CRUİSE ile MALDİVLER*SRİ LANKA*HİNDİSTAN-13

Maldivler-Clup Med Kani

Güzel bir güne yine Maldivler’in başkenti Male’den merhaba derken tarih 24 Ocak 2020 saat 07:30 oldu bile. Kochin’den ayrıldıktan sonra 1 tam günümüz denizde geçti. Bugün yani birgün daha Male’deyiz. Male şehir gezimizi ilk gün yaptığımız için bugün başka bir destinasyon planladık.

Gemide aynı masayı paylaştığımız ayrıca kafa dengi bir grup arkadaşlarımızla anlaşarak günümüzü Kuzey Atol’lerinden Kanifinholu adası-Kani olarak daha çok biliniyor burada Clup Med Kani’de geçireceğiz. Sabah 10:00 gibi Male’den bizi sürat motoru ile alıp akşam 17:00 gibi geri getirecekler.

Saat 08:30 gibi Victoria’dan ayrılıp Male’ye geldik Clup Med’in motoru gelsin diye beklemedeyiz. Hava güzel gökyüzü bulutları da mavi. 🥰 Ama o da ne gökyüzü kapandı birden yağmur 🌧🌧🌧 inanılmaz desem inanmalısınız zira Maldivlerde ne zaman yağmur yağacağı hiç belli olmuyor. Görelim manzaramız nasılmış.

      Moralim bozulmadı desem yalan olur. Tamam derdim denize girmek değil harika fotoğraflar çekmekti. 🥺 Hani posterlerde gördüğümüz  bungalovları, over water suit-su üstü odaları , palmiyelerle kaplı bembeyaz kumlu sahili ile turkuaz renkli denizi. 🤦‍♀️ Clup Med sürat motoru geldi ama yağmur hala yağıyor. Allahtan 1 saatlik bir yolumuzda yağmurun bitmesi umudum var. Geldik ama yağmur az da olsa çiseliyor.

      İlk intibam Hint Okyanusu’nun ortasında filmlerdeki gibi palmiyelerle kaplı bir orman ada. Sağ tarafımızda uzakta denize doğru uzanmış iskele üstünde görünen villalar. Bildik over water suit. 😁👍 İskelenin hemen yanında sualtı sporları için bir bölüm var.

      Günü birlik geldiğimiz için önce bir kayıt işleminden geçtik ardından resepsiyon olan bölüme yürürken bizi ellerinde meyvelerle karşılayan elemanları gördük. Kırmızılar içinde çok da güzel bir görüntü. Bu arada 24 Ocak’tayız ya aynı zamanda Çin yeni yılındayız. Bu sene Çin Fare burcunda. Hayırlı olsun. 🧧 Adanın krokisini de paylaşayım.

      Resepsiyon bölümüne girerken de sıcak havlularla ellerimizi sildik. Özel eşyalarımızı emanete bırakıp tesisten neleri kullanabileceğimizin bilgisini öğrenip bir de bileğimize sarı kurdelaları taktık. Hemen bize ayrılan kabinlere gittik. Dönüşte de gençlerle fotoğraf çektirdik.

      Ardından doğruca sahildeki Sunset Bar’dan meyve kokteyllerimizi alıp manzarayı doyasıya seyretmek için koltuklara kurulduk. Male’de içki içmek bikinili şortlu dolaşmanın yasak olduğunu yazmıştım hatırlayınız. Ama böyle özel adalardaki tesislerde her şey serbest. Hava açsın diye beklerken biraz etrafı keşfe çıkalım dedim. Yağmur yok ama hava hala yağacakmış gibi kapalı. Grup arkadaşlarımız fırsatı kaçırmak istemeyip denize giriyorlar. Ne de olsa koskoca Hint Okyanusu’nda yüzdük diyeceğiz.

      Keyif kahvesi eşliğinde sohbet ediyoruz hepimizin ortak görüşü turkuaz bir deniz, göz alabildiğine bembeyaz kumsal ve manzaranın eşsiz güzelliğine renk katan Palmiyeler. Ada panoda görüldüğü dibi dikdörtgen konumlu. Kumsal bembeyaz ama yağmurdan ıslanınca biraz sarımtırak görünüyor. 

      Biraz hatırlatayım daha önceki yazımda anlatmıştım. Mercan adalarındaki sahil bildiğimiz toprak değil resiflerin parçalanması ile oluşmuş beyaz mercan kumudur ve üzerinde sadece Hindistan cevizi yetişir. 1200’e yakın mercan adasından meydana gelen Maldivler toplam 26 adet Atolün çevresinde oluşmuştur.

      Yerleşim yerleri, tatil köyleri hep atoller üzerinde kurulmuştur. Atoller dairesel geniş mercan resifleridir. Bu mercan resiflerindeki küçük adacıklar; okyanusun derinliklerinden yükselen, volkanik dağların çöküşünden kalan kırık bölümlerdir. Çoğu hala ıssızdır. Maldiv halkı bu adaların 191’inde yerleşiktir. Adaların ise 105 tanesi özel tatil köyü şeklinde konuşlanmıştır.

      Kumda dolaşırken önümüze değişik kuşlar çıktı hiç tanıdık değil. Kaçmadan yakalamaya çalıştım. Bir de sevimli minik kabuklu yengeç vardı fotoğraf çekene kadar epey bir bakıştık çok sevimliydi. Hava şükür açıyor. 

      Artık over water suitleri görelim. Kani 75 adet su üzeri terasli suitleri ile kuşbakışı görünümü deniz üzerinde büyük bir palmiyeye benziyor. Çok sessiz bir ortam evlerde kimse yokmuş gibi zaten içlerine bakalım dediğimizde izin vermediler. Öyle bir ortamki haklılar kesinlikle tam balayı cenneti. Havası da cabası. 😉

      Tam orta yerinde camekanlı mekan da suitlere özeldi. Manta Lounge’da içecekler ve akşam üstü çay saati oluyormuş. Bir çalışan bisikletle tüp taşıyordu sıcak su için olmalı…

      Artık biz de denize girelim dedim. Su hayli ılıktı ama ferahlık veren bir ısı… Deniz kenarında *Mutluluk salıncağı * var. Hatıra fotoğrafı çektirmeyeni dövüyorlar dedim. 😁 Arkadaşlarımı çekince sıra bize de geldi. 😉 İyi ki çektirmişiz torunlara bir hatıra olur… 

      Adanın arkasına doğru gidiyoruz. Havuzda spor başlamış. Palmiyelerin arasında gizlenmiş gibi duran bungalovlar önünde oynayan çocuklar. Yelken ve sörf çalışanlar var. Fotoğrafta görülen hem karada hem suda gidebilen ATV’ler de paralı misafir bekliyor, zevkli  olmalı. Neyse biz yürüyerek dolaşalım. ☺️ Uca kadar gittik açık deniz arka tarafa geçemedik zaten dikkat yazısı vardı denize girmeyiniz akıntı çok diyordu. Ama zaten rüzgar felaketti bizi uçmadan dönelim dedik. Yolda geniş kumsala *Balannen seni çok seviyor KUZEY’im * yazdım. Önder de bizi. 🥰🥰

      Deniz havası iştah açtı, midemiz yavaştan acıktınız galiba demeye başladı. Bakalım Club Med’in Velhi açık büfe restoranında neler var. Sanırım herkes yemeğe gitmiş olmalı havuz bomboş. 😁 Girişte genç bir gitarist çalıp söylüyor. İçki standındaki renkli görünüm çok hoşuma gitti.

 

      Yöresel büfeler harika. Beğenebileceğimiz çok şey var gibi… Club Med Kani’de her şey dahil olayı bence süper. Aksi takdirde extralar can yakabilir. Ama açık büfe derken tatil sonrasını da düşünmek gerekir. Battı balık yan gitmesin. 😁

      Çalışanları, çevrenin düzeni ve temizliği ile grupça hepimizden tam not alan Clup Med Kani’de vaktimiz dolmak üzere. Velhi restorandan çıktık, havuzda spor başlamış, sahilde bir koşuşturma. Meraklıyız ezelden içimize işlemiş. 😁 Adaya gelmek için kullanılan taşıtlardan biri olan deniz uçağı misafir getirip, gidecekleri de almaya gelmiş. Çok pahalı bir seçenek elbette. Uçağa vereceğiniz parayla Club’da bir tam gün geçirebilirsiniz. Neyse gelişi gibi gidişi de havalı oldu. Merak edenlere bizim günlük ödediğimiz ücret kişi başı 170 dolardı.

      Balayısız Maldivler turumuzda böylece bitmiş oluyor. 😁 Club Med Kani sürat motoru bizi aldığı yere Male’ye bırakmak üzere bekliyor. Kani ile vedalaşıyoruz. Evet çok güzel bir balayı destinasyonu deseler de tropik tatil yapmak isteyen herkes için ideal bir yer ve çocuklu aileler için de güzel bir tatil yeri bizce. Günü birlik de olsa gördük çocuklar için de oyalanacak türlü etkinlikler var yetişkinler için de. Ayrıca denizde canavar köpek balıkları yoktu. Vatoz bile görmedik. Mutluluk salıncağında ayaklarımızın dibinde dolaşan minik balıklar ile kumsaldaki yengeçler hariç. Biz mutlu olduk en azından mercan adalarını da yakından tanımış olduk. Hoşçakal MedKani… İlginize sonsuz teşekkürlerimizle…

Maldivler- Club Med Kani
Maldivler- Club Med Kani

      Costa Victoria bizi bekliyor bu gecede bizi misafir edecek yarın 25 ocak 2020 sabah 08:00’de ona da elveda diyeceğiz.  

      Sabah Male’ye erkenden indik. Tarih 25 Ocak 2020 saat 08:00. Valizlerimiz geceden alınmıştı. Male’yi gezmeyen grup arkadaşlarımızla ilk gün birleştirerek yazdığım şehir turumuzu burada yaptık. Bir kafede soluklandık. Sonra yerel motorlarla Hulhule adasındaki Velana veya İbrahim Nasir İnternational Havalimanına gittik. Türk Havayolları’nın TK731 nolu seferi ile saat 23:45’de İstanbul’a hareket edeceğiz. Bir gemi seyahatimizi de burada 15. günde bitirmiş oluyoruz. 16. gün İstanbul’daydık.

     Değişik kültürleri yerinde görmek bizim gezi anlayışımızın özüdür. Ve elbette empati yapıp *Bir başkadır benim Memleketim* demek, en büyük zevkimiz. Yeni bir yazımda buluşuncaya kadar sağlık ve sevgiyle kalınız. 💞💞💞

 

CRUİSE ile MALDİVLER*SRİ LANKA*HİNDİSTAN-12

Kochin

Merhabalar; Hindistan kıtasını aşağı doğru inmeye devam ederek bu kez Hindistan’ın Kerala eyaletinin yine güzel bir liman şehri olan Kochin’deyiz. Gemimiz limana yanaştı. 22 Ocak 2020 saat 07:30’da alış veriş tezgahları hazır biz potansiyel alıcılarını bekliyor.😉

 

      Kapısında Samudrika International Cruise yazan Terminal’den geçip otobüslere bindik ve gezimize başlıyoruz.

      Kochin’den bahsederken 3 ana bölgeden bahsedilir. Fort Kochi, Mattanchery ve anakara Ernakulam. Bulunduğumuz yer Willigdon adası da Mattanchery bölgesine ait yapay bir adadır. Evet Kochi liman çalışması yapan mühendisi Sir Robert Bristow derinleştirme sırasında çıkan atıklardan bir ada oluşturalım der. 1928 yılında çıkan atıklardan bugün 775 dönüm olan bu ada yaratılır. Adını da zamanın Hindistan Valisi Lord Willingdon’dan alır. Anakara Ernakulam’a Venduruthy Köprüsü ile bağlanır. Biz Fort Kochi bölgesine doğru gidiyoruz. 

      Kochin BOT köprüsünden geçiyoruz. Bir grup insan köprüdeki parti bayraklarını topluyordu. Orak çekiç sembolünü görünce çekelim dedik. Hindistan Komünist Partisi CPI ama (M) si de Marksist anlamına geliyor. Ayrıca başka kombinasyonları da varmış. Yani Marksist- Leninist bir de Maoist olanı. 2019 yılından beri de ikili ittifak partisi BJP ve Hindistan Halk Partisi Hükümeto olarak göreve devam ediyor.

      Biraz bilgi vereyim. Kochin’den ilk kez bahseden 15. yüzyılın Çinli gezgini Ma Huan’dır. O yüzyıldan bu zamana kadar Kochin adının birçok versiyonları olmuş. Cochin, Cochi ve benzeri gibi. Ama Sanskritçe de *küçük kasaba * anlamına gelen Balapuri olarak da bahsi geçmektedir. 

      Hatta Çin hükümdarı Kubilay’ın inek tüccarlarına atıfta bulunarak da Co çin denmiş. 🤷‍♀️  Bir başkasına göre de Tamil dilindeki liman *Kaki*anlamına geldiğini söylese de bence yine isim ebesi Portekizliler. 15. yüzyılda tuttukları kayıtlarda Kakoçhi-Koçhim derken bugün Kochi olarak biliniyor. 😁    

      Kochin 1341 yılında Periyar Nehrinin taşması ile büyük bir sel felaketi geçirmiş. Birçok arazi sular altında kalmış ve sonunda bu doğal liman oluşmuş. 1300’ü yıllarda bölgede yaşayan Çin ve Arap kültürlerinin izi hala mevcut. 1500 yılında zamanın Kralı Unni Rama I. Koyil ticaret için gelen Portekizlilerle iyi ilişkiler kurmaya çalışır. Olur da Zamorin’lerle olan savaşında belki yardım ederler umuduyla. Her zaman olduğu gibi olay yine Portekizlilerin Kochin’i işgaliyle sonlanır.  

      Bir dönem; 1662’de Hollandalılar işgal eder. Fazla sürmez Maysore Kralı Hyder Ali ve oğlu Tipu Sultan Hollanda’lıların hükümranlığını sonlandırır ancak Tipu Sultan’ın 1799 da ölümüyle Kochin bu kez İngilizlerin yönetimine boyun eğmek zorunda kalır. Ne zamana kadar? Yine 1947 Hindistan’ın bağımsızlığa kadar.

      Fort Kochin bölgesine geldik otobüsten görüntü ekleyeyim ortam fena sayılmaz. Enteresan alışık olmadığımız bir Hindistan şehri. Sürekli çalan korna sesi yok ve yerler de temiz. 

      Fotoğraflarda görünen büyük ve geniş dallı ağaçları hemen her yerde görmek mümkün. Yine böyle güzel ağaçlı bir yerde otobüsten indik. Yolun iki tarafını süpüren işçi kadınlar her zaman olduğu gibi çok sevecendiler. Süpürgelerine hayran oldum.

      Ve işte geldiğimiz yer Dhobi Khana yine mi! demeyin girişi çok güzel, Duvar Muralları (resim) harika olan bu açık hava çamaşırhanesinde ütü de yapılıyor. 

      Karşıma çıkan bu renkli görüntü beklentimi yükseltti. En azından nasıl çamaşır yıkayıp ütülüyorlar yakından görebilecektim. Zaten hemen karşımıza ütü yapılan uzun tezgahlı bir yer çıktı. Sağda solda Çamaşırlar yığılıydı. Diğer taraf eşya yığılı, iki işçinin olduğu yerde TV açıktı ve çok güzel müzik çalıyordu. Karşı duvarı da dikkatinizi çekmiş olmalı Tanrıça Parvati ile oğlu fil başlı Ganeşa’nın posterleri süslüyor. Tam içeri girerken bir kadını tabelanın yanındayken çekiverdim. Poz vermiş gibi oldu.

      Efendim tanıtım tabelasında kısa az ve öz bilgi var. Ben yine de size hikaye edeyim. Ardından fazla kalabalık olmadan çamaşırhaneye gidelim.

      Dhobi Khana; Tamil Nadu ve Malabar’ın farklı bölgelerinden 1720 yıllarında toplanan Vannan’ların ataları Fort Kochi’ye getirilir. Amaç, Hollanda ordusunun üniformalarını yıkatmaktır. Önceleri farklı bir yerde 13 dönüm olan bir arazide kurulur. *Mainath Veli* olarak bilinen yerde (burası göller bölgesiydi) ve kumla çevrili 80 kadar su havuzlarında yıkama yaparlardı. 1920’lere gelindiğinde topluluk örgütleniyor ve Vannar topluluğu olarak tanınmaya başlıyor. 1976 yılına gelindiğinde ise 10 dönümlük arazinin çocuk parkı olarak terkine karşılık buraya taşınırlar. Kısaca Dhobi Khana, Vannar Sangham topluluğu ve ailelerinin 1720 yılından beri tam 300 yıldır çalıştırdığı açık hava çamaşırhanesidir.

      Sağlı sollu 40 bölmesi olan bir yer. Yani şu anda her biri bir aileye ait 40 çamaşır yıkama yeri var. Dolayısıyla 40 aile var ve etik olarak kimse kendi kabini haricini kullanmıyor. İlk kabinlerden ziyade son bölümde çamaşır yıkayan adamlar var. Neyseki üstleri kapalı sıcaktan durulacak gibi değil. Çamaşırları sabun ve soda ile yıkıyorlar. Başka deterjan kullanmak yasakmış. Mavi bidonlarda soda ve sabun tozu var. İlk fotoğraftaki adam çamaşırları yüklendiğine göre asmaya götürecek peşinden gidelim ama önce duvardaki posterlere dikkat. Bölgenin Süper Starı Rajinikanth’ın doğum günü kutlamasından bahsediliyor. Rajinikanth oyuncu, yapımcı ve senarist tam bir kültürel ikon bence. Verdiğim linkte dansı ve şarkıcılığı da harika bir adam. 

      Çamaşırhaneye dönelim mi? Bakınız ne güzel bir kaç peş peşe görüntü. Suyun hava da uçuşması ve çamaşırın taşa vurulduğunda çıkan sesi inanılmazdı. Çok mutlu oldum. 💃💃💃

      Çamaşırlar sert olursa taşa vurarak temizliyor, çarşaf gömlek vs. yumuşak eşyaları klasik yöntemle sabunlu suya bastırıp bekletiyorlar. Leke durumuna göre bazen bir miktar klor kullanıyorlarmış. 

      Hemen yan tarafta açık alandaki çamaşır kurutma yerine geçtim. Ay işte tam istediğim gibi çekelim bakalım. İplere yakından baktım rehbere sordum Hindistan cevizi lifinden yapılma. Herkes kendi ipini gerip çamaşırını asıyor kuruyunca topluyor. Hiç sevmedikleri bir dönem var. Bildiniz Haziran’da başlayıp Ekim’e kadar süren Muson yağmurları. Kazançlarının da düşük olduğu dönemlermiş. Elbette çamaşır kurutmak zor. Tam asıyorsun bir yağmur koş topla, geçti tekrar as. Bu yüzden fazla sayıda çamaşır da alamayınca kazanç azalıyor. Mandal kullanmadıklarını artık biliyoruz daha önce yazmıştım. İpleri iki kat döndürerek bağlıyor, ipi aralayıp çamaşırı sıkıştırıyorlar. Rüzgar çıktı çamaşırın uçma, düşme tehlikesi olmadığı gibi yağmur yağarsa, çekerek toplaması da kolay. Aa tabii mandal torbasına da gerek yok. 😉  Bakın şu güzelliğe…

      Çamaşır toplamaya gelen olmadığı için fotoğraf çekemedim. Oysa biri toplarken çekseydim harika olurdu. Tıpkı şu ütü yapanlar gibi… Bir de bizi takip eder gibi hemen dibimizde biten yabancı grup vardı. Ne van minıt’tan ne pıliz’den 😁 anlıyorlar, doğru dürüst çekim yaptırmadılar bana. 😤

      Ütüleri hem elektrikli hem de kömürlüydü. Birazdan paylaşacağım. Kömürleri de odun kömürü değil Hindistan cevizi kabuğundan yaptıkları kömür. Çok dikkatli kullanmak gerekiyormuş. Şöyle; Kömürü ayarlı miktarda koymazsanız arada bir kıvılcımlar sıçratıyor, çamaşırlar kazaya uğruyormuş. Haklılar kimse çamaşırı yansın istemez.

      Eğer kola gerekiyorsa; çamaşırları pirinç suyuna daldırıp öyle kurutuyor sonra ütülüyorlarmış. Hazır nişasta ile bu kadar güzel, gevrek olmaz dediler. Bizde de eskiden gömlek yakalarında kola kullanılırdı. Bakın şu ütünün güzelliğine…    

      Otobüse binmeden çevreye bir göz atalım dedik. Önder alış veriş tezgahlarını gezerken ben de hemen yandaki güzel binaya yöneldim. Hiç kimse göremedim. Ama demir kapısında *Little Flower Church Cemetery*  yazıyordu. Yerel rehbere sorduk adı Little Flower of Jesus Church (İsa’nın küçük çiçek kilisesi) dedi. Hemen yan bahçesi de mezarlıklarıymış… Yazımı yazarken araştırdım. 1956 yılında yapılmış şimdi tadilattaymış. Çevreyle ilgilenince insan neler öğreniyor.  

       Veli bölgesini arkamızda bırakıp yine eski bir yerleşim yeri olan Fort Kochi’ye deniz kenarına gidiyoruz. Hava çok sıcak ama bol ağaçlı bir yerde otobüsten indik. Önce Saint Francis Kilisesi’ni görmek isteyen varsa gezebilir dendi, bizim için de mola gibi oldu. Sonra da Kochi’nin hala eski usul avlanan balıkçılarını görmek için yürüyerek gidecekmişiz.      

       Saint Francis Church; Daha önce Mumbai- Sangrahalaya Müzesinin bahçesindeki eğri çam ağacının aynısını görünce ilgilendim. Gezmeyi düşünmediğimiz için rehberden Vasco De Gama’nın gömüldüğü kilise olduğunu öğrendik. 1500’lü yıllarda Portekizliler tarafından ahşap olarak yapılan ilk Avrupalı kilise özelliğine sahip…. Sonra Hollanda’lılar tarafından böyle yıkılıp betonarmeye dönüştürülmüş. Vasco De Gama ölüp buraya gömüldüğünde kilise ahşapmış. Ölümünden 13 yıl sonra oğlu gelip naaşı alıp Lizbon’a götürmüş ama mezar taşı hala kilisenin içinde duruyormuş. Ön bahçesinde de Dünya savaşında ölenlerin anısına dikilmiş büyücek bir anıt mezar taşı var.

      Yürüyerek balıkçılara doğru gidiyoruz. Etrafta yerli halktan adamlardan başka az sayıda kadın da var. Etraf mis gibi yosun kokarken birden kokmuş balık kokusuna dönüşüyor. Olacak o kadar tabii etraf balık tezgahlarıyla dolu. Mıknatısla çekilmişcesine kıyıdaki balıkçılara doğru hızlı hızlı gidiyorum. Manzara müthiş ama inanılmaz bir şey etrafta tek martı yok . Baş aktörler Balıkçıl ile Kargalar. Hemen ötede yan yana dizili rengarenk kayıklarda klasik avlanmaya hazırlanan balıkçıların görüntüsünde kendimi kaybetmiş habire fotoğraf çekiyorum. Bakın şu güzelliklere.

      Kochin’de sömürge döneminden önce 14. yüzyılda Çinli kaşifler ve tüccarlar balıkçılarla alış veriş yaparken yakınlaşmış hatta bir kısmı buraları beğenip yerleşmiş. Sonra kendi kültürleri olan balık ağlarını tanıtıp kullanmalarını sağlamışlar. Ardından da çekip gitseler bile bu ağları ve avlanma stillerini miras bırakmışlar. Çin’de ve bu bölgenin bazı yerlerinin haricinde Hindistan’ın hiçbir yerinde bu ağları göremezsiniz. Yerel halk bu ağlara * Cheenavala * diyor. Uzaktan tül gibi köpük yığını gibi duruyorlar. Yakın bir fotoğraf Önder Kaplan çekmiş (teşekkürler canım💞) rengi de harika bir yeşil. İncecik naylon ip gibi hani bizim mekik oyası yaptığımız iplere benziyor. 

      Gelelim Cheenavala’ların mekanizmasına; Karmaşık gibi gözükse de tamamen kaldıraç sistemi ile çalışıyor. Fotoğraf ters ışıkta ama olsun sistemi görebiliriz. Genelde 3-4 kişi birden çalışıyorlar. İki balıkçı iri ve çoklu taş bağlanmış ipi bağladıkları yerden çözüyor. Serbest kalan ip taşlı manivelayı yukarı kaldırınca serbest kalan ağ suya dalmaya başlıyor. Bir diğer balıkçı da suya indirilen uçta kendince ağırlık yapıyor, arada balık var mı? diye kontrol ediyor. Balıkları gördüğü anda hep birlikte çekip yüzeye yakın olanları acilen topluyorlar. Aportta bekleyenler var, Balıkçıllar&Kargalar. 👍 😁  Ortadaki fotoğrafı balıkçıların ağına doğru gidip çektim sistem tam anlaşılsın diye. Fotoğraflara tıklayıp büyütüp bakarsanız güzel görünüyor.

      Bir arkadaşla birlikte yakından fotoğraf çekelim diye adım atınca hemen ağlar denize salındı biz sonucu anlamadık normal avlanıyorlar sandık. Bekledik e hemen çekmeye başlayınca balık olmayacağını tahmin edip hadi gidelim dedim. Biz geri döndük ama para istemek için kendi dillerinde söylendiler. 🤦‍♀️😅 Rehberimiz her zaman yaptıkları şey aldırmayın dedi…  

       Neyse; günde kim bilir kaç kere ağlar atılıp, çekiliyor. En az yarım saat kalırsa balık olurmuş. Yani turistik gösteri sayılır. Normal de yine eski usul sandalla balık avlıyorlar. Bir miktar tutulanlar da zaten hemen ötede oluşturulmuş tezgahlarda satışa sunuluyor. Cheenavala’lara veda etme zamanı geldi. 

Kochin- Fort Kochi -Cheenavala
Kochin- Fort Kochi -Cheenavala

      Sıcak bastırdı, ağır balık kokusu etrafı sarsa da manzaranın güzelliği nedeniyle kimsenin rahatsız olduğu yok. Hemen yolun kenarında balık tezgahları, vazgeçilmez turistik eşya satanlar… Gönlüm burada kaldı. Keşke Gün batımında da burada olup manzaranın güzelliğini doyasıya çekebilseydim… 🥺

      Oyuncak Rikşa’lardan Kuzey torunumuza almadan olmazdı. Diğer satıcı hamur şekillendirici bir aparat satıyordu. 

      Otobüse binip 20-25 dakikalık bir mesafede Mattanchery bölgesinde Kerala Society adında Kochin kadın derneğinin el emeği ürünlerinin satışını yaptıkları güzel bir mekana geldik. Rengarenk sarileri içindeki kadınların güler yüzlü karşılamaları hepimizin hoşuna gitti. 

      Çok güzel dekore edilmiş. Raflarda çeşitli baharatlar onları koyabileceğiniz porselen baharatlıklar ve hediyelik eşyalar var. 

       Bir üst kata çıktım. Çok zarif bir hanımefendi dokuma tezgahında sari dokuyordu. Selamlaştık iznini alarak fotoğrafını çektim.

      Yola devamla yine Mattanchery bölgesine gidiyoruz. Tarihi değeri olan bir saraya gidiyoruz. Mattanchery Palace veya Dutch Palace  yani Hollanda Sarayı…

      Otobüsten indiğimiz yerde yerel satıcılardan bir genç şemsiye satıyordu. Hemen yan tarafta bahçesinde ineklerin beslendiği terk edilmiş bir ev vardı. Belli ki vakti zamanında bakımlıymış. Severim böyle mekanları fotoğrafını çektim ve elbette cevap yerel rehberimizden geldi. Evi bir görelim. Üstünde Javerill al Anandjee alt katta ise Zaveri Nivas yazıyor. Kochin de Zaveri Nivas diye biliniyor.

 

      Zaveri Nivas; Mattancherry’de Gujarati Yolu üzerindeki bir ev bence köşk. ☺️  1939 yılında yapıldığı zaman çok odalı ve güzel bahçesi ile Kochin’de dillere destanmış. En büyük özelliği de II. Dünya savaşı döneminde alt katta yapılmış sığınağın ve çok büyük su deposunun olmasıymış. Köşkün temeli o yıllarda dokuz yaşındaki kız çocuğu Leelavati Jverilal Anandji tarafından atılmış. İnşaatı onun adına başlatan da sonradan kayınpederi olacak olan Anandjee Malsee olmuş…

      Kızımız 15 yaşına geldiğinde ev biter. Leelavati ile ünlü iş adamı (köşkün üstünde ismi yazılan) Javerilal Anandji evlenirler. Düğünleri de burada bahçede yapılır ve eve yerleşirler. Bir çok ünlüyü ağırlamışlar. Aile torunları yakın zamana kadar eve sahip çıkmışlar. Sonra Mumbai’ye taşınınca evi satmışlar. Bir dönem film platosu olan köşk artık görüldüğü gibi ineklerin damı olmuş durumda. 🥺

      Geçelim bizim gezeceğimiz saraya. Bir sürü ikazlar, tabloların fotoğrafını çekemezsiniz, açıkta da olsa hiç bir eşyayı ellemeyiniz vs. ile basamakları çıkmaya başladık. 😁 1500 lü yılların sarayı…  

      Mattanchery Palace;  Portekizliler 1500’lü yılların ortalarında Kochin’e ticaret yapmaya gelseler de, ticaret yapmalarının altında yatan niyetleri Kochin’i işgal etmektir. İşte bu dönemde çıkan çatışmalarda burada bulunan bir Hindu tapınağını yağmalayıp yıkarlar. Kochin Raca’sı Veera Kerala Varma ile iyi geçinmek zorunda olduğunu bilen Portekizliler telaşlanır. Ortamı yumuşatmak amacıyla 1545 yılında hemen yıkılan tapınağın yanına bir saray inşa edip Raca Varma’ya hediye ederler. 1660’ların başında Hollandalılar tarafından restore edilince de adı Dutch Palace olur. İçeri bakalım. Hepsi kraliyet ailesinin kullandığı ahşap Tahtırevanlar.

       Yukarıdaki asılı tanıtım panosunda; İki katlı dörtgen yapı uzun ve geniş salonlardan oluşmaktadır. Merkezi avlu, Kraliyet ailesi Pazyahannur Bhagavathi’nin koruyucu tanrısına adanmıştır diye yazıyor ve devamla. Lord Krishna ve Şiva’ya adanmış iki tapınak daha vardır.

      Avrupa ve yerli mimarinin bir karışımını temsil eder. Tavan ahşabı ve tüm mobilyalar tik ağacından el işçiliği ile yapılmış. 300 m²’lik alanı kapsayacak kadar duvar resimleri var. Ramayana, Mahabharata ve Krishna’an bölümler işlenmiş. Kaçak iki kare çekmişim. Benim koca kamerayı gören nöbetçi no flaş desem de peşimden ayrılmadı. 😁

      Kraliyet aksesuarları kılıçlar, giysiler Raca’ların portreleri, Kochin’in haritalarla tarihi anlatılmış. Giysili mankenlerin altında; Kraliyet kadınları iki parçalı beyaz pamuklu elbise giyerlerdi. 18. – 19. yüzyıllarda Avrupalıların ve İngilizlerin gelmesiyle vücutlarının üst kısmını örttüler. O da sadece özel tören günlerinde. Kaju’dan yapılma kolyeler ile toda denilen geleneksel süs eşyaları takar saçlarını da kuduma dedikleri gevşek bir topuzla bağlarlardı diye yazan bir açıklama var.

      Erkek giysi de yazılanı aceleyle tam çekememişim yasak ya. Törende giyilen giysi, parlak iplikle dokunmuş uzun ceket Sherwant ve ona uygun pantolon giyilir. Kumaşlar altın iplikle ve değerli taşlarla süslenmiş. Elinde gül ağacından yapılmış baston taşır. Başındaki kadifeden dokunmuş bir başlık, boynunda inci kolyeler, parmaklara yüzük takarlar. İngilizlerden gelen bir moda ile cep saati- köstekli- takarlar.  Diye anladım. 🤷‍♀️

      Sırada Kral’lar- Raca’ların portreleri var. Ben düzgünce çekebildiklerimi paylaşayım. Cochin kraliyet ailesinde tüm erkek Thampuran’ların adları büyükten küçüğe şöyle sıralanıyor; 1. oğul Rama Varma, 2. oğul  Kerala Varma ve 3. oğul Ravi Varma. Aile 1000 üye ile dünyanın en büyük kraliyet ailelerinden biri sayılıyor. Halen Kochin ve çevresinde yaşıyorlarmış. Ve başka ülkelerde de. 

      Dışarı çıkıp sarayın yapımına sebep olan tapınağa bakalım dedik giriş yasak ben de çatıdaki görüntüyü çekmeye çalıştım. Çok güzel. Hemen yanında da Sinagog vardı oraya da girilmiyormuş sadece dışını çektim. 

      Paradesi Sinagogu;  Paradesi yabancı anlamına geliyor. Yahudilere yabancı gözüyle bakılırmış. 1500’lü yıllarda gelen tüccarlar ailelerini de getirip yerleşmişler. Nüfusları çok fazla olmayan bu yahudiler İspanyol, Hollandalı ve diğer Avrupalı yahudiler yani Aşkenaz yahudilerin torunları, küçük de olsa bir cemaat oluşunca 1568 yılında bu sinagog’u inşa ediyorlar. Fotoğrafta görülen saat kulesi sonradan 1760 yılında yapılmış. Yüzyıllardır hizmet veren sinagog restorasyon sonrası tekrar ibadete açılacakmış. 

      Artık serbest zaman vakti geldi diyen rehberimize uyup biraz sağı solu dolaştık. Güzel bir art kafe, kokulu tütsü çubukları, rengarenk toz boyalar. El sanatlarının yoğun olduğu bir caddedeyiz. 

      Hemen yanda antika eşya müzesi vardı. Kaçırmadım elbette. Neler var neler. Taşıma sorun olmasa alınacak çok değişik şeyler var. Çocuk arabası beni çocukluğuma götürdü. Müzik aletlerinden klarnet ile tambura tanıdık. Fi tarihinden kalma körüklü box kamera. Keşke çalışsaydı önünde Kochin hatırası çektirseydik diye düşününce beni gülümsetti.

       Hinduların dini hikayeleri anlatan dansları Kathakali’deki karakterlerin kuklaları var. İlk fotoğraftakini okuyabildim Kathakali dansında oynayan erkek karakter Kattalan. Bu dansta oyuncular hikayeleri pandomim gibi sessiz, konuşmadan el hareketleri *mudra * ve *rasa* denilen mimikler ve vücut diliyle anlatılıyorlar. Daha önceki seyahatlerimizde izlemiştik.

       Cadde boyunca yürüdük. Jew Tovn Bulvarı çok hareketli, renkli ve sanatsal malzemelerden ne ararsan vardı. Ben geçen defa alamadığım Hindu sembolleri kazınmış tahta boya kalıplarından aldım. Kırmızı bina Portekizlilerden kalma renklerinden belli zaten. Arada karşımıza turist polis merkezi çıktı içinde müzesi de varmış. Topları da var kesin Portekizlilerden kalmadır. 😅

        Hindistan’a Kochin’den elveda diyoruz. Güzel bir günbatımı manzarasıyla limandan ayrılırken sizi harika görüntülerle başbaşa bırakıyorum. Gönlüm oralarda kalsa da…

       Willindon adası yapay bir adaydı gemimiz iki ada arasından önce kuzeye doğru çıktı sonra batıya döndü Fort Kochi’yi dolanıp rotasını güneye çevirdi… Yani evet karşımıza yine Cheenavala- çin balık ağları müthiş manzarasıyla arzı endam etti. Kalbim yine temizmiş, günbatımı fotoğrafını bu kadarcık da olsa çekebildim. 🥰

Kochin- Fort Kochi -Cheenavala
Kochin- Fort Kochi -Cheenavala

       12. günümüzü de bitirdik. 13. gün denizde geçtikten sonra 14. gün yine Male’de olacağız. Bu kez Maldivler de görüşünceye kadar sevgiyle kalınız. 💞💞💞

 

CRUİSE ile MALDİVLER*SRİ LANKA*HİNDİSTAN-11

Mangalore-2

Mangalore gezimiz aynı günde devam ediyor. Yani tarih hala 21 Ocak 2020 saat 12:45 civarı. Otobüsle fazla uzak olmayan St. Aloysius College’a gidiyoruz. Bu kolejin içinde aynı adı taşıyan görülesi bir Şapel varmış görelim bakalım.

      St. Aloysius Chapel ; St. Aloysius College Ground’un içinde yer alıyor. Hemen girişte bir müzesi var sonra Kolej geliyor. Bina çok güzel. Şapel’e doğru giderken açık kapıdan gördüğümüz bir sınıfı ve güzel öğretmenini kaçırmadık. 

      Şapel girişi binanın biraz ötesinde. İçeriye sırayla alıyorlardı ve fotoğraf çekmek yasaktı. Ben de zaten pek meraklı değilim diye söylenerek gruba katıldım. Zar zor bir tane ben, diğerlerini Önder çekti. Çekmemiz gerekliydi zira Şapel tavan resim ve duvar freskleri ile ünlüymüş.

      Şapel’in Kolej kısmı 1882 yılında yapılmış. Şapel olarak ayrılan Güney kısmı da Papaz Joseph Willy tarafından 1885 yılında Roma’daki Sistine Şapeli’nin birebir kopyası olarak yaptırılmış ve Aziz Aloysius Gonzaga’ya adanmış. 

      Aloysius Gonzaga, İtalyan Castiglione Markisinin 7 çocuğundan en büyüğü ve varisiydi. Babasının asker olmasını istediği Aloysius, ben insanlara din yolunda hizmet vereceğim diyerek Markizliği bir törenle kardeşine devredip Roma’ya din eğitimi almaya gider. 

      Aziz Aloysius dini çalışmalarını İsa Cemiyetinde (hatırlayalım Cizvitler) yaparken Roma’da 1591 yılında bir Veba salgını başlar. İnsanlar Veba’dan kırılır ve korkudan birbirlerinden kaçar ölüler de sokaklara terk edilir. Aloysius gönüllü bir grup arkadaşıyla birlikte ölüleri defin işlerine yardım eder. Ancak aynı yıl kendi de Veba’ya yakalanıp henüz 23 yaşında hayata veda eder. Ölümünden tam 135 yıl sonra Papa XIII Benedictus tarafından Aziz ilan edilir.

      İçeri girmeden önce yine ayakkabılar çıkarıldı. İlk kare benim diğerleri Önder Kaplan’a ait. 💞

 

      Şapel’in Fresk ve resimleri yine kendini dine vermiş İsa Cemiyetinde çalışan Bro. Antonio Moscheni SJ tarafından yapılmış. Bro. Antonio tamamen kök boyası kullanarak yaptığı tüm fresk ve resimlerin kök boyasını da kendi hazırlamış. Girişte Onun için de bir anı köşesi var. Son fotoğrafta lup’ladığım tavan resmini Hindistan Hükümeti *Hatıra Pulu* olarak basmış. Fresk ve tablolar, Aziz’in hayatından kesitler, İsa’yı çocukluğu ile annesi Meryem’in etrafında betimlemiş. 

 

      Bugün programımız dolu demiştim yolumuz bu kez içeriği rengarenk, yapısı ışıl ışıl altın bir tapınağa doğru. 

    Kudroli Sri Gokarnanatha Kshetra,

      Manzara muhteşem, girişin görkemi tam da güneş tepemizdeyken devasa boyuttaki fillerin ışıltısı ile gözlerimizi kamaştırıyor. Kısaca ilk giriş bile tapınağın ihtişamı ve zenginliği hakkında fikir veriyor. Bakın daha önceki yazımda bahsettiğim kutsal sayılan *Bael* yaprağını iple girişe asmışlar. Önce görelim değil mi?

Mangalore- Sri Gokarnanatha Kshetra Tapınağı
Mangalore- Sri Gokarnanatha Kshetra Tapınağı

       Tapınak ana tanrısı Şiva’nın avatarı Lord Gokarnanatheshwara’dır ve tapınak ona adanmıştır. Hemen karşıda görülen tapınak da işte bu ana tanrı Gokarnanatheshwara’nındır. Yine malum ayakkabılar çıkarıldı. Güneş tepede yerler mermer cayır cayır ayaklar yanıyor. Allahtan yerlere hasır yolluk sermişler de üzerinden yürünüyor. İçeri giriyoruz hemen solda camekanlı yerde siyah görüntülü heykeller. Ama önce tapınağın kuruluşundan bahsetmem lazım. 

      Sri Gokarnanatha Kshetra Tapınağı; İş adamı Adhyaksha HoigeBazar Coragappa tarafından yaptırılmıştır ve tapınağın önemli bir yapılış sebebi vardır.

      Yüzyıllar önce kast sistemi döneminde birçok tapınağa girişler kısıtlanır. Hindistanın bu karnataka bölgesinde yaşayan etnik bir grup olan Billawas’lar da kast sisteminden nasibini almış tapınaklara girişleri yasaklanmış ibadetleri kısıtlanmıştır.

      Tam bu dönemde Billawas’ların lideri olan iş adamı Adhyaksha HoigeBazar Coragappa duruma çok içerler ve sadece Billawas’ların değil kast sisteminde üst veya alt fark etmeksizin kısaca tüm insanların dini inançlarını, ritüellerini yerine getirebileceği bir tapınağın yapımı için arayışa girer. Şiva’ya adanacak böyle bir tapınak için Keralada yaşayan değerli filozof, öğretmen ve büyük guru Shri Narayan Guru’ya danışarak ondan yol gösterip tapınak için uygun bir yer bulmasını ister.

      Kerala’dan çıkıp Mangalore’ye gelen Narayan Guru Kudrolide uygun bulduğu yer işte burası, Tippu Sultanının atlarını otlattığı için *Kudre- Valli* adı verilen bu arazidir. Shri Narayan Guru gözetiminde tapınak yapımına başlanır. 3-4 yıl içinde biter. Tipik bir Kerala mimarisinde inşa edilen tapınağa kutsal Shiva Linga’yı Shri Narayan Guru kendi eliyle yerleştirir. Tapınağa Sri Gokarnanatha Kshetra adını verip 1912 yılında kutsamasını da yapar. Bu gördüğünüz modeli artık Kerala mimarisi değildir. 1991 yılında Mimar Sthapadi K. Dakshinamoorthy tarafından restore edilirken Chola mimarisi kullanılmış ve bu gördüğümüz şeklini almıştır.

      Haydi devam edelim içerde hemen solumuzdaki, önünde Shiva’nın bineği Nandi’nin oturduğu camekanlı mekanda Shiva- eşi Parvati ile kucaklarında oğulları, Ganeşa ile Kartikeya ile heykelleri var.

 

      Karşımızdaki Tapınağın gerçek sahibi Tanrı Sri Gokarnanatha’nın tapınağı.

Mangalore- Sri Gokarnanatha Kshetra Tapınağı
Mangalore- Sri Gokarnanatha Kshetra Tapınağı

      Gokarnanatheshwara’nın bu muhteşem tapınağına doğru gidiyoruz. Tapınağın kapısında Smt. Sonia Gandhi ve Sri. Rajiv Gandhi tarafından 2012 yılında Tapınağın 100. yılı kutlama açılışı yapılmıştır yazıyordu.

      İlk fotoğrafta görünen bir ön geçitin kapısı, arkasında bir boş alan ve tapınağa girmeden önce yine geçen yazımda bahsettiğim iki adet direk var. İlki çanakları var gibi görünen Deepa Sthamb ışık direği, diğeri de çitle çerçevelenmiş olan her tapınakta mutlaka bulunan bayrak direğidir. Bayrak direğinin tepesine de bulunduğu tapınak kime adanmışsa onun alametifarikası (yani ayırıcı niteliği) asılır. Burada ki ikinci fotoğrafta görülen elbette Nandi idi. Ama direkte pek gözükmüyor gibi üstüne tıklayın büyütüp bakınız. Üçüncü karede dansın efendisi Lord Shiva’nın Nataraja freski işlenmiş ve sağ ayağının altında da kötülüğün sembolü iblis Apasmara var. En son karede giriş kapısı üzerinde Shiva ile diğer tanrıların kabartmaları var.  💃💃💃  Görelim…

       Diğer tapınaklar kimlerin kaçırmamalıyım diye dışarı çıktım. Hemen solumda masmavi kocaman bir havuz ve etrafında Shiva eşi Parvati ile çocuklarının heykelleri var. Bu havuzun adı Pushkarini’dir. Sri Gokarnanatha Kshetra Tapınağında bir çok dini festivaller yapılıyor. Ama en çok Navatri festivali ile Mangalore Dasara Festival kutlamaları ile ünlenmiş. Navatri Sonbaharda düzenlenen 9 gece süren bir festivaldir. Navadurga denilen Shiva’nın eşi Parvatinin( bu dönemde Sahara Devi olur) 9 tane avatarı vardır. Festivalin 9 günü halk tapınağa gelir. Her gün Mangalore Sharda Devi, Mahaganapathi ve Navadurgalara tapınırlar. Dokuzuncu günün akşamı tapınak alayı düzenlenir. Mangalore Sharda Devi, Mahaganapathi ve Navadurgalar arabalara konur şehri dolaşırken çeşitli danslar yapılır. (en önemlisi de aslan dansıdır) 10. gün sabah erken saatlerde Navadurgalar tapınağa getirilir ve işte bu havuzda Pushkarini’de suya batırılarak festival bitirilir. Havuzu görelim. 

Mangalore- Sri Gokarnanatha Kshetra Tapınağı
Mangalore- Sri Gokarnanatha Kshetra Tapınağındaki Pushkarini

      Bu kez sağdan devam ettik. İlk tapınak Shirdi Sai Baba Mandır. Shirdi Hindistan’da Sai Baba’nın yaşadığı bir yerdir. Sai Baba; Sai felsefesinin bilge öğretmeni SadhGuru’dur. Shirdi’deki bir zamanlar yaşadığı yer şimdi bir hac yeri olarak ziyaret edilir. 

      Hemen yanında Maymunlar Tanrısı Hanuman’nın tapınağı var. Hanuman’ın hikayesini buraya saklamıştım. Hemen anlatıyorum.

      Hanuman kimdir? Hikaye şöyle başlar; Brahman Hinduların yaradılış tanrısıdır ve gökyüzü cennetindeki bir sarayda yaşar. Sarayda yeryüzünden çalışmak için gönderilmiş birçok apsara vardır ve bunlardan biri de Anjana adındaki, bilge bir kişi tarafından lanetlenmiş olan kadındır. Brahman Anjana’yı yanına çağırıp hizmetinden çok memnunum ben de seni memnun etmek için ne yapayım der. Anjana çekinerek üzerindeki laneti kaldırmasını ister.

      Brahman -anlat bakalım niye lanetlendin? diye sorduğunda Anjana utanarak -Efendim çocukken yer yüzünde oyun oynadığım sırada lotus pozisyonunda oturmuş meditasyon yapan bir maymun gördüm. Bana çok komik geldi güldüm. Elimdeki meyvelerden birkaç tanesini de fırlattım. Kafasına gelip onu rahatsız edince kocaman gözlerini öfkeyle açınca korkudan kaçamadım beni gördü. Ve çok kızgındı.

      – Eğer birgün aşık olursan o an maymuna dönüşeceksin diyerek beni lanetledi. Meğer çok büyük bir hata yapmışım, gördüğüm gerçek maymun değil din eğitimi için form değiştirip maymun görünümüne giren bilge kişiymiş. Ağlayarak af diledim, maymun halimle kimse bana bakmaz evlenemem bile dedimse de kar etmedi. Lanetini geri almayacağını ama eğer aşık olursam da -sevdiğin kişi maymun suratına rağmen seni beğenecek dedi ve gitti.

      Brahman * Sanırım laneti kaldırmanın bir yolu var üzülme* Sen şimdi yeryüzüne git hep orada yaşa aşkı orada bulacaksın. Ve eğer lanetin kalkması için de Lord Shiva’nın bir enkarnasyonu çocuğun olarak doğacaktır der. Anjana yeryüzüne iner bir ormanda yaşamaya başlar. Anjana birgün ormanda gezerken aslanla mücadele eden iri yarı bir adam görür. * Ne güçlü ve güzel bir adam keşke bana baksa* der. Hikaye de tam burada başlar. Hep böyle değil midir? 😉

      Adamla göz göze geldiği anda aşık olur. ❤️‍🔥 Ama heyhat maymuna dönüşmüştür. Utanır 🙈 yüzünü kapatarak kaçmaya çalışırken yere düşer. Adam koşarak gelir * ağlama güzel kız çek ellerini de güzelliğini seyredeyim* diyerek şevkatle yaklaşır. Anjana * Yapamam güçlü adam lanetliyim. Aşık olursam maymuna dönüşeceğim laneti üzerimde ve maymun oldum der. Ama bir yandan da parmaklarının arasından adama bakar. Bir de ne görsün karşında maymun suratlı bir adam var. 😳

     Anjana’nın şaşkınlıkla kendisine baktığını görünce güçlü adam -Ben; Lord Shiva tarafından büyülü güçlerle donatılmış, istediğimde insan formuna giren aslında maymunlar kralı Kesari’yim. Ve eğer lütfeder eşim olmayı kabul edersen onur duyacağım beni kabul eder misin Anjana? der. Kesari’nin de maymun olduğu için kendisini beğendiğini anlayıp bilgenin doğru söylediğini hatırlar. Evlilik teklifiyle mutlu olan Anjana kabul edince de evlenirler. 💍💍 Bu kez hikaye burada bitmez arkası fotoğraftan sonra. 😊

Mangalore- Sri Gokarnanatha Kshetra Tapınağı
Mangalore- Sri Gokarnanatha Kshetra Tapınağı’nda Hanuman Tapınağı

      Çok dindar olan Anjana yoğun olarak Shiva’ya tapınır. Bu derin ibadetten çok hoşlanan Shiva Anjana’ya gelerek ne istediğini sorar. -Efendi Shiva, artık evlendim mutluyum ama üstümdeki lanetin kalkması için oğlum olarak doğmanız gerek, dileğim budur der. Shiva – tamam der ve hemen yok olur.

      Anjana yoğun bir şekilde ibadet edip meditasyon yaparken gökten avucuna bir parça kutsanmış pasta düşer.🧁 Bu pastayı Ateş Tanrısı Agni ülkenin başka bir yerindeki çocuğu olmayan krala, eşine yedirdiği takdirde ilahi bir çocuğu olacağını söyleyerek vermiştir.

     Kral pastayı tam karısına yedirirken bir uçurtma kuşu pastayı kapar ve tesadüf eseri Anjana’nın yaşadığı yere doğru uçar. Pastayı Anjana’nın yemesi gerektini bilen rüzgar tanrısı Vayu hemen harekete geçer. Pastanın bir kısmını kuşun ağzından koparıp Anjana’nın meditasyondayken açılmış ellerine doğru düşürür.

     Yani artık Shiva’nın verdiği sözü yerine gelmeye başlamıştır. Pastanın Vishnu’dan geldiğini tahmin edip onu yiyen Anjana’nın bir süre sonra ilahi güçlerle donatılmış nur topu gibi maymun yüzlü bir oğlu olur. 🐵 Onların Anjaneya olarak adını koydukları oğulun şimdi bilinen adı Hanuman’dır. Ve hala hikayemiz bitmedi. 😇 Bakınız tapınağı ne kadar süslü.

 

23-IMG_4623
Mangalore- Sri Gokarnanatha Kshetra Tapınağı

      Mutlu mesut yaşarlarken laneti üzerinden kalktığı için Anjana artık cennete gitme zamanının geldiğini söyleyerek Kesari ve oğluna veda eder. Minik Anjaneya 🐒 -Gitme anneciğim ben ne olacağım? beni kim besleyecek? diye ağlar.

      Anjana – güçlü baban Kesari ile senin doğumuna sebep olan koruyucu Vayu var seni korurlar. Acıktığında da Güneş gibi sarı, turuncu renkli olgun meyvelerden ye onlar seni doyurur diyerek oğlunu öper ve gökyüzü cennetine döner. 🥺

      Boşuna çocuktur yapar dememişler. 😁  Anjaneya da çok acıktığı bir gün güneşe bakıp ooo kocaman güneş kim bilir nasıl lezzetlidir, koparıp yemeliyim diyerek Güneş’i yakalamak için uçmaya başlar. İlahi güçleri vardır ve zaten Shiva’nın enkarnasyonu olduğu için de bu iş ona hiç zor gelmez.

     Güneş tanrısı gelme çocuk yanarsın der. Gittikçe büyüyerek güneşe yaklaşmaya devam edince Güneş tanrısı, tanrıların kralı İndra’dan yardım ister. İndra’da gördüğü şeyin güneşe doğru giden kocaman bir canavar olduğunu zanneder.  🐲 Yaklaşınca da kocaman bir maymun olduğunu görür.

     Kimsin? Güneşi neden yakalamaya çalışıyorsun? der. Anjaneya *ben Anjana ile kesari’nin oğluyum. Annem bana güneş renkli olgunlaşmış meyveler ile beslenebileceğimi öğütledi, o nedenle güneşi yakalayıp yersem doyacağım der.

     İndra çocuğun bu sözlerinden hoşlanır, Güneş bir meyve değildir, değerli bir ışık yaşam kaynağıdır onu yakalamaktan vazgeç ve yeryüzüne geri dön der. Ama bu çocuk söz dinler mi? Güneşi yakalamaya devam edince öfkelenip şimşekleri ile Anjaneya’yı yüzünden vurup yeryüzüne düşürür. Gittikçe boyut kaybederek küçük bir çocuk olarak yere külçe gibi pat diye düşen Anjena’nın sesini etrafta dolaşan Rüzgar Tanrısı Vayu duyar. Yere doğru inince ölü gibi yatan kendine emanet edilen manevi oğlu Anjaneya’yı görüp kahrolur.

     Kimse onun manevi oğlunu bu hale getirmeye cesaret bile edemez. Öfkeyle kasırga gibi eserek  💨🌪  -Bunu kim yaptı çabuk söylesin der. Kimseden cevap alamayınca da – Bana cevap bile vemiyorsunuz. Ben neden görevime devam edeyim ki! der. Kırılmış bir şekilde Anjaneya’yı da yavaşça kucaklayıp yer altındaki dünyasına döner.

     Rüzgar esmeyince, yeryüzünde hava kalmayınca hayat felç olur, yavaş yavaş ölmeye başlar. Durumu gören Güneş Tanrısı hemen Brahman’a koşar felaketi haber verir. Brahman suçlunun İndra olduğunu anlar ve ona insanları düşürdüğü bu durumdan utanç duymasını söyler. İndra özür diler. Tüm tanrılar birleşerek yeraltındaki Vayu’dan af dileyip tekrar Rüzgar tanrısı görevine dönmesi için yalvarırlar.

     Vayu Anjaneya olmadan hiçbir yere gitmem der. Brahman gücünü kullanarak Anjanera’yı iyileştirir. İndra da Vayu memnun olsun diye -Hiçbir silah onu yaralayamacak hatta ölümsüzlük veriyorum der. Ardından yanakların (hanu demekmiş) nedeniyle bundan sonra adın Yüce Hanuman olsun der. Efsane nedeniyle Hanuman halk arasında Vayu’nun oğlu diye de bilinir. 

     Gökten yine sihirli üç elma kim isterse onun başına düşer. 🥰  Biz de çıkışa doğru yürürüz.

Mangalore- Sri Gokarnanatha Kshetra Tapınağı
Mangalore- Sri Gokarnanatha Kshetra Tapınağı

      Ve tekrar otobüse binip yakındaki bir Pazar yerine gideriz. Yolda güzel bir camiye denk geldik otobüsten görüntüdür. Adını bulamadım.

Mangalore- Cami
Mangalore- Cami

      Güzel bir park kenarından geçip Mangalore’nin balık pazarına geldik. Bir iki güzel kare paylaşayım.

      Burası da balık pazarının girişi.

      Ömür biter yol bitmez demişler ya devamla 6 km kadar daha yol gittik. Deniz kenarında konuşlanmış Sultan Battery-Sultan Batarya’sına geldik. Bu bölge Boloor diye adlandırılıyor. Batarya 1784 yılında İngiliz teknelerin Gurupur nehrine girmesini engellemek için Tipu Sultan tarafından yaptırılmış. İngilizler 1768 yılında Mangalore’yi işgal ederler. Tipu Sultan 1794 yılında savaşarak Mangalore’yi İngilizlerden tekrar geri alır.  

      Ancak liman nedeniyle önemli konumu olan Mangalore’ye İngilizlerin Gurupuru nehri yoluyla kolayca girebileceğini ön görüp burada Boloor bölgesinde bu gözetleme kulesini inşa ettirir. Alt kısmında cephanelik var. Üst kata çıkınca manzara muhteşem. Arap denizi ayaklar altında. Kıyıda terk edilmiş bir iki kayık var. Çevre bakir kalmış. Sıcak da kavuruyor yani… 

      Hemen yanında gençlerin rağbet ettiği bir park ve Mogaveera restoran var. Mogaveera Portekizlilere karşı savaşmak üzere denizcilerden kurulmuş bir toplulukmuş. Burası da onların adını alan bir restoran. 

Son kez artık bir fabrikaya gidiyoruz. Çok merak ediyorum. Evet Kaju fıstığı nasıl işlenir göreceğiz. 🤩 Gittiğimiz Fabrikanın adı Kalbavi sahibi ilgili gibi görünse de pek memnun kalmadık. Taş yerinde ağırdır derler ya aynen öyle. Türkiye fiyatı ile neredeyse aynıydı. Kimse almaya yanaşmadı.

İçeri girmeden önce eller dezenfektan ile yıkandı, başımıza boneler takıldı. Hayli geç kalmışız az bir zaman sonra paydos olacakmış. Önce güler yüzlü kadın işçileri paylaşayım.

Sonra rehberimize kulak veriyoruz. Kaju fıstığı bildiğimiz fıstıklar gibi toprakta yetişmiyor. Aslı’nda bir ağacın meyvesi. Öncelikle toplanıp güneş altında kurutuluyor ki, yaş meyve içindeki nemi atsın. Kurumuş kabuklu Kajular işlenmeye geldiğinde önce bir ısıl işlemden geçirilirler.

      Bu ısıl işlem 1 saat sürer ardından tepsilere dağıtılıp tekrar soğumaya bırakılır. Ardından fotoğraflarda göreceğiniz özel kırma makinalarında kırılıyorlar. O kadar yağlı ki inanılmaz. Kadıncağızların elleri, üst baş hep yağ içinde. Kaju yerken yağının çok olduğunu unutmayın derim. Ama ben de çok severim. 🤷‍♀️ İlk karedeki makinalar ısıl işlem makinaları diğerleri de zaten görülüyor. Çok sert kabuğu olan Kaju böyle mengenelerle kırılıp önlerindeki kaplara doluyor.

      Sonra Kırılan Kajular diğer işçi kadınlar tarafından kabuklarından ayrıştırılıyor.    

      Ardından Başka bir grup kadın tarafından sağlam, kırık veya yarım şeklinde tekrar ayıklanıyor. Öğlen arası oldu dinlenmeye çekilenler. Arada dedikodu yapmadan da köle gibi çalışılmaz elbette. Görelim derim. 😉   

 

      Ayrılırken Allah için küçücük içinde 10 kadar fıstık olan numune kaju verdiler. 😁 Mangalore gezimiz de burada bitti. Hayli renkli ve hikayeliydi biz sevdik umarım siz de sevmişsinizdir. İstikamet Costa Victoria bir de bizden günbatımı selfisi paylaşayım. 

IMG_4739

      Yarın sizi yine çok güzel bir yerde gezdireceğim. Cochin’de buluşana dek sevgiyle kalın. 💞💞💞

 

CRUİSE ile MALDİVLER*SRİ LANKA*HİNDİSTAN-10

          Mangalore-1

      Hindistan’ın Karnataka Eyaletinin güzel bir liman şehri olan Mangalore’deyiz. 21 Ocak 2020 sabah 07:30 olmuş bile. Mumbai’den ayrıldıktan sonra bir günümüz denizde geçti. Bugün çok daha renkli bir gün yaşayacağımızı tahmin ediyoruz. Limanda otobüsler bizi bekliyor hızlı hareket edip gümrükten çıkıyoruz.

       Biz Mangalore diyoruz ama resmi adı Mangaluru. Bu eyaletin başkenti de Bangalore. Ben önce yanılgıya düşmüştüm ses uyumu tek harf farkı var ya. 🤦‍♀️ Neyse Mangalore adı üzerinde epey farklı tanımlar var. Mangaluru’daki *uru* kasaba anlamında. Yok mangal kasabası değilmiş sordum.😁 Mangala *hayırlı* anlamına geliyor yani Mangalore de *Hayırlı Kasaba* demek oluyor. Kannada dilindeki metinlerde böyle geçiyormuş. Malum isim babalığına soyunan Portekiz’liler Mangaluru’yu Mangalore yapıyorlar ve halen öyle bilinse de 2014 yılında eyalet resmen Mangaluru olarak aslına dönüyor. Halk arasında bilinen bir adı da var. Nath tarikatından Matsyendranath’ın bir prenses olan Premaladevi ile evlendiğine inanırlar ve ölünce onun adına bir de tapınak inşa ederler; Mangaladevi Temple. Mangalore adının da buradan geldiğini kabul ederler.  

      Bu güzel Mangalore’de bakalım bizi neler bekliyor. Sanırım otobüsle olsa da yarım saat kadar bir yolumuz var. Yolda bir grup kızlı, erkekli öğrenci bayraklarla yol kenarında oturuyor. Yerli rehberimizin dediğine göre yemekleri beğenmedikleri için eylem yapıyorlarmış az ilerde de polis barikat kurmuştu. Tabeladan öğrendik Shakthi Üniversite Öncesi Kolej öğrencileri… Gençlik ne güzeldir. 💃💃💃

      Devamla; Mangalore Karnataka eyaletinin başkent Bangalore’den sonra ikinci önemli şehridir. Mangalore güneyde Nethravathi, kuzeyde Kulur Nehri ile çevrili. Eyaletin hatta Hindistan’nın kültürel seviyesi en yüksek şehirlerinden de biri. Okuma, yazma oranı %96.5. Dört değişik topluluk, dört değişik dil mevcut. Kannada, Konkani, Beary ve ortak konuşulan Tulu. Beary dilini genelde Müslümanlar konuşuyor.

      Mangalore, Chalukyas ve Vijayanagar gibi birçok hanedanlık tarafından idare edilmiş. 1526’dan 1695 yılına kadar Portekiz egemenliğinde kalan Mangalore 1753 yılında Sultan Haydar Ali tarafından yönetilmiş. Sonra 1768- 1794 arasında da İngiliz egemenliğinde kalmış. Haydar Ali’nin oğlu Tipu Sultan şehri İngilizlerden kurtarıp idaresi altına alıyor. Tipu Sultan ölünce İngilizler yeniden işgal ediyor. Mangalore diğer şehirler gibi 1947 yılında Hindistan’ın bağımsızlığını kazanmasıyla nihayet sömürge olmaktan kurtuluyorlar. Benim çok sevdiğim Kaju fıstığı ve kahve ihracatı ile de bölgenin birincisidir.

      Yolumuz Mangalore’nin en büyük, dini açıdan da en önemli tapınağı olan Kadri Manjunatha Temple’a doğruydu ve geldik. Yürüyerek tapınağa doğru gidiyoruz. Yolda kadın temizlikçi gördüm işini büyük bir ciddiyetle yapıyordu. Ardından karşımıza Shiva’nın (Şiva) heykeli çıktı.

      Uzaktan tapınak göründü. Bizi daha da renkli bir ortam bekliyor gibi. Fotoğraf Önder Kaplan. ❤️😘 Teşekkürler.

      Sonra şu amca ve teyzeler ne satıyor bir bakalım. 

       Ve karşımızda görünen masmavi renkli olağanüstü görüntüsü ile Kadri Manjunatha Temple.

      Kadri Manjunatha Temple. Tapınağın baş tanrısı, Lord Shiva’nın reenkarnasyonu olan Sri Manjunatha’dır. Hikayesini anlatacağım ama şu güzelliği bir görelim.

       Tapınağın merdivenlerinden çıkarmadılar çünkü ayakkabılarımızı çıkarmamız gerekiyor. Soldan içeri girip bu görevi yerine getirdik.

       Efsaneye gelince: Sahyadri’de yaşayan dindar Saint Jamadagni’nin oğlu olan Parasurama aynı zamanda Shiva’nın 10 avatarından 6. avatarıdır. Parasurama’nın sadakatı ve iman edişinden memnun kalan Lord Shiva ona, kötülüklere karşı koyabilen çok değerli bir balta hediye eder. Parasu Sanskritçe*balta *anlamına gelir, Parasurama’da *Baltalı Koç* demektir. Parasurama yaşadığı Sahyadri’deki yağmacı, iman etmeyen Kshatriyaların hepsini baltasıyla öldürüp topraklarını da Kashyapa’ya bağışlar. Yaptıklarından bir süre sonra üzüntü duyar ve Shiva’ya kendisini afetmesi için dua eder… Shiva, Parashurama’ya günahlarının bağışlanması için Kadali Kshetra’da bir sadaka vermesi gerektiğini söyler. Ayrıca Parasuramana’nın arzusu olan Dünya’nın düzenini, refahını koruyan *Manjunatha*olarak reenkarne olacağı sözünü de verir.

      Parashurama hemen baltasını denize atar ve deniz çekilir ortaya bir toprak parçası çıkar. (Kerala bölgesi) Lord Shiva, Parashurama’nın oluşturduğu toprak parçasını onun verdiği sadakayı (kefareti) beğenir. Karısı Tanrıça Parvathi ile Manjunatha olarak reenkarne olur ve dünyanın refahı için işte bu tapınağın olduğu tepede Kadri’de yerleşir. Manjunatha’nın mantraları da yedi theerthas *Tapınaklarda Verilen Kıymetli Su* olur. İlerledikçe anlatacağım.

      Hatırlatayım Tanrı Shiva: Hinduizm’in üç tanrısından, yeryüzüne insan olarak indirildiği kabul edilen tanrıdır. Evrenin yıkımını yok oluşunu ifade etse de ardından mutlaka yeniden doğuş gelecektir, dolayısıyla dönüşümü de temsil etmektedir. Zaten adı Sanskritçe Shiva (iyilik sever) anlamındadır. Tapınağın ilk yapımı elbette ahşaptan ufak bir Budist manastırdır ve 10. yüzyıla denk geliyor. 14. yüzyılda da tamamen taştan yeniden yapılmış. 

      Evet tapınağa giriyoruz içerden müzik sesi geliyor. Bir sahne ve önünde sıralanmış, bir kısmı hanımlar tarafından doldurulmuş sandalyeler var. Arkalarındaki pankartta Kadri Manjunatha Temple’ın katkılarıyla 70.Yıl Dini ve Kültürel Festival kutlanıyor yazıyor ve sahnede Mallaka müzik grubu yer alıyor. İlk karedeki hanımın giysisi geleneksel giyim birçok hanımda vardı.

      İçeri doğru ilerlerken yemekhaneden geçtik. Yemekler kocaman kazanlarda yapılmış bitmiş ama yine bir yandan da yeniden yapılıyor. 😁 

      Hemen sağımızda bir tapınak daha vardı. Evet tapınak içinde tapınak. Shiva’nın oğlu Fil başlı Ganeşa’ya adanmış. Kapısında Sri Maha Ganapati Tapınağı yazıyor. Neden fil başlı hikayesi hatırlayalım.

      Tanrı Ganeşa; Shiva’ ile Parvati’nin oğlu, bilgi ve hikmetin tanrısıdır. Birçok yerde karşımıza çıkabilir zira halkın en rağbet ettiği tanrıdır. Baba tanrı Shiva çok uzun bir yolculuktan döndükten sonra karısının yanında ilk kez gördüğü Ganeş’in kendi oğlu olduğuna inanmamış ve kafasını kesivermiş. Karısı Shiva’ya -O bizim oğlumuzdu ne yaptın! der 🤦‍♀️ ve oğlunu yaşatması için baskı yapar. Shiva, Ganeş’in ormanda karşılaşacağı ilk canlının kafasını alırsa yaşayacağını söyler. Böylece Ganeş ormanda ilk karşılaştığı hayvan olan filin kafasını alarak yaşamına devam eder… Ganeş’in kullandığı araç yani alameti farikası Fare’dir. Hindistan’da girebildiğiniz her evde mutlaka rastlayacağınız bir tanrıdır. 

Mangalore- Sri Maha Ganapati Tapınağı
Mangalore- Sri Maha Ganapati Tapınağı

İnananları daha içeri adım atmadan yere el sürüp alınlarına götürüyorlar, sonra da namaste der gibi ellerini önde birleştirip çenelerine götürüyorlar. 🙏 Tam karşıda biraz karanlık kalıyor ama yine de görünüyor, gümüş renkli Ganeşa’yı çiçeklerle süslemişler. Bir hazırlık içindeler. Yan tarafta da tütsü yanıyor sandal ağacı miss gibi kokuyor.

Önünde oturanlar Guru olmalı, bir kaptan su alıp insanların açılan avuçlarına damlatıyor onlarda suyu içiyorlar. Bir kapta da verilen yardımları topluyorlar. Bu işler her yerde yardımla yürüyor. 😊

      Hemen arka tarafa doğru yürüyoruz. Karşımıza çıkan merdivenler bakalım bizi nereye götürecek. Derken çiçek satan bir teyze ile karşılaşıyoruz. Önündeki yaprak ve çiçekleri satın alanlar tapınaklardaki hangi tanrıya inanıyorlarsa ona sunuyorlar. Gülümsemek insanı nasıl güzelleştiriyor. 😊❤️

      Betonla çevrili yeşil suyu olan havuzlarla karşılaştık. İnananlar yıkanıyor. Tanrılarının huzuruna çıkmadan önce bu kutsal su havuzunda yıkanmaları gerekiyormuş. Daha doğrusu arınıyorlar. Her taraf muz ağaçları ile çevrili. Birazdan da yukarı doğru çıkacağız.

      Daha önce bahsetmiştim. Shiva Reenkarne olup Manjunatha adını almış ve buraya Kadri’ye yerleşmişti. Manjunata’nın da mantraları yedi theerthas *Tapınaklarda Verilen Kıymetli Su* dur demiştim. İşte bu Theerthas’a gelen kaynak suyun menbası Himalaya Dağları’ndaki Gangotri buzulu. Himalaya Dağları’ndaki Gangotri buzulu eriyor ve 3 bin kilometreyi bulan uzunluğu ile önce Bhagirathi Nehri’ni oluşturuyor. Daha sonra Bhagirathi Nehri ve Alaknanda nehri birleşip Ganj nehrini oluşturuyor. İşte Ganj’ın bir kolu olduğuna ve buraya kadar geldiğine inanılan bu kaynak suyuna da Gomukha Bhageerati Teertha deniyor… Ve birazdan göreceğimiz bir öküzün ağzından akıp değişik ebattaki bu havuzlara dökülüyor. Tam 9 tane saydım ama arınılan havuz sayısı 7. Yukardan çekilen görsel için eşim Önder Kaplan’a teşekkürlerimle. 💞

      Havuzları biraz geçince Gomukha’nın aktığı yere geliyoruz. Ben önce çıkmıştım kimse yoktu biraz bekleyince su dolduran bir inanan geldi. Suyun üst kısmında oturan bir guru vardı bağış kabul ediyordu. Yanında da Gorakhanath heykeli var. Gorakhnath aziz mertebesine yükselmiş Kundalini Yoga öğretisini oluşturduğuna inanılan Hindu *Maha Yogi* en büyük Yogidir.

     Ellerindeki küçük taslara su doldurup son fotoğrafta görülen merdivenlerden yukarı çıkanların ben de peşlerindeyim. 😁

      Yukarı çıkınca güzel süslü bir yapı gördüm. Sonra Lord Shiva’nın lingam sembolü Shivalingam olduğunu görünce de buranın da bir tapınak olduğu belli oldu. Demiştim tapınak içinde tapınaklar da var… Maha Shivaratri Festivali  kutlanırken dilekler bu tapınakta dileniyormuş.

      Kutsal suyu bu Shivalingam’a dökme işlemine *Abhishekha * deniyor. Bir de *Bael* yaprağı ile *Yekka * denilen çiçek sunuluyor. Shivalingam’a bu ritüellerin yapılması ile tanrının iyiliğini kazanacakları inancındalar. Özellikle de çocuğu olmayan kadınlar kendileri ve eşleri için dua ediyorlar.

      Artık aşağıya inmek gerekiyor. Karşımda devasa boyutta bir hatta iki adet direk var ve birinde sanki kukla asılmış. 😅😅 Önce fotoğrafları görün hak verirsiniz.

      İlk bronz olan Deepa Sthamb ışık direğidir. Diğeri de her tapınakta mutlaka bulunan bayrak direğidir. Bayrak direklerinin tepesine bulunduğu tapınak kime adanmışsa onun alametifarikası (yani ayırıcı niteliği) asılır. Bu tapınak Shiva’ya adanmış olduğu için bayrak direğine asılan da Garuda’nın sembolüdür. Garuda’da Shivanın avatarıdır.

      Alttaki fotoğrafta tapınak girişindeki bayrak direği önünde de çiçek koyup dua ediyorlar. Çünkü tepede tanrı avatarı olan Garuda var. Dikkat ederseniz bir adamın üstüne de su döküyorlar. Bilgin bir kişi hastalığına şifa bulmak için gittiği tapınakta gölette arınıp ıslak giysileri ile ibadet etmiş ve iyileşmiş. O inançla havuzda yıkanıp gelmeyenleri de burada su ile kutsuyorlar. Diğer fotoğraftakiler de yanılmıyorsam Vishnu ile Parvati’nin temsili şekilleri olmalı.

      Bugün 21 Ocak yıllık Jathra Mahothsava tapınak festivalleri haftaya 26 Ocak’ta başlayıp ay boyunca devam edermiş… Güneş tanrısının Oğlak burcuna geçtiği dönemin sonunda başlıyor. Hazırlıklar son sürat. Bu arabalara tanrıların sureti artık heykel diyeyim konuyor tapınak çevresinde belirli dört noktadan dolaştırılıp görkemli bir geçit töreni yapılıyor. Dokuz gün süren festival Theertas banyo ile başlıyor. Aynı gün ışık direği yakılıyor. Araba geçit törenin ardından yedinci gün Maha Anna Samtharpaney denilen toplu yemek veriliyor.

      Ayrıca her yıl kutlanan Maha Shivaratri festivali var… Hiçbir inananın kaçırmadığı en önemli, ruhani değeri büyük festivaldir. Tanrı Shiva ile Parvati’nin evlendiği gün oluşu, Lord Shiva’nın şeytanlar tarafından çalkalanmasıyla köpüren okyanusun *Kshir Sagar*ın saçtığı zehiri yutarak insanlığı korurken Neelkantham yani mavi-boğazlı hale geldiğine inanılan gün olması ve Shivaratri’nin Hindu takviminde Tanrı Sadashiv’in *Lingodbhav Moorti* olarak ortaya çıktığı yeni ay günü oluşu festivalin önemli kutlanma sebeplerindendir.

      Bu festivalde Tanrı Shiva’ya*Bilva* yaprağı ile *Yekka * denilen çiçek sunuluyor demiştim. Bu yekka çiçeğini Shiva’ya sunarlarsa dualarının mutlaka olacağına inanmışlar. Böyle bir inanç nedeniyle yekka çiçeği de aşırı talep nedeniyle karaborsaya düşermiş. Haklılar tabii Tanrı Shiva’ya yılda sadece bir tek bu Maha Shivaratri festivalinde sunuluyor. Allah kabul etsin… 💞

 

      Çıkışa doğru gidiyoruz. Yine bir tapınak, bunlar hiyerarşik sıralamada daha altta yer alan tanrılara ait. 🤷‍♀️ Küçük birer oda şeklinde yapılmış içine girilmiyor. Guru’lar kapının önünde oturuyorlar ve bağış kabul edip inananları kutsuyorlar. Bunlardan biri üstündeki yazıyı Google ile  çözebildiğim şekliyle; Laksimi Narayan’a adanmış bir tapınak. Tanrıça Laksimi iyilik, güzellik tanrıçası aynı zamanda Vishnu’nun eşidir. 

      Alttaki ilk fotoğraf; Tapınağın ana Tanrısı Manjunatha’nın sol yardımcısı Swamiye Saranam Ayyappa’ya adanmış. Diğeri yine Manjunatha’nın bu sefer sağ yardımcısı Malaraya Deva’ya adanmış tapınaklar.

      Bu tapınak da Shiva’ya adanmış, yanındaki altın yaldızlı rölyef  Shiva’ya ait üst rölyeflerde de zaten Nandi’yi görüyoruz. Çevresine neşe saçan anlamına gelen Nandi Shiva’nın kutsal Boğa’sı, binek hayvanı olarak avatarıdır. 

     Evet alttaki ilk fotoğrafta yılan*naga* ikonları var. Vhisnu’nun çok ilginç bir enkarnasyonudur. Çoğunlukla beş veya yedi başlı bir kobra olarak betimlenen tüm yılanların  kralı *Ananta-Shesa*dır. Ve tüm yılanlar Vishnu’ya tapar. Artık çıkmak üzereyken gözüme çarpan diğeri Tanrı Hanuman’a adanmış tapınak. Hanuman, Shiva’nın ölümsüzlükle kutsadığı maymunlar kralı Kesari ile lanetinden arınıp yeraltı cennetine giden Anjana’nın oğludur. 

     Artık çıkışa gidiyoruz. Hintliler fotoğraf çektirmekten çok hoşlanıyorlar demiştim. Rikşa durağındaki şoförleri çekmeden olmazdı.😁 

Mangalore- Kadri Manjunatha Temple
Mangalore- Kadri Manjunatha Temple Rikşa

      Daha gezilecek iki yerimiz var. Onları da ikinci bir yazı konusu yapacağım. Umarım tapınaklardan sıkıntı geldi dememişsinizdir. Çok renkli ortamlar değişik kültürler izlemesi de keyifli… Mangalore’den biz ayrılmıyoruz. Siz de benden ayrılmayın. 😉 En kısa zamanda görüşünceye kadar sevgiyle kalınız. 💞💞💞

 

CRUİSE ile MALDİVLER*SRİ LANKA*HİNDİSTAN-9

      Bugün Mumbai’deki son günümüz tarih 19 Ocak 2020. Yeni bir güne, şafak sökerken limandan bir görüntü ile merhaba diyorum.

Mumbai-  Maharaştra Limanı
Mumbai- Maharaştra Limanı

        Mumbai’nin bir özelliği de yaşam standardı farklı insanların arasındaki uçurumun açıkça görüldüğü şehir oluşudur. Çelişkiye bakınız ki Hindistan’ın en zengin şehri de Mumbai’dir. İşte bugün Hindistan’ın diğer yüzü Dharavi’yi gezeceğiz. Mahim tren istasyonuna kadar otobüsle gideceğiz. Yolda gördüklerimizden bir seçki. Pazar yerinden de geçtik döküntüler o kadar çoktu ki kepçe ile temizliyorlardı. 😁

Mumbai- Ballard bölgesi
Mumbai- Ballard bölgesi

      Bir saatlik yol geldik. Yoksulluğun, üzgünüm ama pisliğin tam göbeğine gidiyoruz dedi rehberimiz. Ama biz Varanasi’yi görmüşüz burası ne kadar pis olabilirdi ki. Tam bir milyon insanın iç içe yaşadığı yerden bahsediyorum diyen rehberimizle birlikte otobüsten indik yürüyoruz. Yolumuz Mahim bölgesindeki tren istasyonuna doğru. Bu yaşlı amcamın bakışı çok güzeldi.

9--IMG_3287

      Mahim West-Batı üst geçite çıktık. Mahim East- Doğu’dan inip geçidin altından ileri doğru yürüyeceğiz.

      Aşağı indik karşımıza inanılmaz renkli ve hayli kalabalık heykelleri olan bir Hindu tapınağı çıktı. Mahim bölgesinin Sri Siddhi Vinayagar Tapınağı. Kapıdaki yazıda; Suriyandi’de yaşayan Bay S. Sudalayandi’nin oğlu S. Sellappa Sam tarafından 2000 yılında yapılmış. Tapınak olarak da aynı yıl kutsanmıştır. Soldaki maymun tanrısı Hanuman Vayu Deva- rüzgâr tanrısının oğludur.  

      Tek bir tanrıya; Tanrı Ganeşa’ya adanmış. İçeri girmedik zaten içerde pek görülecek bir şey yokmuş. İnsanlar anca toparlanıyorlar sanki, etraf kalabalıklaşmaya başladı. Yerler bize göre normal, etraf bana kokmuyor ama rahatsız olan arkadaşlar var tabii. 

      Birden bir çığlık, biri düştü sandık ama yerde ölü bir sıçan vardı. 😁 Yaşamlarındaki gerçekler diyelim. Bize göre kendi tabirimizle * teneke mahallesi* olsa bile Hindistan’ın endüstrisine yıllık 700 bin dolar katkı sağlayan kalbidir burası.

      Her tarafta adım başı berber var. Bakın biri duvar üstüne oturmuş. Duvar üstünde oturanın arkasındaki derenin içindeki atıklara bir bakın. Fotoğrafa tıklayınca daha iyi görünüyor.  

       Bu kalpteyiz yani Dharavi bölgesindeyiz. Dharavi bölgesi 50 kadar mahalleden oluşuyor. Kanalizasyon sistemi diye bir şey yok ve Dharavi halkı yaşamlarını da burada sürdürüyor. Güzel bir örnek vereyim. Fotoğraf Önder Kaplan- Teşekkürler hayatım.

       Rehberimiz sizi Bollywood’a götüreceğim demişti. Şimdi de Bollywood dedim diye aklınıza Amerikan stüdyoları gelmemiştir umarım, işte Bollywood’un merkez üssü buralar. Ayrıca bilmeyenler için söylüyorum Bollywood; Hint dilinde çekilen filmlerdir dedi. Bir günde 3 film çekiliyormuş. 🙄 

       Evet benim zamanımın en bilineni Raj Kapoor’un Avara Hoon filmiydi. Neyse; Hintli yazar Vikas Swarup’un Q & A adlı romanından uyarlanan Oscar ödüllü Slumdog Millionere filminin çekildiği bölge işte tam buralar. 18 yaşındaki Jamal Malik’in bizdeki Kim 500 milyon ister? yarışmasının Hint versiyonundaki hikayesini anlatan 2008 İngiliz yapımı film, tavsiye ederim. İzlediğiniz bir filmdeki yerleri bire bir görmek o kadar heyecan verici ki, anlatamam. Zaten sürekli fotoğraf çekmişim. 😁 Hepsini buraya sıralamak isterdim.

        Henüz erken bir saat ama inanılmaz çalışkan insanlar. Ben fotoğraflarken çekiniyorum. Gerçekten güleç yüzlü çok da pozitif yaklaşımlar sergiliyorlar. Bavulcular mesela gizlice çekmeye çalışırken çekebilirsin işareti verdiler mutlu oldum. 🥰 Küçücük dükkan bile denemeyecek kadar bir yerde ekmek parası kazanıyorlar. 

      Bu kadar görüntü yeter dedik ve otobüse döndük. Geçerken gördüğümüz yerleşim yerlerinden örnekler. Birinci fotoğrafta bir cami, ikinci tam teneke mahallesi olduğunun resmi, en sondakinde de tuvaletlerin şeklini görelim dedim. Dışarı çıkık yapılmış, 😉 temizlik derdi yok hepsi doğru dereye.

      Yolumuzun üstünde Mumbai’nin en büyük AVM ünvanına sahip Phoenix’de mola verdik. 

       Günü Mumbai’nin ünlü müzesi Chhatrapati Shivaji Maharaj Vastu Sangrahalaya’yı gezerek bitireceğiz. Kapı girişinde kaldırım çalışması vardı. Güzel bir bahçesi olan müzenin orijinal adı *Prince of Wales Museum of Western India* Batı Hindistan’ın Galler Prensi Müzesi.  

       Müze adından da anlaşılacağı gibi Galler Prensi V. George’un Hindistan’ı ziyaret etmesi anısına, hükümetin ve zenginlerin bağışlarıyla inşa edilmiş. Mimarı Hindistan Kapısını da tasarlayan İskoç George Wittet’tir. Müze 3 ana bölümden oluşmuş. Doğa tarihi, Arkeoloji ve Sanat bölümü. 

      Müzenin enteresan bir yapım tarihi var; Fikir 1904 yılında ortaya atılmış. İlk temel taşı 1905 yılında adını aldığı Galler Prensi (sonra Kral V. George olmuş) tarafından atılmış. Sonra 1915 yılında Mimar George Wittet tarafından burada inşa edilmiş. 🙄 Giriş kapısında Children’s Museum yazıyordu ya işte sebebi şu; I. Dünya savaşında askeri hastane olarak kullanılmış ve bir bölümü de çocuk sağlık merkeziymiş. Müze olarak açılışı ise 1922 yılında olmuş. Galler Prensi adı 1998 yılında müzenin kurucusu olan Chhatrapati Shivaji Maharaj tarafından kendi adı verilerek değiştirilmiş. 😁 Parayı veren düdüğü çalıyor.

       Üstteki fotoğrafta görülen bahçe girişindeki oymalı granit sütunlar Güney Hindistan Nayak döneminden kalma. M.S 16-17. yüzyıl. Üstünde çeşitli hayvan motifleri ile insan motifleri görülüyor. Tanrılardan da Trivikram, Kama Devi ve Garuda işlenmiş. Giriş biletlerimizi aldık girişe doğru gidiyoruz. 

      Bahçede devasa bir Buda kafası var. Bu uyuyan Budha’nın arkası açıkmış bilemedik yandaki panoda yazılanları aktarayım. 

      Tsunami sırasında Sri-Lanka’daki Dambulla Kaya Tapınaklarındaydım. Buda’nın bu heykeli, o anın hatırasıdır. O sırada etrafımda gördüğüm ve hissettiğim muazzam acı ve ıstırabı simgeliyor. Bu çalışma makro ve mikro düzeyde var olan Buda’nın her yerde hazır bulunuşuyla ilgilidir. Buda her zaman vardı her zaman da var olacaktır. Bin beş yüz Buda heykeli yaptım, beş yüz geçmiş için, beş yüz şimdi için ve beş yüz de gelecek için. Buda’nın büyük başının iç kısmındaki bin beş yüz küçük heykel Akshobhya Buda’ları örnek alınarak yapıldı.

Mumbai-Chhatrapati Shivaji Maharaj Vastu Sangrahalaya
Mumbai-Chhatrapati Shivaji Maharaj Vastu Sangrahalaya

      Müze 3 katlı. Girişte çok güzel bir kadın heykeli var. Fransız ressam Ian August Dominic Ingre’nin Paris Loon Müzesi’ndeki yağlı boya *La Sourge* tablosundan esinlenerek yapılmış. Tablonun orijinali şimdi Paris d’ Orse müzesindeymiş. Sir Dorap Tata bu çeşmeyi özel yaptırıp müzeye hediye etmiş.

      Önce sağdaki heykel galerisine girdim. Budist, Jain ve Hindu heykelleri de var. Ama çoğunlukla Vishnu heykelcikleri… İlk fotoğraf Shiva, ikinci Garuda; Vehicle of Vishnu- vişnu’nun aracı diye geçiyor ama genelde kanatlı hızlı koşan bir kartalmış bazen de böyle insan olarak temsil edilirmiş.

      İlki Shiva-eşi Parvati ve ailesi birlikte; Uma Maneshvaramurti diye geçiyor. Diğeri yine Shiva- eşi Parvati ile Uma Maheshvara diye geçiyor.

       Elephanta adasında gördüğümüz Trimurti Brahma; Koruyucu, kollayıcı ve yaratıcı tanrı.

Mumbai-Chhatrapati Shivaji Maharaj Vastu Sangrahalaya Müzesi
Mumbai-Chhatrapati Shivaji Maharaj Vastu Sangrahalaya Müzesi Brahma

      Alttaki fotoğrafta birinci Tanrıca Durga diğeri Mahishasuramardini. Güzel bir efsaneleri var. Epigrafik (yazıt bilimi) kanıtlar, Durga’nın savaşçı bir tanrıça olduğunu gösterir. İblisi öldüren Durga sonradan Mahishasuramardini-Mahishasura’nın katili adını alır. Aynı zamanda Vishnu’nun eşidir.

      Buradaki efsaneye gelirsek: Mahishasura, Brahma’yı memnun etmek için ayaklarının dibinde sürekli oruç tutan yarısı buffalo olan iblis-şeytandır. Yaratıcı Brahma, Mahishasura’nın bu bağlılığından memnun kalınca ona dile benden ne dilersen der. Mahishasura’da ölümsüzlük ister. Brahma herkes birgün ölecek sen de öleceksin diyerek dileğini kabul etmez. Bir süre düşünen Mahishasura -öyleyse beni sadece bir kadın öldürebilsin diliyorum der. Bu isteği kabul olur…

       Mahishasura Brahman gittikten sonra tekrardan şeytanlık yapmaya, kadınları korkutmaya başlar ve cenneti ele geçirir… Durumdan endişe eden Deva’ların (tanrının yardımcıları) hepsi güçlerini birleştirip birden fazla eli olan savaşçı bir kadın yaratırlar *Durga* adını verip ona kendi silahlarının birer de kopyasını verirler. Tanrı Himalayan da binek olarak bir Aslan hediye eder. Aslanı ile tam teçhizatlı hale gelen Durga Mahishasura’nın sarayına doğru yola çıkar. Sarayın önüne geldiğinde durumun farkında olan Mahishasura farklı şekillere girerek tanrıça Durga’ya saldırır. Durga’da onun her girdiği formu yok eder ama öldüremez. Son olarak Buffalo- Boğa şeklini almaya çalışırken atak davranan Durga Mahishasura’yı öldürür. 👊 * Mahishasuramardini* yani Mahishasura katili adını alır. 😌

      Kala Bhairava; Shiva’nın bir tezahürüdür. Yüce gerçekliği temsil eder. Yanındaki Bhairavi de eşidir ve ana tanrıçanın 10 avatarından biri olarak tapınılan tanrıçadır.

       Alttaki fotoğraf Vishnu’nun üç görüntüsü. Vishnu; Hindu teslisi sayılan Trimurti’de Koruyucu Tanrıdır. Rolü; Dünyadaki düzeni, uyumu korumak ve sürdürmektir. 10 enkarnasyonu vardır, eşi de Tanrıça Lakshmi’dir.

      Alttaki fotoğrafların ilki; Sarasvati bilgeliğin tanrıçasıdır. Bahar bayramı *Vasant Panchami * ona adanmıştır. Diğeri Varuna ve eşi Varunani’dir. Varuna, okyanus ve tabiat olayları tanrısıdır. İnsanları; yıldırım ve şimşeklerden korur. Varunani de Varuna’nın eşi kehanet Tanrıçasıdır.

      Jainizm Hindistan’daki en eski dinlerden biridir. Jain kelimesi *Jin* den türetilmiştir. Jin, kazanan ve kurtaran anlamındadır. Jainler ruhun tanrılar tarafından yaratılmadığına, sonsuz olduğuna ve reenkarnasyona inanırlar.

      Alt soldaki fotoğraf Shantinatha; Jainizmde 16. Tirthankara- doğru yol gösterici, manevi öğretmen. Ortadaki fotoğraf Jain ailesinin tapınağı içinde Tirthankara; Yol gösterici öğretmen. Jainizmde 24 tane Tirthankara vardır. Sağdaki fotoğraf da TirthaPata görülüyor. Nedir Tirthpata? 👇

      Tirth Pat veya Tirthapata; Jain inancında bildiğimiz anlamda olmayan dini bir haritadır veya bir nesnel objedir. Burada sergilenen akrilik boya ile işlenmiş ağaç levha. Jainlerin inancında Hindistan içinde 5 tane hac yeri vardır. Bu yerler Gujarat şehrinde 2 yer Shatrunjaya ve Girnar, Rajasthan’da Abu dağı, Bihar’da Sammed ve Himalayalar’da Ashtapada’dır. Hac için buralara gidemeyen inananlar Ağustos ve Eylül ayı boyunca Jain tapınağında veya uygun bir ibadet yerinde asılan bu Tirth Pat’i inceleyerek hac ibadetlerini yerine getirmiş oluyorlar. İnançları böyle. 🤷‍♀️

      Üstte solda Vajrayogini; Tibet Budizm’inde olağanüstü güçlere sahip Budha’nın kadın formudur. Sağdaki KumariErgenlik öncesini bakireliği temsil eden Hindu’ların tanrıçası Kumari Devi’dir. Halen Nepal’de yaşayan Kumari vardır ve Hindu’lar Tanrıça Telaju’nun reenkarnasyonu olarak taparlar. Daha açıklayıcı bilgi bu yazımda…

      Vakit daralıyor denince hemen birinci kata çıktım. Himalaya sanat galerisi. Alttaki bu görkemli heykel yüzyıllık oluşu ile müzenin kıymetlisiymiş. Tibetli Maitreya Budha. Halen Tushita cennetinde yaşayan geleceğin Budhası. Mesih gibi yani. Gautama Buddha’nın öğretileri işlemez hale gelince Dharma’yı (yasa) yeniden yaymak için yeryüzüne gelecekmiş. 🤷‍♀️ 

Mumbai-Chhatrapati Shivaji Maharaj Vastu Sangrahalaya Müzesi
Mumbai-Chhatrapati Shivaji Maharaj Vastu Sangrahalaya Müzesi Maitreya Budha

      Hindu Tanrısı Krishna’ya ait bir bölüm vardı. Krishna hatırlarsanız Vişnu’nun 8. reenkarnasyonuydu. İlk fotoğraf Krisna’nın 5 başlı kobra olan Kaliya’nın üstünde dans edişini gösterir. Kaliya’da Yamuna nehrinde yaşayan zehirli bir Kobradır. Herkesi korkutan Kaliya’ya ders vermek için Krishna evrenin bütün ağırlığı ile kobranın başında onu ezinceye kadar dans eder. Ezilmek üzereyken af dileyen kobrayı Yamuna nehrindeki yerinden çıkmamak ve kimseyi korkutmamak şartıyla affeder. 

      Diğer iki heykel Krishna’nın iki farklı görüntüsüdür. Heykellerin elinde bir top vardır ve Krishna’nın çocuk (Bala) halidir. Bala bizde de çocuk diye bilinir. Neden tereyağı topu derseniz de; 😉 Kutsal metinlerde Çocuk Krishna’nın tereyağını çok sevdiği için annesinden gizli çalarken avucunda top gibi sakladığı yazarmış. Bir kaya’ya da isim anneliği yapmış. Hindistan’ın Mahabalipuram kasabasında dik bir yamaçta tünemiş gibi duran kocaman bir kaya parçası varmış. Hiçbir şekilde yerinden milim oynatılamıyor ve sebebi de bilinmiyormuş. Gerçek adı Vaan Irai Kal (Yeryüzü tanrısının taşı) olan kaya Krishna’nın heykelindeki tereyağı topuna benzetilir. Yerli halk bu taşa gökyüzü tanrısının çaldığı tereyağı diyerek onun adı da Krishna Butter Ball olsun demişler. Ne hoş…

      Müze’nin yine 3. katında Hindistan’ın en zengini Sir Ratan Tata’ya ayrılmış bir bölüm var görmeden gitmemeliyiz. Müze gez gez bitmez gerçekten çok büyük ve güzel.  Asur Koleksiyonlarının sergilendiği tarih öncesi bölümü var gezemedim. Hindistan krallarının giysilerini, Hint minyatür sanatı eserlerini sonra Hint İmparatoru Ekber’e, Shahjahan ve Aurangzeb’e ait zırh ve zırh koleksiyonlarını göremedim.

      Tatan galeri Avrupalı ressamların eserlerinden oluşan iyi bir koleksiyona sahip. Benim girdiğim bölümü Ratan Tata kurmuş. Ayrıca Sir Doran Tata’nın kurduğu bir başka bölüm vardı artık tablolar vs. olunca gitmedik.  

      Burada ilk tablo Tata ailesinin atası Jamsetji Tata. Hindistan endüstrisinin de babası. Önce Jamshedpur şehrini kurmuş sonra da Tata grubu kurarak sanayide öncü olmuş. Lady Meherbaı Tata’nın da kayınpederidir.

      Yanındaki gelini Meherbaı Tata; Hindistan’da Sarda yasası olarak bilinen çocuk Evliliğini yasaklayan yasanın çıkmasına öncülük ettiği gibi Hindistan’daki kadın hareketleri kampanyalarını yurt içinde ve yurt dışında aktif olarak yürütmüş. Meherbai’nin bu çabası sayesinde 1929 yılında Sarda yasası kabul edilmiştir. Zamanının en aktif kadınıdır. Tata Grubu’nun ikinci başkanı olan Sir Dorabji’nin de eşidir. Son karedeki heykel de Rayan Tata diyerek müzeden çıkıyoruz. Bahçeden son bir görüntü ile müze gezimizi de burada noktalıyor ve otobüse binip gemimize gidiyoruz.

Mumbai-Chhatrapati Shivaji Maharaj Vastu Sangrahalaya Müzesi
Mumbai-Chhatrapati Shivaji Maharaj Vastu Sangrahalaya Müzesi

      Mumbai’ye elveda derken beğendiğinizi umarak sizlere Mangalore’de buluşuncaya kadar sağlık ve sevgiyle kalın diyorum. 💞💞💞

 

Bugün 

CRUİSE ile MALDİVLER*SRİ LANKA*HİNDİSTAN-8

Güzel bir gün Mumbai’de ikinci günümüzdeyiz 18 Ocak 2020. Kültürü ve tarihi hayli zengin olan Bombay- Mumbai’nin M.S 5 ve 7. yüzyıla kadar giden tarihinden kalma bir adaya, 1 saat mesafede olan Elephanta adasına gideceğiz. Motorlar Hindistan kapısı Gateway of İndia’dan kalkıyor. Hep beraber motora bindik. Hindistan kapısını bu kez denizden izliyoruz.

Mumbai- Gateway Of İndia
Mumbai- Gateway Of İndia

Motorda yalnız değiliz yerli halktan insanlar da var. Mumbai’nin denizden görüntüsü de çok güzel.

 

      Mumbai’de görülmeye değer tarihi eserlerden biri de Elephanta adasındaki Elephanta mağaraları. Mağaraları diyorum zira 1 tane değil görülesi tam 7 tane mağara var. Elephanta adası demek pek doğru değil turistler açısından öyle. *Fil adası* Ancak mağaralar şehri anlamına gelen *Gharapuri * gerçek adıdır ve adanın güneyinde aynı isimde küçük bir köy vardır.

      Vakti zamanında Portekizlilerin 1547 yılında keşfi ile ortaya çıkan mağaraların önünde gerçek boyutta taştan bir fil heykeli varmış. Bu fil heykelini İngilizler Londra’ya taşımaya kalkmış, sağını solunu kırmışlar. 😁 Sonra vazgeçip şehirdeki Jijamata Bahçesine (Victoria) yerleştirmişler. Mağaraların koruyucu simgesi olan fil heykelini biz görmedik. Sonra mağaraları koruma altına almışlar. 1970 yıllarında restorasyon çalışmaları başlamış. 1987 yılında da Unesco Dünya Mirası listesinde yerini almış.

      Yolda karşımıza çıkan adacık yabancı bir askeri üs. Diğerleri petrol platformu ve tankerleri. 

      Deniz çok kirli hiç mavilik yok gibi. Adaya da yaklaştık. Gel-gitlerin çok yaşandığı bir ada olduğu için iskeleyi hayli yüksek ve uzun yapmışlar. Görüleceği gibi biz geldiğimizde deniz hayli çekilmişti.

       Hava güzel iskeleye çıkınca önce derme çatma küçük satış yerleriyle karşılaştık. Mağaralar çok yukarıda olduğundan öncelikle iskeleyi geçmek gerek diyen rehberimiz; önünüzde üç seçenek var dedi.

      Birincisi keyifli bir tren yolculuğu buyurun. Oyuncak tren gibi harika aklıma İzmir Fuarı geldi. Tren öne ve arkaya tek yönde gittiği için fotoğrafın birini ben diğerini Önder çekti… 

      İkincisi 4 adamın taşıdığı tahta koltuk (Taht-ı revan) ile taşınmak. Yolda yakaladık ama üstünde yolcu yoktu.😁 

Mumbai- Elephanta adası
Mumbai- Elephanta adası

      Üçüncüsü de tabanvay’la gitmek. 🙄 Bu ne? diyecek olanlara *yürümek*.  Elbette biz yürüdük. Tren hakkımızı dönüşte kullanmak üzere… 😉 Ama önce treni uğurlayalım.

      Fotoğraflarla konuşarak yürüyelim. Bilet alma yeri ve birkaç hediyelik eşya satanlar.

      Gözlükçü hayli havalı. 😊 Teyzenin çantalarıda daha önceki Hindistan gezimizde aldığım için dikkatimi çekmedi…

      Yolu yarıladık desem de 500 metre anca gitmişizdir yukarı çıkılacak merdivenler hariç iskele 1-1.5 km kadar. Dönüp geldiğimiz yere bakınca denizin ne kadar çekildiğini de görmüş oluyoruz. Adanın yüzölçümü suların gel-git olayına göre değişiyor. Yüksek gel-git olayında 10 km², düşük seviyede ise alan 16 km² oluyormuş.

      İskele yolu ve trenin son yeri bitti. İhtiyaç molası verilen yerdeyiz. Burada da hediyelik eşyalar, Krishna ve Vishnu ile ilgili materyaller satılıyor. 

      Yokuş başladı artık arada merdivenler de var. Ama geniş ve rahat bir çıkış. Zaten sağa sola bakarak yürüdükçe nasıl tırmandığınızı bile farketmiyorsunuz. Hoş sürekli basamak olsaydı kaç merdiven var kesin sayardım. 😁 Tüm satıcılar güneşlik için mavi tente germişler. Şeker kamışı suyu satan bir ailenin güzel birlikteliği. ❤️

      Kendilerince mavi rengin ortamı serinlettiği inancındalar. Üç kadın, iki değişik stil derken torunuyla oturan bir teyze ile selamlaştık.

      Sola dönüp biraz daha tırmanınca mağara bölgesine geldik. Mumbai’de sokaklarda göremediğimiz maymunları da görmeye başladık. Hindistan maymunları Makak cinsi oluyorlar. 

  

      Elephanta Caves;

      Mağaraların tam tarihi 6. yüzyıl mı? 8. yüzyıl mı? Bugün hala tartışılmaktadır. Lord Shiva’ya adanan mağara tapınağı, Unesco’nun araştırmalarına göre 8. yüzyılda Rashtrakuta kralları tarafından kazılmış.

      Bir de yerli rehberin anlattığı var. Eski tarihte filler orduların önemli bir savaş aracıdır. Hindistan’da da öyle. Tüm zaferler filler üzerinde kazanılmış. Bu rivayete göre de Çalukya’ların hüküm sürdüğü dönemde Çalukya Prensi II. Pulakes’in kazandığı zaferleri kutlamak, tanrılara teşekkürlerini sunmak için bu mağaraları inşa ettirmiş. Hindu tanrısı Lord Shiva’ya adamış. Önüne de devasa bir fil heykeli diktirmişti. Yazmıştım o fil heykeli şehir merkezinde Victoria Bahçesi * Veermata Jijabai* de sergileniyor. Artık hangisi doğru tartışmaya gerek yok.

      Elephanta Mağaraları, Hindu ve Budist öğretilerini, Vishnu’nun hayatını gösteren kayaya oyulmuş taş heykeller içeriyor. Bazalt yapıdaki kayaların içi oyularak meydana getirilen bu arkeolojik kalıntılar iki grup, 7 adet mağaradan oluşturulmuş. Dar bir vadinin ayırdığı iki tepede kazılmışlar. İlk 5 tanesi Hindu ve Shiva’ya adanmış, diğer 2 tanesi Budist mağarasıdır. Toplamda hayli büyük bir alanı 60 bin m² lik bir alanı kaplıyor.

      İlk beşi bulunduğumuz yerde adanın batısı oluyor diğer ikisi doğu kısmında ve bunlar turlara açık değil. En bilineni 1. yani alttaki fotoğrafta görünen. Mahesa-murti denilen mağara en büyük ve önemlisidir. Biz de sadece burayı gezdik diğerlerinde hiçbir şey yokmuş. Haydi içeri girelim bakalım.

Mumbai- Elephanta Caves
Mumbai- Elephanta Caves

     Baretli grup muhtemelen sanat tarihi öğrencileri olabilir. Neyse hemen sağdan başlayalım. Çok geniş bir salon gibi. Saymadım ama yine de 30 kadar sütun vardı. İçerinin genel görünümü şöyle.

      Baretli gençlerin olduğu yerde hemen sağdaki ilk panoda olan Lord Shiva’nın Nataraja pozunda tasviridir. Kozmik dansçı. Günümüzdeki şekli ateş çemberi içindeki dans eden figürüdür. Portekizlilerin atış talimi yaparak yontuları bu hale getirdiklerini söylediler. Bu kadar kalmaları da İngilizler sayesindeymiş.

Mumbai- Natajara Shiva-Elephanta Caves 1
Mumbai- Natajara Shiva-Elephanta Caves 1

       İlk görüşüm kayalara oyulmuşlar ama evet bu devasa boyutlu yontulara duvardan bağımsız olmadığı için rölyef demek daha doğru olur. Yontu sanatçıları ne der bilemem. Ama gördüğüm güzellikteki yontuların ve galeriyi ayakta tutan sütunların özenle yontulduğu apaçık.

      Bir örneği alttaki fotoğraf *Andhakasura badh* İblis Andhakasura’nın öldürülmesi. Shiva’nın yüz ifadesine dikkat edin ne kadar öfkeli olduğu çok güzel ifade edilmiş. Ayrıca tacın ortasında bir kurukafa var.

Mumbai- Andhakasura badh -Shiva-Elephanta Caves 1
Mumbai- Andhakasura badh -Shiva-Elephanta Caves 1

      Mağaraların mimarisi Brahman mimarisinin gelişmiş şekli olarak değerlendiriliyor. Yerli rehberimiz *Gupta* Hint sanatından bahsetti. Gupta sanatında burada olduğu gibi Heykel ve rölyefler dev boyutta yontulur, giysilerin kıvrımları, vücuttaki kaslar belirgindir. Kadınların saçları da kabarık işlenir, tavan resimleri veya genelde de resimler renkli olurmuş. Bu mağaralardaki resimler maalesef zamana yenik düşmüş silinmişler.

      Bu 1. mağara 3 girişli şimdi sağdaki ikinci girişe doğru yürüyorum. Karşıma dört bir tarafı açık köşe başında devasa iki tane sanki koruma gibi duran rölyefleriyle bir oda çıktı. Öğrendim her mağarada böyle bir oda tapınak varmış. Kapıdakiler de tahmin ettiğim gibi *Dwarapala* denen kapıcılar. Bu küçük oda tapınakta da Lingam vardı.

Mumbai- Dwarapala-Elephanta Caves 1
Mumbai- Dwarapala-Elephanta Caves 1

       Alttaki fotoğraf-İkinci girişteki rölyeflerden solda olan; *Yogashiva* Yoga Hinduizm’de ibadet ritüeli olarak bilinir. Burada da Shiva yoga yapıyor. Himalayalardayken İlk karısı Sati ölmüştür. Shiva’nın, Sati’nin Parvati olarak yeniden doğmasını beklerken kendini yogaya adamış, Himalayalardan uzaklaşmıştır. Burada da yoganın Nilüfer çiçeğinde oturma pozisyonu padmasana’da gösterilmiş. O nedenle Yogisvara veya Mahayogi diye adlandırılmıştır.

      Sağdakinde; Lanka’nın iblis kralı Ravana’nın, Lord Shiva’nın oturduğu Kailasha dağını yıkmaya çalışması işlenmiş. Burada da güzel bir hikaye var. 😉 İblis Kralı Ravana Shiva’ya çok dua eder. Bu dualardan etkilenen Shiva Ravana’ya dile benden ne dilersen der. Ravana- çok güçlü olmayı diler ve gücünü denemek için köşede Vishnu’nun Garuda’ya binerken görüldüğü dağı yıkmak üzere sırtlanıp sallamaya başlar. Shiva ve ailesi çoluk, çocuk diğer tanrılar da etraftadır. Shiva hemen tek parmağını uzatması ile sarsılma birden kesilir. Bu kez dağın ağırlığından etkilenen Ravana ezilmek üzeredir. Güçlü olmuştur ama yine de Shiva’nın bir parmağına yenilmiş kısaca dersini almıştır. Shiva’ya övgü dolu şarkılar söylemeye başlar Shiva da onu affeder. Tabii rölyefler tahrip olduğu için fotoğrafta seçilmiyor olabilir.Biz orada hangisi iblis falan diye sormuştuk. 😁

       Bu mağaranın en büyük ve en güzel rölyefi bu Shiva’nın *Sadashiva- Trimurti* olarak da adlandırılan üç başlı rölyefidir (alttaki fotoğrafta).  Sada-Sanskritçe *sonsuza kadar * anlamında olunca Sadashiva da ebedi Shiva olarak kabul edilir. Trimurti de genelde 3 başlı tanrı demektir. Yani Hinduizm’de Brahma-yaratan, Vishnu-koruyan, Shiva -öldürüp tekrar doğuran anlamındadır.

      Tanrı Shiva’nın yontu 3 başı: İlk fotoğraftaki ön yüzü; *Taptapurusha* veya en bilineni Mahadevi- yani koruyucu yüzü. Ortadaki fotoğrafta sağ yüzü; * Uma* veya en bilineni Vamadeva yani yaratıcı yüzü, dikkatli bakılırsa genç bir kız olarak tasvir edilmiş. Üçüncü fotoğrafta görünen sol yüzü; Dikkatli bakarsanız görülüyor, bıyıklı genç bir adam şeklinde tasvir edilmiş. Yakıp yıkan *Aghora* veya Bhairava olarak bilinen yok edici yüzüdür.

      Trimurti’nin sol yanındaki panel; Shiva’nın Parvati ile düğünü. Yine çok güzel bir rölyef alt fotoğrafta.

Mumbai- Shiva & Parvati Wedding
Mumbai- Shiva & Parvati Wedding
      Trimurti ‘nin sol yanındaki rölyefte Shiva’nın sol yanı eril (kendisi) sağ yanı dişil (eşi Parvati) olarak yontulduğu Ardhanarishvara görüntüsü var (alttaki fotoğraf). Ardhanarishvara Shiva’nın androjen formunu temsil eder. Hindu dini efsanelerinde çok sayıda mistik hikaye vardır.  
      Hikayeleri severim haydi anlatayım…
 
Mumbai- Ardhanarishvara-  Elephanta Caves-1
Mumbai- Ardhanarishvara- Elephanta Caves-1

       Shiva’nın huzuruna saygılarını sunmak için gelen herkes Shiva ve eşi Parvatinin önünde eğilmek zorundadır. Yine böyle saygı sunmaya gelen sadık bilge kişilerden biri olan Bhringi; ben tek tanrıya inanır saygı duyarım. Shiva’dan başkasının önünde eğilmem der. Kısaca Shiva’nın yanında eşi Parvati oturuyor diye eğilmeyi kabul etmez. Parvati, Sanskritçe *Dağın Kızı* demektir. Hindu tanrısı Shiva’nın karısı Uma olarak da bilinir ve aslında iyiliksever bir tanrıçadır. Neyse bu söze kızan Parvati, Bhringi’yi ayakta duramayacak kadar güçsüz hale düşürür ve Bhringi ayakta duramaz hale gelir. Parvati’nin amaçı; güçsüz Bhringi’nin ayakta duramayıp önünde eğileceğidir. Bu duruma çok üzülen Shiva hemen Bhringi’ye ayakta durabilsin diye üçüncü bir bacak verir. Fırsatı kaçırmayan Bhringi, Shiva’nın etrafında Parvatiye nispet eder gibi dans etmeye başlar. Parvati iyice çıldırır. Herşeyi göze alan Parvati de kendini Shiva’nın vücudu ile birleştirir. Artık Bringi veya bir başkası Parvathi’ye boyun eğmeden Shiva’ya saygısını gösteremeyecektir.

       Ancak hesap etmediği bir şey olur. Bilge kişi Bhringi’de hemen bir böceğe dönüşür ve iki cinsli vücutta bir delik açıp sadece Shiva’nın eril tarafını tavaf ederek saygıda kusur etmemiş olur. Bhringi’nin bu kendinden vazgeçişine, özverisine hayran kalan Parvati’de Bhringi ile uzlaşır.

      Shivanın yanındaki koruyucu öküzü *Nandi*dir. Nandi’nin yanındaki genç Shiva ve Parvatinin oğlu zafer ve savaş tanrısı KartikeyaKumara‘dır. Anne ve babası ile olmadığı yerde tek başına tapılan özellikle Tamil’lerin taptığı tanrıdır. Onun üstünde lotus çiçeğinde oturan da dört başlı yaratılışın sembolü Lord Brahma’dır. 

      Diğer mağaralarda hala çalışmalar devam ediyormuş yani ziyaret edilmeyecek. Çıkmak üzereyken batı kısmındaki çıkışta bir numaralı mağaranın devamı ve içinde de bir tapınak daha olduğunu gördük. 

      Cave 1′ in batı köşesindeki bu girişte görülen de lingam tapınağıdır. Shiva’nın fallik biçimli simgesi olduğu için *Shivalinga *olarak bilinir. Shiva’ya adanmış bütün Hint tapınaklarında vardır. Linga yaratıcı gücü temsil eder. Kadınlar çocuk sahibi olabilmek için ligama tapınırlar. Linga ile ilgili mitolojik hikayeler var. Bilinen en kısa hikayesi; Vişnu ile Brahman kim güçlü konusunda tartışırlar. Tartışmaya şahit olan Shiva en güçlünün kendi olduğunu ispat etmek için hemen uzun ve büyük bir sütuna dönüşür ve onları yener. Neymiş Linga güç demekmiş. Kapısında Aslan bekçileri bile var. 😉

    Artık dönüşe geçebiliriz. Bahçe düzenlemesi de güzel. Ve son kez iskelenin buradan görünümü. 

Nereye böyle?  Diye soran bakışlar eşliğinde dönüyoruz. 😁

      Günün sonunu her gezide olduğu gibi alışveriş için Mumbai’nin bildik yeri Crawford Market. Bizim kapalı çarşının aynı. Hatta bit pazarı da diyebilirim. Dışı çok güzel ama içini hiç sormayın. Girip çekmedim bile zira yarın meşhur Drahawi’yi gezeceğiz. Hindistan’ın Varanasi şehri ile yarışabilirmiş göreceğiz.

Mumbai- Crawford Market
Mumbai- Crawford Market

Bugünü de bitirdik. Umarım beğenmişsinizdir. Mumbai 3. günde görüşmek üzere sağlık ve sevgiyle kalınız…  💞 💞 💞 

CRUİSE ile MALDİVLER*SRİ LANKA*HİNDİSTAN-7

Mumbai1 gün devam

                Güzel bir kahve molasındaydık sanırım. Mumbai’de henüz birinci günde ve otobüsteyiz. Hatırlatma yapacak olursam 17 Ocak 2020 saat 11:20. 😉  Size rengarenk bir yerde bekliyorum demiştim. O rengarenk yer sadece Mumbai ile değil Hindistan’la bütünleşmiş Dünya’nın da en büyük açık hava çamaşırhanesi; Mahalaxmi Dhobi ghat. Mahalaxmi tren istasyonun hemen yakınında yer alıyor. Görüntü rengarenk ama bir o kadar da karışık, insan nereye bakacağını bilemiyor. Dhobi Hintçe çamaşır, ghat da açık yer mevki anlamında. Kısaca açık çamaşırhane. 😊

     Dhobi Ghat

      Aslında sabah daha erken saatte gelinirse nasıl yıkadıklarını da görebilirmişiz. O nedenle yıkama yeri aşağı bölüme girilmedi. Zaten rehber eşliğinde bireysel gitmek daha doğru olurmuş. Grup turistler için şöyle bir seyir terası yapmışlar. Seyreyleyin gari…😁

Mumbai- Dhobi Ghat
Mumbai- Dhobi Ghat

      İlk kuruluşu 1890 İngilizler döneminde olan çamaşırhane 130 yıldır aynı yerde çalışıyor… Günümüzde *The Dhobi Kalyan & Audhyogik Vikas Cooperative * çamaşırcılar kooperatifi tarafından işletiliyor. Bir çok Hintliye tahmini 7 bin civarı aileye yuva, babadan oğula geçen ata mesleği olmuş. İşçiler günlük 500-600 Rupi (35-60 TL gibi) kazanıyorlarmış. Günlük çamaşır kapasitesi 100 binin üstünde olan çamaşırhanenin geliri de hayli yüksekmiş. Mumbai’nin işyerleri, otelleri, hastanelerini, zenginlerinin çamaşırı haricinde kot pantolon beyazlatma, kumaş boyama da buralarda yapılıyormuş. Üstelik ikinci el giysileri toplayan konfeksiyoncular onları burada yıkatıp yeni gibi satıyorlarmış. Çamaşır yıkama bitmiş bile. 😳 Geç kaldık. Ama ileriki günlerde size daha yakından Cochin’e gidince gösterebilirim.

Mumbai- Dhobi Ghat
Mumbai- Dhobi Ghat

      Çamaşırları bu havuzlarda taşlara vura, vura yıkıyorlar. Ama yine de bu kirli ortamda nasıl bu kadar beyaz olabilir ki? Hindistan kimya sektöründe de söz sahibi bir ülke. E böyle olunca çamaşırların beyazı bu ortamda bile sakız gibi olur dedi rehberimiz. 😁 Bu elle yıkama daha ne kadar sürer dedim. Zamanla kazancını artıranlar çamaşır makinesi almaya başlamışlar bile… Fotoğrafın solunda görülüyor. Çamaşırları fotoğrafta görüldüğü gibi mandala gerek kalmadan birbirine dolanmış iplerin arasına sıkıştırırarak asıyorlar. Ütü mü? O da burada bir yerde yapılıyor sonra burada düzgünce katlanıp yollanıyormuş. Hangi çamaşırlar kimin nasıl biliyorlar? derseniz uçlarından işaretleniyormuş.

     Bu ilk karede evlerini görüyoruz ve yine çamaşır makinesi var, ikincide de kot ağartma bölümü var. Fotoğraflara tıklayıp büyütünce daha iyi görebilirsiniz. 😉

     Bu kadar kalabalık bir çamaşırhane bizim meşhur Guinnes rekorlar kitabına girmemiş mi?  Kaçar mı! Kooperatif başvurmuş 2011’de listeye dahil olmuşlar. Ben ve eşim Hint filmlerini çok severiz gelmeden önce Dhobi Ghat ile ilgili ama değişik hayatları anlatan Amir Khan’ın *Dhobi Ghat-Mumbai Günlükleri* filmini izlemiştik. Çok güzeldi. 👌 Bir slayt ekleyip bu kez şıkır şıkır, rengarenk ortamıyla Sri Sri Radha Gopinath Temple’e gidelim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

     Tapınağa gitmek için biraz yürümemiz gerekti. Her zaman yazmışımdır; Sokaklar dikkatli bakarsanız o ülkenin kültürü hakkında çok şey anlatır. Tıpkı şu fotoğrafımdaki gibi… 

Mumbai- Pan Shop
Mumbai- Pan Shop

        2,5 metre kareden fazla değildir. Adı üstünde Pan Shop. Tur rehberleri Hindistan’ı gezerken hep ikaz ederler, *yerdekiler kan değil pan* diye. Anlatayım: Pan, Hindistan ve Güneydoğu Asya’da çokça kullanılan bir çeşit yiyecek diyeyim. Çiğnenen ya da yenen kısmı Palmiyeye benzer bir yapısı olan ağacın*betel* yaprağıdır. Çokca sakız gibi çiğnenip genelde tükürülen bazen de yutulan hazırlaması özen isteyen bir çeşit yiyecek. İşte bu gördüğünüz küçücük yer bir pan satış yeri.

        Pan, Babür İmparatorluğu döneminde sultanlara sunulurmuş. Bizim saray mutfakları gibi bir kültür olarak gelişmiş zamanımıza kadar gelmiş. Hatta Pan yapımı zenginlerin sofrasında bir saygı unsuru olarak kabul görürmüş. Varanasi de sadece betel denen bir yaprak olarak içine bir çeşit afyon konup çiğnendiğini öğrenmiştik. Burada içine çok farklı baharatlar konduğunu ve tatlısının bile yapıldığını da öğrenmiş olduk.

Mumbai
Mumbai

      Üstteki fotoğraf bana göre yine özel. Baksanıza  meyve tezgahının yanda kapalı ama Hare Krishna meyve suyu merkezi yazıyor. Neyse tapınağa geldik. Ahşap yapı göz kamaştırıcı içerisi kim bilir nasıl güzeldir. Rehberimiz cıvıl cıvıl sizi dansa götürüyorum demişti. 💃 💃 💃

     Sri Sri Radha Gopinath Temple:

      1988 yılında Srila Prabhupada’nın isteği ile küçük bir tapınak olarak kurulmuş ve Hindu Tanrısı Krishna’ya adanmış. Tapınağın ana tanrısı, Lord Vishnu’dur. Krishna Vishnu’nun 8. enkarnasyonu ve Hint tanrılarının en saygı duyulanıdır. Tapınak bugün son derece büyük bir kompleks. Yetim çocuklara, öğrencilere ve yardım gerekenlere 150 ye yakın keşiş ile gittikçe büyüyen bir topluluğa sahip çıkan bir tapınak.

      Ahşap işçiliğinin güzelliğine bakın inanılmaz. Tüm kaplamalar tik ağacından yapılmış. El oymaları, mermer kaplamalar Hint kültürünü ve sanatını gözler önüne seriyor. Kapının üstünde de fil başlı tanrı Ganeşa var. Ganeşa her şeyin başıdır, şans getirendir. Hindu’lar bir işe başlarken Ganeşa’nın adıyla anlamında *Ganeşa nama* derlermiş. Biz de bu harika kapıdan içeri Ganeşa nama diyerek geçiyoruz.

Mumbai- Sri Sri Radha Gopinath Temple
Mumbai- Sri Sri Radha Gopinath Temple

      Hemen solumuzda tapınağın yapılmasını ön gören Hintli din adamı Srila Prabhupada‘nın heykeli var. İki yanı yazdığı kitaplarla dolu kütüphanesi görülüyor. Dini liderliğinden başka iyi bir yazarmış. Bhagavad Gita ve Srimad Bhagavatam gibi 60 ciltlik kutsal metinleri ingilizceye tercüme etmiş. 

      Srila Prabhupada 1896 yılında Calcutta’da dindar bir ailede, Lord Sri Krishna’nın uğurlu saydığı bir gün olan 1 Eylül’de doğdu. Ailesi ona Krishna’nın Nilüfer ayaklarına sığınmış, korkusuz anlamına gelen Abhay Charan adını verdi. Çok küçük yaştan beri Lord Krishna’ya derin bir bağlılık duymuştur. Krishna tam 500 yıl önce Batı Bengalde ortaya çıktığında bir öngörü- kehanette bulunur. Sankirtana hareketi ve Yuga Dharma’yı Hindistan’dan başka tüm Dünya Ülkelerinde yayacak kişi gelecektir der. Hatta öyle ki, bir Astrolog’da bebek için yıldız falına bakar. Bu çocuk 70 yaşına geldiğinde tanınmış dini bir lider olacak, okyanusu aşıp Dünya’da 100 Krishna Tapınağı kuracak der. Görünen odur ki, bu kişi Abhay Charan ya da en bilinen adıyla Srila Prabhupada’dır.

Mumbai- Radha Gopinath Temple
Mumbai-Radha Gopinath Temple – Srila Prabhupada

      Hemen önünde ayaklarının kalıbı ile bir müridinin hediyesi ziller var.

      Srila Prabhupada İskoç Kilisesi kolejinde ingilizce,felsefe ve ekonomi okuyup mezun olmuş. Bir zaman sonra Vedik enstitüleri kurucusu önder bir din bilgini olan Srila Bhaktisiddhanta Sarasvati ile tanışır ve kadim öğrencisi olur. Onun önerisi ile bu Krishna Bilincini, Vedik bilgileri ingilizce olarak batıya yaymak için çalışmaya başlar. Prabhupada tam 69 yaşında (1965 yılı) sessizce Amerika’ya gider. O sırada Amerika-Vietnam savaşı vardı ve gençler savaşmak istemiyordu. Savaşma- seviş sloganıyla Hippi kültürü popülerdi. Gençler bir arayış içindeydi ve Krishna hareketi ile Srila Prabhupada onlara aradıkları bu fırsatı verdi.

     Amerikalı gençlerden yani hippilerden kabul görünce küçük bir yer kiralayarak ilk Krishna Hareketi Bilinci derneğini kurar. 550’ye yakın gelişen derneklerle New York’ta büyür ve Hare Krishna hareketi olarak da bilinen Uluslararası Krishna Bilinci Derneği ISKCON’u kurar. Krishna Hareketi Amerikada tutunca 1970’li yıllarını 6 Kıta’yı tam 14 kez dolaşarak Lord Krishna’nın öğretilerini yaymakla geçirir. Ve Dünyanın en büyük vejetaryen gıda yardım programını da başlatmıştır. 

     O’na göre Krishna Hareketi felsefi bir din değil, bir yaşam biçimidir.

     Londra’ya gittiğinde Oxford Caddesinde *Hare Krishna, Hare Krishna, Krishna Krishna, Hare Hare, Hare Rama, Hare Rama,Rama Rama, Hare Hare* mantrasını söyleyerek dolaşır. Gençler tarafından sevilir. Ve Mantrasını çok beğenen Beatles grubunun üyesi George Harrison yardım ederek Mantranın kaydını yaparlar ve müzik listelerinde ilk sırada yer alır. Bu mantrayı bakalım beğenecek misiniz? Aslı’nda ben çok sevdim. 😉

     Ziyaret ettiğimiz bu Sri Sri Radha Gopinath Tapınağı’da ISKCON’un Mumbai’deki merkezidir. İçeri bir göz atalım, ikinci kata çıkıyoruz. Yine ayakkabılar çıkıyor. Yerde 3 tane renkli bir mandala olabilir dairesel şekiller var. İnsanlar önce onun üzerine uzanıp yüz sürüyor sonra oturup dua ediyorlar.

Mumbai- Sri Sri Radha Gopinath Temple
Mumbai- Sri Sri Radha Gopinath Temple

     Salonun genel görüntüsünde mandala daha iyi görünüyor.

Mumbai- Sri Sri Radha Gopinath Temple
Mumbai- Sri Sri Radha Gopinath Temple

     Şimdi dini bir ritüel başlayacak dendi. Biz dahil inananlar beklemeye geçtik. Üstteki fotoğrafta görülen yaldızlı duvar açıldı. İnanılmaz bir renklilik ve kompozisyon ile  bir sahne ortaya çıktı.

Mumbai- Sri Sri Radha Gopinath Temple
Mumbai- Sri Sri Radha Gopinath Temple

     Ardından ritüelin çalgıcıları da geldi. Öndeki ritm aleti küçük zillerden yapılmış. Piano görünümlü müzik aletinin adı Harmonium. Arkasındaki köpüğün havası ile ses veriyor. En güzel yanı akor gerektirmiyor. Ben aa bu akordeon’nun sandık içinde olanı dedim. 😁  Uzun davulun adı da; Miridangam. Ağaç aksamın kalınlığı nedeniyle hayli ağır olduğundan böyle yerde veya kucakta çalınıyormuş. 

     Duvar panolarında Lord Krishna’nın hayatından kesitler sunulmuş. Krishna başında Tavuskuşu tüyü elinde flüt ile son derece yakışıklı koyu renkli (mavi)bir ten ile resmedilmiştir. Zaten Krishna esmer ya da siyah renkli demekmiş ama Krishna hep mavi tenlidir. Elinde Flüt çalarak dans etmeyi çok sevdiğini bilen genç kızlar Krishna’yı karşılarında hayal ederek dans ederlermiş. Sahneye açılan bir kapıdan elinde tüylü sopasıyla bir keşiş geldi ve müzik başladı.

     Sahneye gelen keşiş müzikle birlikte orada temsil edilen Krishna bebekleri kutsar gibi tüylü sopasıyla ritmik hareketler yaparken bir takım sözler de söylemeye başladı. Ritm harikaydı herkes *Kirta* ya katıldı. Yani biz anlamadığımız için olduğumuz yerde ritme uyarak hoplayıp, zıplayarak dans ettik. Kirta dini ritüelde müzik eşliğinde dans ederek ilahiler söylemeye deniyormuş.. Ritm o kadar güzeldi ki, sakin durmak zaten mümkün değildi. Dans, dans… 💃💃💃  Ben malum fotoğraf peşindeydim ama kirta da yaptım yani… 😉 Sonra müzik bitince keşiş geldiği gibi diğer kapıdan çıktı gitti.

     Her şey güzeldi. Birazda etrafı dolaşalım. Giriş kapısı da çok güzeldi yukarıdan çektim. Bahçedeki vitrinlerde yine Krishna’nın hayatını kuklaları eşliğinde sergilemişler.  

Mumbai- Sri Sri Radha Gopinath Temple
Mumbai- Sri Sri Radha Gopinath Temple

     Yemek saati geldi isteyen herkese yemek veriyorlar, yemeğini alan bir köşeye çekiliyor. Herkese yemek vermek dışında; Tapınak ayrıca Bhaktivedanta Hastanesi ve Bhaktivedanta Darülacezesi açmış. Yine kadınlar için kurslar, bekar erkeklere Bhaktivedanta Kültür ve Eğitim Akademisi adlı eğitim ve iş verdiği konut evleri açmak gibi hayli güzel işler de yapmışlar. 

     Tapınakta görevli bu adam gibi müritlerin hepsinin alnından burnuna kadar uzanan boya vardı. Eşim Önder bir keşişle vedalaşıyor ve ayrılıyoruz.

      Bu kez güzel ağaçlıklı oldukça sakin bir sokaktayız. Üç katlı şirin bir ev. Mani Bhavan Gandhi Sangrahalaya- Gandhi müze evindeyiz. Mahatma Gandhi’nin 1917-1934 yılları arasında Bombay’da kaldığı dönemdeki siyasi ve sosyal yaşamı çeşitli fotoğraf, yazı ve görsel kompozisyonlarla sergilenmiş. 

       Mani Bhavan Gandhi’nin ateşli savunucusu, zengin elmas tüccarı Shri Revashankar Jagjeevan Jhaveri’nin eviydi. Ondan önce de Mani ailesine aitmiş. 1955 yılında bina Gandhi adına bağışlanmış. Bugün Mahatma Gandhi’nin anıları ile dolu, siyasi mücadelesini burada başlattığı için de anıtsal öneme sahip bir ev-müzedir. Birlikte gezmeye başlayalım.

        Ev 3 katlı ama zemin-1-2 diye sayılıyor. Zemin katta bizi Gandhi’nin heykeli karşıladı. Duvarlarda Gandhi’nin çeşitli dönemlerde çekilmiş fotoğrafları, birçok ülkenin bastırdığı gandhi resimli posta pulları, hemen yanda hediyelik eşya bölümü var. Mekan küçük, grup kalabalık fotoğraflar mecburen telefonla çekildi. 

   Aynı kat içinde Gandhi’nin yazdığı kitaplar dahil 40 bin kitap barındıran güzel bir kütüphanesi var.

Mumbai- Mani Bhavan
Mumbai- Mani Bhavan

      1869 yılında Hindistan’da soylu, aristokrat bir ailenin çocuğu olarak doğan Gandhi’nin adı *güzel, mis gibi kokan* anlamındadır. Aile okuması için Gandhi’yi özel okullarda okutmuş sonra da Avukat olsun diye Londra’ya yollamıştır. Londra’da hukuk okumuş Bombay’da iki yıl Avukatlık yaptıktan sonra 1914 yılına kadar da Güney Afrika’da çalışarak göçmen Hintli işçilerin Avukatlığını yapmıştır. Afrika’dan Hindistan’a dönünce (1915) Hindistan Ulusal Kongresinin Lideri olmuş ülkesinin refahı, kast sisteminin son bulması, yabancı milletlerin istilasından kurtulmak gibi hayli önemli konularda kampanyalar yürütmüş. Kendisine destek çıkanlarla birlikte *aşram* komün kurmuş ve ihtiyaç sahibi köylere destek çıkmış, hastane ve okullar kurulmasına yardımcı olmuştur. İşte bu olağanüstü çabası nedeniyle Gandhi halkın *Bapu* babası, *Mahatma*sı yüce ruhlusu olmuştur.

      Tuz yürüşü denince akıllara hemen Mahatma Gandhi gelir. *The salt satyagraha*  nedir?

      Bildiğimiz tuz, İngilizlerin tekelindedir ve sömürge dönemi başlangıcından beri halktan tuz vergisi almaktadır. Gandhi halka ağır gelen bu yükü kaldırmak ve İngilizlerin elindeki tuz tekelini kırmak için bir hareket *Satyagraha* başlatır.

      Bu arada açıklamak gerekir. Satyagraha; satya- gerçek doğru, graha-ev,merkez kısaca  doğruluğun hakikatin yeri gücü gibi bir anlam çıkıyor ama Gandhi bunu sivil itaatsizlik olarak tanımlamıştır. Sonra da Gandhi’nin geliştirdiği felsefik bir akım olarak tanınmıştır. Daha da açarsak Satyagraha; Aynı zamanda Hinduların Ahimsa’ sı sayılan, hakikati barış yoluyla, şiddet içermeksizin sevgiyle arayan kişi zihnini de şiddetten arındırırsa olumsuz durumun gerçek yapısını kavrayacak doğru sezgiye de ulaşacaktır demektir.

      Evet tuz yürüyüşü için 1930 yılı Mart ayında Ahmedabad’tan yola çıkan Gandhi 61 yaşında tam 400 km yürüyerek Dandi’de Okyanus kıyısına kadar peşinde binlerce köylü ile tam 24 günde (6 Nisan) gelmiştir. Öncesinde İngilizlerin Genel Valisine mektup yazıp vergi yasasını kaldırmalarını aksi takdirde şiddet içermeyen direniş yapacaklarını bildirmiş. Ama İngilizler kabul etmemiştir. Köylülerden de yürüyüşe korkmadan katılmalarını ister. Bu şiddetsiz direniş İngilizleri rahatsız eden en büyük harekettir.

Müze evde bir oda tüm olayları kronolojik olarak temsil edilen televizyon görünümlü kutular içindeki minyatürlerde *tuz yürüşü*…

Mumbai- Mani Bhavan-Gandhi- Tuz Yürüyüşü
Mani Bhavan-Gandhi- Tuz Yürüyüşü The salt satyagraha

      Yürüyüşün sonunda denize ulaşan Gandhi yerden aldığı bir avuç tuzu deniz suyunda yıkadı. Yıkarken bir yandan da; * Büyük Britanya İmparatorluğu’nu gerçeği görmesi için temelinden sarsıyorum * demiştir. Yani; yasada yazılı olan bir Hintli asla tuz üretemez maddesini yok sayarak yasal olmayan bir yolla tuz üretmiş olur. Ardından köylüleri de kendi tuzlarını üretmeleri için teşvik etmiş. Çağrıya uyan binlerce insan okyanus kıyılarına akın, akın gelerek tuz çıkarmaya başlamıştır. Bu yürüyüş sonunda işlemez hale gelen yasa nedeniyle rahatsız olan İngilizler Gandhi dahil (4 Mayıs) 60 bin kişiyi tutuklamışlar. Sonuç; Yürüyüş bağımsızlık yolunda siyasal olarak hedeflere ulaşabilmek için yapılan sürekli bir mücadeleye dönüşmüş, Gandhi’nin felsefesi de sadece teorikte değil pratikte de kanıtlanmıştır. 

Bir üst 2. katta Gandhi’nin odası aslına yakın korunmuş.

Mumbai- Mani Bhavan- Gandhi'nin Odası
Mumbai- Mani Bhavan- Gandhi’nin Odası

Fotoğrafta görülen çıkrıklar Gandhi’ye aittir.  O dönemde ip eğirerek kumaş dokumuş. Dokuduğu kumaşı da kullanmıştır. Çok güzel yemek yapar, sandalet üretirmiş. Ben herşeye yeterim diyen sağlam bir adammış yani…

Hayatının kronolojik anlatımını slayt yaptım izlemesi güzel olur. Buyrunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yeni Delhi’de Birla Bhavan’ın bahçesinde rutin gece yürüyüşünü yaptığı sırada görüşmek ister gibi yanına gelip aniden tabancasını ateşleyen Nathuram Godse adındaki radikal Hindu tarafından vurulur. 30 Ocak 1948’de 79 yaşındayken bir suikaste kurban giderek hayatını kaybeder. Hindu inancı nedeniyle cenazesi yakılmıştır.

Ruhuna Fatiha okuyup ayrılıyoruz.

Mumbai- Mani Bhavan- Mahatma Gandhi portresi
Mumbai- Mani Bhavan- Mahatma Gandhi portresi

       Mumbai’deki trafik ve kalabalığından kurtulup biraz nefes almak için zenginlerin, sanatçıların kısaca elit kişilerin yaşadığı Malabar tepesine doğru gidiyoruz.. Oradaki güzel bir bahçeye ve parka, *Mehta Garden* e…  🌲🎋🌸

      Pherozeshah Mehta Garden,

      Pherozeshah Mehta olarak da bilinen asma bahçesi ilk kez 1881 yılında yapılmış. Çok geniş bir alanı kapsıyor. Hemen karşısında Hindistan’ın ilk Başbakanı Jawaharlal Nehru’nun eşinin adını almış Kamala Nehru çocuk parkı var. 🧸🇮🇳👧👦

      Mehta Garden; Mumbai’nin su deposunun üstünü kapatarak oluşturulan asma bahçeler, su deposunun yakınındaki sessizlik kulelerinin şehir suyunu kirletmesinden korumak için yapılmış. Aynı adı taşıyan 4 dönem Mumbai belediye başkanlığı yapmış aynı zamanda Avukat ve siyasi lider olan Pherozeshah Mehta’ya adanmış. Kavurucu sıcak vardı fazla kalamadık. Ama parktaki bankta görüntü harikaydı. 🥰

      Arada sessizlik kulelerinden korumak dedim. Nedir bu kuleler? Tamam anlatıyorum. Dakhma da denilen sessizlik kuleleri; Bir çeşit mezarlık. Ama burada gömülme yok doğaya bırakılma var. Hindistan’a 13. yüzyılda gelip yerleşmiş pers kökenli, inançları Zerdüşt’lük olan halk için yani Parsiler için 4 element; Ateş, Hava, Su ve Toprak kutsaldır kirletilmemelidir. Ateşte yaksalar havayı, nehire atsalar suyu, toprağa gömseler yeraltı sularını kirletecek. Hem zaten toprak alanlar yetersiz.

      O zaman ne yapmak gerek diye düşünen Parsiler geliştirdikleri yüksekçe kulelere ölülerini koyup leş yiyici hayvanlara yani Akbabalara terk ederler. Zaten leş ile beslenen aç hayvanlar da çok kısa sürede cenazeyi kemik haline getirirler. Sonra da kemikler kulenin ortasında ki kuyuya atılır. Zamanla Akbabalar insanların içtiği ilaçlardan, kimyasallardan etkilenip ölmeye başlar. Sayıları azalınca da cesetler kokmaya başlar. Sonuçta Parsiler artık ölülerini yakma veya gömme yoluna gitmiş. Mumbai’nin su deposu da yakınlarda olunca korumak için üstünü toprakla örtüp bahçeye dönüştürmüşler.

     Hemen altta daha gölge olan bahçeye indik. İnerken çok tatlı bir sürü küçük, büyük öğrencilere rastladık. Kamala Nehru çocuk parkındayız.

Kamala Hindistan’ın ilk başbakanı Jawaharlal Nehru’nun eşidir. Nehru çocukları çok sevdiği için 4 dönümlük bu parkı yaptırmış eşine adamış. Şu çocukların rengarenk görüntüsüne bakın. 🌸 🌸 🌸 Çocuklar çiçektir. 🌸 🌸 🌸

Parkta bir de masaldan fırlamışcasına harika bir çizme ev vardı. 🛼 ⛸ 🛼 Kendimi Yedi Cüceler masalında zannettim. Ay inanılmaz. Çocuklar içine girip balkondan bakıyorlar. Tasarımcı da zaten bir masaldan ilham almış. ‘There was an old woman who lived in a shoe’ Ayakkabıda yaşayan yaşlı bir kadın vardı. 

Mumbai- Kamala Nehru Park
Mumbai- Kamala Nehru Park

Anne ve babalar da gelmiş. Mumbai’nin yerel yemeklerini satan satıcılar var onlardan alıp yemek yiyenler, nevalesini yanında getiren çocuklar ve serinleyenler. Bir de teyze var elinde tabletle. 💃 Manzara çok güzel.

Bir seyir terası var Marine Drive bölgesini, Queen’s Necklace Kraliçenin gerdanlığı dedikleri Mumbai’nin eşsiz sahil manzarasını izliyorsunuz. Sanırım gece izlense ışıl ışıl çok güzeldir. Ben sıcak hava nedeniyle sis gibi dumanlı görünüm yüzünden güzel net bir görüntü alamadım. Mumbai’deki ilk günümüz sona erdi ve gemiye dönüyoruz. Yolumuz ünlü caddesi Colaba Causeway’den geçiyor. 

İkinci günümüzde Mumbai’ye  1 saat mesafede bir adaya gideceğiz. Orada görüşünceye dek sizi bu güzel, tipik Hintli kızlarımızla baş başa bırakıyorum.

Mumbai- Kamala Nehru Park
Mumbai- Kamala Nehru Park
 

Görüşünceye kadar sağlıkla ve sevgiyle kalınız. 💞💞💞

CRUİSE ile MALDİVLER*SRİ LANKA*HİNDİSTAN-6


     Mumbai-Bombay-1.gün

     Merhabalar; Goa’da geçirdiğimiz güzel bir günün ertesinde yine birlikteyiz. Gemimiz Victoria, 3 gün geçireceğimiz Mumbai’ye, benim bildiğim adıyla Bombay’ın Maharaştra limanına demir atmak üzere. Tarih 17 Ocak 2020 sabahı saat 07:12 ve ben şu harika gün doğumu ile de size günaydııın diyorum.

Mumbai- Maharaştra limanı
Mumbai- Maharaştra limanı

      Mumbai; M.Ö 3. Yüzyıl’da volkanik patlamalar sonucu oluşmuş yedi küçük adadan biri olan Salsette adası üzerinde kurulmuştur. Sonraları bu adalar doldurulmuş, Mumbai 7 tepeli olmuştur. Bu süreç 50 küsür yıl sürmüş. Tam bir mühendislik harikası yani. Maharaştra eyaletinin başkenti ve okuma yazma oranı en yüksek şehridir. Aynı zamanda merkezde 13 milyon, metropolde 20 milyon nüfusu ile de Dünya’nın üçüncü büyük şehridir.

     Mumbai adının hikayesi; Portekiz’liler 1534 yılında ele geçirdiklerinde *iyi koy* anlamına gelen Bom Bahia koydular. İngilizler Bombay dediler. Sömürge dönemi bittiğinde de yerli halkın koruyucu tanrıçası Mumba devi’nden esinlenilerek Mumbai adını almıştır. Bir laf vardır *fare sığamadığı deliğe sabun kalıbını peşinde götürürmüş* Portekizliler de kendileri yetmezmiş gibi Mumbai’nin 7 adasını o dönemde İngiltere Kralı II. Charles’a evlilik hediyesi olarak hibe etmişler. 🤣 Tarihi hikayesini de ara ara yazacağım.

     Hani derler ya; Bir kitap okudum hayatım değişti. Ben onu şöyle değiştirdim. Bir ülke gezdim hayatım değişti. Evet aynen öyle. Hindistanı gezdikten sonra bir lokma bir hırka felsefesini hayatıma kattım. Hindistan’ın daha önce kuzeyini gezmiştik. Çok merak ettiğimiz güneyini de bu vesile ile görüp yaşayacağız. Gezenler, güney kısmını daha zengin ve modern bulacaksınız demişlerdi. Görelim bakalım üç gün buradayız nasıl olsa. 💃💃💃

      Gemiden çıktık liman gümrüğünden geçeceğiz hep asker kontrolünde, cesaret edip fotoğraf çekemedim. 🥺 Otobüse bindik kısa bir şehir turundan sonra ilk durağımız Gateway of İndia-Hindistan Kapısı olacak. Wellington fountain’den geçiyoruz. Etrafa bakınırken İngiltere’nin Bath kasabasında gördüğüm George dönemi mimarisi olarak bilinen dairesel şekilde yapılmış evlerin benzeri ile Londra’daki Big Ben benzeri Rajabai Saat kulesini görmek çok hoş oldu. Şaşırmamam lazımdı ama zengin bir tüccar annesinin anısına yaptırmış. 💞 Yanındaki de iş merkezi sanırım.

      Çok merak ettiğim İngiliz kapısını görecek oluşum beni heyecanlandırıyor. Hele ki İngiltere’yi gördükten sonra onların sömürgesi yerleri görmek çok ayrı bir zenginlik benim için. Kuzey Hindistan’ı gezerken bu düşünceden ziyade Budizm ve dini ritüellerini, kültürlerini gözlemleme düşüncesindeydik. Ama burada daha farklı bir ortam olacağı düşüncesindeyim. Bir de tabii Bollywood var filmlerini izliyoruz haliyle şehri daha modern yapmıştır düşüncesi gelişti. Bakalım göreceğiz. 😇

     Sabahın erken saati olmasına rağmen trafiğin yoğun kalabalığın da çok olduğu bir yere geldik. Otobüsten inip karşıya geçerken etrafımızı hemen satıcılar sardı. Ellerinde şişirilmiş kocaman balonlar vardı. Biz böyle alış verişleri hep sonra yapardık ama bu kez torunumuzu düşünerek büyük balonlardan aldık. Torun olunca akan sular duruyor. 

     Hindistan kapısına girerken güvenlikten geçtik ve yine fotoğraf makinam X-ray cihazından kurtulamadı. Bizden önce öğrenciler gruplar halinde gelmişler. Photographer by Önder Kaplan

      Nihayet devasa Gateway of İndia karşımızda.

Mumbai- Gateway Of İndia-Hindistan Kapısı
Mumbai- Gateway Of İndia-Hindistan Kapısı

      Gateway of İndia;

      Önceki adı Wellington iskelesi olan şimdinin Apollo Bunder’ı (rıhtım) vaktiyle balıkçı iskelesi olarak kullanılıyordu. Sömürge döneminde İngiliz valiler ve diğer yetkililerin şehre giriş limanı yapıldı. Bazalt taş kullanılarak yapılan anıt kapı yüksekliği 26 metre. Alın kısmında da  yazdığı gibi Hindistan’ı 1911 yılında ziyaret eden ilk İngiliz Kral V. George’un ve Kraliçe Mary’nin anısına dikilmiş. Mimar George Wittet’in yaptığı tasarımla ilk temel taşı 1913’ te atılmış. 10 yıllık bir çalışma ile 1924 yılında tamamlanmış. Açılış sonrası yine sömürge dönemi şahsiyetler için Hindistan’a giriş kapısı olarak kullanılmış. Ama hiçbir zaman resmi geçit için kullanılmamış. Sadece Hindistan’ın bağımsızlığını kazandığı 1948 yılında son İngiliz birliklerinin törenle Hindistan’ı terk ettikleri zaman bir tören yapılmış. Sanırım öğrenciler de tarih dersi olarak gelip görüyor olmalılar.

      Sağı, solu, önü arkası özenle işlenmiş mimari tasarımı bence muhteşem. Hint- Saracenic mimari olarak adlandırılıyor. Bakınız.

      Deniz tarafında adalara giden gezi tekneleri kalkıyordu. Arkadaki alandan görüntülerde zamanın ve hala günümüzün en güzel binası ve oteli Tac Mahal tüm ihtişamı ile duruyor. 

Mumbai- Taj Mahal Otel
Mumbai- Taj Mahal Otel

     Hindistan’ın otomobil sanayiinin duayen adamı JN Tata Avrupa menşeli otellerden birinde kalmak ister. Bu otel Watson’dur. İsteği *bizde kalamazsınız* diye reddedilir. Tata Parsili yani yerli olduğu için otele kabul edilmemiştir. Hırs yapar ve 1899 yılında Watson Otelinden daha görkemli olmasını istediği bu güzel otelin Taj Mahal’in inşasını başlatır ve 1903’te otel açılır. Tata böylece Hindistan’da çok önemli işlere de imza atmış olur. Nedir bunlar; İlk kadın işçi çalıştırmış, çamaşır makinası kullanılmış, doktoru ve eczanesi varmış. Türk hamamı bile yaptırmış. Ve bağımsızlık mücadelesi verildiği dönemde görev alanları ücret almadan barındırmış. Ayrıca bir otelden çok daha ötesi, lüks mağaza ve Mumbai’nin ünlü restoranlarına ev sahipliği yapıyor. 2008 yılında geçirdiği terörist saldırıda yüzlerce kişi ölmüş bina da çok hasar olmuş ön cephe de yanınca restorasyon sırasında girişi şehir yönünden deniz yönüne doğru değiştirilmiş.

     Hemen yanında ek binası ile bir başka yan bahçede yüzü Gateway of İndia’ya bakan atlı heykel var. Chhatrapati Shivaji Maharaj Anıtı. 17. Yüzyılda kurulmuş olan Maratha İmparatorluğu’nun savaşçı kralıdır.

     Tekrar otobüse binmek üzere geri dönüyoruz. Etraf daha da kalabalıklaşmış. Burası sanki panayır yeri gibi hediyelik eşya ve yiyecek satanların yanı sıra ayakkabı ya da en çok terlik giyildiğine göre terlik tamircisi bile vardı. 😁 Ama unuttum tabii Gateway aynı zamanda diğer adalara giden motorların kalkış limanı. Bizim İstanbul Üsküdar vapur- motor iskelesi gibi. 😉

Yolumuz Chhatrapati Shivaji Maharaj Bulvarı üzerinden aynı isimli tren Garı’na doğru. Bulvar belli ki çok önemli resmi daire, Piskoposluk, banka ve oteller bölgesi zengin muhit yani. Binalar da tipik Victoria dönem mimarisi… Otobüsten bu kez iyi görüntü alamadık. Yine de iki örnek vereyim.

     Chhatrapati Shivaji Maharaj Tren Garı (istasyonu)

      Daha önceki adı Victoria terminus olan Chhatrapati Shivaji Maharaj tren garı Hindistan’ın hatta Asya’nın ilk en eski, Dünya’nın da en görkemli tren garıdır deniyor. Fotoğrafları görünce eminim siz de beğeneceksiniz, bence de çok muhteşem. Mumbai’nin en süslü bu Gotik binası Hindistan’nın simgelerinden biri olmuş durumda. Mimarisi Victoria dönemi, Hindu ve İslami mimarinin (Babürler dönemi) bir kombinasyonu gibi… Ve elbette Unesco Dünya Mirası Listesinde… 1850’li yıllarda var olan istasyon ticari amaçla kullanılıyordu. İngiliz sömürge döneminde Mimar Frederick Stevens tarafından yeniden tasarlanan binanın yapımı on bir yıl sürmüş. 1878-87 Zamanın Kraliçesi Victoria’nın altın jübilesinde açılıp Victoria adını almış. 1996 yılına gelindiğinde dönemin bakanı adını bu kez Chhatrapati Shivaji Terminus olarak değiştirmiş. Ama hala Victoria tren istasyonu olarak konuşuluyor. 

Mumbai-Chhatrapati Shivaji Maharaj Tren İstasyonu
Mumbai-Chhatrapati Shivaji Maharaj Tren İstasyonu

      Mahşeri kalabalığa nasıl gireceğiz de fotoğraf çekeceğim meraktayım.😳 Başlayalım…

Mumbai-Chhatrapati Shivaji Maharaj Tren İstasyonu
Mumbai-Chhatrapati Shivaji Maharaj Tren İstasyonu

      Yerel rehber kızımız ile gezeceğiz. Burası solda görüldüğü gibi trenlerin son noktası. Yolcular iniyor. Tavan süslerine bakınız.

Mumbai-Chhatrapati Shivaji Maharaj Tren İstasyonu
Mumbai-Chhatrapati Shivaji Maharaj Tren İstasyonu

      Diğerlerini slayt yapıyorum arada bizim grubun nasıl fotoğraf çektiğini de görürsünüz. 😁

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

      Mumbai’liler bize hiç aldırış etmedikleri gibi gülümseyerek selam da verdiler. Zaten herkes bir koşuşturma içinde sabah mesaisinde…

      Kalabalığa aldırmadan müthiş güzel olan tavan süslerini çekmeye başladım. Daha önce benzerlerini katedrallerde gördüğümüz tavan şekli…

      Viktorya -Gotik tarzı bu güzel istasyon İngiliz ve Hint ticaretine 18 demiryolu hattı ile hizmet etmiş. Şimdilerde Hindistan’a yıllık 2.2 milyar kişi taşıyarak hizmet ediyor. Belli ki daha geç döneme de tanıklık edecek. Daha gidecek yerlerimiz var diye acele edilince bir koşu dışarı çıkıp kolonlardaki hayvan figürlerini çekeyim dedim. Aslında girişte Büyük Britanya’yı temsil eden aslan ile Hindistan’ı temsil eden kaplan heykelleri vardı çekecek fırsat olmadı. En dışında çatı kısmına doğru korkunç yüzlü *gaygoyle* denen, türkçede çörten olarak bildiğimiz yağmur olukları ve hemen dış kapıyı süsleyen köpek, maymun, baykuş vs. gibi birçok hayvanla süslü sütunları da görülmeye değerdi. 

      Çok fazla fotoğrafım var  kıyamadığım için birer örnek verip sonrasını slayt yaptım. 🥰

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

      Otobüse binmeden önce yolun karşısında bir güzel yapı daha var görmek için nasıl gideceğiz. Trafik aman vermiyor derken alt geçit varmış geçtik. Çıktığımız yer de seyir terasıymış. Dar alanda kısa paslaşmalar misali eğilip bükülerek fotoğraflamak hayli zor oldu. Bu güzel bina da yine İngilizlerden kalma Brihanmumbai Belediye Binası. Gotik mimari tarzındaki binanın yapımına 1888 yılında başlanmış ve 1893 de bitmiş. 

      Öndeki heykel de Bombay’lı Sir Pherozeshah Merwanjee Mehta. Hindistanlı parsi olan Mehta ateşli bir hatip ve politikacıdır. Esas mesleği avukatlık olan Mehta hukukta yaptığı başarılı çalışmalarından dolayı İngilizler tarafından şövalyelikle onurlandırılmış. Dört dönem de belediye başkanlığı yapmıştır. 

 

Mumbai-Brihanmumbai Belediye Binası
Mumbai-Brihanmumbai Belediye Binası- Sir Pherozeshah Merwanjee Mehta Monument

      Tam yeri gelmişken Bombay’ın tarihinden bir kesit aktarayım. Mumbai’de ilk yerleşik halkın balıkçılar olduğunu söylemiştim. 17. yüzyıldaki yerli halk Budist, Hindu ve Müslüman krallıklar tarafından yönetilmiş. Elbette ticari olarak fazla bir gelişme olmamış. Esas gelişimi ve ticari yönden ilerlemesi Portekizli Vasco da Gama’nın 1498 yılında Calicut’taya ayak basması ile başlar. 1534 yılına gelindiğinde de Portekizliler adalarını koruması için askeri yardım karşılığında bu 7 küçük adayı zamanın sultanından satın alırlar. Başkentlerini de kuzey bölgesinde Bassein’de kurarlar.

      1661 yılında Portekiz kralı IV. John bu küçük adalar topluluğunu İngiltere kralı II. Charles ile evlenen kızı Bragançalı Catherin’e çeyiz olarak verir. II. Charles’da hediye adaları bir Hindistan şirketine kiraya verir. İşte ondan sonra gelecek vadeden Bombay’a Hollanda, Fransa dahi göz diker. Ama Hindistan şirketi adaları güçlü bir şekilde korur. Esas sahip İngilizler zamanla adaları köprüler inşa ederek birbirlerine bağlar toprak ıslahı da yapar. Bir zaman sonra da mühendislik harikası bir çalışma ile o yedi küçük ada tek bir kara parçasına dönüştürülür. Surlar yıkılır boş araziye gotik mimarisi binalar yapılmaya başlar. Hindistanın bağımsızlığını kazandığı 1947 yılında itibaren Bombay- Mumbai olarak yukarı doğru 😁 gökdelenlerle genişlemeye devam eder. Zenginlik ile fakirliğin iç içe olduğu birçok örnek var. 

      Bir viyadükten iniyoruz manzara muhteşem. Mumbai’nin 3 km. uzunluğu olan doğal plajı. Görünen o ki zengin bir muhite gidiyoruz. Yol bile genişledi 6 şeritli oldu. 😉 Arabada olmasak bu manzarayı da çekemezdim. 😁

Mumbai- Marine Drive
Mumbai- Marine Drive

      Çok güzel yerlerden geçiyoruz. Bu güzel bina Taraporewala Akvaryumu. İçinde 400 tür, toplamda 2 bin küsür balık varmış. Bilindiği gibi burada da 180 derecelik cam tünelden geçerken balıklar izleniyor. Binaya hayran kaldım haksız mıyım?

Mumbai- Taraporewala Akvaryumu
Mumbai- Taraporewala Akvaryumu

      Şık binaların olduğu yeşil alanı bol bir semtten geçiyoruz. Rehberimiz bir an bile duramayız ama iyi bakın size müthiş mimarisi olan bir apartman desem olmaz bina desem olmaz gökdelen vari ama tek bir aileye ait yapı göstereceğim dedi. İşte siz yapıyı görün ben kısaca anlatayım. Gerçi zenginin malı züğürtün çenesini yorar derler ama ben kısa keserim. 😉

      Efendim Antilia evi denen bu yapı Mumbai’nin süper zengin Holding sahibi Mukesh Ambani ve ailesinin konutu. Evet yüksek gördüğünüz binanın hepsi onlara ait… Şimdi aslında 27 kat ama tavan yüksekliği bizim evler gibi olsaydı 60 kat’a karşı gelirdi. İçinde yok, yok. En özel duyulmamış olanları yazayım. Ailenin özel tapınma mabedi, Hindistan’ın sıcağına inat tavanından kar yağan odası, 50 kişilik sineması, araba servis istasyonu. Son 6 katı ailenin konutu. Elbette 600 kadar da hizmetkar varmış. Helikopter pisti yüzme havuzu vs. bilinenleri yazmıyorum bile… 😁 Ah bir de adını Atlantik Okyanusunda var olduğuna inanılan gizemli ada Antilia’dan almış.

Mumbai- Antilia House
Mumbai- Antilia House

Otobüsle yola devamla deniz içine doğru uzanan bir taş yol sonunda bir cami gördük. 14. yüzyılda yaşamış aslı Özbekistan olan Ali Şah Buhari’nin türbesini ve onun anısına inşa edilmiş camii barındıran bir külliye, bir sufi dergah. Gel-git olayının yoğun olduğu bir saatte geçiyoruz.

Hakkında yoğun bir bilgi yok sadece hiç evlenmediği biliniyor ama her zamanki gibi çeşitli rivayetler, mucizevi hikayeler var. Daha önce Kolombo’daki Dewatagaha Camii’nde türbesi olan Evliya Seyedina As-Sheikh Seyed Usman Siddique Ibn Abdurrahman‘ın hikayesine benzer bir evliya hikayesi de burada var.

Hacı Ali Şah Buhari Semerkant’ta ıssız bir yerde namaz kılarken bir ağlama sesi duyar. Elinde boş bir tas ile hıçkırarak umarsızca ağlayan çaresiz bir kadın görür. Sebebini sorduğunda; tastaki bir miktar petrolün( Semerkant’a) döküldüğünü eve boş tasla giderse kocasının onu döveceği cevabını alır. – Gel der kadına nerede döküldüyse gidelim. Gittikleri yerde petrol toprağa karışmıştır. Hacı Ali parmağı ile toprağı oyar fışkıran petrolü kadının kabına doldurur. Kadın sevinçle evine yollanır. 

Mumbai- Hacı Ali Dergahı
Mumbai- Hacı Ali Dergahı

       Hacı Ali bir iyilik yapmıştır ama toprağı delerek tabiata zarar verdiğini düşünerek pişmanlık duyup çok üzülür. Üzüntüyü içinden atamayınca kardeşi ile birlikte birçok ülke dolaşarak Hindistana giderler. İslamın gezgin müridlerindendir. Hindistan’ı çok sevince kardeşini geri yollar kendi kalıp İslam’ı yaymaya başlar. Hacı olmak için Mekke’ye giderken bütün malını mülkünü dağıtır. Geri geldiğinde de müritleri çoğalır. Ölürsem beni gömmeyin tabutumu okyanusa atın diye vasiyet eder. 

       Hak vuku bulunca vasiyete uyulur ve tabut okyanusa atılır. Bir zaman sonra tabut burada gördüğümüz adacığın kıyına gelip takılır. Hacının geri geldiği düşüncesiyle tabutu açar Hacı Ali’yi de buraya gömerler. Türbe ve cami çok sonra yapılmış. Denizden ulaşım gel-git nedeniyle zor olunca 1944 yılında vakıf aracılığı ile taş bir yol döşenir. Fotoğrafımda görüldüğü gibi denizin en çok çekildiği zaman böyle yüksekte kalıyor.

      Bir mola vereceğiz. Ben de kısa bir kahve molası verip sizi yine çok renkli hatta rengarenk bir yerde bekliyor olacağım. Şimdilik sağlık ve sevgiyle takipte kalınız. 💞🧡 🤎💜💛💙💚

CRUİSE ile MALDİVLER *SRİ LANKA* HİNDİSTAN- 5

GOA-Mormugao

Merhabalar yine güzel bir ülkenin güzel bir şehrini birlikte gezeceğiz. Bugün gezimizin 6. günü tarih 16 Ocak 2020. Dün günü Hint Okyanusunun uçsuz bucaksız maviliklerinde bazen süzülerek bazen de dalgalarda sallanarak geçirdik.

Evet gemimiz Victoria, Hindistan’ın Goa eyaletine bağlı bir liman şehri olan Mormugao’da. Güzel bir sabah saat 07:00 ve limanda bizi gezdirecek otobüsler sıralanmış bekliyorlardı.

Hindistan- Mormugao Limanı
Hindistan- Mormugao Limanı

1885 yılından beri hizmet veren Mormugao Limanı, Hindistan’ın Goa eyaletindeki en eski ve doğal korumalı bir limandır. Fotoğrafta gördüğünüz yerden, Hindistan vizesi alınmış pasaportlarımızla kontrolden geçip otobüslere bindik.

Kah kıyıdan kah iç kısımlı toprak yollardan geçerek gidiyoruz. Yerel rehber ve tercüme eden bizim rehberimizden ön bilgileri alıyoruz. Mitolojik tarihi; Hindu tanrısı Lord Vishnu’nun enkarnasyonu olarak bilinen Parasurama’nın okyanusa attığı ok ile oluştuğuna inanılıyor. 🤷‍♀️

Goa Müslüman Adil Şah dahil birkaç kral görmüş. İşte Portekizlilerin Vasko De Gama’nın Hindistanı keşfi de bu döneme rastlar. Arada açıklama yapacağım.

Goa Hintçe *uzun çimen* anlamına gelir ve yerleşim tarihi on bin yıl öncesine dayanır. Oysa benim için tarihleri hippilerin keşfi ile 1965’li yıllarda başlar. 😉

Goa’nın en büyük şehri Vasko de Gama iken başkenti Panaji’dir. Para birimi Hint Rupi’si, resmi dili Konkani’dir. Ama İngilizce, Hintçe’nin yanı sıra bir de Maharati dili kullanılıyor ve konuşuluyor. O da uzun yıllar Portekiz sömürgesi olduğundan. Saat farkımız yine 2,5 saat ile Türkiye geride.

Goa, kişi başı gelirin en yüksek olan yemyeşil bitki örtüsü, upuzun sahilleri, tarihi kilise ve tapınakları ile de çok turist çeken bir eyalet. Zengin avrupalılar memleketlerini bırakıp yılın altı ayını burada geçirir olmuşlar. Öyle ki, 1.8 milyonluk nüfus oluyor 7-8 milyon, e hayat ucuz tabii.

Goa’da görülecek pek bir yer yok. Genelde deniz ve güneş için sahil şeridine gidilirmiş. Ama programda bir iki yer var. Yeşillikler arasına serpiştirilmiş evleri görüyoruz. Hadi buyrun bakalım şimdilik otobüsle gezelim.

Çocuk oyun parkı diye çektim St. John Manastırı çıktı. Yapı bakımlı…

Burası Goa eyaletinin Vasko Da Gama bölgesi ve başkent Panjin’e doğru gidiyoruz. Yolda geçtiğimiz otobüs tıklım tıklım doluydu. Pencereden el sallayanlara karşılık vermeyi hep sevmişimdir. Şu güzelliğe bakın.

Portekizlilerin yaptığı coğrafi keşiflerin kısa bir başlangıç hikayesi; 15. yüzyılda dönemin Kralların ilk erkek çocukları kral, ikincisi toprakların sahibi olur. Üçüncü evlat din adamı olur diğerleri de para kazanmak için başka işler yaparmış. İşte o dönem Portekiz kralı I. John’un dördüncü oğlu olan Dom Henrique (Denizci Prens Henry) de para kazanmak için Hindistan’dan karayolu ile gelen baharatları deniz aşırı ülkelere satıp daha çok para kazanmak istemiş. Bunun için de babasını ikna edip gemi satın almış. Doğuya giden yollar İspanyolların elinde olunca o da yönünü batıya çevirmiş. İlk fethi de 1400’lü yıllarda Kuzey Afrika kıyısındaki Müslüman limanı olan Ceuta olmuş. Sonra da Portekiz deniz ticaretinin başına geçmiş ve genişlemesine ön ayak olmuş. Keşiflerin babası olarak yeni kaşiflere yol açıp onlara kol kanat germiş. Bizim denizci Henry hiç yüzme bilmezmiş. Ama içindeki gezgin ruhu susturmak için çok çabalayıp yüzme bile öğrenmiş. Azmin zaferi. 

Neyse rehberimiz böyle anlattı. Portekizliler baharat alıp dönerken karantinada mutlaka 20-30 asker bırakırlarmış ki, o yörenin zenginlikleri nelerdir öğrensinler. Karantina, malum salgın hastalık varsa bulaşmasın diye önlem için belirli bir süre dışardan gelen yabancıların tutulduğu yer. Hemen limanın girişinde yer alır. Böylece bölgenin de envanterini çıkarmış oluyorlar. 

Zamanın kaşiflerinden olan Vasco De Gama da Hindistan’a gitmek istemiş ama dönemin kralı ölünce ertelemek zorunda kalmış. Nihayet yerine geçen yeni Kral I. Manuel, Vasco Da Gama’yı dört gemi ve 160 askerle Hindistan’ı keşfe ve Hıristiyan’lığı yayması için göndermeye razı olmuş. Vasco Da Gama, Ümit burnunu geçip doğruca Hindistan’ın batı kıyılarına gelmiş dolayısıyla da Hindistanı keşfetmiştir. Böylece doğrudan Hindistana gelen ilk kaşif olmuştur. 1496 yılında başladığı yolculuğu 1498’de yani iki senede tamamlamıştır. Portekizliler Goa’daki en büyük şehre Vasco Da Gama adını vermişlerdir.

Kıyı ,kıyı gidiyoruz bu bölgede de gel-git olayları var. Yollarda süslenmiş hintliler ailecek bir yerlere gidiyorlar. Rehber; Mutlaka bir kutlamaya gidiyorlar dedi. Bir de hala yılbaşı süsleri duran güzel bir ev dikkatimi çekti.

Goa’nın Bağımsızlığı; Portekizlilerin 450 yıl süren sömürge yönetimi ve sonrasında artan işkenceler sonunda sabrı taşan Hindistan Başbakanı Nehru Portekiz Diktatörü Salazar’a müzakere teklif ederse de Diktatör tarafından kabul görmez yıl 1955. Gelişen olaylar patlayan bombalarla 1961 yılına gelindiğinde Hindistan Başbakanı Nehru, Goa’yı son Portekiz valisi Silva’dan kansız bir askeri operasyon *Vijay Operasyonu* ile devr almıştır. Buna rağmen Portekizliler Goa’nın bağımsızlığını 1974 yılında * Karanfil Devrimi- Portekiz’in demokrasiye geçtiği kansız askeri devrimi* sonrası kabul etmiştir.

Devamla; Hala güney Goa’dayız. Arada deniz kıyısından ayrılsak da ağaçların arasından deniz görünüyor.

Goa’yı Güney-Kuzey diye ayıran en uzun ırmağı Zuari’dir. Birazdan Kuzey Goa’ya geçmek için Zuari üzerindeki köprüden geçeceğiz. Bana ters tarafta olduğu için çekemedim ama sağımızda da Zuari demiryolu köprüsü var. Kuzey Goa’ya geçip Kochi’ye doğru giden Zuari köprüsünün hemen yanında 2016 yılında yeni bir köprü yapımına başlanmış. Görelim.

Köprüyü geçtik artık Kuzey Goa’da ve başkent Panjin bölgesindeyiz. Yönümüz rengarenk evleriyle ünlü Portekizlilerin hala yoğun olarak yaşadığı yere doğru. Henüz otobüsten inmedik çevreye kısa bir bakışta güzel bir durak gördüm.

Evet adil olmayan yaşamdan bir kesit. Bir yanda okuyabilen şanslı çocuklar diğer yanda yükünün altında kaybolmuş çalışmak zorunda kalmış bir çocuk. 😔

Otobüsten inip biraz yürüyoruz. Bulunduğumuz yer Portekizli zenginlerin mahallesi hatta Panjin’in ve Asya’nın en eski en büyük Latin mahallesi nam-ı diğer *Fontainhas*. Asıl adı Fontain phonix yani *Zümrüt Çeşmesi* anlamındadır. Zümrüt denmesi de şimdi hala yerinde akan doğal kaynak suyundan geliyormuş. 

Giriş pek bir zenginlik göstermedi, öyle ahım şahım villalardan çok bence kültürel özelliklerine odaklanmak gerekiyor gibi… Bu evlerin yapımında deniz kabukları, yumurta, onların cuhunna dedikleri bir malzeme ile kireç taşı kullanılmış. Alttaki fotoğrafta Portekizlilerden kalma 2 adet top evin girişinde görülüyor.

Fontainhas’ın hikayesi çok eskilere dayalı; 1770’lerin sonunda bölgeyi zengin bir Portekizli satın alır ve araziyi çok para getiren Hindistan cevizi ve baharat ağaçları ile doldurur. Haliyle işçiler ve aileleri ile denizciler de gelip yerleşince bölgeyi işgal ederler. Bu dönemde Baş Piskopos, aristokratlar ve askeri erkan Eski Goa’da yaşıyorlar. Peş peşe birkaç salgın hastalık yaşayınca yani 18. yüzyıl civarında Eski Goa’yı terkedip Panjin’e yerleşirler. Panjin’i de başkent yaparlar. Ve şimdi gezdiğimiz Fontainhas neredeyse 450 yıllık Portekiz sömürge yönetiminin yaşayan kalıntılarıdır.

Rengarenk evler, kapı, pencere ve ferforjeleri ile çok güzel bir mahalle elbette.

Sabahın erken saatleri pek kimseler görünmüyor derken sarili bir hanıma denk geldik. 😉 

Bugün torununun torunlarına ( 7-8 kuşak neredeyse) veya akrabalarına miras kalan bu eski ama restore edilmiş evler yerli ve yabancı turistlerin cazibe merkezi haline gelmiş. Artık her ülkede birçok Unesco Dünya Mirası var ve burası da o listede yerini almış… En tanınmış merkezlerden biri de Portekizli bir ailenin torununun torunlarının işlettiği Panjin İnn otel. Hemen karşısındaki Gitanjali Sanat galerisi de onlarınmış.

Goa- Fontainhas- Gitanjali Sanat galerisi
Goa- Fontainhas- Gitanjali Sanat galerisi

Allta görülen evin önündeki ağacın süsüne inanamadım. Nasıl güzel bir yaratıcılık bayıldım. 

Goa- Fontainhas- Latin Mahallesi
Goa- Fontainhas- Latin Mahallesi

Evlerin renkleri çok canlı güzel ve yeni boyandığı belli. Evet evler çok eski ama Portekizlilerin evlerin cephe boyaları her sene yenilenmelidir geleneği hiç değişmemiş. 👌  Ne güzel bizde de öyle olsa keşke. Mavi evin önünde nişanlı bir çift wedding-düğün çekimi yapıyorlardı. 💞

Daracık sokaklardan geçtikten sonra aynı isimli caddede karşımıza St. Sebastian Şapeli çıktı. 1818’de yapılmış, önemi; engizisyon mahkemesi döneminden miras kalan ve gözleri açık yegane İsa heykelini barındırıyor olması. Sebebinin de mahkemede sapkın kişilerin yalan söylemesini engellemek *İsa izliyor*. 🤨

Goa- Fontainhas- St. Sabestian Şapeli
Goa- Fontainhas- St. Sabestian Şapeli

Daracık sokaklardayız. Korkuluklar zamanla şekil değiştirmiş. Enteresan çatıları muson yağmurları nedeniyle böyle yüksek üçgen şeklinde yapılıyormuş.

Sundurmaları, balkonları, kapılarını sevdim. Evin girişinde görülen mavi-beyaz bu çinilere azujelos deniyormuş ve eski zamanlarda Portekizde özel yapılıp geliyormuş. Kapıların önündeki ayakkabı giyme ya da bir nebze soluklanma yeri de çok hoş.

Çok şık özel pencerelerine hayran kaldım. Önce bakınız sonra da nesini sevdin? demeyiniz sebebini yazacağım. ☺️ 

Goa- Fontainhas- Shell Window
Goa- Fontainhas- Shell Window

Eveeet inanılmaz ama gerçek; Parlak gördüğümüz yerler istiridye kabuklarından yapılmış. Estetik değil elbette ama son derece akılcı. Bu istiridye kabukları içeriyi serinletiyor, klima görevi 👌hem de güneşi yeteri kadar geçirip camdan daha güzel aydınlatıyor. Bu tip pencereler eski kiliselerde de kullanılmış.

Gezmeye devam. Goa’da sadece Hırıstiyan değil Hindu evleri de var. Burada da Hıristiyan evinde bir haç ile kutsama köşesi var. Hindu evlerinin ise önünde tulsi bitkisi dikili olurmuş. Tulsi bize hiç de yabancı değil bildiğimiz mis kokulu fesleğen. Bizde de hint fesleğeni diye bilinir uç kısımları biraz bordo rengine çalar.

Karşıma kırmızı boyalı beyaz süslemelerle çevrili bir yapı çıktı. Sunağı var önünde kocaman bir kuyusu var. Ne olduğunu öğrenemedim ama kuyunun tepesinde iki tane horoz 🐓🐓 figürü gördüm ki, Portekizlilerin o çok özel sembolleridir. Bir yerde dilek kuyusu olabilir dediler gibi ama eğilip su var mı? diye bakmadık. 

Artık dönüyoruz. Bir kaç sokak sonra kahve molası verelim dendi. Confeitaria 31 de Janeiro’da soluklandık. 1930’lu yıllarda kurulmuş. Goan-Portekiz Mutfak Geleneklerini gerçekleştirme vizyonunu bugüne kadar getirdiklerini söylüyorlar… Burası tam bir Portekiz-Latin mahallesi, çatılara bakarsanız horozu görürsünüz. 🐓 

 

Fontainhas’ın labirent sokaklarında dolaşırken yolumuza çıkanlar çok çarpıcıydı sevdim. 

Ne kadar maharetli bir zanaatkar hayran kaldım. Eller, ayaklar çok çalışmaktan deforme olmuş. Ellerine, emeğine sağlık dedim. Bakışından anladığını umdum. 🥰

Goa- Fontainhas- Latin Mahallesi
Goa- Fontainhas- Latin Mahallesi

Otobüse binmek üzereyken sari satan bir güzelle karşılaştık. Fotoğrafını çekeceğimi anlayınca poz verdi. Çok güleç…

Goa- Fontainhas- Hintli bir güzel
Goa- Fontainhas- Hintli bir güzel

Yeniden otobüsteyiz. Bu kez adını Goa’nın geleneksel Hindu dansı olan Divjaa’dan alan çoklu bir kavşaktan geçiyoruz. Divjaa trafik çemberini çekemedim ama bu direklerden her yol sapağında ikişer-üçer tane vardı. Mandovi Nehri üzerinde kurulmuş adı Atal Setu olan çok güzel bir köprü gördük. Yolumuz bu defa Goa’nın 3. uzun Nehri olan Mandovi’yi takip ederek doğuya doğru. 

 

Nehir üzerinde yapılan arabalı motor taşımacılığı. Hedefte Bom Jesus Bazilikası var. 

Goa’nın en büyük Bazilikası olan San Francisco Xavier veya Bom Jesus * Bebek İsa * Bazilikasına geldik. Gruplar halinde gezileceği için bekleme yeri gölgelik yüzyıllık bir ağaç altı. Manzara çok güzel.

Goa-Bom Jesus Bazilika bahçesi
Goa-Bom Jesus Bazilika bahçesi

Önce San Francisco Xavier kimdir?

Yukarılarda bahsetmiştim Avrupalı kral ya da soyluların ikinciden sonra üçüncü, dördüncü ve sonraki çocukları din adamı olmak zorunda. İşte San Francisco Xavier veya Javier’de İspanya Kral’ının Konsey başkanının yani Aristokrat bir ailenin üçüncü oğludur. Ve kaçınılmaz sonuç din adamı olması gerekiyordu. Zorunlu olarak din eğitimi alması için Paris’e gönderilir. Orada yakın arkadaş olduğu Loyola’lı Ignatius ile birlikte İsa Cemiyeti’ni (Cizvitler tarikatı) kurarlar ve Papa III. Paul tarafından onaylanırlar.

    Xavier Papaz olarak önce Venedik’te çalıştı. Venediklilerle Osmanlılar arasında çıkan savaş sırasında Portekize döndü. 1542’de Papanın isteğiyle Goa’ya gitti. Tamil dilini bilmiyordu ama hemen tercüman bulup kısa bir Hıristiyanlık ilmihalini hazırlatıp köy, köy dolaşarak dinini tanıttı. İlk meditasyonu geliştiren kişi olarak da bilinir. Ayrıca olağanüstü iyileştirme (teröpatik) güçleri olduğuna inanılıyordu.

     Görev süresince 3o bin insanı vaftiz ettiği söylenir. Bir dönem O zamanın Malacca’sı şimdinin Malezyasında faaliyetlerde bulundu. Ordan Japonya’ya geçti ama Japonlara Hırıstiyanlığı sevdiremedi ve Hindistan’a geçti. Japonları kazanmanın yolunun Çin’den geçtiğini anlayınca da Çin’e gitmek için yola çıktı. Ama Çin’e girmek için en yakın Shangchuan adasında karantinadayken dizanteriden ölür. Ondan sonra Çin’e yabancı girişi yasaklanır. * tevekkeli ağızları yanmış hala yabancı alırken kılı kırk yarıyorlar * 😁

Ve Bom Jesus Bazilikası ve önemi;

Goa-Bom Jesus “Bebek İsa” Bazilikası
Bom Jesus “Bebek İsa” Bazilikası

Eski oluşu her halinden belli olan Bazilika Bom Jesus “Bebek İsa” Bazilikası olarak bilinir. Eski Goa’nın en büyük kilisesidir. 1594’te inşa edilmiş ve 1605’te zamanın Goa ve Hindistan Baş Piskoposları ve Papa tarafından kutsanmıştır.

Hıristiyan dünyasının yaşarken aziz olmuş ilk dini lideri, Katoliklerin koruyucu Azizi, İspanyol San Francisco Javier veya Xavier’in ölümünden sonra naaşından kalan parçalarının korunduğu bazilikadır. Bu nedenle dini önemi çok büyük olan bazilika Unesco Dünya Mirası listesinde de yerini almıştır. 

Bazilika 1950 yılı civarında yeniden restore edilirken kullanılan laterit taşı üstüne sıva kullanılmamış. Zamanla coğrafik etkilerle oksidasyona uğrayınca da böyle siyahla karışık kirli kızıl renk almış. 

Ön cephesindeki kalabalığın çoğunluğu yerli halk. Goa için çok önemli bir bazilika demiştim. Üçgen çatısının hemen altında IHS harfleri görülüyor. Cizvit tarikatının amblemi olan bu harfler aslında Kurtarıcı İsa’nın Yunancadan latinceye geçiş hali- İsa’nın bir anlamda monogramı imiş.

 

İçeri giriyoruz. Hemen karşımızda Francisco Xavier’in heykeli ve iki yanında zamanın tanınmış kişileriymiş.

Goa- Bom Jesus Bazilika-Aziz San Francisco Xavier
Goa- Bom Jesus Bazilika-Aziz San Francisco Xavier heykeli

Sağa dönüp dolaşacakmışız sıralara oturmak yasak. Dönelim bakalım. 😁

Goa- Bom Jesus “Bebek İsa” Bazilikası
Goa- Bom Jesus “Bebek İsa” Bazilikası

Karşıdaki ana dekorda Francisco Xavier’in birlikte tarikat kurduğu arkadaşı Ignatius Loyola’nın önünde bebek İsa heykeli var. Güneş gibi görülen çerçevede yine IHS harfleri ile üç tane çivi-çarmıhtaki çiviler temsil edilmiş. En üstte de Baba-oğul ve kutsal ruh temsil edilmiş. Fotoğrafın sağında bizim camilerdeki gibi mimber görününlü bir yer var orada da bir hayli çok bebek var. Sanki mimberi omuzlamışlar gibi. Aşağıda yakından fotoğraf koyacağım görürsünüz dört Evangelist; Matheus, Johannes, Lucas ve Mark adları yazılı bebekler ve İsa var.

Bazilikanın çok süslü iki de şapeli var. Önce soldaki kutsal ayin şapeli.

Goa- Bom Jesus Bazilika-Kutsal Ayin Şapeli
Goa- Bom Jesus Bazilika-Kutsal Ayin Şapeli

Sonra sağda Aziz Francisco Xavier’in kutsal kalıntısı olan tabutu saklayan camlı türbe. Naaşı süslenmiş şekilde içinde duruyor.

Goa- Bom Jesus Bazilika-Francisco Xavier'in Türbesi
Goa- Bom Jesus Bazilika-Francisco Xavier’in Türbesi

Yine sağdan devamla diğer kalıntı tabir edilen kutsal emanetlere geçmeden türbenin üstüneki yengeçe saplanmış gibi görünen kılıç’ın hikayesini anlatayım. Hikayeleri sevdiğimi biliyorsunuz. 😉

Aziz Xavier gemi ile şimdiki Malezya’ya giderken Okyanusta fırtınaya yakalanır ve dalgalar korkunçtur. Elinde tuttuğu haçını suya daldırır ve dalgalar dursun diye Tanrıya yalvarır. Ama dalgalar gemiyi salladığı için haçı elinden denize düşer. Sağ salim Malezya’ya indiklerinde kıyıda yürürken denizden çıkan ve kıskaçlarında denize düşürdüğü haçını tutan bir yengeçin kendisine doğru geldiğini görür. Bu bir mucizedir. Ve türbenin üstündeki kompozisyona dahil edilir.

Aziz Francisco Xavier’in naaşı neden kutsal?

Salgın hastalıktan ölenler bilindiği üzere kireçlenerek gömülür. Francisko’yu da bolca kireçle gömerler. Zaman içinde naaşı bulunduğunda hiç bozulmadan olduğu gibi durduğu görülür. Hıristiyanlıkta da bu bir mucize olarak görülür. Cenaze önce Portekiz’e gönderilir iki yıl sonra bu bazilikaya geri getirilir. Yine bozulma yoktur. Papa III. Paul Francisco, Xavier’in bir elini kutsal emanet olarak ister. O nedenle sağ eli veya kolu yoktur. Sonraları halka gösterildiği dönemlerde Aziz’in tedavi edici mucizelerine sahip olabilmek için bir kadın, parmağının birini resmen ısırarak 😳 koparır. Bazı parçaları Papa’nın izniyle Japonya ve Malezya’ya yollanır. Kısaca Aziz’i parça, parça bölüşmüş kutsal emanetler olarak değerlendiriyorlar. Bunlar neler derseniz bakalım derim.

 

Fotoğrafta görülen tabut 1744 yılında taşıması kolay olsun diye tahtadan yapılmış. Üstünde görülen 3 anahtarın biri başpiskoposta, diğeri zamanın Vali’sinde üçüncüsüde yöneticideymiş. Dışı gümüş kumaşla kaplı bu tabut 1953 yılına kadar halka her çıkarılışında kullanılmış. Sonra yukarda fotoğrafını paylaştığım camlı ( kristalmiş) tabuta taşınır. En son 2014 yılında Bazilikanın hemen karşısındaki Se Katedralinde sergilenmiş.

Goa- Se Katedrali
Goa- Se Katedrali

Her 10 yılda bir naaşı buradan alınıp karşısındaki bu Se katedralinde halka gösteriliyor. Se Katedrali de mucizeleri ile Portekizlilerin zafer kazanmasını sağlayan Aziz St. Catherine adanmış. En son 2014-2015 yılında (ziyaret Kasım- Ocak arasında sürüyormuş)  ziyarete açıldığında 5 milyon kişi ziyaret etmiş. Hıristiyanlıkta genel kabul görmüş azizler ile yerel halkın kabul ettiği azizler vardır. Hangisi olursa olsun her birine bir bayram adanmıştır. Bayrama Novenas denir. Aziz Xavier’in de ölüm günü olan 3 Aralık’ta kutlanır ve 44 gün sürer.

Çıkışa doğru gidiyoruz. Çok renkli insanlığın doğuşu, Adem ile Havva’nın yasak elmayı yemeleriyle insanların ölümlü olduğunu, İsa’nın çarmıha gerilmekle kurban edildiğini ve böylece tüm dünyanın günahını üstlendiğini anlatan bir pano hazırlamışlar. İsa’nın çarmıhtaki kanlı halinin plastik gibi bir madde ile heykelini koymuşlardı ama görüntü hiç hoş olmadığı için paylaşmıyorum.

Goa- Bom Jesus “Bebek İsa” Bazilika
Goa- Bom Jesus “Bebek İsa” Bazilika

Güzel bir de bahçesi vardı. Ama bahçeye çıkmadan önce adak mumları yakılan yerden geçtik. Ve bu kez bahçede yine Hıristiyanlığın doğuşu vs. temalı bir mizansen hazırlanmıştı. 

Son bahçe görüntülerini de paylaşayım. Bu kez yolumuz Goa’nın muhteşem baharat transplantasyonuna doğru.

Otobüsümüzdeyiz. Güney’e geldiğimiz yöne doğru dönüşe geçtik. Goa baharat ihracatında Hindistanın önde gelen Eyaletlerinden biri. Şimdi gideceğimiz yer de güney Goa’da güzel bir şehir olan Ponda’daki tropikal baharat bahçesi. 45 dk. sonra yemyeşil ağaçların altındayız manzara harika. Savoi Tropikal Plantasyon’dayız.

İçeri girerken başımızdan aşağı çiçek yaprakları serptiler, içerde nar suyu ikram ettiler çok hoştu doğrusu. Fotoğraftaki su testileri çok hoşuma gitti paylaşıyorum. Hindistan cevizi kabuğuna cam su şişesini boğaz kısmından kesip yapıştırmış iple de dekoratif süslemişler. Harika…
Savoi Baharat Plantasyonu eyaletin en eski ve en büyük baharat plantasyonu. Sakin bir göletle çevrili, teraslı bir vadiye sahip tam yüz dönümlük bir aile işletmesi. Shetye ailesinin 1819 tarihinden günümüze kadar gelen iki yüzbir yıllık çalışmasının güzel sonucu. Hala, aynı ataları gibi titizlikle çalıştıklarını görebiliyorsunuz. Hepsi güler yüzlü. Biraz manzara görelim.
Goa-Savoi Tropikal Baharat Plantasyonu
Goa-Savoi Tropikal Baharat Plantasyonu

 

Goa-Savoi Tropikal Baharat Plantasyonu
Goa-Savoi Tropikal Baharat Plantasyonu

Güzel bir yöresel öğlen yemeğinden önce plantasyonu gezdik. Genç kızlardan biri elindeki değişik tohumlarla bizi dolaştırırken gerekli bilgileri de verdi. En sevdiğim çarkıfelek bitkisinin kırmızı olanını da görmüş oldum. Bizde eflatun olanı vardı. Artık vakit tamam diyor  ve Shetye ailesine veda ediyoruz.

Limana geldik, Victoria demir aldı Mormugao’dan Goa’ya elveda dedik. Kültürel geziyi daha çok sevdiğimizden biz Goa’yı sevdik. 

Goa-Mormugao Limanı
Goa-Mormugao Limanı

Bir gün ve bir şehir daha bitti. Hep derim gezi yazılarım bol fotoğraflıdır diye. Bu kez daha da çoktu. 🤷‍♀️ Sanırım daha çabuk okumuş oldunuz yani sıkılmaya fırsatınız olamadı. 😁 Yeni bir yazı da görüşmek dileğiyle, Mumbai’ye kadar sevgiyle ve sağlıkla kalınız. 💞💞

CRUİSE ile MALDİVLER * SRİ LANKA * HİNDİSTAN- 4

Merhaba nerede kalmıştık? Ah evet Kolombo’da geziyorduk. Tarih aynı 14 Ocak 2020 ama saat 11:40 olmuş bile sanırım sabah 08:00 de gezmeye başlamıştık. (Türkiye’m ile buradaki saat farkımız + 2:30) Otobüsten Colombo City Center’ın hemen yanındaki bir park yerinde indikten sonra sola dönüp biraz yürüdük ve bayraklarla süslü renkli bir binaya geldik. Sri Lanka ile bütünleşmiş, hatta simgesi olmuş Budist bir tapınak; Gangarama Temple’deyiz.

Kolombo- Gangarama Temple
Kolombo- Gangarama Temple

Tapınağı gezmeden önce kısa bir ön bilgi vermek gerekirse: Budizm Din sayılsa da aslında bir öğretidir. Budizm öğretilerinin temelini; Meditasyon-içe bakış, reenkarnasyon-ölümden sonra ikinci yaşam ve karma- sebep sonuç kavramları oluşturur. Sanskritçe dilinde aydınlanmış anlamına gelen Buddha kelimesinden türemiştir. Kurucusu Buda, hikayesi de burada. Çektiği ıstıraplı hakikati arama yolculuğunda manevi anlayışa ulaşmış, aydınlaşmış dolayısıyla da Buda olmuştur. Buda’nın öğretileri Dharma olarak adlandırılır. Budizm beş yüz sene boyunca Uzakdoğu ve Asya’nın güneyinde yaygınken günümüzde tüm dünya ülkelerinde inananları vardır. Bu din ya da öğretiye inananlara Budist denir. Der ve Gangarama Temple kapısında neler var bakalım derim. 😊

Dış kapısında dev boyutta iki tane Budha heykeli iç kapısında ise iki tane aslan heykeli var. Parlak sarıya boyanmış tapınağın bu kısmına Vihara deniyor. Gemiden gelenlerle çok kalabalıktık. İngilizi, Çinlisi Hindistanlı bile çoktu. Sanırım gemi seyahati bizim herşey dahil oteller gibi ucuz olunca Mumbai’den binip geliyorlar. 😁 Hayli kalabalık bir gruptuk yani fotoğraf açısından pek elverişli olmayacaktı. Önce içeri nasıl girmemiz gerektiğini öğrendik. Ayakkabılar çıkacak, başörtüsü varsa çıkacak giysiler çok açık olmayacak vs.

Dış kapıda biraz daha bekledik biletler alındı bu arada karşıda harika kabarmalı bir kapı vardı hemen çektim tabii ama teller vs. görüntüyü biraz etkiledi. Tapınak 3 bölüm halinde geziliyor. Birinci kısım Vihara, Budha’yı anlatıyor, ikinci bölüm Chethiya – Pagoda ve üçüncü bölüm Bodhi ağacı ve en son müze. Kompleksin diğer bölümü Beira gölünde kurulmuş keşişler için toplantı salonudur. Orayı da gezeceğiz.

Sonra da fotoğrafta görünen çok kollu heykelin altında ayakkabılar çıktı. Tatlı bir yerel rehberimiz vardı hiç korkmayın ayakkabılarınıza bir şey olmaz dedi. Ama biz torbaya koyup yanımıza almıştık bile. 😁

Gangarama Temple; 19.yüzyılda yapılmış Kolombo’nun kalbinde yer edinmiş görkemli bir Budha tapınağı. Zamanın en zengin gemi sahibi, baharat tüccarı olan Don Bastian de Silva ve yine zamanın ünlü bilgin keşişi Sri Dharmarama thero için bir manastır inşa etmek ister ve bu tapınağın yeri ile çevresindeki bataklık araziyi satın alır. Çok geniş bir arazidir, tapınağı yaptırır ve Tapınağa da Gangarama Viharaya adı verilir. Tapınak bir ibadethane, keşiş yetiştiren bir öğrenim yuvası ve sanatsal faaliyetlerin yapıldığı bir kültür merkezidir.

İlk girdiğimiz yer göz alıcı renklerle bezenmiş Buda’nın hayatını ve öğretilerini ikonlar, rengarenk heykeller ve tablolar aracılığı ile anlatıldığı tapınak kısmı. Girer girmez neresini nasıl çekeceğim diye şaşırdım doğrusu bakınız. Ben bakınana kadar Önder çekmiş bile. Haydi gezelim.

Kolombo- Gangarama Temple
Kolombo- Gangarama Temple-Photo by Önder Kaplan

Buraya Vihara deniyor.

Kolombo- Gangarama Temple
Kolombo- Gangarama Temple

Renklerin ve kullanılan malzemenin parlaklığından gözüm kamaştı. Bir çok Budist tapınak gezmiş biri olarak ortam bana çok süslü geldi. 🤷‍♀️ En haşmetli Mudraları (duruş) ile temsil edilmiş Buda heykelleri.

Mudra nedir? derseniz; Sanskritçe duruş anlamına geliyor. Budizm ve Hinduizm’de de heykel ve resimlerde kullanıldığını biliyoruz. Ruh ve bilinç halini etkileyen, farkındalığı ve odaklanmayı derinleştiren ve bilinen 4 elemente (hava-su-ateş ve toprak) etki ederek vücudumuzun enerjisini de yükselttiğine inanılan ve parmakların pozisyonuyla isim alan el hareketleridir.

Burada Bodi ağacını temsil etmişler ki, Buda’nın altında aydınlanmaya ulaştığı ağaç kabul edilir. 

Kolombo- Gangarama Temple
Kolombo- Gangarama Temple-Budha

Yine bir slayt hazırladım keyifle izleyiniz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tavanda ve duvarlarda Budanın hayatını yaptıklarını anlatan resimlerle dolu. Burada çok kalabalık olduğumuz halde ortam sessizce dua edenlere engel olmuyordu, gerçi hiç ses yapılmaması tembihlenmişti. Dualar burada ediliyor, Nilüfer çiçeği sunuluyor ve inananlar tütsü ve mum yakmak için dışarıya çıkıyorlar. Biz de yan kapıdan avluya çıktık. Bu kez mermer bir yapı ile çevrilmiş bembeyaz Buda heykeli ile karşılaştık ki, Buda’nın yeşimden yontulmuş heykeliydi. Myanmar’lı bir mermer yontu ustası tarafından tasarlanıp yapılmış. 

Kolombo- Gangarama Temple-Samadhi-Budha heykeli-Photo by Önder Kaplan
Kolombo- Gangarama Temple-Samadhi-Budha heykeli-Photo by Önder Kaplan

Yanındaki fil dişleri de gerçekti. Hemen arkasında Chethiya – Pagoda var. Ama önce hediyelik eşya dolu bölüme çıkacağız. Budha zamanından beri gelen çeşitli heykeller, süs eşyaları, ‘Ven’ dedikleri budist keşişlerin seyahatlerinde verilen hediyeler. Aklınıza ne gelirse her şey varmış. Ve de çok doğru en başta Portekiz’lilerden kalma bir adet top kimden kalma bilmem ama gerçek bir fil’in doldurulmuş başı… Bakalım daha neler varmış… 

Kolombo- Gangarama Temple
Kolombo- Gangarama Temple

Ne kadar enteresan inanılmaz. Bakınız sağlı sollu iki şeytan sanki. Elbette Budizm’in doğa üstü varlıkları.

Karşımıza Tanrı Şiva’nın heykeli çıktı. Görünüşe göre Gangarama Budist bir tapınak olsa da Hinduizm’le ilgili materyallere de ev sahipliği yapıyor. O zaman Hinduizm’in en sevilen tanrısını hatırlatayım; Şiva; Hinduizm’in üç tanrısından, yeryüzüne insan olarak indirildiği kabul edilen tanrıdır. Evrenin yıkımını yok oluşunu ifade etse de ardından mutlaka yeniden doğuş gelecektir, dolayısıyla dönüşümü de temsil etmektedir. Zaten adı Sanskritçe siva (iyilik sever) anlamındadır. Kutsal metinler- Veda’ların koruyucusudur. Şiva aynı zamanda hem erkek hem de kadın olarak temsil edilmiştir. Fotoğrafta göreceğiniz gibi 💃💃💃 dansın da (Shiva Nataraja) kralı, piridir. Ateş çemberi içinde sonsuz yaşamı anlatan Tandava dansını yapmaktadır. Sol ayağı dönüşümü, yeniden doğuşu simgelerken sağ ayağı ile de insanları gerçeklikten uzak hayallere sürükleyen cüce Apasmara Purusha’nın üzerine basar. Dört kolludur kısaca bu heykelcikte temsil edilen herşeyin de bir anlamı vardır. 

Kolombo- Gangarama Temple- Shiva Nataraja
Kolombo- Gangarama Temple- Shiva Nataraja

Koridor boyunca bakınarak yürüyoruz, her yer eşya dolu. Süre gelen zamanlar içinde hediye edilen maun masa, sandalyeler bile çift çift. 😊 Elinde kılıç tutan kadın heykeli de sanki Hinduizm’de bir tanrının eşi olabilir sanırım Sati olmalı.

Geldiğimiz avlunun yukardan görünümünü paylaşmalıyım. 

Kolombo- Gangarama Temple
Kolombo- Gangarama Temple

İleri doğru yürüdüm manzara harikaydı. Bodhi ağacı ve bize aldırmadan huşu içinde dua edip kutsal metinleri okuyan insanlar. Rehberimiz dininiz ne olursa olsun bu sessizlikte bir süre durun, nefes alın dedi. Huzur yanınızda olur.. 💞

Kolombo- Gangarama Temple

Önce bu katı bitirelim sonra aşağı ineceğiz, zaten saat yönünde gidersek hiçbir şeyi atlamadan görmüş oluruz diyen rehberimizin peşindeyiz. 😊 Yol üstü hayli karmaşık ne buldularsa sıralamışlar. 😁 

Önden gidenler Buda’nın ayak izini göreceksiniz dediler. Her dinde olduğu gibi Budizm’de kutsal emanetler vardır hoş ayak izi emanet değil elbette. Ama bakın böyle kocaman ayak izi olur mu? 🤔

Kolombo- Gangarama Temple-Budha'nın ayak izi
Kolombo-Gangarama Temple-Budha’nın ayak izi

Sağdan devam ediyoruz bakalım yine neler var. Bir yarım kat indik ve Bodhi ağacı tüm ihtişamı ile karşımızda.

Kolombo- Gangarama Temple-Bodhi Ağacı
Kolombo- Gangarama Temple-Bodhi Ağacı

Gautama Buddha’nın aydınlanmaya ulaştığı ağacın adı bilgelik ağacı anlamına gelen Bodhi’dir. Bodhi’de bir çeşit Hint inciri türünde bir ağaçtır. Kral Ashoka’nın MÖ 3. yüzyılda Sri Lanka’da bulduğu orijinal Bodhi ağacının güney dalı tanınmış Budist rahibe Theree Sanghamitta tarafından Sri Lanka’ya getirilir ve Kral Devanampiyatissa tarafından Kolombo’ya yakın bir yer olan Anuradhapura’daki kraliyet bahçesine dikilir. Oradan alınan bir fidan da işte buraya dikilir. Bu güzelim köklü ağaç Jaya Sri Maha Bodhi adıyla kutsal bir ağaç olarak çok değerlidir. Bodhi ağacı tanrıların tapınağı olarak kabul edilir, yağmur yağdırdığına inanıldığı için ruhsal güçlere de sahiptir. Burada yapılan duaların ve adakların kabul olduğuna inanılır. 

Hemen arkamda da güzel bir Buda heykeli var. Sonra saat yönünden devamla karşıma çıkanları yine slayt yaptım.

Kolombo- Gangarama Temple
Kolombo- Gangarama Temple

Güzel bir pano var slayt içinde onu yazayım; **Öfkeyi sevgiyle, kötülüğü iyilikle, açgözlülüğü sadaka ile ve yalanı hakikatle yen**👌 Bodi ağacı çevresindeki kalabalık grup, Buda heykelleri ile dolu koridor, aşağı doğru inerken gördüğümüz her türlü eşya işle dolu camlı dolap; zamanın daktilosu hemen solda görülüyor ve yine çıkarken dikkatimi çeken manuel-elle çekilen asansör.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dışarıda bizi bekleyen çan şeklinde bir yapı var. Budizm’de genelde yuvarlak kubbeli olan Dagoba ve çan şeklinde katlı gibi yapılan Pagoda’lar hep Stupanın bir çeşitidir, burada Pagoda diye yazıyordu… Budizm için kutsal olan bu yapılar, Buda’yı yüceltmek ona tapınmak için yapıldığı gibi dini malzemelerin korunağı olarak da kullanılırlar. Buradaki Stupada bembeyaz ve çok güzel.

Bu Pagoda görüldüğü gibi etrafı kutsal öğelerle dolmuş sembol bir yapı. 

Avlunun hemen yanında kutsal kalıntı -emanetler bölümüne geçerken gördüklerim. Sağdaki fotoğrafta kabin şeklindeki dua yerlerinde Lord Vişnu’nun kadın heykeli ile altta fil başlı tanrı Ganeşa’yı gördüm, hindulara ait dua yeri olmalı. Bu tapınağın özelliği de o zaten din farklılığı önemli değil herkes istediği ibadeti yapar diyor.

 

Bir hareketlenme oldu burası aynı zamanda bir öğreti merkezi konumunda olduğundan etraftaki turuncu giysili Budist rahipler hazır ola geçtiler. Gelen Ven dedikleri Budist Rahiplerinden ve Gangarama Temple’nin baş görevlinin yardımcısı Ven.Dr. Kirinde Assaji Thera. Sosyal sorumluluk projesini yürütüyor ve aynı zamanda Sri Sumangala Dhamma Okulu’nun müdürüdür. Hemen fotoğrafladım tabii Önder’le birlikte. Kısa bir konuşma yaptı. Gençleri dini inançlarını sorgulamadan becerilerini geliştirmelerini öğretiyoruz dedi. Hayli esmer ve iri yarı biri. Ama güleç yüzlü. Ve biraz araştırdım Sri Lanka’da sözü geçen ikinci dini lider.

Kolombo- Gangarama Temple- Ven. Dr. Kirinde Assaji Thera
Kolombo- Gangarama Temple- Ven. Dr. Kirinde Assaji Thera ve Önder Kaplan

Bu güzel durumdan sonra gezmeye devam ettik ve demir parmaklıkla korumaya alınmış açık bir alana geçtik. Ne kadar çok heykel var.

Kolombo- Gangarama Temple
Kolombo- Gangarama Temple 

Bakır kabartmalar inanılmaz güzel. Kafamı kaldırınca gördüğüm manzaraya inanamadım. Bir sürü Buda heykeli sıralanmış arkada görülen uzaydan gelmiş gibi 😲 bir bina görüntüsü ve yanında başka bir binaya asılmış tapınak panosu. 🤔 Öğrendik elbette. Fotoğrafta görülen Budha’ların aynısı sağda da var. Yer dar olunca tamamını alamadık maalesef.

Önce gördüklerimi saydım arkaya doğru 6 sıra ve yan yana dizilmiş onlar da 6 sıra gibi tam ortada da var 7 oldu. Bence arkaya doğru da var gibi neyse 50 kadar Buda ile yanında da bir sürü küçük pagoda figürleri ile görüntü hayli etkileyici. Dünyanın en büyük Budist tapınağı Borobudur’un birebir değil ama ondan esinlenerek yapılmış hatta biz aslını görmedik ama herkes replikası diyor.. Aslı Endonezya- Java’da olan Borobudur’da ise tam 500 tane Buda heykeli varmış. 🤔 

Kolombo- Gangarama Temple
Kolombo- Gangarama Temple- Borobudur replikası olan Tapınak

Evet arkada görünen manzarayı açıklarsam; Hindistan’da ki Unesco dünya listesine girmiş olan Mahabodhi Temple-Budist tapınağın panosu, sağdaki de maketi imiş ben rehberimizin yalancısıyım, aynısını yapacaklar şeklinde söyledi doğrusunu bilen söylesin, çok enteresan değil mi?  Tapınak belirli dönemlerde arka görüntüyü farklı etkinlikler sebebi ile değiştirirmiş. Tapınağın hemen altında da yine değerli hediyelerin olduğu kutsal emanetler odası vardı.

 

Tapınağın altında ki bu odada aslı Tayland’da olan Zümrüt Buda’nın küçük bir kopyası ve yeşim taşından yapılmış değerli diğer hediyeler var.

Kolombo- Gangarama Temple- Yeşim Buda
Kolombo- Gangarama Temple- Yeşim Buda

Tapınağın hemen önünde içeri doğru yine göz kamaştırıcı devasa bir camekan. Herşey altın görünümünde, içinde yer alan emanetleri gösteren panoyu da ekledim ilk fotoğrafta görülüyor. Japon İmparatoru Hirohito’nun hediyesi hindistan cevizi çiçeği, Hindu tanrısı Lord Vişnu’nun mavi taşlarla süslü heykelciği, gülen Budanın Yakut heykelciği gibi… Hemen Buda heykelinin önündeki başka bir fanusun içinde de Buda’ya ait olduğu söylenen bir tutam saç vardı. Sağdaki fotoğraf.

Saat yönünde dönüyoruz. 😁 Hemen sağda doldurulmuş gerçek bir fil, Budizm’in kutsal kuşu Turna’ya binmiş Buda heykeli…

Artık dışarıya çıkmak üzereyiz son görüntüleri paylaşayım. Önce çekiminde çok zorlandığım mikroskobik Buda heykeli… Büyüteç değil benim lens işe yaramış. 😁

Kolombo Gangarama Temple-Mikroskopik Buda
Kolombo Gangarama Temple-Mikroskopik Buda

Sonra çıkışa doğru son camekan ve müze bölümü…

Tapınağın keşişlere ait toplantı salonu olan Seema Malakaya geçeceğiz çok uzak değil ama yine de otobüsle gidiyoruz. 

Sri Lankanın merkezinde yer alan Beira Gölünün hemen yanında otobüsten iniyoruz. Manzara muhteşem. Beira gölünde sömürge döneminde ve çok daha öncesinde de şehiriçi taşımacılık yapılmış. Kolaylık olsun diye de bir çok kanal açmışlar. Galle Face diye adlandırdıkları sahilden de Hint Okyanusu ile bağlanıyor. Hala sömürge dönemindeki Portekizce olan Beira adını kullanıyorlar, ortalama uzunluğu bir mil civarı.

Kolombo- Seema Malaka temple
Kolombo- Seema Malaka temple

Seema Malaka Temple; daha önce bahsetmiştim yüzyıl kadar önce Beira gölünün bataklık kısmını zengin bir tüccar satın almış, bataklık kurutulmuş sahip olunan yere inşa edilmişti. Yetmişli yıllara gelindiğinde bataklık çökmeye bina suyun içine doğru göçmeye başlamış. Yetmişli yılların sonuna doğru yeniden inşasına karar verilir. Sri Lankalı Müslüman karı- koca S. H. Moojavee’ler oğulları Ameer anısını yaşatmak için finanse edince ülkenin tanınmış mimarı Geoffrey Bawa tarafından tasarımı yapılarak yeniden inşa edilmiş tarih 10 Şubat 1976. Tapınak 3 parça halinde ve birbirlerine dubalar üzerinde ahşap köprülerle bağlanmışlar.

Burada yine birçok Buda heykeli var keşişlere ait olduğu belirtilen yapıya doğru yürüyoruz kutsal bir alana girildiği için ayakkabılar çıkıyor. Önümde Buda’nın dört taraflı altın heykeli olan platformu var. Diğer tarafa geçip merdivenden birkaç basamak çıktım fotoğrafladım. Buda’nın bana bakan yüzünde kucağında bir bebek vardı.

Burası ibadet yeri değil daha çok meditasyon yapılsa da ilerde Bodi ağacına ve önünde yer alan Buda heykeline budistler kadar hindular da saygılarını sunmak için geliyor adaklarını adıyorlarmış. Hemen ilerliyoruz ve dört bir tarafı farklı Mudra’lar ( duruş) sergileyen altın buda heykelleri ile çevrili ahşap bir yapı görüyoruz. Manzara Beira gölüne karşı harika ve meditasyon yapmak için çok uygun ama Keşişlerin toplantı salonu işte burası.

Kolombo- Seema Malaka Temple
Kolombo- Seema Malaka Temple

 

İçi boş değil yine Buda heykelleri konmuş dua yeri var elbette. Işık için karanlık sayılırdı fotoğraflarım net çıkmamış bir tane anca ekliyorum.😁

Kolombo- Seema Malaka Temple- Toplantı Salonu
Kolombo- Seema Malaka Temple- Toplantı Salonu

Toplantı salonun dışındaki buda heykellerinden başka hemen kenar duvarlarının üstü de heykellerle doluydu.

Kolombo- Seema Malaka Temple
Kolombo- Seema Malaka Temple

Toplantı salonunun çok güzel mavi bir çatısı var. Biraz yüksekten çektim harika. Son krallık olan Kandian dönemi mimarisiymiş. Arkadaki henüz bitmeyen gökdelen Kolombo’nun en yüksek binası ve adı Altair. Bittiğinde hem ticaret merkezi hem de rezidans olacakmış. 240 metre yüksekliği var, dikey kule 68 kat, eğik kule 63 kat olmuş. Görüntü geçmişin ve bugünün tarihini çok güzel anlatıyor.

Kolombo- Seema Malaka Temple
Kolombo- Seema Malaka Temple

Bu da Beira gölünden Kolombo manzarası. Bence şimdilik hayli güzel de bu sakinlik ve huzur çok sürmez. Zira gölün çevresi ticaret merkezleri ile dolmaya başlamış bile eski sakinliği kalmaz. Bakınız.

Kolombo- Beira Gölü
Kolombo- Beira gölü

Tapınak olurda Pagodası olmaz mı? Buldum işte… Hemen yanındaki Sandaka Pahan taşı üstünde duran yüzü şehre dönük Buda heykeli var.  Sandaka Pahan; Sri Lanka’nın Sinhalese mimarisinde ay taşı olarak bilinen çok özenli bir işçilikle yapılan dairesel taş. Genelde merdiven başlangıcına konurmuş. 

Kolombo- Seema Malaka Temple
Kolombo- Seema Malaka Temple

Budist tapınağı dedik, her dine saygılı dedik ve evet Pagoda’nın az ilerisinde Hindu tanrılarından Shiva ve Vişnu’nun adak yerleri vardı. 

Haydi alış- veriş zamanı gidiyoruz daha çay- kahve ile hanımlara ay taşı alacağız diyen rehberimize ayak uyduruyoruz. Seema’ya son bakış…

Kolombo- Seema Malaka Temple- Bodi ağacı
Kolombo- Seema Malaka Temple- Bodi ağacı

Meşhur Seylan çayı almak için gittiğimiz yer Kolombo’nun güzel bir banliyösü. Adını hiç unutmadım çok hoşuma gitmişti Bambalapitiya. Hint Okyanusu kıyısında üstelik denize sıfır. 😁 İngilizlerin yaptığı tren yolu. Ah bir de tren geçse ne güzel olurdu! dedim. Geçti geçmesine ama en son vagonundan ancak yakaladım. 😁😁

Çaylarımızı aldık otobüsümüze binip fort bölgesine geldik. Adı Duch Hospital- Hollandalı hastanesi olan bir yerdeyiz. Vaktiyle Hollanda’lıların yaptığı küçük bir hastaneymiş şimdilerde ise fast-food restoranların olduğu bir yer. Zaten saat 13.00 olmuş yanımıza verilen kumanyaları yedik.

Serbest zaman henüz bitmedi, magnetsiz gitmem dedim rehbere sorduk nerede satılır diye bilemedi. Biz eşimle hediyelik eşya satan yer varsa bakalım diye binanın arkasına çıktık. Sağa sola bakınırken yerli bir adam ne arıyorsunuz gibilerden işaretle yanımıza geldi biz de magnet dedik. Meğer adam köşedeki rikşa durağının patronuymuş.. Bir adamını çağırdı bu sizi götürecek dedi. Saati 1 dolar dedi şaşırdık ( çok ucuz yani) tamam dedik ve macera da başladı.

Kolombo- Rikşa'dan görüntü
Kolombo- Rikşa’dan görüntü

Macera dolu Kolombo seyahatinde görüp de fotoğrafını çekemediğim bir kaç yeri yakaladım mesela. Eski Parlamento binası. 1930 yılında yapılmış 1983 yılına kadar 53 sene hizmet vermiş. Bahçede Sri Lanka’nın önemli şahsiyetlerinin heykelleri vardı. Soldaki ikinci Başbakanları Dudley Senanayake, yanındaki üçüncü Başbakan General Sir John Kotalawela gibi.

Kolombo- Eski Parlamento Binası
Kolombo- Eski Parlamento Binası

Önce ünlü bir otelin önünden geçtik. The Kinsbury Hotel sonra önünde polis gördüğümüz güzel bir yapı, resmi daire ya da bakanlık gibi ama o da Galle Face Otelmiş 😁 yani çok ünlülerden biri daha.. Ve ikiz kuleleri ile Ceylon bank.

Rikşanın şöförüne habire hani çarşı nerede dedikçe adam bizi bir caddeden diğerine döndürüp durdu. 😅 O kadar çok yol gittik ki; Önder’e adam bizi kaçırıyor galiba dedim gülüştük. Hayır yani derdimiz bir magnet uğruna gemiye geç kalmayalım mazallah bırakıp giderler. Biz gülünce adam anlamış gibi bir yere girdi durdu. Biz uyduruk bir yer beklerken ahşap masklar satan güzel bir dükkana getirdi. Neyse magnet varmış aldık, yanında çocuklara ve kendimize de duvar süsü ünlü masklardan aldık. Tamam artık gidiyoruz derken de bizi bir başka yere götürdü. Lütfen almasanız da bir bakın dediği kıymetli taş satan bir nevi kuyumcuydu, hatır için girdik. Az buçuk ingilizcemizle almayız dediğimiz yerden kızlarıma ay taşından birer küpe alarak çıktık. 🤣 Şöföre de komisyon verin bari dedik. Vereceğiz dediler ve vermiş olmalılar ki ağzı kulaklarındaydı.

Güzel bir sahilden geçtik. Kolombo’nun Galle Face’i; Güzel kumlu plajı ile popüler sahil şeridi. İlk zamanlar Hollandalılar Portekizlerden korunmak için toplarını buraya sıralamış. Sonraları; at yarışı ve golf sahası olarak kullanılmış. Hatta kriket, polo velhasılı sömürgeci devletlerin sporları için kullanılmış. İlk gezinti yeri olmasını zamanın İngiliz Valisi Sir Henry George Ward uygun görmüş yıl 1859. Bugünlere gelindiğinde de halkın en popüler mekanı olmuş…

Kolombo- Galla Face
Kolombo- Galla Face

Tamam dönüyoruz derken yine hayli yol gittik. Ama yol tanıdık gelince stop dedik adama nereye? Aaa limana gelmişiz. Gemiye gitmiyoruz buluşma yerine, bizi aldığın Duch Hospital’a dedik. Tekrar döndü ve buluşma yerine yine de vaktinde yetiştirdi. Maceramız da burada bitti. 😊 Victoria bizi bekliyordu, günbatımının güzelliği ile Sri Lanka’ya elveda dedik.

4. günümüz böyle geçti. 5. gün denizde geçecek. Biz Sri Lanka’yı sevdik. Bol fotoğraftan sıkılmadığınızı umuyor ve Mormugoa/ Goa- Hindistan’da görüşünceye kadar sevgiyle kalın diyorum.

Sri Lanka- Kolombo- Elveda

CRUİSE ile MALDİVLER * SRİ LANKA * HİNDİSTAN-3

Sri Lanka- Kolombo

     Evet seyahatimizin 3. günü Hint Okyanusu’nda geçti. Costa Victoria’da 4. gündeyiz 14 Ocak 2020 ve sabah saat 07:00. Gemi, Sri Lanka’nın başkenti Kolombo’nun batı Eyaletindeki limanına demirlemek üzere. 😌

Sri Lanka- Kolombo Limanı
Sri Lanka- Kolombo Limanı

Hediyelik eşya tezgahları hazırlık yapmaya başlamışlar bile. Manzara çok renkli.

Resmi adı Sri Lanka Demokratik Sosyalist Cumhuriyeti, ama 1972 yılından önce hepimiz Seylan olarak bilirdik. Seylan adı da Zeylanicum- Tarçın’ın Latince isminden gelir. Hint Okyanusu’nda Hindistan’ın altında göz yaşı damlası gibi duran bu ada ülkenin yüz ölçümü 75.000 km²’dir. Sri Lanka 20 milyonu aşmış nüfusu ile de 9 eyaletten oluşmuştur. Bizim adını bildiğimiz Tamiller Kuzeyde yerleşmişler. Başkenti 2 milyon nüfuslu Kolombo’ dur. Para birimi Sri Lanka Rupee’sidir. Dini açıdan zengin bir mozaiğe sahip. Öyle ki, Budizm başta olmak üzere, Hinduizm, İslamiyet ve Hıristiyanlık eşit şekilde dağılmıştır. İşte bir tane ilginç yapısı ile Budist tapınağı-Stupası karşımızda duruyor. Sambodhi Chaithya.

Sri Lanka- Colombo Limanı
Sri Lanka- Colombo Limanı-Sambodhi Chaithya Buda Tapınağı

Toplam yüksekliği 80 metre olan bu Stupa Budha’nın Nirvana’ya ulaşmasının 2500’üncü yılı anısına 1956 yılında yapılmış. İçinde vaaz salonu da olan stupalara Chaithya deniyor. 11 katlı bu yapıya 258 basamakla çıkılıyor. Biz vakit kalırsa gideriz dedik. Ama kısmet olmadı. En kötü havalarda bile gemiler tarafından görülecek şekilde tasarlanmış.

Sri Lanka 500 yıl boyunca Avrupa güçleri arasındaki rekabetin merkezi olmuştur. Cazibesi elbette ki doğal güzelliği olduğu kadar ipek ve özellikle baharat yolundaki en önemli doğal limana sahip oluşudur. İngilizlerin el attığı yerlerden biri de Sri Lanka’dır. Sadece İngilizler değil elbette bir dönem tarçın aramaya gelen Portekizlilerin sömürgesi oldular. Onlardan kurtulmak için Hollandalılardan yardım istediler dolayısıyla bir dönem de Hollandalıların ve en sonunda da İngiltere’nin sömürgesi oldular.

Seylon- Seylan adını kullanan İngilizler yayılmacılığı çok kurnazca yaparlar. 😉 Şirin gözükmek için İngilizceyi resmi dil yapıp, köleliği de kaldırdılar. Müslüman halkı güvenli bulup arka çıktılar ve dinlerini yaşamaları için bazı kolaylıklar sağladılar. Sonra 19. yy’da İngilizler kahve yetiştiriciliğine başladılar ve Seylan kahve ihracatı ile meşhur oldu. Bir dönem kahveye mantar hastalığı gelince kahveden vazgeçip yerine çay ekmeye başladılar. Çayı 1830 yıllarında bir İskoçlu üretici getirmiş. Çay yetiştirmede hayli de başarılı olunmuş. Bu kez de Seylan çayı meşhur olup kahvenin sonunu getirmiş. Ama Sri Lanka hala tarçın üretiminde ve dünya tarçın ticaretinde %75 ile ilk sırada yer alır.

İlk geçim kaynakları pirinçtir, suyun aşırı sıcakta uçması ile devrilen pirinç bitkisine su sağlamak için barajlar bile inşa etmişler. Gittikçe yükselen ekonomisi; çay ve tekstil olsa da turizm ve değerli taşlarını unutmamak gerek.

İngilizler; 1947’de Hindistan’a bağımsızlığını vereceğini açıklayınca Sri Lanka biz de istiyoruz der ve İngilizler 1948’de onlara da bağımsızlıklarını verir. Seylan adı uzun yıllar sonra 1972 de resmen Sri Lanka olmuştur. Resmi dilleri artık Sinhalese’dir. Tamillerle kavga dövüş yapsalar da işler durulmuşa benziyor.

Colombo;

Kelani nehri ağzında, doğal bir liman şehri olan Colombo’ya bu adı Portekizliler vermiştir. Portekizliler Sri Lanka’ya geldiklerinde çokça güvercinle karşılaşmışlar ve buraya güvercinlik anlamında Colombo demişler. Latince: Columbiformes güvercinler demektir. 

Efsaneye göre, 500 yıl önce burada yaşayan ilk yerli halk Sinhalese’lerdir. MÖ 260 yıllarında adaya Mahinda adında bir Budist gelir ve Mahinda onları Budizm ile tanıştırır. Sonrasında Budizm Sinhalese kültürüne iyice yerleşmiştir. Bugün Sri Lanka’nın %70’i Budist’tir ve Budizm resmen kabul görür bir öğretidir hatta resmi olarak da kabul edilmiştir.

Şimdi otobüsle şehri panoramik olarak gezerken sömürge döneminden kalma yapıları göreceğiz. Fotoğrafların bir kısmı şehri tanımak adına otobüsten iPhone ile çekildi haliyle camlar kirli ve ön cam silecek engeli vardı PS de beni epey uğraştırdı, ama yine de güzeller ve en azından şehir hakkında fikir veriyorlar. Bir şehri tanımak için sokaklarını gezmek, çarşı-pazarını insanların yaşamını da gözlemlemek gerekir diye düşünüyorum. Fotoğrafların bir kısmı sevgili eşim Önder’e ait. Sonsuz teşekkürlerimle. 😍

Colombo
Colombo-Liman çıkışı

Fi tarihinde bir kaleye ev sahipliği yapmış buraya kale kalmamış olsa da Fort deniyor. Bölge daha çok Kolombo’nun kültür ve ticaret merkezidir. Resmi daireler ve bankalar ile daha da önemli hale gelince çevrede görülen bu yapılaşma hız kazanmış.

Kolombo Menkul Kıymetler Borsası, dünya ticaret merkezi hep buralarda. Yerel rehber İngilizce anlatıyor bizim rehberimiz de bize tercüme ediyor. Hala İngilizlerin yaptığı alt yapıyı kullanıyorlarmış. Sömürge dönemi yapılarla karşılaşmaya başladık. Bu saat kulesini İngilizler deniz feneri olarak yapmışlar. Solundan geçip gidiyoruz. Ah evet burada da trafik solda, arabaların direksiyonu sağda. 😁 

Sri Lanka- Colombo- Deniz feneri
Sri Lanka- Colombo- Deniz feneri

Yolumuz başkanlık sarayından geçti ama çok korunaklı ve demir kapısı kapalıydı. Çok güzel tarihi yapıları olan zengin bir caddeden geçiyoruz her taraf banka dolu. Sağımızda İndian bank devamında hem Çin hem İngiliz bankası olan muhteşem bina Cargills Ceylon Ltd. Bu nasıl bir güzelliktir! Adamlar sömürdükleri her yeri ihya etmişler az bir restorasyonla hala yeni gibi ayaktalar.

Kolombo- Cargills Ceylon Ltd.
Kolombo- Cargills Ceylon Ltd.

Başka bir caddedeyiz soldaki tarihi bina ünlü Grand Oriental Hotel. GOH diye anılan otelde kalmak için hayli zengin olmak gerekiyormuş. 🤑🤑🤑 Ve önünde yine  Grand Oriantal Hotel’in yaptırdığı sömürge döneminde Rickshaw’da (çekçek arabada) bir tüccar temsil edilmiş. 

Sir Baron jayatilaka Mawatha’da (cadde) karşımıza yine bir kavşakta saat kulesi çıktı. Khan Saat Kulesi 20. yy da Hindistan Bombay’dan Kolombo ‘ya gelip yerleşen ve burada petrol kuyuları çalıştıran tanınmış ve zengin bir aile olan Framjee Bhikhajee Khan’lar tarafından yaptırılmış. Kule’nin şimdi akmayan bir de çeşmesi var, fotoğrafta görülüyor. Khan ailesinin iki oğlu babalarının 45. ölüm yıldönümü anısına yaptırmış ve Kolombo halkına şükranlarının bir ifadesi olarak adamışlar. Kolombo’nun ticaret bölgesi olan Pettah Market’e girişi gösteren sembol bir saat. 

Kolombo- Khan saat kulesi
Kolombo- Khan saat kulesi

Kolombo’nun ticaret bölgesi olan Pettah Market’e doğru Khan saati solladık, keşmekeş bir trafikle gidiyoruz. Pettah kalenin dışı anlamındadır. 

Kolombo- Sea Beach Rd.
Kolombo- Sea Beach Rd.

Sağ taraf, dar sokaklarla ticarethanelerin olduğu yerlere çıkıyor. Bir iki dönülmez yoldan sonra güzel bir yapıya yine bir camiye gidiyoruz. Kırmızı Cami- Jami-Ul-Alfar Mosque veya kapısında yazdığı gibi Al Masjidh al Jamiul Alfar.

Geniş bir caddeden geçiyoruz. Kırmızı camiye gitmek için hayli yön değiştiriyoruz.

Nihayet otobüsten fotoğraf çekmek için indik şükür. Al Masjidh al Jamiul Alfar Camii Müslüman iş merkezlerinin olduğu yerde İngilizler döneminde yapılmış 600 yıllık bir camidir, kapıda yazan 1908 restorasyon yılıdır. Ticaret için dışardan gelen iş adamlarının ve yine Hindistan’dan gelen Müslümanlarında ibadet etmesi için İngiliz mimarisi ile Sri Lanka’nın kırmızısı örnek alınarak inşa edilmiş hayli görkemli bir cami. Günlük program dolu olunca ve trafik müsaade etmediği için gezmek ne kelime ezilmeden otobüse bindiğime bile şükrettim. 😁

Kolombo-Al Masjidh al Jamiul Alfar-Kırmızı Cami
Kolombo-Al Masjidh al Jamiul Alfar-Kırmızı Cami

Pettah bölgesi ticaret bölgesi demiştik. Rengarenk albenisi çok bu caddeyi yine de fotoğraflarla anlatmak isterdim. Görünüşe göre bizim İstanbul’daki Kapalı Çarşı, İzmir’in kemeraltı çarşısı gibi ne ararsan bulabileceğin daracık sokakları var. Trafik zorlayınca hemen otobüse bindik. 🤷‍♀️ Aynı yollardan tekrar geçerek giderken bir, iki sokak sonra durma imkanı olmayan daracık bir sokaktan geçerken inanılmaz renkli maviler içinde bir Hindu Tapınağına denk geldik ama durmadık. 😥  Kolombo’daki en eski, en büyük bu tapınak Shiva ve Ganesh’e adanmış adı da Sri Kailawasanathan Swami Devasthanam Kovil Temple. 

Kolombo- Sri Kailawasanathan Swami Devasthanam Kovil Temple
Kolombo- Sri Kailawasanathan Swami Devasthanam Kovil Temple

Panoramik gezmeye devamla karşımıza bir çan kule daha çıktı derken onun da bir Budist stupa olduğunu gördük. Budizmin resmi öğreti olduğunu söylemiştim sanırım daha çook tapınak ve stupa görecek ve gezeceğiz. Stupa daire şeklinde bir alan üstüne şemsiye veya buradaki gibi çan şeklinde yapılmış çatılı dini mekanlardır. Budha’yı yüceltmek adına yapılırlar içinde dini emanetler sergilenir. Aynı zamanda tapınaktır. Şanssız diyor yerel rehber trafiği çok yoğun ters bir yerde olduğundan ziyaretçisi diğerlerinden azmış.🤔

Kolombo-Sri Sambuddhaloka Maha Viharaya
Kolombo-Sri Sambuddhaloka Maha Viharaya -Stupa

Yapılaşma o kadar hızlı ki, her taraf inşaat dolu. Carlton Ritz bile muazzam bir rezidans inşası başlatmış. 

Karşımıza  kavşakta güzel bir bina çıktı. 1864 yılında İngilizlerin General Hospital olarak kurdukları Kolombo’nun 3000 yataklı önemli Devlet hastanesiymiş. Kavşağı dönünce bu kez de bembeyaz bir saat kulesi ile arkasında yine güzel yaldızlı binalar göründü ki onlar cami olmalı. Bakalım rehber ne diyecek.

Evet gerçekten o güzel binalar yanında türbe olan çok özel cami Dewatagaha Mosque. Yerel rehberden derlediklerimle Dewatagaha Camii 1847 yılında Kolombo’ da  inşa edilen en eski camidir. Yanındaki türbe de her dinden insanların önem verip ziyaret ettiği ve Hz. Muhammed tarafından Sri Lanka’ya gönderildiğine inanılan Evliya, Seyedina As-Sheikh Seyed Usman Siddique Ibn Abdurrahman’ın türbesidir.

Kolombo-Dewatagaha Mosque
Kolombo-Dewatagaha Camii (Mosque)

Hikayeleri severim bilirsiniz bu caminin de yapılışı ve adı ile ilgili güzel hikayesi var. Efendim çoğu hikayelerde kadın baş roldedir ya bu kez de öyle. Budist bir sinhala kadını geçimini Müslüman müşterilerine Hindistan Cevizi yağı satarak sağlar. Her gün Kolombo’nun tarçın ağaçları ile dolu ormanından koşarak geçer ve Maradana’daki pazara gidermiş. Ama bir gün ormandaki Kaju ağacının köküne takılıp düşmüş ve elindeki yağ küpünü kırmış. Her taraf yağ içinde, ormana saçılan yağları toplamak ne mümkün. Çaresizce bir ağacın dibine oturup ağlamaya başlar. 

-Ben şimdi eve nasıl giderde küpü kırdım yağ yok, para da yok derim diye ağlamaya başlar. Ağlar, ağlar uyuya kalır. Bir çıtırtı duyup uyanır. Yalnız olduğunu zannederken Dewata Gaha’nın (geçit yakınındaki bir ağaç anlamına gelir) yanında duran yeşil giysili, ak sakallı yaşlı bir adam görür korkar. 

Yaşlı adam ‘korkma, ağlama, sen koş bana yeni bir küp getir’ der. Kadın koşarak en yakın yerdeki mama dedikleri Müslüman bir kadının evine gider ve kendisine hemen bir küp vermesini ister, neden diye şaşıran kadına da gelince anlatırım der. Ak sakallı, yeni bir küple gelen kadına onu yere koymasını söyler ardından da kadının şaşkın bakışları arasında ayağını yere vurmasıyla yağ yerden toplanıp havada asılı kalır ve kadın küpünü doldurana kadar da öyle kalır. Ak sakalı adam kadına -şimdi küpünü doldurdun git ve bu olayı herkese yay, beni gördüğün bu yeri de Müslüman müşterilerine göster der kaybolur.

Kadın yağ küpünü kaptığı gibi koşar adım müşterilerine gider olayı anlatır. Kimse inanmaz tabii. Ama o ağacı da gösterince kanıt arayan Müslümanlar ağacın dibinde bir mezar etrafında da dökülmüş yağları görünce bu bir azizdir derler. Buldukları bu mezarın başına bir bayrak diker sonra da yanına bu camiyi yaparlar ve adını da Dewatagaha koyarlar.

Tabii ki azizin kim olduğu bilinmez. Mucizenin üzerinden tam 47 yıl sonra Maradana camii’ne  gelen başka bir din adamı bu mezarı ve mucizeyi duyar. Mezarı ziyaret edip dini bir takım kerametleriyle etrafta bulunanlara bu bir Evliyadır adı da (Seyed Usman Siddique Ibn Abdurrahman) Said Osman bin Abdurrahman’dır der. O gün bugündür tüm dinlerden insanlar ziyaret edip dilek adarlar. Fotoğrafta camiden fışkıran tarçın ağaçları görülüyor.

Kolombo-Şeyh Osman bin AbdurRahman Türbesi
Kolombo-Said Osman bin AbdurRahman Türbesi

Caminin etrafında döndük bu kez hemen arkasında  1927 yılında Fransızların yaptırdığı Belediye Sarayını görüyoruz. Bu güzellik yine arkadaki yüksek bina ile gölgelenmek üzere.

Kolombo- Belediye Binası- Town Hall
Kolombo- Belediye Binası- Town Hall

Belediye sarayının hemen karşında Victoria dönemine ait çok güzel bir parkın önünden geçiyoruz. Devasa boyuttaki altın Buda heykeli ve onu bekleyen bir de nöbetçi askeri var. Buda’yı bekleyen nöbetçi Buda’ya saygıda kusur edip arkasını dönenleri ikaz edermiş. Turistlerin fotoğraf çektirirken Buda’nın önünde duruşları onlara saygısızlık geliyor tabii. 😁

Kolombo-Vihara Maha Devi Park
Kolombo-Vihara Maha Devi Park

Burada da bir minik hikaye yakaladım. Park adını Kraliçe Vihara Maha Devi’den almış. Kraliçe’nin anlatacağım hikayedeki; ülkesi uğruna kendini tehlikeye atan cesareti ile Sri Lanka deniz kuvvetlerindeki kadın kolordusunun ambleminde yer almış. 

Vihara Maha Devi; Sri Lanka için önemli bir kral olan Dutugamunu’nun annesi, zamanın Kralı Kawanthissa’nın da sevgili eşiydi. Genç ve çok güzel bir prenses olan Vihara Maha Devi’nin babası Kral Kelanitissa işlediği affedilmez bir suçtan dolayı kendisi ve ülkesi Okyanusun dev dalgaları ile lanetlenir. Bu lanetin kalkması yani dev dalgaların adayı yutmasını önlemek için bir kurban gerekir. İşte prenses bu laneti kaldırmak, babasının krallığını kurtarmak için kurban olmayı kabul eder ve bir gemi ile Okyanus’un dev dalgaları arasına, enginlerine salıverilir. (Babalar ve kızları 💞💞) Gemi dev dalgalarla boğuşarak giderken Dovera, Kirinda’daki kıyılara ulaştığında Okyanus adeta süt-liman olur. Kıyıya en yakın liman da Ruhuna’dır ve onu yöneten Kral Kawanthissa’dır. Prensesin hikayesini öğrenip cesaretine hayran kalan Kral Kawanthissa ilk görüşte aşık olup onu sevgili Kraliçesi 👸 yapar. İki de çocukları olur. Oğul Dutugamunu’da 🤴 daha sonra Sri Lanka’nın en sevilen Kralı olur. Onlar erdi muradına biz devam edelim yolumuza… 😌

 Bir de parkın önünde yolları süpüren çöpçü kadına ve süpürgesine bayıldım.

Kolombo-Vihara Maha Devi Park
Kolombo-Vihara Maha Devi Park

Hemen yanındaki bu kuş yuvası görünümlü yapı; Nelum Pokuna Mahinda Rajapaksa Theatre- Sri Lanka’nın dört dörtlük, süper donanımlı sahne sanatları merkezidir. Bir ana oditoryum ve bir de açık hava amfi tiyatrosu var. Mimari yapısı gerçekten de çok güzel. Her türlü sanatsal etkinliğin yapıldığı gençlerin uğrak yeri. 

Kolombo-Nelum Pokuna Mahinda Rajapaksa Theatre
Kolombo-Nelum Pokuna Mahinda Rajapaksa Theatre

Panoramik gezi bizi bu kez başka bir tarihi önemi ve değeri olan Sri Lanka’nın bağımsızlığını anmak için yapılmış olan Independence  Square- Bağımsızlık anıtına ve meydanına getirdi. Binanın cadde tarafında İlk başbakanları ‘Ulusun Babası’ diye adlandırdıkları Stephen Senanayake’nin dört bir tarafı aslanlarla çevrili anıt heykeli vardı. Zaten bu binanın yapımını isteyip mimarlara ‘bu ülkenin tarihini ve yaşadıklarını en iyi şekilde anlatın’ diye emir veren ilk başbakan olan Senanayake’dir. Ön kısmında tadilat başlamış bizde olduğu gibi demir iskeleler konmuştu.

Kolombo-Independence  Square- Bağımsızlık Meydanı
Kolombo-Independence  Square- Bağımsızlık Meydanı

Cinnamon Gardens semtinde bulunan Bağımsızlık Meydanı’ndaki bu çok etkileyici bina Sri Lanka’nın İngiltere’nin boyunduruğu altında geçen 140 yıldan sonra ilk parlamentonun açılışını Gloucester Dükü Prens Henry’nin yaptığı yerde inşa edilmiş. Böylece Sri Lanka’nın İngiltere dahil diğer ülkelerce de neredeyse 500 yıl süren sömürülmesine son verilmiş olur. Parlamento yeni yerine geçene kadar senato ve meclise tören yeri olarak hizmet etmiş olan bina halen dini etkinlikler ve önemli toplantılar için kullanılıyor. Bahçesi de halkın gezdiği spor yaptığı güzel bir mekan.

Kolombo-Independence  Square- Bağımsızlık Meydanı
Kolombo-Independence  Square- Bağımsızlık Meydanı

Betonarme yapılan binanın dışı gücü temsilen sıra sıra aslanlarla çevrilmiş. Dört köşesinde de zenginlik ve refahı temsil eden adına ‘Punkasala’ dedikleri çanaklar var. Aslında tasarımında da bence bir gerçek gizli. ☺️

Şöyle ki; Sri Lanka’daki son krallık Kolombo’ya yakın bir yerdeki Kandy Krallığıdır. İlginç olan bu binanın tasarımının Kandy’deki zamanın kraliyet mahkemesi olan ‘Magul Maduwa’nın benzeri oluşu. 1815 yılında Kandy kabile reisleri egemenliklerini ve tahtlarını İngilizlere devrettikleri yer Magul Maduwa’ydı. Yani bence şimdi Magul Maduwa’da kaybettikleri hürriyetlerini Kolombo’daki bu benzer bina Independence Memorial’da geri almış oluyorlar.

Biz içeri girdiğimizde korumaların ve askerlerin ortalıkta dolaştığı çok özel olduğunu tahmin ettiğimiz bir toplantı yapılmakta idi. Zaten salon artık dini etkinlikler ve yıllık tatil kutlamaları için kullanılıyormuş. Salon her biri ayrı güzel ahşap oymalı 60 yakın sütun başlığı ile süslenmiş. Bu ahşap süslemelerin modeli 14. yüzyıl Gampola krallığının ünlü Embekke oymalarıdır. Bakınız duvarda Sri Lanka’nın tarihi gerçeklerini yansıtan kabartmalar da duvarları süslüyor. Slayt hazırladım bakması daha güzel.

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Bağımsızlık salonunun altında müzesi de varmış ama kapalıydı. İçeriği genelde kralların ve kahramanların heykelleri ile eşyaları şeklinde. Fotoğrafta alt katta görünen sağlı sollu iki kapı müze girişiydi.

Kolombo- Independence  Memorial Hall- Bağımsızlık Anıt salonu
Kolombo- Independence  Memorial Hall- Bağımsızlık Anıt salonu

Tüm gezilerde olduğu gibi burada da vazgeçilmezimiz alış-veriş için rehberimiz bizi doğal taş satan bir mağazaya götürdü. Sri Lanka, yüzölçümünün küçüklüğüne rağmen dünyada var olan 85 değerli taşın 40 tanesini topraklarında barındırıyor. Artık o doğal taşları almak için yurtdışına çıkmaya gerek kalmadı Türkiye’de her şehirde bir değerli taş mağazası var. Benim ilgimi çekmeyen şeyler olduğu için ben de içerde ve kapı önüne çıkıp fotoğraf çekmekle meşgul oldum. Ama magnet almadan gitmediğim biline.🤷‍♀️ Size de seyirlik olsun.

Kolombo-Bauddhaloka Mawatha Str. Laksala
Kolombo-Bauddhaloka Mawatha Str. Laksala

Burçlara göre taşlar meraklıları için çektim. 😉

Kolombo- Laksala hediyelik Eşya Mağazası
Kolombo- Laksala hediyelik Eşya Mağazası

Bu masklar da duvar süsü. Hepsinin bir anlamı var.

Mayura Raksha-*Tavuskuşu*-Barış, Uyum ve Refah.         

Gini Raksha*Ateş*-Düşmanları yenmek ve dostluk.     

Naga Raksha*Kobra*-Bütün tehlikelerden korur.             

Gara Raksha*Gara* Söz ve göz nazarından korur.

Gurulu Raksha*Gurulu* güç ve şöhret getirirmiş…

 

Hayat dışarıda var şu renklere bakın. Aslında yaşam da hep böyle renkli olsa… Otobüsün markası beni eskilere götürmeye yetti. Hatırlayan varsa Leyland marka belediye otobüslerimizdi hani arka kapının yanında biletçi oturur size elindeki lastikle sabitlenmiş bileti keser verirdi. Yıl sormayın gari.😉

Kolombo- Bauddhaloka Mawatha Street
Kolombo- Bauddhaloka Mawatha Street

İki tezat görüntü. Varlık ile yokluk, zenginlik ile fakirlik mi? Yoksa kast sistemi mi? ne derseniz *O* 🤷‍♀️  Neyse yazıyı güzel keseyim. Audi’de şoför yok değil mi? 🤔 Ben göremedim ya siz? 😉 Direksiyon sağda olunca göremezsiniz tabii. 😁😁

Kolombo- Bauddhaloka Mawatha Street
Kolombo- Bauddhaloka Mawatha Street

Bugün tempo yoğun. Sırada daha iki güzel tapınak var çokça da fotoğraf. Bu güzellikleri, rengarenk görüntüleri izlemek için benden ayrılmayın derim. Arayı fazla uzatmam hemen dönerim. Hatta bir ip ucu verip kaçayım.

Colombo
Kolombo’da bir güzel.

Budist tapınaklarda görüşünceye kadar hoşça ve sevgiyle kalın. 😌 💞💞💞

 

CRUİSE ile MALDİVLER * SRİ LANKA * HİNDİSTAN- 2

Maldivler-Male-2 

Evet nerde kalmıştık. 🤔 Maldivlerin Başkenti Male’nin haritaya göre sağ yarısını- Doğusunu gezmiştik. Bugün yine 12 Ocak 2020 sol yarısını-Batısını gezeceğiz. Grup arkadaşlarımızla anlaşıp 1 $’a taksi kiralayıp bindik. Turist kandırmayı öğrenmişler bile konuşmamızda Hulhule adasını gezmek de vardı, tamam bu kadara anlaştık dedi adayı tam tur yapıp bizi yine Cumhuriyet meydanında bıraktı. Neyse görmediğimiz yerlere gittik fena sayılmaz. Bilgisi de fena değildi habire anlatıyor. Unutmadan İngilizlerin sömürgesi olan her yerde olduğu gibi Male’de de trafik soldan işliyor, arabaların direksiyonu da sağda.

Başkanlık sarayı Mulee’aage’e geldik. Kapı duvar ama nöbetçi falan yok.

Maldivler - Mulee'aage Başkanlık Sarayı
Maldivler – Mulee’aage Başkanlık Sarayı

Kapıdaki tanıtım panosunda yazılan bilgiler; Kültürel miras sayılan Mulee’ge; ‘Muli’nin yeni evi’ anlamına gelir. İlk en eski bina Sultan III. Muhammed Shamsuddeen’in atalarının evi Mule’ge’dir ve 300 yılı aşkın süredir Sultan Dhon Bandaarain’in konutu olduğu için Dhon Bandaarain olarak da bilinir.

Fotoğraftaki bu yeni bina Mule’ge’nin yerine Sultan III. Muhammed Shamsuddeen Colombo Kraliyet kolejinde (İngiliz sömürgesi dönemi) okuyan oğlu Prens Hassan Izzuddin’e kraliyet sarayı olarak yaptırmış adını da Henveriu Ganduvarı demiş. Muli’li Kathib Mohammed Thakurufaanu tarafından 1914 yılında başlanan ve Maldivler’in geleneksel mimari yapısı örnek alınarak yapılan bina Prensin 1919 yılında Male’ye dönüşü denk getirilerek bitirilmiş.

Kendisine saray olarak yapılan bu binayı Prens hazretleri eğlence mekanına çevirince sürgüne yollanmış. Gerçek anlamda kraliyet sarayı olarak değil hep konut olarak kullanılmış. Sultan III. Muhammed Shamsuddeen de kraliyetten ayrıldıktan sonra burada oturmuş. Demir kapının önünde hatıra fotoğrafı çekildikten sonra ben kameramı demir kapının arasından uzattım bu kareyi alabildim. 😓 Yassah hemşerim diyen çıkmadı. 😅😅

2-IMG_4092
Maldivler – Mulee’aage Başkanlık Sarayı

1939 yılında Henveriu Ganduvarı olan adı Prens Hassan Faraed Didi tarafından Mulee’aage olarak değiştirilip İçişleri ve Savunma Bakanlığı olarak kullanılmış. Kraliyet 1952 yılında bitince Didi bu kez Cumhurbaşkanı olup burayı hem ofis hem de konut olarak kullanmış. İngilizler dönemi Kraliçenin yetkili kişisi de burayı idari bina ve konut olarak kullanmış.

Çeşitli yıllarda rejim sistemi değişse de konut Başkanlık konutu olarak kullanılmaya devam etmiş. Halen Cumhurbaşkanı olan Ekselansları İbrahim Mohammed Salih 2018’den beri konut olarak kullanmaktadır diyor rotamızı tarihi değeri büyük Male’nin en eski camisi Hukuru Miskiiy’e çeviriyoruz.

Hukuru Miskiiy-Cuma Camii; 1153 yılında ilk Müslüman Sultan Muhammed Bin Abdullah’ın yaptırdığı Hukuru Mıskiiy 1656 Yılında Sultan İbrahim I. İskender tarafından yıktırılmış. Gerekçesi de namaz kılmaya gelen halk için yeterli değil cami çok küçük. Yeni bir Hukuri Miskiiy camii yapılmasını emretmiş. İki yıl süren caminin dış yapımında sadece mercan kullanılmış.

Maldivler- Male- Hukuru Miskiiy- Cuma Camii
Maldivler- Male- Hukuru Miskiiy- Cuma Camii

Mercanlar bizim lüle taşı gibi yaşken yani donmadan önce istenen şekilde işlenebilir kuruyunca taş gibi sağlam olurlar. İç mekan ahşaptan yapılmış. Rivayete göre de ahşaplar parçalanmış gemi enkazlarından temin edilmiş. İç mekandaki bu ahşaplarda Kur’an’dan ayetler işlendiği için camide imamların Kur’an dersi verdiği de düşünülüyormuş. 1668’de Mekke’den dönüp hacı olan Sultan İbrahim camiye bir de minare inşa ettirmiş. Kapı girişinde upuzun beyaz bir silindirik yapı tepesindeki hoparlörü görseydim minare der fotoğrafını çekerdim. İkaz eden de olmayınca farkına bile varmamışım. 🤦‍♀️

Yıkılan ilk caminin kıblesi o zamanlar Budizm olduğu için doğuyu, güneşin doğuşunu görecek şekilde işaretliyken yerine yapılan yeni Hukuru Miskiiy’in kıblesi kuzeybatıya, Mekke’ye bakacak şekilde hesaplanıp yerdeki bir levhaya işaretlenmiş. Caminin içine girmedik ama minberi ve abdest almak için su kuyusu da varmış. Hukuru Miskiiy 17. yüzyıldan kalma türbe ve güzel mezar taşları ile çevrili. Camiye en yakın bu türbe Sultan İbrahim I. İskender’e ait.

Male-Iskandar Rasgefaanu Ziyaaraih
Male-Iskandar Rasgefaanu Ziyaaraih (türbesi)

Alttaki fotoğraflarda görülen türbelerden soldaki İbrahim Sultan’a sağdaki de Dhiyamigili Sultan’a ait. Öndeki mezar taşlarının sivri olanları kral ve prenslere yuvarlak olanların da Prenseslere ait olduğu sanılıyor.

Male- Shrine of İbrahim Sultan & Shrine of Dhiyamigili Sultan
Male- Shrine of İbrahim Sultan & Shrine of Dhiyamigili Sultan

Buradaki türbe de yine eski Sultanlardan Dhevvadhoo Sultana ait.

Male-Dhevvadhoo Rasgefaanu Ziyaaraih (türbesi)
Male-Dhevvadhoo Rasgefaanu Ziyaaraih (türbesi)

Maldivler kültürünün en belirgin özelliklerini taşıyan ve en eski yapısı olan Hukuru Miskiiy yapıldığı günden beri de ibadete açık. Bu çok özel camiyi 2008 yılında Unesco Dünya Mirası Geçici listesine almış.

Taksi ile gezmeye devam. Adanın diğer tarafında ki yapay plaj ve sosyal tesislerin olduğu Rasfannu’ya geldik. Diğer plaja göre daha canlı bir yer. Bu yazıları paylaşıyorum zira çok enteresan şekilleri var. Alfabelerinin adı yani yazım şekillerine Thaana diyorlar ve 16. yüzyılda Arap harflerinden geliştirmişler.

Kadın ve adamın giysili oluşuna dikkat. 

Male-Rasfannu yapay halk plajı
Male-Rasfannu yapay halk plajı

Çok güleç yüzlü insanlardı fotoğraf çektirmekten kaçınmadılar. İkizlere bayıldık.

Male-Rasfannu'da halk plajı
Male-Rasfannu halk plajı

Oyalanmaya vakit yok güneş zaten tepemizde yine yola devam. Biraz daha ilerde geçerken gördük sıra sıra hamaklar 🤔  keyfe bakın günbatımı  🌅 izleme mekanıymış. Ah keşke imkan olsaydı da biz de o keyfi tatsaydık. 🤷‍♀️

Çok değişik bir yere geldik. Burası yukardaki plaj fotoğrafında görülen gökdelenin arkası. Metal sütunu görünce şaşırdık. 2004 yılının Aralık ayında Endonezya’nın Sumatra adası merkezli deprem 8.9 şiddetindeydi. Depremin yarattığı 10 metrelik tsunami Maldivler dahil 8 ülkede 25 bin can almıştı. TV’den izlemek bile korkunçtu. Evet Male’nin yaşadığı tsunami faciasında hayatını kaybedenlerin anısına dikilmiş bir anıt olduğunu gördük, öğrendik ve ölenlere rahmet diledik. 

Male- Tsunami Binaa Maizaan
Male- Tsunami Binaa Maizaan

Çevrede çokça balıkçı teknesi vardı. Şansımıza burada hamakları gördük, siz de bakın ne güzel koltuk hamak demek daha doğru olacak.

Male- Tsunami Binaa Maizaan Park
Male- Tsunami Binaa Maizaan Park

Yola revan olduk. Şoför vakit doldu lafları ediyor şimdi geçtiğimiz cadde Boduthakurufaanu caddesi dümdüz gidince bu güzel kapıdan girip Sinemale köprüsünden Hulhule adasına geçiliyor. Hulhule adasında bizim indiğimiz havalimanı İbrahim Nasir -Velena var. Male’nin dünya ile irtibatını sağlayan tek havalimanı. Adını da Hulhumale isimli kertenkeleden almış.

Male- Sinemale köprü girişi
Male- Sinemale köprü girişi

Bu güzelim köprüden geçmeyi hayal ederken sola sapıp bizi aldığı yere bıraktı. Biz de soluklanmak için bir Kafe’ye girdik. İnternet vardı çocuklarla görüntülü konuştuk. Etraftan bakınırken motorların birbirine çarpmadan geçişlerini izledim.

Maldivler ‘in başkenti Male gezimiz böylece bitmiş oldu. Gemimiz Hindistan-Bombay’dan dönüp tekrar Male’ye gelecek. İstanbul’a dönüş uçağımız yine Velena Havalimanından olacak. Maldivlerin meşhur balayı turizmine ev sahipliği yapan atol- adalarından biri olan Kani’ye son gün gittiğimiz için dönüşte anlatacağım. Gece Hint Okyanusu’nda seyir halinde olacağız ve 3. gün olacak. Yolumuz Sri Lanka- Colombo.

Maldivler-Male
Maldivler- Male

Biz Costa Victoria’ya doğru gidiyoruz. Siz en iyisi benden ayrılmayın zira bu gezi bol fotoğraflı ve çok renkli. Sri-Lanka’da görüşünceye kadar sağlık ve sevgiyle kalın. 💞💞💞

CRUİSE ile MALDİVLER * SRİ LANKA * HİNDİSTAN-1

Maldivler- Male-1

Uzun soluklu bir gezi ile yine birlikteyiz. Nereye gidelim konusu açıldığında Önder hemen bir ön araştırma yapar. Hindistan’ı çok sevmiştik bu kez de güneyini görelim dedik. Çok güzel bir tur bulduk 12 günlük. Uçakla Bombay’a sonra otobüsle arada feribotla Sri Lanka’ya tabii hemen yazıldık. Şansımıza fazla katılım olmayınca acente haber vermeden turdan vazgeçti. Uzun uğraş sonuçta paramızı geri aldık. Allahtan bunlar hep bizim sıkı takibimiz sonucu erkenden düzeldi. Tekrar bir araştırma ile aynı destinasyon karşımıza Cruise gemisi ile çıktı derken hem 15 gün hem de bonuslu Maldivler var. Ve oleyyy şansımıza dış kabin ile biz bu geziye olur dedik. 💃💃💃

Gemi ile seyahati ben kilo aldırıyor diye sevmezken, eşim bavul aç- kapa derdi yok diye çok sever. Neticede gemiyle seyahati üçüncü kez yapmış olacağız. Biraz ön bilgi fena olmaz.

Hindistan vizeniz daha önceden olsa da (ki bizim vardı) yeniden ve şahsen almak durumundasınız. Ayrıca pasaport sürenizin turunuzun bitiş tarihi dahil en az 6 ay geçerliliği kalmış olmalı. Hindistan vizesi sadece İstanbul ve Ankara’dan veriliyor. Maldivler bizden vize istemiyor. Hindistan randevumuzu alıp yüz yüze vize için 3-4 gün erkenden İstanbul’a gittik bahaneyle çocukları ve torunlarımızı da görmüş olduk. 😍

11 Ocak 2020 Cumartesi günü İstanbul Havalimanına grupla buluşma saatinden çok önce geldik. Uçağımızın kalkış saati 01:55. Yeni havalimanını gezdik, ben çok modern buldum ve beğendim. 👍

Saat 01:55 İstanbul Havalimanından THY ile 8 saat sürecek olan uçuşumuz başladı. Maldiv’lere yaklaşırken Hint Okyanusunun ortasında Mercan adaları veya Atollerin görüntüsü büyüleyiciydi. Bakın bakın deniz içinde bungalowlar bile göründü inanılmaz güzellikteler. Hani hep derler ya Maldivler balayı için muhteşem bir destinasyon. 😁 Bakacağız tabii ama bence bu deniz içi bungalowlardan ibaret adalardan bahsetmiş olabilirler. Zira biz başkentini de gezeceğiz. Maldivler’in diğer yüzünü insanların yaşadıkları yerleri de göreceğiz. İlerleyen yazılarımda ne demek istediğimi anlatmış olacağım. Güzellikleri kaçırmayalım. 😉

Maldivler yaz saati uygulaması kullanmıyor, 2 saat farkımız var doğuya gittiğimiz içinde aynı gün ve sabah saat 11:55. Maldivler’in başkenti Male’nin -Velana veya İbrahim Nasir İnternational Havalimanına inmek üzereyiz. Hint Okyanusunun üzerinden iniş çok güzel ve 8 saatlik uçuşumuz böylece bitti. İbrahim Nasir krallık bittikten sonra seçimle başa geçen ilk devlet başkanının adıdır.

Maldivler- Male- ibrahim Nasir(Velana) Havalimanı
Maldivler- Male- ibrahim Nasir(Velana) Havalimanı

Maldivlere hoşgeldiik… Aceleyle birine de bizi çeker misiniz? demeyince durum budur. Yalnız bırakır mıyım? Photoshop ne güne duruyor. 😁 😇

Costa Victoria’ya giriş işlemlerinin yapıldığı yerdeyiz hayli kalabalık.

Biraz bekledikten sonra özel tender botlara bindik gemimize transfer olacağız. Bir selfie çekelim artık.

Alev&Önder KAPLAN Maldivlerde
Alev&Önder KAPLAN Maldivlerde

İstikamet Costa Victoria. Bot kaptanı da tipik Maldivli.

Gemiye girişte çok sıkı tedbirler almışlar fotoğraf makinamı bile çantasından çıkartıp her giriş çıkışta X-ray cihazına soktular. Gemiye giriş-çıkış da kalabalık olduğundan biraz acele davranmak gerekiyor. Neyse şimdi gemideki kabinimizin videosunu paylaşayım.

Ardından hemen olası tehlike anında nerede toplanıp nasıl davranacağımızın tatbikatına katıldık ki, mecburidir.

Tatbikattayım
Güvenlik tatbikatında ben

Akşam yemek salonunda yerlerimiz ayrılmıştı. Yemekten sonra toplantı yaptık ekstralara katılım ayarlandı, ertesi günün buluşma saatleri belirlendi, rehberimiz  biraz bilgi verdi. Aman özel bir otel dahi olsa giriş yapıp önünden denize girmeye kalkmayın. Bir kere kadınlar zaten giremez girseler de elbise ile girebilirler. Erkekler de tişörtleri ile denize girebilirler üstleri çıplak olamaz yasak dedi. Tam İslami bir devlet. Onun için daha ilk günden bir grup mercan adalarındaki özel tatil köyüne gitmeye karar verdiler. Biz eşimle önceliği Male’yi gezmeye verdik. Gemi bu gece limanda demirleyecek. Akşam yemeği ve geceleme gemide.

2. gün; 12 Ocak 2020 ve kahvaltıdan sonra teknelerle karaya çıkıp Male’yi gezmeye başladık. Hemen karşımızda Cumhuriyet meydanı ve çok güzel bir bina Shaheedh Hussain Adam Building Hükümet binası vardı.

Male-Shaheedh Hussain Adam Building
Male-Shaheedh Hussain Adam Building-Hükümet binası

Maldivler Cumhuriyeti nerededir? derseniz; Asya kıtasına 700 km mesafede olduğu için Asya kıtasında ve Hint Okyanusunda bir deniz devletidir diyebilirim. Hindistan ve Sri Lanka‘nın hemen güney batısında yer alıyor. Birçok adası olan Maldivler Hint Okyanusunda çok uzun yıllarca oluşmuş mercan adalarından meydana gelmiştir. Devletin takımadaları yani mercan adaları bildiğimiz toprak değil resiflerin parçalanması ile oluşmuş beyaz mercan kumudur ve üzerinde sadece Hindistan cevizi yetişir. 1200’e yakın mercan adasından meydana gelen Maldivler toplam 26 adet Atolün çevresinde oluşmuştur. Maldiv halkı bu adaların 191’inde yerleşiktir ve ülkenin 540 bin kişilik nüfusunu oluştururlar. Adaların 105 tanesi özel tatil köyü şeklinde konuşlanmıştır. 120 bin nüfusu ile Başkenti Male’dir. İkinci büyük şehri Gan’dır. Gerçek Maldiv halkı Divehi’lerdir.

Tarihte çok değişik ülkelerin hakimiyetinde yaşamış. Fransızlar Hindistan’ın Pondiçeri eyaletinde bir kaleleri varmış ve bir süre Male’ye Hindistan’ın istilasını önlemek adına asker yollamışlar. Hollanda, o zaman Seylan olan Sri Lanka’dan gelip yerleşmek istemişse de fazla kalmamışlar. Portekiz’liler Hint Okyanusuna kadar indiklerinde adayı 15 sene süre ile istila etmişler. Sonra 19. yüzyılın başlarında İngilizlerin Hindistan ve Hint Okyanusundaki hâkimiyetleri artmış. İngilizler burayı da sömürge yapmak istemişler. Sultan II. Mohamed Mueenuddeen 1887 yılında  Seylan’daki Kraliçe Victoria’nın temsilcileri ile anlaşarak Maldivler’in, bir sömürge değil de korunan bir devlet olmasını sağlamış bu koruma tam 75 yıl sürmüştür. Nihayet çok uzun bir geçmiş sayılmasa da 1965 yılında kendi bağımsızlığını kazanan Maldivler 3 yıl sonra 1968, İbrahim Nasir döneminde Maldivler Cumhuriyeti olmuştur. Yerel para Birimi Rufiyaa’dır. Kişi başına milli gelir 400-500 USD civarı. Gelir kaynaklarının çoğu turizm ve kurutulmuş balık ihracatından gelir.

Ana dilleri Arapçaya çok benzeyen Maldivce-Divehi dilidir. İngilizler sayesinde İngilizceyi de ana dilleri gibi konuşuyorlar. Çok önceleri 7. yüzyıla kadar Budizm yaygınken daha sonra Hindistan’dan gelen kabilelerin gelmesi ile yerel halk İslamiyetle tanışır. Maldivler’in idari şekli Üniter Başkanlık Anayasal Cumhuriyet’tir. Müslüman bir ülkedir diyor gezmeye başlıyoruz.

Burası Cumhuriyet meydanı. Güvercin bolluğu bizim Eminönü’ndeki fotoğraf çekmeye gittiğim Yeni Camii hatırlattı ve sonraki kare Önder’in yakaladığı ‘an’ karesi, şaşkın bakışları ile beni izleyen bir adam. 😁😁

Hükümet binasının hemen yanında güzel bir bahçe içinde altın kaplama kubbeleri olan bir camii gördük. Külliye demek daha doğru olur. Cami var adı Cuma Camii, kütüphane, konferans salonu var ve İslami tüm etkinliklerin düzenlendiği bir yer. Tam adı As-Sulṭaan al-Ghaazee Muhammad Thakurufaanu al-A’uẓam veya As-Sultan Ghazi Muhammad Bodu Thakurufaanu.

Bir ekleme ve hatırlatma yapayım. Çok önceleri 7. yüzyıla kadar adanın Budist bir Sultanı varmış. 1154 yılında ticaret için adaya gelen faslı sufi Ebu’l-Bereket Yusuf el Berberi ile tanışan Sultan onun etkisiyle İslamı kabul edip adını da Muhammed el-Adil olarak değiştirmiş. Dolayısıyla adada İslamiyet hızla yayılır. Tarihten tanışık olduğumuz ünlü Arap seyyah İbn-i Batuta seyahatnamesinde bahsetmiş. 1343’te Maldivler’e gelmiş bir dönem Krallık yapan Sultan Davud bin Yusuf’un kızıyla evlenmiş. Birkaç yıl kaldığı dönemde din adamlarına İslamın kurallarını öğretmiş ve o tarihten sonra da ada İslam kanunlarıyla yöneltilmiştir. Ölüm cezası vardır.

Male-As-Sulṭaan al-Ghaazee Muhammad Thakurufaanu al-A'uẓam
Male-As-Sulṭaan al-Ghaazee Muhammad Thakurufaanu al-A’uẓam Külliyesi 

Külliye’nin adını aldığı Sultan Muhammad’ın bir de hikayesi var. Hikayeleri severiz. ☺️ Maldivler’i işgal eden Portekizliler Sultan VI. Ali’yi öldürürler ve Maldivler’i 15 yıl boyunca 1558-1573 yılları arasında işgal altında tutarlar. Bu süreçte adanın Portekizli valisi halkı Hıristiyan yapmaya zorlayıp kabul etmeyenleri işkence ile öldürtür. Öyle bir zaman gelir ki, Maldivler’in kanıyla yıkanan Hint Okyanusu neredeyse kıpkırmızı olur. O dönem Utheemu adası halkından olan Muhammed Portekiz’lilerle denizde yapılan vur-kaç gerilla savaşlarına katılır ve adanın Portekiz’li valisi tarafından iki kardeşi ile birlikte adadan sürgün edilir. Muhammad bu duruma son vermek için iki kardeşi Hasan ve Ali’yi de yanına alarak Hindistan’a yakın Minokoy adasına gider. Üç kardeş burada zamanın en büyük Maldiv gemisi olan Kalhuoffummi’yi inşa ederler. Bir grup taraftar ile her gece bir başka adaya çıkıp Portekiz askerlerini yok edinceye kadar savaşırlar. Komutan Muhammed en son Portekiz valisinin Male halkı’na ‘ya Hıristiyan olursunuz ya da topluca hepinizi öldürürüm’ deyip bir gün belirlediğini öğrenir. Yapılacak Male katliamından bir gün önce Muhammad ve taraftarı Male’ye ulaşır. Muhammad Portekiz valisini kendi tüfeği ile öldürür ve Male katliamını önler. Böylece Maldivler Portekiz işgalinden Muhammad sayesinde kurtulur. Maldivler’in kahramanı olan Muhammed Thakurufaanu’ya Gazi ünvanı verilir. Öldürülen VI. Sultan Ali’nin yerine sultan yapılır 1573. Tarih onu çevreci, insanları koruyup kollayan iyi bir insan ve ilk birleşik güç olan askeri orduyu kuran Sultan olarak yazar. 1585 yılında eceliyle ölmüştür.

Neyse günlük yaşama bir adım atalım ve soldan çarşı içine girelim. Yaya yürünse bile kısa sürede gezilebilecek bir başkent. Yüzölçümü topu topu 6 km² dir.

Maldivler denince aklımıza gelenler genelde Okyanusun çevrelediği kum ve güneş, lüks otellerle dolu bir cadde vs. Ama hiç düşüncemize uymayan bir yaşamla karşılaştık. Okulların çokluğu, modern birkaç dükkan, Vietnam-Hindistan kadar bol vasıta ama bu kez sırf motor ve sürekli hareket halinde insanlar. Ülke bir tatil cenneti değil. En azından başkenti değil. Cennet mercan adalarında yapılanmış lüks tatil köylerinde. Ada içinde açıkta alkol satılması ve içilmesi yasak olsa da Male içindeki otellerde ve diğer tatil köylerinde herşey serbest.

En hareketli ve önemli binaların bulunduğu Chandhanee Magu- şantiye caddesindeyiz.

Maldivler’in ilk ulusal müzenin önündeyiz. Maldivler’in 1952 yılının Cumhuriyet Bayramı’na denk getirip açılışını Başbakan Mohammed Amin Didi yapmış. Tarih 11 Kasım 1952. Eskiden saray binasıymış. Zaten hemen yanında Sultan Parkı var. Tarihi obje olarak sultanlardan kalan giysiler ve zırhlar. İslamiyet öncesi kalıntılar kısaca bize biraz zayıf geldi sonra gezeriz deyip sokakları keşfe devam ettik.

Male- International Museum
Male- International Museum

Müzenin hemen yanında peşpeşe iki okul Aminiya ve Iskandhar okulları kızlar tesettürlü ve çok güzel motorsiklet biniyorlar.

Male- Aminiya School
Male- Aminiya School

Eğitim ücretsiz. Okuryazar oranı %90 dan fazla. 250 ye yakın ilkokul, ortaöğretim ve az sayıda da meslek okulu var. Yüksek öğrenim için yurt dışına gitmek zorundayken 2011 yılında gerçek anlamda The Maldives National University Cumhurbaşkanlığınca onaylanıp kurulmuş. 1973 yılında sağlık bilimi koleji olarak atılan ilk temelden sonra Enstitü şeklinde gittikçe yükselmiş ve bugün tıp dahil birçok fakülte ve yüksek okulu içinde barındıran Maldiv Ulusal Üniversitesi olmuş.

Male- Iskandhar School
Male- Iskandhar School

Bir köşe başında rastladık bu park yerine. Male’in tüm özel binalarının simgelerini işlemişler ama yine saygısız insanların kirlettiği manzara olmuş. 😡 İstanbul Üsküdar’da da belediyenin yaptığı böyle park gibi bir dinlenme yeri var.

Male
Male

Diş kliniği yine gözüme takıldı kan çekiyor derim ya. 😁 Male’de diş hekimleri dahil toplam 150 doktor varmış özeller dahil 5 tane de hastane. Ve evlerin çoğuda rengarenk. Şu yeşile bakın bayıldım.

Male- Dental Care Center-Diş Kliniği
Male- Dental Care Center-Diş Kliniği

Bunaltıcı bir sıcak var. Üstelik daha sabahın 09:00’u. Güzel bir anne ile oğul’a denk geldik. Fedakar annelerden, oğlunun çantasını sırtlamış okula gidiyorlar. Biz nasıl da hamallık yapmışız peh. Ve yine bir okula denk geldik. Ahmadhiyya Uluslararası okulu. Öğrenimde başarı oranı yüksek görünüyor.

Ahmadhiyya okuldan aşağı doğru devam edince sağdaki sokakta meyve satanlar var. Önder sen çek ben şuradan bakayım sanırım adayı boyuna katettik dedim. Fotographer By Önder Kaplan 😘

Ve Güney yönündeki deniz göründü. Evet Male’nin 2 küsür km’lik boyunu kat etmiş bulunuyoruz. 💃💃💃 Eni de zaten 3 km. Bizde aralardan dolaşarak yarım tur geri döneceğiz demektir. Çıktığımız yer Male’nin Boduthakurufaanu (Magu) caddesi. Dümdüz devam edince diğer yapay adaya Velena havaalanının olduğu Hulhule adasına gidiyor. Etrafta tek bir ağaç yok.

Male- Boduthakurufaanu Magu
Male-Boduthakurufaanu Magu

Sıcak olabildiğince bunaltıcı, güneş neredeyse tepemizde. 🤯 Yok bu çıplak ağaçsız sahilde yürüyemeyiz diye kıyıdan, gölgeden gidelim diyerek ara yollara saptık.  Male’nin de öteki yüzünü görmüş olduk. Çok dar ve kesinlikle yalnız dolaşamayacağımız sokaklardan geçtik. Önümüze çıkan binalardan buraların sanayi bölgesi olduğu izlenimi edindik. Rehbersiz gezeceğimizi tahmin edemeyince dersimi de çalışmamıştım. 😅 Aslında ben gideceğimiz yeri önceden çalışmayı sevmem. Göreceğim yeni yerlerin heyecanını kaybetmiş gibi oluyorum.

Yollar yürümekle aşınmaz 😉 yürüdük yeniden silinmemiş izlerden. Ve en sevdiğim iki görüntü biri sokak arası diğeri çamaşırlı balkonlar.

Haritaya baktım da Ameenee Manu ‘da( caddesinde) yürümüşüz. Güzel bir okul anneler bekleşiyor, hemen karşısında da güzel bir çocuk Parkı vardı. İsimler pek garip 😁 Kuda Kudhinge Bageecha.

Male- Kalaafaanu School
Male- Kalaafaanu School

Male- Kuda Kudhinge Bageecha Çocuk Parkı
Male- Kuda Kudhinge Bageecha Çocuk Parkı

Male halkı insanın yüzüne bile bakmıyor hayret. Çok da konuşkan sayılmazlar ama birşey sorarsanız ancak güleç yüzleriyle cevap veriyorlar. Yine de fotoğrafınızı çekebilir miyim? diye işaret edince sessizce kafa sallıyorlar. 👍😁 Ben genelde çekmeden önce iyice onay alıyorum neme lazım.

Bu küçük yeri pek sevdim en üstünde Bar 2000 fotodaki tabelada da comfood-yemek yazıyordu. Böyle köşe başı dükkanlarda genelde çay içip hedhikaa dedikleri bir çeşit baharatla tatlandırılmış içinde balık olan hamur işi (bizim mantı benzeri)  yemek için gelirlermiş. 😁 Bu çay evleri artık azalmış. Yerini birkaç sokak ilerisinde denk geldiğimiz, kaçıncı kuşak bilemedim ama yeni model kahveciler neyse işte cafeler 😏 almış.

Nihayet deniz göründü. Hithigas caddesi ile (offf Manu dan sıkıldım sanırım 😁 ) Boduthakurufaanu caddesinin kesiştiği kavşaktayız. Hemen sağımda stadyum vari bir yer tam bize göre dinlenmelik yer dedik ki, zaten Newport Restoran zinciri sahiplerinin yaptığı Male’nin medar-ı iftiharı (tamam gençler Male’nin gurur duyduğu) Sinamale köprüsünün şu harika manzarasını seyir yeriymiş. 😂

Olsun biz de oturup biraz köprüyü temaşa ettik bir iki uçağın inişini seyrettik. Nasıl da güzeldi. Biliyor musunuz? Maldivler de Venedik gibi küresel iklim nedeniyle zamanla sular altında kalıp yok olabilirmiş. Bu ön görüyle Maldivlilere 2005 yılında Avustralya’ya sığınma hakkı verilmiş. Ve bu yüzyıllar içinde olabilir düşüncesi bile korkutmuyor ki, devasa gökdelenler dikilmeye başlamış. 🤦‍♀️

Male- Newport seyir platformundan Sinamale Köprüsünün görünümü.
Male- Sinamale Köprüsü

Yürümeye devamla Male’deki Artificial Beach’e geldik. Hint Okyanusundaki köpek balıklarına yem olmadan yüzebilmeleri için Male halkının denize girmesine olanak sağlayan yapay plaj. Etrafına ağaçlar dikmeye başlamışlar park henüz yapım aşamasında. Photographer By Önder Kaplan

Burada denize girenler yasaklara uymak zorunda. Kadınlar elbise ile erkekler şortlarının üstünde tişörtleriyle girebilirler. Manzara doyulmazdı.

Male- Artificial Beach- Yapay plaj
Male-Artificial Beach- Yapay plaj

A bir kadın yüzüyor bekleyip çıkarken çekeyim dedim. Oley.

Male-Artificial Beach
Male-Artificial Beach

Bu maviş camii yazmazsam olmaz. Cami çok modern. Bakınız 5 adet sipsivri dizayn edilmiş enteresan minareleri var. En son 5 minareyi Bitlis’te görmüştüm.😉

Maldivler’in 6000 kişilik 6 katlı en büyük camisi olacak olan bu maviş caminin yapımını Suudi Arabistan’ın sağladığı fon ile bir Türk firması üstlenmiş. Parasını veren düdüğü çalar misali adını da Suudi Kral Selman bin Abdulaziz’den almış. Bağışlanan fon Arapların Maldiv’lere bağımsızlıklarının 50. yılı hediyesiymiş.

Maldivler-Male- Selman Bin Abdulaziz Camii

Yürümeye devam. Bu kısımlar adanın resmi binalarının çoğunlukta olduğu yer. Neredeyse yerli nüfus kadar motosiklet olan Male’de çok garip tek bir korna sesi yok. 🤔 Görüldüğü gibi yine motosikletli bir hanım. Ona bakayım derken köşedeki eğri pencereli binayı atlamışım 🤦‍♀️ şimdi paylaşırken gördüm, aklıma Rotterdam’daki kübik evler geldi. 🤷‍♀️

Male sokakları
Male sokakları

Müslüman ülke olunca camii de bol oluyor. Duvarın ardına geçmedik artık. Adı Masjid Alnoor parlayan güneş misali kubbesi var minaresi de oya gibi.

Male- Masjid Al- Noor
Male- Masjid Al- Noor

Alimas Ufaa Carnival denilen bir yerdeyiz. Burası da Male’nin Arenası onlar Carnival diyorlar. Kapı girişi renkli ve onların Maldivce- Dihevi harflerini de göstereyim istedim.

Male-Alimas Ufaa Carnival- Arena
Male-Alimas Ufaa Carnival- Arena

Artık sıcaktan bunalmış vaziyetteyken sahile ulaştık sayılır. Fotoğraftaki ana-kız ile tur boyunca çok yerde karşılaştık. Arka fonda Costa Victoria bizi bekliyor.

Male'de turist olmak.
Male’de turist olmak.

Okyanustaki kirliliğe inanamadık. 😱 Aslında inandık nereye boşaltım yapacaklardı ki! Sadece akıntı yok herhalde olsa burada birikmezlerdi diye düşündüm. Hemen kenarda atık su boruları vardı ama temiz akıyordu, sanırım arıtma suyu idi. Yıllar önce yağmur sularını biriktirerek su ihtiyaçlarını karşılarken, teknoloji sayesinde Okyanus suyunu tatlı suya çevirerek kullanıyorlar. Neyse askeri kıyı koruma botları, balıkçılar, su altı dalış kayığı derken…

Artık iyice nemden ve sıcaktan da bunalınca ben 😓; Male’li, gençleri model alıp bugünkü perdeyi Costa Victoria ile kapatalım diyorum.

Şehrin öte yakası kaldı. Gemi ile dönüp dolaşıp geleceğimiz yer yine Male olunca 😁 diğer yarısını son gün gezeriz dedik. Ve öyle yaptık. Ama konudan uzaklaşmamak adına ben Male’yi aynı gün olarak sizinle paylaşacağım. İkinci yarıda görüşmek üzere sağlıkla ve sevgiyle kalın…💞💞💞