü hapishane olarak kullanır. Mozole uzun yıllar hapishane olmaya devam etmiştir.
Tepesinde görülen heykel bir melek heykelidir ve muhtemelen Mikail olabilir deniyormuş. Zira 6. yüzyılda Veba salgını yayılır. Zamanın Başpiskoposu rüyasında Mikail Meleğini kılıcını çekmiş şekilde görür ve rüyasını Veba’nın biteceğinin göstergesidir diye yorumlar. Mikail de kılıcını çekti mi her işi sonuçlandırırmış yani akvist bir melekmiş. Gerçekten Veba da biter ve sebebi Mikail’dir diye kabul görür. Öyle ki Vatikan’ın cephesi özellikle bu kale-Mozoleye bakar şekilde yapılmış.
Rehberimiz Enis Bey İtalyanlarla ilgili bir iki şey anlattı. Onlarda da Pazartesi sendromu varmış öyle ki kahvelerini içmeden kendilerine gelemezlermiş. Kesinlikle dışarda yemek yerken oturmadan ayakta yerlermiş zira otururlarsa ekstra masa parası ödemeleri gerekiyormuş. Bizler maşallah bir bardak çayla akşamı ederiz. 😁 Caddede güzel bir anıt gördüm ama yüzünü çekemedim. Marco Minghetti Anıtı sevilen bir devlet adamıymış.

Şehir merkezine doğru gidiyoruz. Bir binadaki tabelada Corso Vittorio Emanuele II yazıyor ve hala otobüsteyiz. Altta fotoğrafını gördüğünüz antik kalıntıların adı Largo di Torre Argentina. Kalıntılar Roma Cumhuriyet dönemi tapınağının ve görülen sütunlar da Pompey Tiyatrosu’nun kalıntıları. Bu kalıntılara forum da diyebiliriz ama tiyatronun bu sahne kısmına Curia deniyormuş ve Julius Caesar, Pompey Tiyatrosu’nun bu Curia’sında öldürülmüş.
Kalıntılarda fotoğrafta pek görülmüyor ama yuvarlak yapı bir ocaktır. (ağacın hemen önünde) Ocak, Romalılar için çok önemlidir hiç sönmeden yanar, eğer sönerse de Roma ölmüş demektir. Bu kalıntı nasıl bulunmuş; İtalya’nın birleşiminden sonra 1927 yılında Roma’nın bazı yerlerinin yeniden yapılması için başlatılan inşaat sırasında burada devasa bir heykel başı ve kolları bulunur. Yapılan incelemelerde 4 tapınak ve tiyatronun bu kısmı ortaya çıkar ve kutsal sayılır.
Bir diğer ilginçliği, Mussolini döneminde kazı yapılırken kedilerin işgaline uğramış. 🐈⬛🐈😻 Roma halkı da onları beslemeye başlamış. 1990 yılına gelindiğinde sayıca hayli artan kedilere kısırlaştırma uygulanmış hala bakımları yapılıyormuş. Kısaca kedi forumu diyebiliriz. 🤣

Nihayet Venedik Meydanı’ndayız. Venedik meydanından bir tur dönüyoruz ve zar zor bir fotoğraf çekiyorum. Ben de, daha önceki gidişimizde çektiğim fotoğrafları da kullanacağım. 💃
Venedik Meydanı *Piazza Venezia* Roma’nın en güzel eserlerinin sergilendiği çok güzel bir meydan. Adını Venedik hayranlığından almış. Palazzo Venezia- Venedik Sarayı ve önünde Vittorio Emanuele II Anıtı olan bir abideyi barındırır. Bu abidenin bulunduğu tepenin adı da Capitoline tepesidir. Capitoline Tepesi de Roma’nın yedi tepesinden en meşhur olanıdır.
Bu anıt Birleşik İtalya Krallığı’nın ilk kralı Vittoria Emanuele II onuruna inşa edilmiş. Mimari tasarımı ve yapımı Giuseppe Sacconi’dir ve anıtı 1985 yılında başlamış 1911 yılında tamamlamıştır. İtalyanca adı Altare Della Patria – Ulusun Mihrabı anlamına gelen anıtın bilinen adı Vittoriano Emanuele Anıtı’dır. Hemen fotoğraf ekleyeyim.

Bu anıt halk tarafından hiç sevilmemiş. Öncelikle mermer oluşu şehirdeki diğer binalara benzemeyişi ile antipatik gelmiş hatta arkadaki nokta gibi duran alınlık yüzünden daktiloya benzetilerek alay edilmiş. Yine de çektiğimiz fotoğrafta at üstünde Vittorio Emanuele II heykeli ile yapı bence çok güzel. Ve yine her iki üst köşelerde tanrıça Victoria’nın üstünde olduğu 4 at heykeli hemen önünde yer alan I. Dünya savaşında hayatını kaybeden İtalyan askerlere ait *Meçhul Asker Mezarlığı* ile de görkemini muhafaza ediyor.
Sağ tarafında hemen arkada Capitol Tepesi var. Merkezi yükseklik anlamında olan Capitol başkent anlamındadır. Bu tepede yer alan Piazza del Campidoglio’da tasarımı Michelangelo’ya ait arkeoloji ve sanat müzeleri *Musei Capitolini* yani Capitolin Müzesi var ve müzeler bir yer altı tüneliyle birbirlerine bağlanmış.
Yine otobüsle bir tur daha atıyoruz ve Vittorio Emanuele II Anıtı’nın hemen sağında yer alan 16. yüzyıldan kalan Santa Maria di Loreto Kilisesi ve İmparator Traianus’un kendi adına yaptırdığı Colonna Traiana-Trajan sütununu görüyoruz. Sütunun üzerinde İmparator Traianus’un (Trajan) Dacia zaferini anlatan figürler var. Kaidenin içi boş ve İmparator Trajan’nın külleri de buraya gömülmüş.

Flaminio Metroya yakın bir yerde Viale Giorgio Washington adındaki bir caddede otobüsten indik artık yürüyeceğiz. Metro girişinde giysi pazarı görünümünde gibi birkaç tezgah vardı. Bizim karşıya geçmemiz gerekiyormuş. Hemen solumuzda iki güzel kapı gördük halka açık bir park, biraz uzun da olsa ünlü Villa Borghes’e giden yolmuş.
Rehberimiz anlatıyor; Karşınızdaki üç gözlü kapı Aurelian surlarının şehir kapısı*Porta del Popolo* Bazilikasına bitişiktir, İmparator zafer sonrası şehre ortadaki büyük kapıdan girer halk ise küçük kapılardan girer. Kapının arkası da halkın meydanı anlamına gelen *Piazza del Popolo*dur.

Piazza del Popolo Roma’nın en ünlü meydanlarından biridir. Tam ortasında II. Ramses döneminden onun adına dikilmiş Mısır dikilitaşı var. Aynı bizde Sultan Ahmet’te olduğu gibi gerçi bizim taş Ramses’in değil Firavun Thutmose III’ündür. Neyse buradaki dikilitaş Heliopolis Güneş Tapınağı’ndan 1300’lü yıllarda getirilmiş. Önce Circus Maximus- zamanın araba yarışlarının yapıldığı stadyumda sergilenmiş daha sonra restore edilip 1589 yılında Papa V. Sixtus’un emriyle bu alana dikilmiş.
36 metre uzunluğundaki obelisk Mısır’dan blok halinde getirilirken yelkenli mavnaya önce hububat doldurulup arasına blok taş konarak kırılması önlenmiş. Güzel bir taktik doğrusu. Popolo Meydanının hemen Güney çıkışında Barok ikiz kiliseler Santa Maria dei Miracoli ile Santa Maria var. İçini gezemeyeceğimiz için ikisini ayıran yoldan dümdüz yürümeye başladık yine ünlü bir cadde olan Via Corso’dayız.
Via del Corso’dan dümdüz yürürseniz Venedik Meydanına çıkarsınız. Ünlü markaların mağazalarına baka, baka yürüyoruz. Ara sokaklara baktım ama bildik dar İtalyan sokakları. Araya sıkışmış Barok tarzı bir Bazilika geçtik sonra sola döndük.
Via dei Condotti bu sokakta ünlü markaların devamı. Yolun sonunda Piazza di Spagna meydanı ve çoğumuzun İspanyol Merdivenleri diye bildiğimiz * Scalinata Della Trinita dei Monti merdivenleri ve hemen önünde de *Fontana Della Barcaccia* çeşmesi var. Önce yoldan görüntüler vereyim sonra anlatayım. İlk fotoğraf Largo Carlo Goldoni isimli en eski tarihi sokak ve o sırada yapılan bir gösteri. Diğerlerinde de yolun sonunda İspanyol merdivenleri ama arkadaki Fransızların yaptırdığı Manastır Kilisesi *Trinita dei Monti* (Kutsal Dağların Üçlemesi anlamındadır) restorasyondaydı.
Ve sonunda Piazza di Spagna’dayız. Karşımızda Trinita dei Monti ve önünde kelebek şeklinde yine Fransızların yaptığı kelebek görünümlü merdivenler ama adı İspanyol merdivenleri.

Fransızlar yaptırdığı halde adı neden İspanyol merdivenleri? Anlatayım.
Fransızlar ve İspanyol’lar Roma’yı almak için çok savaştılar. Yani roma tam bir savaş alanıydı. Bir sürü devletçik vardı ve birlik yoktu. İşte 1500’lü yıllarda kendilerine bir yer edinmek isteyen Fransızlar arkadaki Kilisenin inşasına başlar. 1700’lü yıllarda da XII. Louis teşvikiyle 135 basamaklı kelebek gibi 3 katmanlı yapılan merdiven, buradaki cadde ile kilise yolunu birbirine bağlamış olur. Bu yıllarda İspanyollar Fransızları bir miktar ezerler ve fırsattan istifade alt caddede elçiliklerini kurarlar. İspanyol askerleri de genelde burada oturur piyasa yaparlarmış. Ve sonuçta adı İspanyol merdivenleri olarak anılmaya başlanmış. Ama resmi adı Scalinata Della Trinita dei Monti ‘dir.
Gerçek adı *Santissima Della Trinita dei Monti *olan bu üçlemenin tepedeki kilisesi genelde Trinita dei Monti diye bilinir. Roma’nın Fransızca konuşulan 5 Katolik kilisesinden biridir. Kilisenin manastırı da yukarda fotoğrafa göre soldadır.
Önündeki dikilitaş *Obelisco Sallustiano* Ramses dikilitaşı’ değildir. M.S 2 veya 3. yüzyıla uzanan tam olarak bilinmeyen bir tarihi var. Üzerinde yazıtları olmadan blok halinde getirilmiş hiyeroglif olan yazıları sonradan kopya edilip kazınmış (Piazza Navona ve Piazza del Pincio’nunkiler de sonradan kazınmış.) Bu sütunun yazıtları da Piazza del Popolo’daki Dikilitaş’ın üzerindeki yazılardan kopya edilmiş.
Sahipleri ölünce bir dönem İmparator Tiberius satın almış. 410 yılına kadar sağlam kalan Dikilitaş sonunda düşer ve 3 parça halinde asırlarca kalır ama unutulmaz. Sonunda Fransızlar Notre Dame Katedralinin önüne dikmek için girişimde bulunduklarında taş kıymete biner ve sonunda, Papa VI. Pius girişimleri ve mimar Giovanni Antinori’nin görevi kabul etmesiyle bu görüldüğü tepeye dikilir.
Evet merdivenlerin hemen önünde güzel bir de çeşme var *Fontana Della Barcaccia* Ünlü İtalyan heykeltıraş ve mimar Gian Lorenzo Bernini’n babası Pietro Bernini tarafından yapılmış bu çeşme kayık şeklindedir. Adının anlamı İtalyanca’ da *çirkin teknenin çeşmesi*dir. Ama buradaki çirkinin anlamı eski bir hikayede geçen Tiber Nehrinin 1598 yılındaki su baskınında küçük ve çirkin tekneyi tam bu noktada karaya oturtmuş olmasıdır. İşte Bernini de bu hikayeyi baz alıp çeşmeyi tasarlamıştır. Suyundan da içtik gerçekten Roma’daki bütün çeşmelerin suları memba suyu gibi harika.

Bir de İspanyol merdivenlerinden görüntü verelim. Meydan ve çevresi. Ardından yola devam ederiz. Fotoğraflara tıklamazsanız kalite ortaya çıkmıyor. Tıklayınız. 🤭🥰💞 İlk fotoğrafta görülen karşı yoldan geldik Via Dei Condotti.
Birkaç sokak sonra sağa dönüp güzel barların olduğu sokak Via Frattina’dan geçtik. Handmade(el yapımı) malzeme satan güzel bir dükkan var. Birlikte baka, baka gidelim derim. Bir köşede kestaneci arada bir tepesine koyduğu çanları çalıyor.
Bir başka köşede iki köpeği ile oturan bir adam, önünde *yaşamak için küçük bir yardım* yazıyordu. Ama köpeklerin bakışına hayran kaldım. Az ötede türünün en küçük boyutlu örneği tek katlı bir apartman. Umarım yanılmamışımdır ve bir butik için model çekimi yapan fotoğrafçı ile modeli.
Yolumuz sonunda Piazza Della Rotonda meydanında Panteon’ la kesişti.
Panteon; Roma tarihinde günümüze kadar tamamen bozulmadan gelen tek antik yapıdır. M.Ö 27 yılında Marcus Agrippa’nın emriyle yapımına başlanmış. Yunancada Panteon* Tüm tanrılara Adanmış*anlamına gelir.
Bir kaç kez yıldırım çarpması vs nedeniyle yanmış ve Hadrian dönemine kadar da restore edilmemiş. Üstündeki yazı da* Üçüncü kez konsül olan Lucius’un oğlu Markus Agrippa bunu inşa etti* anlamındadır. Önceleri Pagan Tapınağı idi kilise olarak kullanılmıyordu. İmparator Phocas 608 yılında Papa IV. Boniface’e tapınağı verince kilise olarak kullanılmaya başlanır ve Aziz Maria ve Şehitler Kilisesi anlamında *Santa Maria and Martyres* adı verilir.

Kalabalıktan bir şey çekilmiyor ki, neyse hemen önünde *Fontana Del Pantheon* pantheon Çeşmesi üzerinde de Mısır’dan getirilen II. Ramses’in Obelisk’i duruyor. 1990 yılında Unesco Dünya Mirası Listesine eklenmiş. İlk fotoğraf, Meydan ikinci çeşmenin suyundan mutlaka içmek gerekiyormuş biz de ikiletmedik. 🤭 Ve II. Ramses’in Obelisk’i.
Vakit yok yine içine giremedik. Yola ve yürümeye devam. Piazza Di Trevi’deyiz. Şansa bakın ki Dünya’nın en ünlü Aşk Çeşmesi restorasyonda. 2004 yılında gittiğimizde de şansımıza geceye denk gelmişti gündüz gözüyle göremedik vesselam. Restorasyona rağmen bizi cam bir köprüden geçirdiler para atılacak yeri de ayırmışlar ay çok komik bakın çektiğim videodan bir kare.

Fontana Di Trevi adı tre-üç via -yol’ anlamındadır. Zaten meydana üç yoldan giriş yapılıyor… Trevi çeşmesine sadece biz Türk’ler *Aşk Çeşmesi* diyormuşuz. 🤭 Sevecen milletiz vesselam. 💞
Çeşmenin suyu Roma döneminden beri kaynak olarak varmış. Efsaneye göre; İmparator Agustus’un Generali Agrippa’ya rüyasında gizemli bir bakire bu kaynağın yerini söyler. Agrippa da buraya bir su kemeri inşa eder M.Ö 19. Çok uzun, yüzyıllar sonra Fontana Di Trevi Bir Fransız Düke ait sarayın önündeki bu kaynak kullanılarak görkemli bir çeşme olarak ön cephesine yapılmış.
30 metre yüksekliğinde çeşme yaparak adamın sarayını resmen gasp ediyorlar ama Dük sesini de çıkaramıyor. Nasıl çıkarsın ki, Papa Clemens XII için tasarlanmış mimarı da Bernini’dir. Ancak hayata geçirilmemiş. Tam 50 yıl sonra pek bilinmeyen Mimar Nicola Selvi tarafından yapılan tasarımı ile 30 yılda ancak bitmiş ama Nicola Salvi’nin çeşmeyi görmeye ömrü vefa etmemiş yıl 1762.
Havuzda sakallı olan ama göremediğimiz heykel deniz tanrısı Neptün. Her iki yanında da yılan kuyruklu kanatlı at heykelleri var. Fotoğrafta görülen sağdaki at hırçın soldaki hat sakin olarak yapılarak denizin gelgitleri betimlenmiş. Bu atlar ile Triton’lar (genç tanrılar) Neptün’ü kabuk şeklindeki arabası üzerinde çekiyorlar. Arkada görülmeyen fotoğrafta yoklar ama biz o cam köprüden geçerken gördük her iki yandaki nişlerde kadın heykelleri var. Soldaki bolluğu, sağdaki sağlığı temsil ediyor.
Alttaki fotoğraf günümüzden hepsi görülüyor zira geçen ay İtalya’ya giden güzel kızım Meltem çekmiş @artista_m Teşekkürler canım. Birden aklıma 1960 yapımı *La Dolçe Vita* filmi ile efsane yıldız Anita Ekberg’in suyun içinde dans edişi geldi yanında Marcello Mastroianni ile. O yıllarda çekilen filmler bize en az 10 sene sonra gelirdi yani lise çağlarımız. Bizde Tatlı Hayat diye oynamıştı. Altın Palmiye ödüllü filmin yeniden çekimine karar verilmiş. 💃💃 💃 Ama tabii siyah- beyaz. Ben sizlere 2012 yapımı Woody Allen’nin yazıp yönettiği *To Rome With Love* filmini önereceğim. Can dostum blog arkadaşımın sayfasını şiddetle tavsiye ederim. *Asli’nda.blog* da bu film için yazdığı güzel yorumunu, seçtiği harika müzik eşliğinde okuyabilir sonra da adresinden izleyebilirsiniz.

İlk gittiğimiz 2004 yılında ben de çeşmeye dilek parası atmıştım. Kenara oturup gözler kapalı sağ elinizdeki parayı sol omuzunuzdan havuza atacaksınız. Ne dilerseniz oluyormuş ama genellikle tekrar geliniyor demişlerdi doğru çıktı. 💃 Bu kez atmadım görüntüye baksanıza camdan bir bölme yapmışlar parayı yavaşça buraya atın yazıyordu. Gidecek bir iki yerimiz daha var. Kısa mesafe olsa da otobüsle Kolezyum’un Kostantin Takı’na geldik.

Hemen yanında Dünya’nın en büyük arenası Kolezyum veya diğer adıyla Flavian Amfi tiyatrosu yer alıyor. Yapımına M.S 70 yılında İmparator Titus Flavius Vespasian tarafından başlatılmış. M.S 80 yılında oğlu Titus’un İmparatorluğu döneminde bitmiş. Bina genelde vahşi hayvanları avlama, gladyatörlerin araba yarışları ile dövüş oyunları için kullanılmış. Şimdilerde sergilere ve gösterilere ev sahipliği yapıyormuş.

50.000 kişiyi barındıracak kapasiteye sahip Kolezyum’un adı hemen yan tarafında bulunan İmparator Nero’nun (Nero’lu Colossus) devasa heykelinden esinlenerek konmuş. Yine içini gezemiyor yola devam diyoruz. İstikamet Vatikan.
Vatikan; Dünya Hristiyanlık merkezi hatta devleti diyeceğimiz bir Şehir Devlet. 1929 yılında İtalya ile yaptığı lateran anlaşması ile İtalya’dan ayrılıp şehir devlet olmuştur. Monarşi ile yürütülen bir Avrupa ülkesidir diyebiliriz. Aynı zamanda Katolik dünyasında ruhani lider sayılan Papa ve Kardinallerin de yönetim merkezidir. Dünyada topyekûn Dünya Mirası Listesine giren tek devlettir. Tahmini 1000 kişilik nüfusa sahiptir. Biz Via Della Conciliazione yönünden giriş yaptık. Hemen önümüzde yuvarlak olacak şekilde demir parmaklıklar konmuş. Bulunduğumuz yer St. Peter Meydanı. Kalabalık had safhada bakınız.

Neyseki 2004 yılında gezmiştik. Bu yazımın amacı da zaten gemi ile seyahatte gezilecek şehirlerin sadece yüzeysel görülebildiğini anlatmak içindi. Ama ben daha önceki gezimizde gördüklerimi de aktaracağım. Kıymetli rehberimiz elbette gerekli bilgilendirmeyi yaptı.
Karşıdaki devasa yapı Aziz Petrus Bazilikası. 1. yüzyıldan kalma bir nekropolde bulunan İsa’nın 12 Havarisinden biri olan Aziz Petrus’ un Mezarı üzerinde duruyor. İlk Bazilika İmparator Konstantin tarafından 4. yüzyılda inşa edilmiş.
Yapımı 1506 da başlanmış 1626 da bitmiş 100 küsur yıl süren bazilikanın yapımında ünlü sanatçıların emeği fazla. Kubbeyi Michelangelo, cepheyi Moderno ve meydanı da Papa VII. Alexander Chigi istemiş 248 sütundan oluşan revakları ile de Bernini düzenlemiş. Cephedeki sütunların üzerine yerleştirilen heykellerin hiçbiri gerçek değil replikadır. Altta sağdaki iki fotoğraf. İlk fotoğrafta sağda görülen binalar Papalık Sarayı -Papanın resmi ikametgâhı. Fotoğrafa tıklayın binanın sol tarafında 2 pencerenin açık olduğunu göreceksiniz. O pencereler bugün olduğu gibi Çarşamba günü ve pazar günleri Papa Angelus- melek duası ederken oradan halka görünürmüş. Biz göremedik zira saat 17:30 olmuştu bu saate dua falan kalmaz. 🤷♀️
Ve ortadaki Obelisk Roma’daki 13 Obelisk gibi Mısır’dan Caligula zamanında tahıl dolu gemilerin içinde kırılmadan getirilmiş. V. Sixtus tarafından da bu meydana dikilmiş. Vatikan’daki bu gezimiz kısa oldu ama 2004 yılında gittiğimizde Bazilikanın içinde Vatikan mağaraları diye geçen Kuzey koridorunda barışçıl, hayırsever yapısıyla (1914) I. Dünya Savaşı sırasında ilk olarak papa seçilen ve 1922 yılına kadar Vatikan’da Papalık yapmış XV.Benedict Giacomo Della Chiesa’nın mezarını görmüştük. Alttaki fotoğraflar.
Ve çıkışta çok renkli hayli dikkat çekici Vatikan Korumaları da fotoğraflayamadığım için eskilerden bir kare. Vatikan’ın korumaları İsviçre’den kiralama askerler. Neredeyse 500 yıldır bu görevi üstlenmişler topu topu sadece 130 kişi. E ülke küçük elbette ordusu da küçük olacak. Bu orduya seçilmeninde belli kriterleri var. Öncelikle Katolik olacak, yaşı 19-30 arası olmalı ve kesinlikle askerliğini de yapmış İsviçre vatandaşı olacak. Bitmedi fizik de önemli bir kere boy 1.74 olmalı düzgün fizik ve birkaç yabancı dil bilmek gerekiyor. E ekmek elbette aslanın ağzında. 😁 Üniformaları bile alengirli ama renkleri muhteşem.

Artık gitme zamanı geldi. Vatikan son durağımızdı gemimize zaten veda etmiştik Vatikan’a da elveda diyor Roma’nın Fiumicino Havalimanına doğru gidiyoruz. Uçağımız 19:05’te 2 saat 45 dk. sonra ama saat farkından dolayı 22:35’te İstanbul Atatürk Havalimanı’nda olacağız.
Gemi ile Akdeniz Esintisi bizce harikaydı. Umarım sizler için de keyifli olmuştur. Beğenilerinizle mutlu olduğum biline. Yeni bir gezide buluşuncaya dek sağlık ve sevgi ile esen kalınız. 💞💞💞

































